Blog

  • bazen düş kurmak gerekir

    bazen
    kendini
    nedenini
    bilmesen de
    huzurlu
    ve
    her
    şey yolundaymış gibi hissedersin
    huzur
    pek uğramaz ama sana
    ve
    bir şeylerin yolunda gitmesinden öte
    ters
    bile gitmiyordur işler
    hiçbir
    yere gitmiyordur
    yerinde
    sayıyordur
    zaman
    akmıyordur
    çakılıp
    kalmışsındır
    her
    geçen gün
    bir
    öncekinin aynı iken
    tüm
    felâketler
    ardı
    ardına gelir
    otobüs
    için bile para bulamazken
    evden
    çıkamazken
    gidebileceğin
    en uzak nokta
    yürümeye
    gücünün yeteceği en uzak nokta iken
    ve
    dahası dostlarım
    fatura
    nedeni ile kesilen
    telefon
    su
    ve
    elektrikle
    oturmuş konuşurken
    sigara
    sarmaya çalışırsın
    -tütünün
    vardır hiç olmazsa-
    daha
    sonra
    çakmağı
    bulur
    sigarayı
    yakar ve
    camdan
    dışarı bakarsın
    günlerdir
    süren yağmur
    günlerdir
    süren soğuk
    günlerdir
    süren cehennem
    günlerdir
    süren şikayetler
    yaya
    gelen postacılar
    faturaları
    kapının altından iterken
    yaya
    gidilen iş görüşmelerinden
    kapı
    dışarı edilirsin
    yine
    de başını kaldırmaya gücün yeter
    günlerdir
    açmayan gri gökyüzü
    şekil
    değiştirmiş
    güneş
    doğmuştur nihayet
    tekrar
    olması
    gerektiği yerde
    olması
    gerektiği şekilde
    parlıyordur
    sana
    sana
    parladığını düşünürsün
    her
    şeyin senin için olduğunu
    özel
    olduğunu
    özel
    bir hayat sürdüğünü
    yazar
    hayatı
    yazar
    sıkıntısı
    tanrı’nın
    bazı
    insanlara
    yazar
    olmaları için enjekte ettiği
    hüznün
    şırıngası
    kendini
    kandırıyorsundur oysa
    ama
    buna ihtiyacın vardır
    kendini
    kandırmaya
    boka
    battığını düşünmektense
    bokun
    içinde hazine bulacağına
    ki
    önemi yoktur hazinenin
    ya
    da başka birilerinin
    seni
    bir hazine olarak görmesinin
    elektriğin
    önemi yoktur
    suyun
    önemi yoktur
    telefonun
    önemi yoktur
    bakkala
    gider
    rica
    edip
    para
    vermeden gazeteyi kurcalamak için
    ilânlara
    bakarsın ayaküstü
    birkaç
    adres not edip
    gazeteyi
    yerine koyar
    ve
    en yakın mesafeden
    başlarsın
    dolaşmaya
    ertesi
    gün
    daha
    kötü hissedeceğini biliyorsundur

    aramak
    yokuş
    aşağı koşmaktır

    bulmak ise
    30
    gün bir duvara tırmanıp
    her
    maaş günü o duvardan atlamak
    yere
    çakılmak
    ve
    baştan başlamak
    bıkmışsındır
    ama artık
    umursamıyorsundur
    çözmek
    istemiyorsundur hiçbir meseleyi
    üzerinde
    adresler yazan kâğıdı
    bakkaldan
    dönerken çöpe atar
    “sikmişim”
    dersin güneşe doğru
    “bugün
    tatil yapacağım”
    evet
    evet
    işsiz
    insanların
    kendilerine
    verdikleri
    ufak
    kafa tatilleri

    aramadan geçirdiğin
    ufak
    tatlı kaçamaklar
    ve
    “her şey iyileşecek zack” dersin kendine
    bir
    kadın kapıdan içeri girip
    odanı
    ve kafanı toplamana yardım edecek
    ve
    yatağa girdiğinde
    orada
    olacak daima
    “yazabildin
    mi bir şeyler” diyecek
    “beşinci
    roman da bitmek üzere” diyeceksin O’na
    ve
    mutfakta bir şeyleri deviren kedilerinizden birine
    bir
    küfür savurup
    uykuya
    dalacaksın
    yaş
    kırk beş
    15
    mayıs 2008

