Etiket: #hap.erler

  • erişime kapanmıştır

    sonsyal medya hesaplarıma son bir kaç bişi ekledim efenim..ama oralardan beni dürterseniz görmem.. ben yokum sanal iletişim babında bir yerlerde.. mazur görün.. arayıp soran yazan ses çıkaran yok zaten uzun zamandır gerçi de, olsun… ben de sessiz olmaya karar vereli bir süre önceydi.. siz de sessiz olmaya devam edin.. bir tatlı huzur almaya.. pardon yanlış söyledim; bir tatlı sessizlik almaya geldim, karanlıktan.. ah karanlıktan…

    e-posta var yersen: girdap@riseup.net
    bu blogta yer almayan baya bir şeyim de, neyim? metnim falan, şu adreste efenim, onları da bureye alcem nefes alabilmeye devam edersem:
     zonksal ketyalar: 
    face: @unthatow
    twit: @unthatow
    youtube kanalım açık arada bişiler tühtühlerim.. bu blog da açık tabe, gugle amca blogspot hizmetini sonlandırmadığı sürece, bendeniz gitse bile…
    hadi çav belladonna
  • taşınma işlemleri

     bu blog artık güncellenmeyecektir. 

    whatsup/telegram vs kullanmıyorum, bilginize. telefon, sms, signal ve e-posta var. sosyal medyayı da iletişim amaçlı kullanmıyorum.. iletişim için, e-posta var, yersen..  

    e-posta: girdap@riseup.net 

    bu blog güncellenmeyecek sadece, kendi abuk sabuk işlerimle uğraşmayı bıraktığım falan yok.. aşağıda adresini verdiğim, bu yılın başlarında açtığım yeni yerime taşıyorum buradaki içeriği. gerekli açıklama da o adreste var. zaman içinde, yıllar önce var olan müzikli yazılı dosya paylaşımlı ve çok kapsamlı ve katmanlı olan e-zine’nime tekrar dönüşür orası. bu blog ihtiyaçlarımı karşılayamıyor zaten. oradan dikizleyebilirsiniz, güncellemeleri. işportaya dönebildiğim vakit de duyuru geçerim.  

    bu blogta olan içerikleri de oraya taşıdıkça buradan sileceğim. en sonunda da, benim kaplumbağa hızımla, sanırım beş altı yıl içinde, bu blog, komple kapanır..  

    yılın başlarında açtığım, yeni yerimin adresi şudur;

    https://www.unthatow.xyz/

    stay underground, do it yourself, fuck copyright

    güzide bir şarkı da bırakıp, bu blogun son girdisini bitirelim.. 

    While some choose to live the life of perfection
    I choose to roll with an Underground Connection” 

    https://odysee.com/@Rap:4/Rockin%27-Squat—Supernatural:4

  • broken pencil röportajı

     

     

    amerika ve kanada’da basılı olarak yayınlanan broken pencil isimli dergiye verdiğimiz röportajın türkçesi aşağıda..

    röportajın ingilizce olan orjinal linki ise şudur: Printing Without Permission: Global Zines from Turkey https://brokenpencil.com/news/printing-without-permission-global-zines-from-turkey/

    Sizin kelimelerinizle. İzmiryer6 distro nedir? Göreviniz nedir ve ne yaparsınız?

    merhaba. öncelikle röportaj teklifiniz ve böyle köklü ve 25 yıldır
    yayın hayatına devam eden bir yayının varlığından haberdar olmak bizi
    sevindirdi. izmiryer6 distro, içerisinde bir çok farklı alanda (etkinlik
    / yayıncılık / dağıtım ağı / aktivizim vs) alt label bulunduran bir
    bağımsız sanat kolektifidir. ilk olarak 2000 yılında kendi ürettiğimiz
    işleri, kendi kendimize fanzin olarak basmak ve dağıtmak amacı ile
    ortaya çıkmıştır. öncelikli misyonumuz, kendi işlerimizi kendi
    kendimize, herhangi bir sansür/redaksiyon vs uğramadan ve başka bir
    aracı yayımcı/dağıtımcıya ihtiyaç olmadan kendi imkanlarımızla
    dağıtmaktadır. bunun yanı sıra, benzer dünya görüşüne sahip olduğumuz
    veya ortak paydalarımız olan yayıncı/sanatçı/kolektif oluşumların
    işlerini de (fanzin / kaset/poster/afiş/cd/video vs) hem arşivimizde
    yıllar sonra bile tekrar basılabilir, dağıtabilir olarak bulundurmak hem
    de güncel yayınlanan işleri uzun süre dolaşımda tutmayı hedefliyoruz.
    bunun yanı sıra, bugüne kadar bir çok fanzin sergisi, fanzin festivali,
    söyleşiler, eylemler, radyo yayınları düzenledik. yayıncılık anlamında
    en büyük idealimiz; bizim gibi, ürettikleri işlere devletin veya yayıncı
    kuruluşların müdahale etmesini istemeyen insanlara hem yayıncılık hem
    de dağıtımcılık anlamında, herhangi bir maddi çıkar gözetmeden kolaylık
    sağlamak ve bunun yanı sıra, sokakta bir varolma ve eylemlilik
    mücadelesi sürdürmektir.

