Etiket: ######RebuiltPassage

  • drops

    drops
    #repost

    ilmeği boğazına geçirdi zack. taburenin üstüne çıktı. aynı anda elinde de bir silah vardı. az önce yüklü miktarda hap içmişti. işi şansa bırakmak istemiyordu. silahı ateşlediği anda taburede devrildi. sesi duyan tuncay girdi odaya, öteki dünyadan koşup gelmişti.

    intiharı bir pes ediş değildi, pek çok şeye direnmemişti çünkü bugüne kadar. bir savaş vermiyordu ki pes etmiş olsun. açlık grevlerini de anlayamamıştı zaten bugüne kadar. ister politik ister başka nedenlerle olsun, anlamsız gelmişti ona, kötü bir tavır gibi gelmişti. örneğin sevgilisinden ayrılan birinin açlık grevine girdiğini düşünelim diye düşünmüştü bir keresinde, bu sevgilimiz devlet ya da patron yerine koyduğumuz imgemiz. ee durum değişiyor mu? beni affet. beni işe al. beni geri kazan. beni serbest bırak. dileğimi yerine getir. taleplerimi karşıla. bana geri dön. aşkım bana geri dönene kadar açlık grevindeyim. seni kaale alıyorum, beni kaale al. kötü görünüyordu gözüne bu fikir. bir direniş gibi de gelmiyordu ona. ki direnişten ziyade saldırı olması gerekiyordu herhangi bir politik mücadelenin adı ona göre. çünkü baskı altındaysan, savunmaya geçemezsin, o yüzden sevmiyordu direniş kelimesini. zor şartlar altında yaşam mücadelesi veriyoruz, hayır direniyoruz. hayır bence, bir sendika kurup işçileri intihara teşvik etmeli. tüm işçilerin aynı anda topluca intihar etmesi kadar güzel hiçbir şey olamaz diye düşünüyordu. artık ipliğinizi kendiniz üretin. çünkü çalışmaktan vazgeçmek de intihar sayılacaktı. yaşam alanı bırakmayacaklardı çünkü. bırakmamışlardı. ya kurallarına uyarsın ya da açlıktan ölürsün. tabii bir yan gelirin ya da yaşayabileceğin bir kırsalın yoksa. olanları epey şanslı görünüyor gözüme. diye söylendi tuncay’a gözlerini açınca hastanede zack. uzun süre yoğun bakımda kalmıştı. tuncay’ın yanında refik, onun  yanında seçil oturuyordu. özlem ortada yoktu hala. gözünü açar açmaz söylenmeye başladım.

    insanlar seni hayatta tutmaya çalışır. “aynı gemideyiz.” evet ama gemi delik, onarmanın anlamı yok. batalım. çünkü asla kara görünmeyecek.

    biri de tutup triple oğlak olmama yorar bu karamsarlığımı, normali, ay burcususu, yükselenininini.. espri mi yapıyor anlayamam. zamanın birinde. espridir diye düşünüp gülerim, ama bir hayli ciddidir.

    hayır intihar iyidir. zack etmez sadece. üzerine saatlerce düşünü kurabilir. o ayrı. rahatlatır bir çıkış kapısının bulunması ve kapıyı asla hiç kimsenin kitleyemeyecek olması. bi gün çalıcaktır kapıyı. açanın özlem olduğunu umuyordur. seçil bi siktirip gitsindir kendi cehennemine. bunu duyunca öfkeli gözlerle belirir karşısında. ama hiç konuşmaz. bir süredir hiç konuşmuyordur. mimikleri kalmıştır sadece. bir de her bir anlamı çok net özetleyebilen gözleri.

    bu sessizlikte, sessizliğimde, kafayı yiyorum. sürekli içimden konuşuyorum tüm hafta boyunca. ama artık haftasonları da çenem düşmeyecek, biliyorum. çünkü seçil sustu. onun susması, benim suskunluğum. özlem’in intiharı, benim intiharım. tuncay’la refik’in çekip gitmesi, benim çekip gitmem. zamanı var. bekliyorum. bir kişi bile, umuttan ve güzel bir gelecekten bahsederse, yüzüne karşı annemden öğrendiğim tüm küfürleri ederim, biline. seçil bunu biliyor, o yüzden konuşmuyor artık. siz de bilseniz, fena olmaz sevgili dostlarım. hatta aptal saptal konuşmasanız kafi. çünkü bu konuşmalar bana iyi gelmiyor. işe yarar cümlelere ihtiyacım var oysa. bu sessizlikte kaybolucam yoksa. seçil kalkıp gitti. ben yazarken yanı başımda bağdaş kurmuş halıda oturuyordu. onun da bir çözümü kalmadı bu duruma. daha kötü ne olabilir ki? . jori’le konuşçam ben. o beni anlıyor. hep o konuşuyor gerçi ama anlıyor yani. yıllar önce anlamış. önceden almış tedbirini, anlatmış bildiğim tüm gerçekleri bana. yalan gerçekleri ipe diziyorum sanın siz ama kurgularımda, e mi? hafife alın. her şeyi hafife alın siz.

