Yazar: girdap

  • Merhaba dünya!

    WordPress’e hoş geldiniz. Bu sizin ilk yazınız. Bu yazıyı düzenleyin ya da silin. Sonra yazmaya başlayın!

  • önsez-i (gd)

    yazdıklarını basılı yayınlayabilmenin tek yolu kitap mıdır? soruyu şöyle değiştirelim; bir insan yazdıklarını neden yayınlar?daha aptalca bir soru için bkz: “neden yazıyorsun?”buk’un, benzer bir soruya karşılık verdiği yanıt: “neden bu kadar aptalca sorular soruyorsun” idi.
    yaptığım bir çok şey için, aynı iki aptal soruyu çok işittim:
    “para kazandırıyor mu?”
    “neden?”

    işin parasal yönünü es geçelim. fanzin yaparak para kazanılmaz. ama bu soruyu sorabilen zihniyet, her daim önümde, dokuz metre onbeş santim uzağımda bile değil, daima burnumun dibinde, bir baraj olarak duruyor, taşaklarını korumaktan başka bir dert de edinmeden kendilerine.

    “neden?” kısmına geri dönersek; epey sıkıldığım bir dönemde, “neden yaşıyorsun?” demiştim, “neden yazıyorsun?” sorusuna cevaben. ve dönüp bana, “yazmak için mi yaşıyorsun?” demişti. ki anlatılamadığımı anlamıştım, ki daha aptalca, ki yazmak için yaşanmaz, yaşamak için de yazılmaz. son iki ifadeyi, dört farklı anlamda, düşünebiliriz, sonuç değişmeyecektir. açmayalım, şimdilik. anlamları.

    zırvalıklarımı, birisi, kitap haline getirmiş olsaydı da, sonuç değişmeyecekti. yıllar sonra, yayınlayan yerin, kelepir kitaplar kategorisine, gireceğime şüphem yok. elimizde kalanları, çöpe atmak yerine, kakalamak için, fiyatımızı düşmeyi öğrettiler bize, ki avucumuzu yalamayalım.

    “kapitalizm, kitabı, değişim-değeri bağlamında bir meta [ticari eşya, mal] gibi görür. kapitalist için mesela bir ayakkabı ile bir kitap arasında, bir fark söz konusu değildir. Kullanım değerinde nasıl metanın niteliği öne çıkıyorsa, değişim değerinde metanın niceliği öne çıkar. kapitalist için, metanın niteliği değil, niceliği, yani, kaç sattığı önemlidir artık. kitabın da bir ticari eşya [metâ] olarak çok satıyor olması, kapitalizmin mantığı ile birebir örtüşür. doğallıkla çok satışı sağlamak için kışkırtıcı ve elbette göz alıcı bir reklamcılığa ihtiyaç vardır.” hilmi yavuz

    baştaki soruya dönersek; yazdıklarını basılı yayınlayabilmenin en iyi yolu fanzindir. galiba bu yüzden, uzun uzun zamandır, bir şeyler biriktikçe, toparlayıp, farklı isimler altında, veriyorum fırına. ve şimdi, bir zamanlar bir çok yayınevine sunduğum, ve sonrasında, tüm içeriğini, bir zip dosyası yapıp, netten saldığım, “useless and empty words” yani, “işe yaramaz ve boş kelimeler” üst başlığını taşıyan, kitap olamayan kitaplarımı, (yayınlanınca, ona da “kitap değil bu” diyecekler, şiirlerime “şiir değil bu”, öykülerime “öykü değil bu” denildiği gibi) fasikül halinde zine olarak yayınlama karara aldım. bazı öyküler, geçmiş bazı fanzinlerimizde de yayınlanmış olabilir, ama hiçbir zaman herhangi bir yayında veya net ortamında yayınlanmamış şeyler de olabilir.

    “geriye dönüşler” adlı zırvalık da, bunlardan bir tanesi. ilki. zırvalık kelimesini işlerim için kullanma hakkı bir tek bana aittir. benim kendi kendime veya ürettiğim işlere, gerçekle karışık bir alay şeklinde veya tamamen hissettiğim tükenmişlik halinin yarattığı öfke ile yakıştırdığım sıfatları bir başkasından işitince, çok güzel sağır dilsiz taklidi yapabiliyorum. kör taklidini beceremediğimi bilmenizi isterim ve size doğru gelen bir orta hatta ortada top bile yokken çıkabileceğiniz rövaşatalarınızı boş geçmeyip boya kalemlerimi elime alabilirim, skorda bir değişiklik yaratmak için..

