Etiket: birleşik çekim hataları

  • geleceği beklerken bir öykü yazayım dedim

    geleceği
    beklerken bir öykü yazayım dedim 
    5 yıldır bu anı bekliyorduk.. uzaktık.. ve
    artık yakın olucaktık.. 5 yıl önce tanıştım onla.. nasıl olduğunu
    anlatmayacağım, çünkü uykum var ve başım ağrıyor, kesin sesinizi de
    okuyun.. 
    5 yıl içinde çeşitli aralıklarla görüştük..
    benden büyüktü ve bunu bizim dışımızda herkez sorun etmişti.. onun çevresi..
    benim çevrem.. ama önemi yoktu.. takmıyorduk.. 5 yıl önce bu işi zamana
    bırakmıştık ve artık zamanı geldi dedik 5 yıl sonunda.. bu cümleme hasta oldum,
    tekrar etçem;  5 yıl önce bu işi zamana
    bırakmıştık ve artık zamanı geldi dedik 5 yıl sonunda..
    ben kitaplarımı yazdım, yayınladım, üst
    kademe beyfendilerinin isteği üzerine, 15 ayımı sikip attım, ve birde ev iş
    olaylarını çözümledim.. kitap işinden pek kazanamıyordum, bir kaç eleştiri
    almıştım, türkçeyi bozuyordum, basit yazıyordum, hep aynı şeylerden
    bahsediyordum ve birde kelime haznem azdı.. ve bende azıp üstlerine patladım;
    sikerim edebiyatı, beğenmeyen okumasın!
    yayıncım ile de sorunlar yaşıyordum.. her
    yazdığımı basmazlardı, değiştirelim değerlerdi, bende “fanzin ne güne icad
    edilmişim be bilader” derdim, “basmazsan basma” o zaman gözleri
    parlardı ibnenin, sanki ondan para kaçırıyormuşum gibi hissetiğini anlardım,
    gözlerinden.. gözler her bir şeyi eleverir.. gözler birer yalan makinesidir..
    bilim adamlarına tavsiye, yalan makinesi yapmakla uğraşçaklarına, iğneden iplik
    geçirme makinesi icad etsinler, bu fikir bir arkadaşımın, benden size iletmemi
    rica etti..
    her neyse, 5 yıl önce bir salı günü, yada
    perşembe, yada cuma, bir mail aldım.. “yazdıklarına bayılıyorum”. o
    zamanlar internetten yayınlanıyordum ve ilk kitabımı basmak üzereydim..
    “eyvallah” dedim ona.. sonra bir daha mail attı, “ya abi sen
    süper adamsın”. alla alla, bi daha “eyvallah” dedim ve birde
    telefon verdim.. bazı şeyler özel kalmalı, ve 
    bir de şu, uçağı bekliyorum.. uçak.. birazdan inicek ve bize gideceğiz..
    ***
    uçak indi.. içinden tavşan çıktı..
    gözlerimi ovuşturup tekrar bakınca, bunun tavşan değil, sevgilim olduğunu
    gördüm.. ben yanlış yazarım, yanlış görürüm, yanlış duyarım.. çünkü bir
    zamanlar hayatimi siken biri nedeni ile beynimi siktim, hap hap hap.. şimdi
    hiçbirşeye konsantre olamıyorum.. roman yazamıyorum bu nedenle, ama yazdırmayı
    tasarlıyorum.. şimdilerde moda oldu bu, buluyosun bi tip, anlatıyosun anılarını,
    o da yazıyor.. hem iyide satıyor bu, ama önce ünlenip magazinsel bir malzeme
    haline gelmem şart.. yoksa kimse siklemez beni.. bu işler böyle.. “oyunu
    kuralına göre oyna, oyunun kuralları sana kazandırıcak” der tanrım..
    sarıldık, daha doğrusu o sarıldı, bende onu
    taklit etmeye çalıştım.. ben sevgimi bu yollarla göstermesini becerebilen biri
    değilim.. elinden tuttum ama, içimden gelirse tutarım.. otobüse bindik.. evime
    götürdüm onu..
    geçtik içeriye.. evimi gördü.. inceledi..
    “çok dağınık” dedi, ilk sözü
    buydu, “çok dağınık”.
    “toplarız” dedim, “ben
    dağıtırım sen toplarsın.”
    “çok severim herşey yerli yerinde
    olsun”.
    “bende severim” dedim, “ama
    bir türlü beceremedim bunu”