    “imdat diye bağırmayacağımı biliyor olmalısınız de” dedi tuncay. az önce girdi odaya.
    “sen bağırmadın hiç” dedim.
    “beni siktir et dedi, sen bağır” sonra çıkıp gitti. ne dediği belli değil pezevenkin.

    odadan çıkıp, bir paket sigara aldım. diğer odadan. dört saatte biter. dört saat sonra uyumuş olurum zaten. sonra iş. neyseki yarın bir mola vericez. iki günlük mola. allah demokrasi şehitlerimizden razı olsun, ekstra bir gün tatil kazandırdılar bana. üstelik pazarla birleşiyor. ne mutlu bana. ne mutlu.


     *başlık this empty flow’un bir şarkısının adıdır. 

    17temmuz2017
    #geriyedönüşler2 #kendimdenferagat isimli kitaplarımda yayınlanacak.. 
  • yarı ölü

     // yarı ölü

    aradan geçen uzun yıllardan ve
    bir şeyleri yoluna koymak için
    verilen mücadeleden sonra
    pes ettiğimi itiraf etmek istiyorum
    sizin dünyanız sizin kararınız

    ama neyse ki bayram haftaya
    haftaya bayram
    iş yok yani
    tatilmiş

    ve geçenlerde bir arkadaşı
    muhtemel bir halı saha maçı için
    davet ettiklerinde
    “gelirim ama ben anlamam maçtan” dedi
    “birinin ayağını kırabilirim”

    “harbi mi” dedim onu ciddiye alıp
    kimse benim ciddi olduğumu 
    sezinlemese de o an
    “iyiymiş
    benim ayağımı kıracaksan gel
    bi altı ay rapor alırım sanırım
    öyle değil mi?”
    espri değildi
    üzerinde gülünülmüş olsa bile
    ve parmağıma bakıyorum bazen
    parmaklarıma
    hangisini kessem diye düşlüyorum
    ve yapabilirim bunu
    her an her saniye
    biraz daha yukarı çıkıp hatta
    elimi de kesebilirim
    sağ mı sol mu bilemiyorum
    biraz daha yukarı?
    dirsekten mi ayırsak bir parçayı
    ya da omuz
    boyna ne dersiniz? 

  • biraz kimsesiz kalabilir miyiz lütfen..

     // biraz kimsesiz kalabilir miyiz lütfen.. 

    kayboldum.. 
    boşuna arama, 
    beni bulamazsın. 
    düştüğüm yerde 
    kendimi aramaktan vazgeçtim 
    solungaçlarım çalışmıyor artık 
    ama boğulduğumu bile hissetmiyorum 
    bu nasıl bir şey biliyor musun? 
    baş harfimin ne olduğunu hatırlıyor musun? 
    kaybolduğumu söyledim sana 
    ve boşuna arama 
    kapsamaz 
    kaplandım 
    kapaklandım ya da 
    her nasılsa işte 
    “hey naber? nasılsın?” 
    akış..  
    akıyor yani hâlâ 
    ama ne yöne olduğunu 
    göremiyorum artık 
    yoldan çıktım 
    tarif edicek kimseyi de 
    göremiyorum bu karanlıkta 
    burası çok karanlık 
    beyaz bir karanlık bu 
    hiç renk yok 
    gece bile 
    gündüzün farklı bir evresi 
    değişmiyor zaman 
    akıyor sadece 
    kayıptayız 
    hayır kaybetmedik 
    kayıptayız sadece 
    eksi hanesine çizilen 
    bir kaç saniye  
    olan biten bu 
    saniyeler, dakikaya 
    ve sonra yıla dönebilir 
    değiştirmeye çalışmıyorum hiçbir şeyi 
    değişimden ziyade 
    kendin olman gerekir 
    beni arama, dedim sana 
    bulamazsın 
    hayır saklanmıyorum 
    hepsi beyaz sadece 
    her şey aynı tonda 
    renkleri seçemiyorum 
    duyguları hissedemiyorum 
    nerdesin? 
    nerde olan ne? 
    önümü göremiyorum 
    arkama dönemiyorum 
    öyleyse bu bir sobe 
    kendi kendime 
    kendimce 
    basit bir oyun 
    fazlasıyla basit 
    karmaşıklaştıran insanlar 
    ben değilim 
    ben hiçbir şey değilim 
    ben hiçbir şeyim 
    başa dönüyor önce 
    sondan başa 
    baştan başa 
    daima başa 
    başı kimin çektiği meçhul 
    dönüp dolanıyor elime verilen ip 
    kördüğüm edip 
    hadi çöz diyorlar 
    çözüyorum 
    ve bir yenisi daha ekleniyor 
    bitmeyecek 
    bitmesi de gerekmiyor 
    çözmeye çalışmaktansa 
    bir çakmak alıp 
    yakmalısın 
    ipi ya da 
    sözcüklerini 
    sağır ve dilsiz 
    ses geçirmez bir odada 
    tek başıma kalmak istiyorum 
    son dileğim bu  
    ölmeden önce