    “sizi uzaktan izledim, gerçek olmadığınızı bilsem, görüş açınıza girerdim” kayra (of gına)’nın bir liriğinden rötüşlediğim mottom)

    geriye dönüşler isimli serime gelirsek; bir zamanlar yazılmaya çalışılıp yazılamayan ama bilinçaltımda da -tamamen kurgulanmayıp- bizzat yaşanmış olan, gerçeklikten, arda kalan izlerin, bir toplaması. ki hala, sorulacak olursa eğer bana, “bunlar gerçek mi?” diye, gerçekmiş gibi anlatabilirim herkese. çok fazla psikotrop, gerçeklikle bağınızı koparıp, sadece düşlediğiniz bir şeyleri, gerçekmiş gibi hatırlamanıza, neden olabiliyor.

    12 sene önceydi. 2000 yılı eylül ayı. hiç kimse yoktu. gerçek anlamda hiçkimse. özlem, refik, tuncay ve seçil dışında. odamın içinde dönüp duran hayaletler. ve ardından, onlarla birlikte geçen 9 senenin, yadsınamayacak bir şekilde gerçekliğini ret etmenizi sağlayan, bir dinamit atarlar içinize, 2009’da, ayılırsınız: gerçeklikle kurduğunuz bağ, hiç hoşunuza gitmez: psikoz öncesi-psikoz-psikoz sonrası.

    burada okuyacağınız kişi ve olaylar, hayal ürünü değildir, kurgusal olarak adlandırılabilecek her durum, aslında yaşanmış olan bir gerçekliğin, bilinçaltında farklı bir frekansta açığa çıkmış halinden başka hiçbir şey değildir. o yüzden, ardından bana dönüp, “şurası olmamış, burası buraya uymamış, edebi değil, şiir değil, gerçekdışı, çelişkili, abartılı” ve türevi, her türlü eleştiri, kamusal alandan özel alana doğru yapılan, izinsiz bir yürüyüşten başka bir şekilde algılanmayacaktır. hoşunuza gitmiyorsa, okumazsınız, olur biter. tüketici haklarının bu konuyla ilgili bir kanunu yok: çünkü ortada, satıcı-tüketici-fetiş fiyatı-garanti belgesi yok. ancak, küçükleri muzır neşriyattan koruma kanununun konuyla ilgili görüşleri, çevirmenleri manken sanan polislerin*, üniforma fantezileri ile sınırlı olduğu için; hakkınızı bir de, o tür ilgili mercilerde, arayabilirsiniz: benim başımda, ilgilim olan bir mercii yok!
    ait olduğumuz, toplum-veya-devlet-veya-dünya; atar damarımızı kesmekle uğraşıyor. ki bize sattıklarını, tersyüz edip, gerisin geri kusamayalım.

    02.06.12

    * “ölüm pornosu” isimli kitabın çevirmenini ifade sırasında manken sanan polislerin durumu kast edilmiştir. yanlış hatırlamıyorsam NTV haberi idi, başka kanalda olabilir, gerçektir, yaşanmıştır böyle şeyler, hafızamızı diri tutmamıza izin vermezler ama sürekli aklımızı çelecek kuşkular var ederek taş devrinden beri; üçüncü boyutta görünmez canavarlar ile onlara ilik olan zanlı insan nesli.

  • sabaha 26 kala

    ## sabaha 26 kala. ##
    ön bilgi: Ahmed al-Sharaa, Abu Mohammed al-Golani > Hey’et-i Tahrîrü’ş-Şâm (HTŞ) > AL-Nusra> ed-Devletü’l-İslâmiyye (IŞİD), Al-Qaeda (El-Kaide) (wikipedia yönlendirmesi sadece)

    demeç 1:
    Trump: “Suriye Devlet Başkanı çok sıkı çalışıyor, kendisi çok güçlü ve çetin birisi. Orada dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazıları var ve onları o gözetiyor.”
    demeç 2:
    ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack:

    “Suriye’nin artık DEAŞ Karşıtı Koalisyon’a katılan, Batı’ya yönelen ve terörle mücadelede ABD ile işbirliğini yapan meşru bir hükümeti var. Bu durum, ABD – SDG ortaklığının gerekçesini değiştiriyor. SDG’nin DEAŞ ile mücadelede desteklenen birincil güç olma konumu ortadan kalktı.