  • mükemmel bir yazar

    artık
    yazamadığımı söyledi bana
    boktan
    şeyler zırvaladığımı
    sanki
    daha önceleri
    farklı
    bir şey yapıyormuşum gibi
    çok
    matah değil, biliyorum
    bir
    insanın sürekli
    kendi
    sikindirik hayatından
    ya
    da kendi hayatının çok sikindirik olduğundan
    en
    büyük acısından
    ya
    da hangi gün nerde nasıl sarhoş olduğundan bahsettiği
    saçma
    sapan ve birbirinin aynı bir dolu öykü yazması
    hem
    çok zor bişi de değil bu
    ve
    çoğumuzun bunun dışında
    yapabileceği
    daha iyi bir şeyi yok
    başka
    hiç bir şey yapmadığımızı söylemek istemiyorum
    sadece
    bunun
    dışında yaptığımız şeyleri
    isteyerek
    yapmadığımızı söylemeye çalışıyorum
    ki
    bunu da
    yani
    yazmayı
    isteyerek
    yaptığımız söylenemez
    çoğu
    zaman
    ama
    bir şekilde
    bundan
    medet umar hale dönüşebiliyor bazılarımız
    ya
    da bu sayede
    olduğundan
    farklı görünmeye
    iyi
    yazmak hiçbir şeydir dostlarım
    bir
    at boku kadar etkisi yoktur iyi yazmanın
    insanın
    kişiliği üzerinde
    ama
    yine de
    biri
    geliyor ve senden daha iyiyim diyor
    bir
    diğeri, artık yazamıyorsun deyip sırıtıyor
    sanki
    çok sikimdeymiş gibi tüm bu güzellik abideleri
    dergi
    çıkabilir
    dergi
    hiç çıkmayabilir
    çıkıp
    batadabilir
    hiçbir
    önemi yok bunun
    zor
    bir şey başarmışız hissine bürünmeyeceğiz
    ya
    da üzülmeyeceğiz aksi bir durumda
    bakkala
    şarap alması için gönderdiğin kardeşinin
    gelirken
    şişeyi düşürüp kırması
    daha
    hüzün verici bana kalırsa
    sabahın
    ikisinde
    son
    parayla
    ve
    geceyi atlatabilecek başka hiçbir çözüm yolu kalmadığında
    ah
    evet tabii
    saçmalıyorum
    büyük
    laflar edemiyorum
    büyük
    bir ruha sahip değilim çünkü
    ve
    bunu ben kabul ediyorken
    birinin
    tutup, boktansın demesi
    oldukça
    komik olmalı
    sizce
    de öyle değil mi?
    artık
    yazamıyorum
    doğrudur
    sayın bay gökkubbe
    ama
    başta da dediğim gibi
    yazmak
    hiçbir şeydir
    ve
    insanlara
    ya
    da bizzat kendine
    yazılanlara
    göre değer biçmek
    aptallığın
    daniskası
    bu
    yüzden lütfen
    bir
    daha, yazmak üzerine konuşmaktansa
    peggy
    lee’nin
    o
    harikulade sesine kulak verip
    sessizleşelim
    ki
    sakinleştirir de insanı, gerçekten
    iyi
    bir hatun vokal
    beth,
    karen, peggy, amanda, nina, rubella, alison
    ama
    iyi veya kötü
    herhangi
    bir sevgili
    insanı
    uçurumdan aşağı sürükler
    bunu
    isteyerek yapıyor olmasa da
    yani
    göğe çıkardığını sanıyorken aslında
    o
    yüzden bir kez daha
    bir
    aşkın büyüsüne kapılmışken yaptıklarından
    pişman
    olduğun günü hatırla
    ve
    vazgeç
    es
    geç
    uzak
    dur,
    daima
    uzak
    laf
    yarıştırabiliriz
    dilersen
    dövüşedebiliriz
    ama
    bunu
    müsait
    bir zamanda
    tekrar
    düşünelim
    girdap
    artık yazamıyor
    girdap
    çocukça davranıyor
    girdap
    teenage vari bunalımlarından çıkamıyor
    girdap
    sitesine gelen bütün hatunları tavlamaya çalışıyor
    sokak
    edebiyatının kalitesi düştü
    girdap
    beni kıskanıyor
    evet
    pekala
    tüm
    bunları bir kenara bırakalım
    müzik
    “you
    deserve” diyor peggy
    ben
    de ona kulak veriyorum
    kimse
    bana hak vermese de olur
    ya
    da kulak
    sikmişim
    kaliteli yazmayı