    “ben yardım ederim sana”
    “bilakis”.
    Onun sözlerini çalardım sıklıkla.. orijinal
    sözleri vardı ve öyküme cuk oturuyordu. birkaç kez ben imza dağıtırken… hey
    hey, bişi dicem, ben imza dağıtmaktan nefret ediyorum hayranlarım, lütfen bir
    dahaki imza gününde bana imzalancak kitap getirmeyin.. imza dağıtmakta neyin
    nesi allahaşkına.. ben size söyleyeyim, şimdi şöyle bir olay var bu işte..
    tipin teki, biraz hava yapayım diyor, iki türlü hava.. hem yazara, “ben seni
    okuyorum” demeye çalışarak dikkat çekmek istiyor, hemde arkadaşlarına imza
    göstereyim istiyor..  neyse, uzun süredir
    güzel bir yemek yiyememiştim, ailemden ayrılıp yalnız yaşamaya başladım
    başlayalı her hafta sonu anneme gidip yemek yerdim, tıkabasa dolar, bir hafta
    boyu yumurta ve makarnaya boyun eğerdim.. ve şimdi aynı zamanda bir aşçı bulmuştum
    kendime.. markete gittik öncelikle, ev bira şişeleri, çarşaf ve tütün ile
    kaplıydı.. ilk işi bunları temizlemek oldu.. daha sonra, ona ayırdığım bölmeye
    kitap ve cd’lerini dizdi.. ardından ‘yemek yapıcam sana’ dedi..
    “yap” dedim, “ama henuz son kitaptan para
    gelmedi, ve maaşımı da haftaya alıcam.. arkadaşlardan geçiniyordum 2 gündür, şu
    an kalmadı param”.
    “bende de yok” dedi, “biliyorsun yani”
    şişeleri geri verdik, ve evde biriken şişeler 
    ile bir ev satın alabileceğimin farkına vardım… ama işi abartmanında
    anlamı yoktu, neden öyle söyledim bilmem, en fazla köpek kulübesi satın
    alabilirdik o parayla.. ama yemeklik bişiler aldık biz.. köpek kulubesini
    yiyecek halimiz yoktu.. insanlar paraları ile ihtiyaçları olan şeyleri
    almalılar, ama günümüzde insanlar artık sapıttı ve çok çalışıp çok
    tüketiyorlar.. bu döngünün dışında kalıp, ye iç sıç modunda takılıyorum ben..
    ve onun getirdiği cd’leri kurcalarken, aklıma 5 yıl önce bana dedikleri
    geliyor, arkasından yaklaşıp sarılıyorum ve “seni seviyorum” diyorum.. aynı
    şekilde karşılık vermiyor, “şurdan tuzu uzatsana” diyor..
    “Seni seviyorum” demek eğer bir dişli çark
    düzenine inerse, o halde o iş çabuk biter.. seni seviyorum denilen her an, buna
    karşılık vermediği için küsüyorsan karşındakine, sen bir insanı değil, dişli
    çarkı seviyorsundur ve kendinde bir çarksındır.. bu iş böyle olmaz! Günümüzdeki
    boşanmaların en büyük nedeni, çiflerin birbirlerini dişli çark olarak
    görmeleridir..
    Uzatıyorum tuzu ve tekrar odaya dönüp
    cd’leri kurcalıyorum.. buluyorum aradığımı ve cd player’a yerleştiriyorum.. ne
    dediğini bilmiyorum herifin ama bu bir jest, letdown jesti.. ve daha sonra
    yemek yiyoruz.. saat 7 gibi.. ve daha sonra konuşuyoruz.. gece yarısına kadar..
    şarap içip konuşuyoruz.. sızıyoruz..
    Sabah oluyor.. ve uyanıyorum.. eeeh, kesin
    be, her öykümde aynı şeyi dicem ben, “sabah oluyor.. ve uyanıyorum”. Ne yani,
    sabah olunca uyanmıyor musun sen?
    ***

    Başım ağrıyor.. akşamdan kalmayım..
    kusuyorum.. ve su içiyorum.. kana kana.. akşamdan kalma olduğumun her sabahı
    başım ağrır, 2 şişe su içerim ve kusarım.. beynim tamamiyle boştur.. anlık,
    gelgitlerden arınmıştır.. gelgit düşünceler yoktur.. geçerim yazının başına..
    ve yazarım..  ve belkide bir gün, böyle
    bir şeyler yaşayacağım.. şimdilik beklemekteyim..
    [ 24.09.2004 – 00:42 ]