    …………………………………………….

    soru: düne kadar ABD ordusu, resmi internet sitelerinde işid’e karşı mücadelede SDG’yi müttefikleri olarak tanımlanıyordu. ne değişti? trump&rte ortaklığı size anlatıyor?

    el cevap:
    el-kaide, işid benzeri örgütleri besleyip büyüten silahlandıran ve kontrol eden güç, mezapotamya’yı yaklaşık yüz yıldır kana bulayan güç, filistini kana bulayan güç, iran’da ki mevcut rejimi sovyetlere karşı tesis edip şimdi indirmek isteyen güç, arap halklarının tamamında diktatörleri önce destekleyip sonra bir kısmını indiren güç, osmanlıyı yıktırıp kemalist rejimi kurdurtan, şimdilerdeyse kemalist rejimi sonlandırıp yeni bir uyduruktan müslüman, türk-sunni  kontrolünde yeni osmanlıcı, kindar bir ümmetçilik ile kapitalist emperyalist AKP rejimini onayan aynı güç, aynı merkez.

    bu merkezin yeni aktörlerinden ve zihniyet ikizlerinden biri olan RTE&AKP ve yandaşları ile öte taraftaki Trump&Netanyahu ortaklığı ve onların paydaşları değil sadece sorumlu.. çok daha tepelerde arayın kuklaların iplerini tutan elleri. o güçler firavunlar zamanı mısırda da, amerika’da da köleyi köleye dövdüren, sanayi sonrası dönemde şef amir köleleri işçi kölelerin başına diken merkezle aynı.

    sistemin tüm çarkları birbiri ile bütünleşik bir şekilde dönüyor sadece yüz elli beş yıl değil belki elli beş bin 26 yıldır, gelişip dönüşerek, güçlenip giderek merkezileşerek. bankacılıktan, haritada çizilen sınırlara, bizi din millet renk cinsiyet ideoloji, sınıf diye kutuplara bölüp, fikirsel olarak çatıştırarak veya kanlı savaşlarda ölüp öldüren biri haline dönüştürerek..

    ve giderek katılaşan yüksek teknolojili gözetleme sistemlerini güvenlik bahanesi ile inşa edip özgürlüğümüzü göz ardı eden; iklim bahanesi ile toprağımıza tarlamıza suyumuza havamıza göz dikerken fabrikaların, maden inşaat şu bu vs firmalarının, yüksek teknoloji şirketlerinin,  doğayı sömürmesini görmezden gelen ve görmemizi istemeyen, pandemi bahanesi ile sağlığımızı hiçe sayıp bir dizi yasakla ve kurallarla yeni bir toplum modeline hazırlayan, aynı güç, aynı merkez.


    komplo teorisi diyenlerin beynini komple ele geçirmişler zaten, onlar düzene hizmet ederken hala sistem karşıtı olarak geçinerek, siktirip gidebilir hayatımdan!!! işporta tezgahıma gelirlerse ben bizzat kovarım, zahmet olmaz.

    …………………………………………….

    öz savunma ve karşı saldırı:
    hüdapar’ın, el-kaidenin, işid’in zihniyet ikizi RTE ve avanesi nezdinde katli vacip bir müslümanım, tao ve islam’ı sentezleyen Allah’a ve anarşi’ye gönül vermiş, bu yüzden onların bağnaz görüşlerine göre mürted bir varlığım; ama her ne olursa olsun onların ve elçilerinin tanrılık ve bekalık iddiasını red ediyor illallah’tan önce “la ilahe” diyorum. ilah yoktur. hele hele insan ilah hiç yoktur. olmamıştır. olmayacaktır. olamayacaklardır. istedikleri kadar devletin bekası desinler. bekalık iddiası şirktir.


    özet ve çağrı:
    dünyanın neresinde olursa olursa, hangi varlığa yapılırsa yapılsın, zulme ve katliama karşı olmayanlarla beraber yeni bir dünyayı kuramayız.

    haksızlık kimden gelirse gelsin, zalim baban da oğlun da kardeşin de eşin de olsa, aynı kara parçasına hapsedilip milliyet diye uydurma bir şey ile ırkdaş olduğun iddia edilen biri de zalim olsa, senin çıkarına gelse de onun zalimliği, bu uğurda ölme öldürülme pahasına karşı olacaksın diye öğrendim ben. o yüzden yerzünün zalimlerine karşı mazlumların yanında durmayan ve “ama” ile başlayan cümleler ile savunmaya geçenlerle beraber saf tutmaya devam edip ortak bir dünya düşü kuramayız.

    ukrayna-rusya savaşındaki masum varlıkların yanında (insandan hayvanına bitkisine yaprağına toprağına suyuna kadar); filistinin yanında; iran halkının yanında; amerika’da ki tüm gerçek amerikan yerli halkları, ve afro-amerikanlar, latinler, göçmenler ile ICE’a karşı olan herkesin yanında; ve rojava’nın yanında;  suriye’de zulme uğrayan tüm varlıkların yanında (insan, hayvan, bitki veya kürt türk, arap, alevi, sunni, durzi, yahudi, hristiyan vs ayırt etmeksizin o bölgedeki tüm grupların yanında;

    durmayanlarla….

    işid tohumlarının zulmüme karşı, herhangi bir varlığın özgürce yaşama hakkını savunmayanla beraber yeni bir dünya kuramayız.