    05.mayıs.2008
  • yirmiyedi

    ciğerlerim
    ağrıyor
    evde
    tek başına
    bir
    silahı olmalıydı
    dünyayı
    içinden çıkarıp atması için
    basit
    bir sıyrık gibi
    ufak
    bir kurşun yarası
    deliğini
    tıkaması için
    nefes
    almasın diye
    duymamak
    için ya da
    sessiz
    film
    izleme
    karış
    kaybol
    beyaz
    içinde beyaz
    siyah
    içinde siyah ya da
    bir
    silahı olmalıydı
    kendini
    kapı dışarı edebilmek için
    bıçak
    işe yaramaz
    hap
    işe yaramaz
    kurşun
    işe yaramadı
    oku
    ve geç
    düşünme
    üzerinde
    düşünecek
    bir şey kalmadı
    bir
    çay koy hadi
    zehiri
    ben ayarlarım
    yapacak
    bir şey kalmadı
    bekleyecek
    bir şey kalmadı
    evde
    tek başına
    mutfakta
    tek başına
    bir
    silahı olmalıydı
    bıçak
    işe yaramadı
    sigara
    işe yaramadı
    alkol
    işe yaramaz
    alışkanlık
    her şey
    bir
    noktadan sonra
    fark
    edemiyorsun
    geçiştiriyorsun
    daha
    şiddetli bir patlama için
    dört
    kişiydik
    biri
    ağlıyordu
    diğerinin
    omzuna yaslı
    yolda
    tek başına
    ya
    da onun gibi bir şey
    Something
    In The Way
    her
    şey başa dönüyor
    bir
    süre sonra..
    ölene
    kadar devam edenler
    ya
    da kendini öldürenler
    fark
    yok arada
    üzülüp
    ağlamak da
    ve
    devam edebilirim
    şimdilik
    ama
    yapmayacağım galiba
    bir
    süre sonra
    Something
    In The Way
    Something
    In The Way
    3.mayıs.2008

  • siktir et

    pas
    demen gerekir bazı eller
    kötü
    gelmiştir kağıt ya da
    başka
    birinin kazanmaya ihtiyacı vardır
    sen
    batsan da
    çıksan
    da
    değiştirilmesi
    olanaksız bir pozisyona düşmüşsündür zaten
    nakavt
    edilmişsindir yani
    ayağa
    kalkıp birkaç yumruk daha yemek aptallık olur
    kazanma
    şansın sıfırken
    seyirciler
    çektiğin acının
    bi
    gram farkında değilken
    ve
    hiç kimse hiçbir şeyin farkında değilken henüz
    zafer
    şarkıları
    ve
    bağrış çağrış arasından
    sürünerek
    sıyrılıp
    uzaklaşmak
    zorundasındır
    ardına
    bakma
    asla
    ardına bakma
    kangren
    olmuş bir kol gibi düşün
    ve
    çıkar at
    işlerine
    karışma
    içlerine
    karışma
    hiç
    kimsenin işine karışma
    sessiz
    sakin
    ve
    acıdan gebersen de
    umurunda
    değilmiş numaraları
    21
    mart 2008
  • ardımızda kalan yaşamlarımızda bir avuç bok şimdi