    TRUMP&RTE ortaklığı ile maskelenen çok daha büyük bir projenin karşısında net bir politik tavır takınmayan veya hala hiçbir şey olmuyormuş hala her şey günlük güneşlik denizlik kumsallık ormanlıkmış tatil mevsimindeymişiz gibi dünyada sanıp kendini öyle bir yaşam sürüp, düzenin, sistemin, gezegendeki 26 bin yıldır süren sömürü düzeninin değişmesi için mücadele etmeyenlerle, bu saatten sonra yollarımı ayırma kararı aldım. yeter artık. yeterli yani. hala her şey yolundaymış gibi yaşıyorsanız, yaşayın. ona lafım yok. bir gün sizin özgürlüğünüz için de mücadele ederiz. o ayrı. ama zaman kaybettirip üstüne enerjimizi düşürdüğünüz aşikar.

    izmir’de 14 yaşımdan beri yerel olarak verdiğim mücadelede; fikir ayrılıklarımızı bir kenera itip, ortak paydalarımızda buluşarak, özgürlüğümüzü ve zalimlerin zülmüne karşı herhangi bir varlığın yaşam hakkını ve özgürlüğünü elinden geldiğince savunan gezegenin dört yanında bir dolu kardeşlerimiz olduğunu görüyor duyuyor hiisediyor ve biliyoruz.

    umutsuzluk ve mutsuzluk için zaman yok.

    gecenin en koyu hali sabaha en yakınlaşıldığı andır.

    “depresif insanlarla bel bağlarsak dünyayı değiştiremicez kuzen” arky rabia

    “isteseniz de istemeseniz de dünyayı değiştiricez” arky rabia

    peace love révolte

    ZEM’t Galaxyz’Zzz BolOrdusu
    yatay düzey kumandası zackEVA of UnPz Crew

    *görsel: UnPz Crew broşür 2007 sürümü kapağı.


    28 01 26 0426

    09 08 47

    ….

    ps: 01ocak33-29dokuz54

  • always 1312 all states are killer

    polis 1: kadın bir trafik polisi beni az önce kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçirdi “gel beraber geçelim” deyip arabaları durdurarak. ki ben zaten yürüyüp geçiyordum beklemeden (buca heykel tarafı, işlek bir cadde – hastane dönüşü bunalmışım zaten ki genelde ben arabaları sallamam, arkadaşlarımın azarından da fenalık geldi bu konuda) 

    polis 2: “Caddenin karşısında yürüyordum. 17. Cadde ve Broadway. Polis memurları beni kaldırımda durdurdu ve kimliğimi sordu. İsmim konusunda beni terlettiler. Memurlar ‘Yerini öğrenmelisin’ dediler. Beni kırmızı ışıkta geçmekle suçluyorlardı.

    Beni neden böyle küçük bir suçla suçladıkları konusunda söyleniyor ve tartışıyordum. Ben de bağırmaya devam ettim, bana cezamı vermelerini ve işime devam etmeme izin vermelerini istedim. Sonra bir de baktım ki yüzüm betona gömülmüş, elim kelepçeli, yüzüm kan içinde ve tutuklanmaya direnmekten hapse giriyorum.” 1991-tupac amaru shakur

    dediğim gibi ben bugün zaten karşıya geçiyordum ve kendi kurallarını çiğneyen trafik polisinin kendisi idi, olabilir de.. bana iyilik mi yaptı? bu da olabilir.. ki ben zaten araba maraba sallamam geçerim. geçiyordum da.. benim başımda ilgilim olan bir mercii yok, kırk bin kere dediğim gibi, fanzinlerimde çok daha sert metinler kolajlar var, rahatsız olan kendisinin ilgilisi olarak kabullendiği merciisine şikayet edebilir.. 

    bugünkü mevzuya dönersek; hayatım boyu polislerden bekçilerden zabıtalardan güvenliklerden kısaca “üniFORMALİTE’lilerden kişisel olarak üstelik defalarca gördüğüm muameleri düşününce, bugün başıma gelen telafi etmez yaşadıklarımı, yaşadıklarımızı, yaşattıklarını. sadece bu ülkede değil, dünya çapında, o kurum bağlayasıca kurumların.. ki istifa etmeleri dışında hiçbir şey telafi etmez açıkçası.. istifa etmeleri de hemen telafi etmez.. bi sorgulamak düşünmek izlemek anlamak gerekir sonraki süreçlerini yaşantılarını vs.. 

    bugüne kadar düştüğüm karakollarda yaşadıklarım, iki farklı eski sevgilimi karakola çektinlerindeki yaşattıkları.. (birinde ben sonradan haberdar olup ağzımda sigara ile sorgusuz sualsız dalmıştım içeri kapıdaki zarbolara danışmadan, diğerinde sevgilimi alırlarken kavga edip kendimi de onla beraber aldırmıştım, başka alınmalar da var zaten, çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği kuruçayda çingene mahallesinde yunusların çingene arkadaşlarıma yaptıkları.. say say bitmez gerçi) 

    ha bak afyonda esat abime yaptıkları geldi aklıma da şimdi. daha düşünsem çok çıkar.. 

    ülkede ve bütün dünyada yaptıkları..öldürdükleri, sakat bıraktıkları insanlar.. bir kurum kötü ise, içindeki bazılarını kahramanlaştırıp “ama” diye aklayamazsınız.. behzat diye bir kahraman yaratıp dramatikleştirip, romantikleştiremezsiniz.. 

    bu konuda geçmişte uzun upuzun yazdım. tekrar etmicem. pac’ın ve benim kırmızı ışık maceramı anlatayım derken laf uzadı. üniforma fantezisi güvenliklerde de zabıtalarda da askerlerde de var.. suni bir güç elde edip kendini üstün görme kompleksinin ötesinde, sakatlanmış bir zihniyete yol açıyor bu fantezi. 

    kısaca, şiddeti tekelinde bulundurma hakkı olan devletin meşru şiddet güçlerinden birinin içinde masum kalamazsınız. iyi bir anne baba kardeş arkadaş dost olabilirsiniz ama o üniforma içinde emir kulusunuzdur, müslümansanız da şirk koşuyorsunuzdur. ve tekrar söylemem gerekirse, defalarca ve defalarca, “kul” kelimesi “köle” anlamına gelir ve “osmanlı torunuyuz” diyen şahısların, kendi dedelerini dedelerinin dedelerinin dedelerini osmanlı hanedanı ve padişahlar, kulu olarak kabul ediyordu, osmanlı tebaası, osmanlı hanedanı ve dolayısıyla padişahın kulu yani kölesidir.. kendilerini de allah’ın yer yüzündeki gölgesi olarak görürlerdi. topkapı sarayında bu arap alfabesi ile hala yazar.

     e tabii böyle bir gelenekten gelince, yeni padişamızın her emrini, kulu olarak uygulayanlardan birine “sen allahın kulu değil emir kulusun” diye bağırınca kışın izban alsancak girişinde, devreleri kısa süre yanmış, bi yasağı çiğnemişti..

    oluyo öyle şeyler, çok da şaapmamak, çizgiyi bozup, romantik hezeyanlara gebe kalmamak lazım.

    net tavır. fuck ortayol! 

    ACAB!! all states are killer

    ama elbet bir gün onların içlerinden de bir kısmı rüzgar dönüp, terse akan dip akıntı yüzeyi ele geçirip suyun akış yönünü değiştirince, taraf değiştirecek.. o ayrı mesela, bu yazının konusu değil. 

    peace love révolte rabia

    girdo zackEVA undatoe

    5 6 25 11 39

    her metne sabit dipnot: kelime hatalarından, eksik veya fazla yazılmış harflerden sanchez sorumludur. redaktörüm olur kendisi. gözden kaçırdığı bir şeyler mutlaka vardır. kendisi ile spam@unthatow.xyz adresi üzerinden e-posta yolu ile temas kurabilirsiniz. ancak tdk’yı kılavuz edinenlerin imla hassasiyetleri ve diğer edePiyasal karın ağrılarınız için başvurabileceğiniz bir ilgili mercii yok. aslına bakarsanız benim başımda ilgilim olan bir mercii de yok, Allah ya da diğer adı ile Tao dışında. 14 yaşımdan beri katıldığım edePiyat oyunlarında aldığım ödülleri satarak geçimimi sağladığım yönündeki iftiralara itibar ediniz ama.. hadi çav belladonna!

    ..

  • bi tık bitik tamamen bunalmış veya aşağıda ve geride

    işportaya başladıktan sonra geçenlerde… 

    ve 15 aylık tamamen ölülükten ve belkide 5 yıldır ortalıkta pek olmadıktan, olamadıktan ve dahası 2018 23 ocak gecesinden sonra, 2 ocak 2024 tarihine kadar bir fabrika içine çalışmak için girmedikten sonra.. 