    ardımızda kalan yaşamlarımızda bir avuç bok şimdi

    tuvalet
    olarak kullanılıyor
    ve
    sular kesik
    ve
    tıkandı lağım
    o
    yüzden pis kokuyor
    ve
    o yüzden iğrenç görünüyor
    umursamıyor
    ama
    içinde
    bir ölüyü besliyor fark ettirmeden
    dünya
    ağzına sıçarken
    ve
    milyonlarca kez “benden uzak durun” dediği halde
    kimse
    laftan anlamıyor
    tuzaklar
    tuzaklar tuzaklar
    tuzaktan
    kumanda ya da
    başa
    sar
    ileri
    al
    durdur
    kes
    kapat
    değişen
    hiç bişi olmayacak
    tüm
    olasılıkları tükettik
    irtifa
    kaybediyoruz
    ve
    neden ağzıma sıçıldıktan sonra
    şifonu
    ben çekmek zorunda kalıyorum
    bilmiyorum
    girdapiç..
    *
    başlık “özver yılmaz’ın “karanlık” adlı şarkısından alınmıştır..

    18.mart.2008
  • eski güzel günler

    adamın
    biri geliyor
    ve
    yazdıklarımı beğendiğini söylüyor
    eyvallah
    diyorum
    değişik
    bir tarzım varmış
    ve
    kendisi de yazıyormuş
    ona
    da eyvallah diyorum, herkes yazıyor, yazabilir
    ve
    esasen
    bir
    kum torbasının ne kadar tarzı varsa
    benim
    de o kadar olabilir demek geliyor içimden
    demiyorum
    susuyorum
    konuşmaya
    istekli değilim
    sıkılıyorum
    gerginim
    sarhoşum
    ve
    sorular devam ediyor
    ardı
    arkası kesilmeden
    her
    soruya sadece cevap verip
    aynı
    soru kipini
    “ya
    sen” diyerek geri iade etmiyorum
    anlamalı
    diye düşünüyorum
    konuşmak
    istemediğimi
    en
    azından bugün
    ya
    da
    sadece
    beleş bira için bulunduğumu burada,
    oysa
    bu
    durumu
    daha da kötüleştirmekten başka bir işe yaramıyor
    nerde
    oturuyorsun
    çalışıyor
    musun
    hangi
    okula gidiyorsun
    kimleri
    okursun
    hangi
    filmleri seviyorsun
    gerçek
    adın ne
    hebele
    hübele
    kendimi
    bir röportaj veriyormuş gibi hissediyorum
    ki
    vermişliğimde var daha önce
    birkaç
    fanzin, birkaç dergi, ot ve bok
    ki
    sıkıcı
    ki
    gereksiz
    ki
    üzerinde iyice araştırılma yapılması gereken bir mesele bu
    ve
    ben üzerinde iyice araştırılması gereken bir ürün değilim
    ve
    bekliyorum
    ve
    zaman öldürmek için sorulara cevap verirken
    yalanlar
    uyduruyorum arada bir
    kendime
    önemli bir yazar süsü veriyorum
    şaşalı
    klas
    ve
    aynı anda
    ve
    aynı odada
    bir
    hatun gözlerini bana dikmiş
    bir
    dahi olduğumu sezinliyor
    geceyi
    benimle geçirmeye hazır
    geceyi
    kendimle bile geçirmeye hazır hissetmiyorum oysa
    bir
    an önce sızıp
    sabahın
    köründe baş ağrısı ile uyanınca da
    bu
    lanet yerden çıkıp gitmek istiyorum
    senaryo
    tekrar ediyor
    bu
    kez
    eve
    yeni gelen başka bir tip
    aynı
    soruları soruyor
    onların
    misafiriyim
    karşı
    koyamıyorum
    hiçbir
    şeye karşı koyamıyorum
    üzerime
    akın eden sinekler ordusu
    biri
    şifonu çekmeli diye düşünüyorum
    lağıma
    gönderilmem için
    ve
    karşımdaki hatuna arada bir bakıp
    bana
    baktığını gördükçe
    ilham
    alıyorum
    daha
    çok yalan söylüyorum böylece
    daha
    havalı
    ve
    daha çok boka sarması için her şeyin
    ve
    daima bir uyum sorunu peşimde
    birazdan
    iki tip evine gidecek
    diğer
    iki hatun bana şurada uyuyabilirsin diyecek
    biri
    gece yanıma gelecek
    ben
    gidip birkaç bira daha almamız gerek diyicem
    para
    verecekler
    ruh
    verecekler
    sihir
    verecekler
    ve
    hayatta kalma şansımızın giderek azaldığı bir günde
    öksürükten
    boğularak, bir sigara daha alıcam onlardan
    derin
    bir müzik bilgim olduğunu düşünecekler
    harikulade
    boklar zırvalayıp
    hiçbir
    şeyi umursamayan
    bir
    süperman olduğumu düşünecekler
    içlerinden
    biri bana aşık olacak
    içlerinden
    biri ona karşı koyamayacak
    ve
    her şey
    sihrin
    bozulup
    ilginin
    azaldığı
    ve
    tüm balonların patladığı
    o
    ölüm anına kadar
    devam
    edecek
    hepsi
    bu
    sonrası
    tekrar
    aynı
    senaryo
    klişe
    baştan
    savma
    tutarsız
    ve
    şimdi
    o
    günden bu güne geçen
    dört
    koca yılı düşününce
    üzerine
    bu kadar uzun bir şiiri feda edebileceğim
    o
    kadar da önemli olmayan
    sıradan,
    kasvetli, kapalı, salak günlerimden
    kaç
    tane kaldı diye düşünüyorum
    yanlış
    atlar
    yanlış
    maçlar
    ve
    yanlış hatunlar
    anafikir
    bu
    nokta
    14.mart.2008