    dahası 2018’deki o fabrikadan tazminat hakkım için atılası imzaları atmaya gittiğim o mart ayı, bir daha fabrikaya girmeyeceğim sözünü kendime verip tam 6 sene bunun için deli gibi hem sokakta hem de net aleminde direnip, bir çok iş kurma denemesi ile, zaten var olan borcuma borç katıp, üzerine tüm motivasyonunu ve dahası dirençini kaybettikten sonra.. 
    torbacı bile olabilecek kadar çıkmaza düşüp intiharlardan dönüp, bir fabrikaya giriyorsun.. yıl 2024 ocağın 2’si.. ve zaman içinde ölüş moduna geçiyorsun (uçuş modunun ruhani versiyonu) 
    zamanla 2025 yılı başı kendine gelip, sonra havaların düzelmesi ile işportaya da başlıyor, arkidişlere de görüşüyor, 4bin liraya yakın paraya kıyıp geri dönüşü olmayacağını bile bile, zine basıyorsun.. 
    eylemler de var ülkede sonucundan pek umutlu olmasan da.. dünyadakilerinden var umudun, hatta eminsin hep emin oldun, gördün, görüyordun, dünya değişecekti sadece zamanı vardı ve bu zaman azaldı. taş çatlasın 10 yıl kalmıştı ve çok büyük acılar da çekilecekti.. 
    elinden geleni yapacak ve bu çorbada ne olunabiliyorsa, ne olabiliyorsan o olacaktın, gerekirse bunun için ölmüş biri.. 
    gel gelelim şimdi, bir cumartesi akşamı fabrikada, çevreden gelen sesler maç muhabbetleri izlenen maç ile birlikte akarken, ve daha başka pek de hoş olmayan sohbetler, sigarana abanmak için kaçabileceğin başka bir alan yokken, ve izin alsan veya aniden sikerim işini deyip çıksan eve gitmek için; evine olan mesafesi, servisin çıkış saati olan 23:00’da binerek varabileceğin zamanı da aşıcak bir uzaklıkta olan fabrikada… 
    benim burada ne işim var diyorsun.. 
    dün yeğene sordum evde biran var mı.. varmış içtim.. 
    bugün de abime giderim çıkışta alır içerim. ve abimin dükkanda da iki tane yuvarlarım.. 
    “üstümde yük olduğundan içmemek bi saçmalık” costo
    ve derdimle dertlenecek kimseyi göremiyorum bu karanlıkta.. 
    burada anlattığım derdimle değil.. 25 yıldır mücadele ettiğim derdimle.. 
    ..
    zihnimin içi çok karanlık.. biri ışıkları yakabilir mi?
    bubi tuzaklarıma takılıp beni sakat bırakmayacak biri? 
    eskisi gibi genç enerjik ve neşeli olmasam da
    dönülebilir mi o zamanlara?
    ve artık siktiminin infoshop’unu siktiminin izmir’inde kurabilir miyiz? siktiminin diğer projeleri tekrar start alabilir mi? siktiminin broşürünü kimse okumuyor mu “peace révolte rabia” aşkına?
    restart için hiç heveslenme deniyorsa.. 
    teenage zamanlarımdan kalma ve hala üstüme olan The Prodigy sweet’imi giyip
    firestarter da olabilirim tek başıma.. 
    sadece, kitsch bir sessizlikle karşılaşacağımı bildiğim soruları
    bu karanlıkta sorma ihtiyacı hissediyorum..
    sorabilirim öyle değil mi?
    hepsi bu.. 
    dünya değişecek, isteseniz de istemeseniz de değiştireceğiz, uluslarüstü (arası değil) bir alanda her yerde, yerden yabanotu gibi çıkan varlıklar sayesinde.. sürekli olarak hakikatın arkına (farkına değil) varıp dönüşenlerle büyüyerek.. 
    gerçek izafidir hakikat tek. 
    bunu bir görsel ile açıklamıştım vakti zamanında.. üç boyutlu algı dünyasında sana gerçek gelenle, yani kutunun içi ya da çehresi ya da dışından gördüğünün ile bir ya da bir kaç boyut üzerinden görülebileni arasındaki fark?
    do you under starlit me?
    sadece ve sadece
    yerelde bunu sağlayabilecek bir ivmenin yakalanıp yakalanamayacağı ihtimali benimkisi.. 
    yoksa ben zaten 14 yaşımdan beri bunun mücadelesini tek de olsam veriyorum nigga.. 
    burası çok karanlık
    beyaz bir karanlık bu
    birileri karanlığımızı söndürebilir mi?
    dünyayı ateşe verme riskini göz ardı ederek. 
    26.nisan.2025 – 2037 
    zackEVA
  • slogan yürüyüş forum ve doğrudan eylem

     izmir’de ve belki de tüm türkiyede tırt ve asıl kötü olan, gerçekten bir şeyler yapmaya çalışan bireylerin özellikle belirtmek isterimki bireylerin, (tek başına ya da bir azınlıkla hiç bir şey yapmaya cesareti olmayan ama çoğunluk olunca slogan atıp evlere dağılan değil) yalnız bırakılması ve üstüne bu bireylerin bir araya gelmeme inadı.. ben izmir’de eylem haberi takip etmiyorum artık.. gece itibari ile kararım bu.. 

    sokaktayım. daima olduğu gibi. yapmaya çalıştığım şeyin (en başta tek başıma, sonra bir kaç kişi ile, bir dönem çok iyi organize olan kalabalık bir grupla ve sonra yine bir kaç kişi ile ve şimdi en baştaki gibi tek başıma) yönü hedefi krokisi başı sonu ortası duruşu haritası taslağı belli ve bi yolum var.. bi çok kişi ve grupla bir araya gelme çabalarımdan da yıldım, gezi süreci yılmıştım, son bir ayda pes ettirdiler.. ve yoruldum. ve bıktım.. bu dayanışmayacağım ya da bir araya gelmeyeceğim veya davetlere ya da yapmaya çalıştığım(ımız) şeye destek olmak isteyenlere kapalı olduğum anlamına gelmiyor tabii ama, çoğu zaman görünen köy kılavuz istemediği gibi fareli köyün sahte kavalcılarına da kanmamak gerekiyor (örn: tkp, chp, bar anarşistleri, vs vs) “görünen köyün kavalcıları” ile yürümek lazım.. metaforlarım kapalı bu noktada ama metinlerde açmıştım geçmişte.. 

    günaydın bu arada.. 🕊

  • önemli duyuru-işporta hakkında

      ÖNEMLİ DUYURU: yarın işporta.. sadece takas geçerli yarına özel ve illa benimle değil, gelenler de kendi arasında takas yapabilir.. ben de kitap ve zine var. aynı yer alsancak kilise sokağı (zabıta’nın sonradan kendilerine prefabrikö mekan kurduğu ve ösym sokağı diye geçen yer ancak oranın adı mamutlardan önce kilise sokağı idi ki bize göre Korku Parkı İstasyonu adı. alsancak iskelesinden çıkınca tam karşı sokak) 
    iletişim için şimdiden pas atabilir gelmek isteyen, gsm de verilebilir ancak whatsapp yok signal var
    ve e-posta: girdap@riseup.net /
    sosyal medya dm’lerini bazen geç görebiliyorum ama yarına kadar özellikle bakarım bildirimleri açıp, gelmek isteyenler için.
    saat: 17:00’da sokakta olur, 17:30’da engeç, tezgahı açmaya başlarım. yer değişikliği ya da hiç olmadı çay çimlerde oturma bir yerde çay içme vs vs dahil, tezgaha dokunulmazsa da tezgah açık kalmak kaydı ile: 
    17″00-23″00
    arası diyelim.. 
    edit 2: ben evden termus getiriyorum bu arada, her tezgah açtığımda.. senelerdir.. siz de böyle yaparsanız herhangi bir yerde de parayı dolaşıma sokmamış olursunuz o gün böylece
    not: 
    zabıta gene kanca takarsa ki takıcak.. iskele’nin kilise sokağına doğru yürüyüş tarafı ile, sahildeki yürüyüş yolu kesişiminin yakınına, çok az çapraza çimlere açıp denicem.. olmadı bi çay may içerük.. 
    peace love révolte rabia*
    *ispanyolca öfke demektir, rabia ve bu anlamı ile kullanmaktayım
    #sokak #işporta #izmir #alsancak #takas 
  • pek yakın çok uzak

    üç vakte beş ışık yılına kadar bura kalmak üzere unthatow nokta net adresine geçiyorum.. 

    unpzcrew blog ise zemtgala nokta xyz adresine.. bilginiz ola..
    gardımı da alam kafa düzenlere: ışık yılı mesafe ölçü birimi evet efenim çakıyoruz biraz uzay zamandan.. ve hatta sadece kuantum paralel verenler vs değil.. ne dedik mamutlardan önce yazdığımız bir metinde: 
    “paralel verenlerin adını, simetrik ve asimetrik verenler olarak değişecek ya.üzerine bir kaç galaksi daha vericez kabul edersiniz” ZEMt Galaxyz’Zzz madde ötesine geçiş teknolojileri başkansız birimi.. 
  • baş gargamel (#yorumlurepost)

    baş gargamel

    repost önsezi: receblerine yazdığım şiirlerden biri daha (2008) gerçi yazdıklarıma hep “şiir değil bu” dendiği için evet, “şiir değil bu” türündeki bestem için,  şiir değil bu türündeki, baş gargamel’e attığım tühtühlerimden (çocuk oyunu bu tühtüh) biri için kaydırın gitsin aşağı okurken ekranı da..

     kaydıraklarımızı kurup kayalım parklarda çocukken olduğu gibi.. o da bir eylem biçimi olabilir. 40 yaşına gelmişsin sen çocuk musun diyecekler. çocuğum ulan.. çocukluğumu hiç kaybetmedim ben! siz nerede düşürdüyseniz gidip bulup tutup elinden getirelim, çaldılarsa sizden çocukluğunuzu (ki bu da mümkün benim de 20-30’lu yaşlarımı fabrikalar çaldı, hala çalıyorlar) çocukluğunuzu çaldılarsa gidip alalım ellerinden zorla, döve döve, gerekirse, ağzını burnunu kırıp çalanların, ayaklarını gıdıklayıp saçlarını çekerek, vermiyorlarsa çocukluğunuzu.. şiddete karşıysanız eylem biçiminde, benden uzaksınız, kusurakalma..