  • orospu ilham perileri

    gece
    bir dalgınlık sonucu
    elimde
    kalemle tuvalete girdim
    ve
    sıçarken
    tuvalet
    kâğıdına bir şeyler yazmaya başladım
    sarhoştum,
    kabul ediyorum
    ve
    klavyedeki kanı görünce fark ettim elimi kestiğimi
    nasıl
    olduğunu hatırlamıyorum
    jiletle
    oynuyordum sadece, hepsi bu
    sonra
    kan
    katledilmiş
    aşklar silsilesi
    daha
    sonra
    tuvaletteki
    işim bitince
    şiirle
    kıçımı sildim ve
    kâğıdı
    atıp
    şifonu
    çektim
    daha
    sonra
    şiddetli
    bir öksürük krizi
    midem
    bulanıyordu
    alkolden
    değil
    yaşanan
    her şeyden
    “her
    zaman bir bahanen vardır,
    başarılı
    olmamak için”
    bunu
    eski bir sevgilim söyledi bana
    eski
    olduktan sonra yani
    daha
    önce söyleseydi de bir şey değişmeyecekti
    her
    zaman bir yenisi gelir ve
    her
    neyse işte, klavyeyi kurtardım kandan
    elimi
    de tabii
    hayır
    kanları sildiğim şeyde şiir yazmıyordu bu kez
    yazsaydı
    epey trajik olurdu
    ve
    aslına bakarsanız
    odamın
    içi
    o
    kadar çok kağıt parçası ile dolu ki
    hepsini
    temizlemeye kanım yetmez
    ama
    bir fotokopi makinesi bizi kurtarabilir
    doğru
    mu yazdım? makinamı yoksa?
    ha
    bu arada
    klozete
    giden o şiir
    buna
    beş çekerdi
    ama
    önemi yok
    bana
    da beş çekiyor sonuçta
    yerime
    seçilen çoğu ahmak
    7
    mart 2008