    Baş Gargamel

    odada volta atıyorum şimdi

    bir ileri bir geri

    bir geri bir ileri

    ne yapacağını bilmez bir şekilde

    ve hiç bir şey yapamayacağının bilincinde

    senin için uygun görülen asgari ücretle

    sorun;

    çalışmak zorunda olmak

    ve yine de paranın yetmemesi


    günde ortalama on iki saat

    hafta da beş gün

    bazen altı

    ve bazen gündüz bazen gece giderek işe

    ve her geçen gün biraz daha bıkarak

    ve bırakamayacağını bildiğin halde

    istifayı düşünmek servisi beklerken

    sabahın dördünde

    beş iş başı için

    kimse yokken dışarıda

    herkes uyurken

    sinek kaydı yanaklar

    yarı uykulu gözler

    aç karnına üçüncü sigarayı içerken

    ve on beş saat sonra evdeyim derken

    beş iş başı

    on sekiz paydos

    on dokuz ev

    bedenen bitik

    ruhen bitik

    tahammül sınırın çoktan patlamışken

    yama dolu ruhunla

    soğuktan titreyerek

    maaşı hesap ederek

    faturaları ve kirayı

    ve biriken bakkalı

    ve hiçbir şeye ilaç olmayan zamanı

    nereye kadar derken

    hiçbir yere gitmediğini biliyorken

    yerinde bile sayamayıp

    aynı odada

    aynı tempoda

    dakikalarca attığın volta

    bir ileri bir geri

    bir geri bir ileri


    odamdayım şimdi

    duvarlarımla baş başa

    kesilmeyi bekleyen yüzlerce gazete sayfası

    ve yapıştırılmayı bekleyen kolajlar ile

    bir sigara sarıp

    bir boklar yazıyorum

    siz ne derseniz deyin adına

    şiir ya da değil

    ya da ölümün son hecesi

    umurumda bile değil hiçbir şey diyorum

    umurumda oysa

    uçup giden günler

    kayıp giden zaman

    ve her geçen gün biraz daha

    ayak uydurmakta zorlanan ruhum

    hayatta kalma mücadelesi

    bir şekilde kalırsın hayatta

    iyi veya kötü

    günleri yaşarsın

    çalışarak ya da dilenerek

    direnmekten vazgeçerek patronlara

    sorun yaşam şartların değildir oysa

    sorun

    seninle birlikte yaşamaya çalışan insanların

    çalışmana muhtaç olmasıdır

    ve öyle ya da böyle

    bir vefa borcun vardır onlara

    yetmişindeki babana mesela

    ve karışıp gitmeden o toprağa


    balkondayım şimdi moruk

    gecenin bir yarısı

    elimde yazmayan bir kalemle

    harflerin izini bırakıyorum kâğıtta

    bir sigara daha yakıyorum

    ve biliyorum yaşamanın

    yazmaktan daha zor olduğunu

    bir cümle için iki saat düşünerek

    best-seller olan adamlara

    yazmanın daha zor geldiğini de biliyorum

    ve odada volta atıyorum işte

    bir ileri bir geri

    bir geri bir ileri

    sonra duvarlara bakıyorum

    sanki bir şey delip içeri girecekmiş gibi

    kahrolası atlar

    her geçen gün daha kötü koşarken

    kuponlar peş peşe yatarken

    ve tat almazken artık aşka dair cümlelerden

    ağzına yapışan sigara kokusunu umursamazken

    duvarlara bakıyorum

    ve bir duvar daha görüyorum arkasında

    sonra bir duvar daha

    sonra bir duvar daha


    ve başımızdaki gargamel

     “kriz bizi etkilemez” derken

    27 yıldır kriz geçirip

    şirinleri göremiyorum

    4.aralık.2008


    ve bunun yazıldığı günden bugüne bir şey değişmedi, hala geçinemiyor fabrikada çalışıyor zabahın köründe ctesi pazar fark etmez alarma kalkıyor vardiyalı çalışıyor ve dünyanın değişeceğine dair arzumu kaybetmiyor bu çorbaya ne lazımsa o olmaya çabalıyorum. fuck peace i want justice. no peace o justice.