  • ,,,,,

    bukowski’nin
    yazılabilecek
    her şeyi yazdığını ve
    ne
    yazarsam yazayım
    onu
    taklit ettiğimi düşüneceğinizden
    yazmayı
    bırakıyorum
    orijinal
    bir şeyler bulursam
    size
    haber veririm
    şimdilik
    sadece sigaraya
    alkole
    ve
    ölmeye
    devam edeceğim
    yazmadan
    umarım
    bu sizi rahatladır

    27.ocak2008
  • hiç

    kimseyi kendine çekip umut veremezsin,
    herhangi bir şeye çağıramazsın, herhangi bir hayat öneremezsin, herhangi bir şey
    teklif edemezsin, kimse de seni teselli etmekle zaman kaybetmez, kimse dinlemez
    bile, anlamaz da, anlatamazsın da, içinde patlayan balonları yakalamaya
    çalışırken düşersin kendi üzerine, ve kendi kendini avutur durursun,
    “bekle adamım, düzelicek” der durursun kendine, düzeleceği falan da
    yoktur oysa, her şey geldiği kadar gider, para da, aşkta, acı da. “güzel
    olucak” dersin ve ölümünü geciktirmekten başka bir halta da yaramaz
    bekleyişlerin.

    12.ocak.2008
  • herşey ne kadar

    herşey
    ne kadar
    bundan, 3 ya da 4 yıl kadar önceydi…
    mucizevi bir şekilde, herşey yolunda gidiyor gibi görünmüştü gözüme, günde 3
    paket sigara içiyordum, çünkü param o kadarına yetiyordu, başka bişi de
    yaptığım yoktu zaten..
    sigara alıcak parası olan, zorunda
    kalmadıkça yataktan çıkmayan, tembel itin tekiydim.. hiçbir şey yapmak
    istemiyordum. bütün gün yatakta kalıp, müzik dinlemek istiyordum sadece. günde
    12 saat uyuyor, geri kalan 12 saatte de annemle tartışıyordum. okul haftada bir
    gündü, çünkü tüm derslerimi tek bir güne yığmıştım. Aslında, diğer iki gün de
    vardı bi kaç dersim ama, her sene başında olduğu gibi, hangi derslerden
    devamsızlıktan kalıcağımı önceden belirlemiş ve nasıl olsa ben bu dersleri bi
    noktada sekteye uğratırım deyip, en başından girmemeye başlamıştım. her salı
    okula gitmek dışında, evde oturuyordum, insanlar fanzin istiyordu, demo
    istiyordu, yazı istiyordu, para göndermek istiyordu, ama e-postalarına cevap
    vermiyordum, ya da “şu an çok yoğunum” deyip, kestirip atıyordum. salağın tekiydim
    muhtemelen, ama kendimi dahi sanıyordum. Şimdiyse, herkes beni dahi sanıyor ama
    salağın teki olduğumun farkına vardım. roller değişti, işte hepsi bu….
    Annem, sürekli ders çalışmam gerektiğini
    söylüyor, önüme defterleri, kitapları atıyordu, bende onu oyalıyor, sonra bi
    şarkı açıyordum. sabahları uyandığımda, ilk işim kalkıp müzik açmaktı, sonra
    gene yatağıma dönüyor ve yatmaya devam ediyordum, 4 yıl geçti, 4 koca yıl, ve
    değişen bazı roller dışında, herşey hala aynı, bekliyorum, bekliyorum,
    bekliyorum.
    anneme, bazı projelerim olduğunu, para
    kazanacağımı, çok para kazanacağımı söylüyorum, o da her defasında başını
    sallıyor ve içinden, bıktım senin dergilerinden, diyor. ben onun içinden
    geçenleri gözlerinden anlıyor ama aldırış etmiyorum…
    ***
    bundan 3 ya da 4 saat kadar önceydi…
    mucizevi bir şekilde herşey yolunda gidiyor gibi görünmüştü yine gözüme, günde
    1 paket sigara içiyordum, çünkü param o kadarına yetiyordu, başka da bişi
    yaptığım yoktu zaten. sigara alıcak parası olan, zorunda kalmadıkça yataktan
    çıkmayan, tembel itin tekiydim, hiçbir şey yapmak istemiyordum, bütün gün
    yatakta kalıp müzik dinlemek istiyordum sadece, günde 12 saat uyuyor, geri
    kalan 12 saatte de, annemle tartışıyordum, okuldan atılmış, askere gitmiş, bi
    işe girmiş, işi bırakmış, ve yine aynı boktan moda geri dönmüştüm
    anlayacağınız, haftada iki gün kursa gitmek dışında, evden bile çıkmıyordum
    nerdeyse…
    annem, gazeteyi yanıma bıraktı, ben de “tamam
    bakarım ilanlara” dedim, yerimden kalktım, mutfağa gittim ve çayı şekersiz
    içmek zorunda kaldığımı fark ettim, şeker yoktu, para yoktu, yakında çay da
    olmayacaktı, yakında internetimde olmayacaktı, sigara alamayacaktım, ve iş
    aramıyordum, bir dahiydim, çalışmayı içime sindiremiyordum, yazar olucaktım,
    sikimin yazarı, sürekli kendimi anlatıp durucaktım insanlara, başıma gelen
    olağanüstü felaketler silsilesinden bahsedip durucaktım..
    annem, çok sinirlenmiş olucakki, -iddaa
    bayiinden dönüşümde, -gazeteyi eline alıp benim yerime ilanlara baktığını fark
    ettim..
    “işe yaramaz” dedim ona, “beni işe
    alamazlar, biliyorsun, lanetliyim ben”
    “saçmalama” dedi, “aramıyorsun ki”
    “25 yılımın yüzde ellisi iş aramakla geçti”
    dedim, “biliyorsun, ne kadar boktan iş varsa üzerime sürüyor tanrı, boğazına
    yapışıp boğmak istiyorum onu”
    “kimi? tanrıyı mı?”
    “yok, atatürk’ü, ülkeyi kurtarmasaydı, bu
    felaketler gelmezdi başıma” dalga geçiyordum sadece, atatürk düşmanı
    kaçıklardan değildim… ama atatürkçü de değildim, hiçbir şeyi sahiplenemiyordum,
    hiç kimse de beni sahiplenmiyordu, bir uyum ve denge vardı hayatımın her
    alanında.. ying ve yang..
    “töbe töbe” dedi annem, ve telefona doğru
    yöneldi, benim yerime bi kaç yeri aradı, “oğlum için aramıştım”, adamlar beni
    telefona istiyor, birkaç soru soruyor ve görüşmek için bile çağırmıyorlardı,
    internetten yaptığım başvurularda sonuç vermiyordu, çalışmak istemediğim için
    iş bulamadığıma karar verip aramamaya başladım, sonra, sonra, sonra, şekersiz
    çayımdan bir yudum alıp, paketimdeki son sigaramı içip, liglerin bi kaç maç
    daha ilerleyip bahis sonuçlarının cillop gibi gözüme görüneceği anı beklediğimi
    söyledim anneme, evet dedim, son dört yıldır olduğu gibi, liglerin bitmesine 10
    hafta kala, son düzlükte atağa kalkıcaz, ve parayı vurucaz, bi kaç ay idare
    edicek o para bizi…
    sonrasını düşünmek istemiyordum. hiçbir
    zaman, sonrasını düşünmedim. şu an burdayım, son bıraktığım işten aldığım son
    paranın suyunu çekmesini bekliyorum, daha sonrasına, daha sonra karar vericez,
    nereye gittiğimizin, ya da sonumuzun ne olacağının, hiçbir önemi olmasa da,
    hayat devam ediyor dostlar, hep devam etti, ve hep devam edicek. serseri, umursamaz,
    ve beş para etmez olsak da, devam edicek, kaçarı yok….

    15.aralık.2007