    Bu proje nasıl başladı ve büyüdü?

    ilk olarak 1996 yılından beri, elime geçen her türlü mataryeli
    (fanzin / kaset / cd / vcd / vs) arşivlemeye başlamıştım. o sıralarda da
    amacım yayıncılık ve dağıtımcılık yapmak idi. ardından 2000 yılı
    haziran ayında, kendi ürettiğim işleri digital olarak yayınlamak için,
    “street punk” kelimesinden türeterek “sokak edebiyatı” adında bir
    kişisel site açtım. bununla beraber kağıt üzerinde ilk fanzin
    denemelerine başladım. ardından 2002 yılı ile beraber, graffiti, street
    art ve underground/alternatif müzik içerikli ilk fanzinimiz ile,
    işlerimizi basılı olarak da başka insanlarla paylaşmaya başladık. zaman
    içinde, internetin de, özellikle sosyal medyanın, bu kadar baskın
    olmadığı ve yüz yüze temasın, sokakta etkileşim kurmanın daha öncelikli
    olduğu zamanlarda, bizim gibi düşünen bir çok insan ile düzenlediğimiz
    etkinliklerde tanıştık ve bu sırada da, gerek güncel olan gerekse,
    türkiye’de yaşlarımızın yetmediği dönemlerde yayınlanan fanzinlere
    ulaşmaya ve tekrar basıp dağıtmaya başladık. etkileşimler ve özellikle
    internetten ziyade, sokakta açtığımız işporta tezgahımız sayesinde,
    gerçek hayatın içindeki temaslar neticesinde, büyüyüp, bugünlere
    gelinildi. hala devam ediyor oluşumuz da, bizler kadar eski zamanlardan
    beri yayıncılık yapan ve özellikle bandrolsüz ve ISSN almadan, tamamen
    underground olarak kitaplar da basan solucan fanzin (istanbul kadıköy
    merkezli) ekibi ile dayanışmalarımız ve birlikte düzenlediğimiz
    eylemlerin ve etkinliklerin katkısı, büyük pay sahibi. sizin de kabul
    edebileceğiniz gibi dayanışmalar ve ortak işler olmadan bir projeyi
    sürdürmek, zaman zaman tıkanıklara yol açabiliyor.

    İzmir ve Türkiye’deki zine kültüründen biraz daha geniş olarak bahsedebilir misiniz? Kimler zine yapar ve zine okur, ve nerede?

    türkiye’de ilk olarak, aynı yıl ve ayda, yani 1991-mayıs ayında
    laneth ve mondo trasho ile, birbirinden habersiz olarak iki arkadaşımız
    -çağlan tekil(r.i.p), esat cavit başak- türkiye’nin ilk fotokopi ile
    üretilen yayınlarını çıkarmıştır. söz konusu iki yayına, o dönem bir çok
    insan eşlik etmiş, içerik göndermiştir. o yayınların peşinden, 90’lı
    yıllarda, ağırlıklı olarak underground müzik üzerine, bir miktar da
    edebiyat/felsefe/lgbtt/grafik/çizgi roman/fotoğraf üzerine zine’ler
    yayınlandı. 2000’li yıllara gelinildiğinde, digital yayıncılığın biraz
    daha cazipleşmesi sonucu, söz konusu yayınların bir çoğu e-zine olarak
    dönüşüm geçirdi veya bu yayınlarda işlerini üreten insanlar kendi
    açtıkları alanlardan (blog-web site vs) işlerini yayınlamaya başladılar
    ve fanzinler basılı yayıncılık olarak bir süre sayıca azalsa da e-zine
    olarak çoğaldı. zannediyorum, 2013 yılındaki “gezi isyanı” sonrası
    zine’ler türkiyede geniş bir şekilde tekrar yayıncılık alanında
    çoğalmaya başladı. burada, türkiye’de giderek otoritesini ve gerek
    gazetecilere gerekse sanatsal işler üreten insanlara ciddi bir
    baskı/sansür uygulayan totoliter bir algıya sahip iktidarın etkisinin
    olduğunu es geçmemek gerekiyor.

    türkiye’de 90’lı yıllarda daha çok punk ve metal müzik kültürünü
    benimseyen paylaşan insanların ağırlıkta olduğu, daha çok altkütürel
    müzik öğeleri ile harmanlanan bir fanzin kültürü vardı ve konserlerde
    açılan stantlar da mevcut idi.

    günümüzde ise, özellikle son üç dört yıldır, zine’ler daha çok
    edebiyat içeriği ile ilerliyor ve şairler, öykü/roman yazarları
    çevresinde ilgi görüyorlar. okuyucular da genel olarak bu kesimden
    çıkıyor. ancak bunun yanında, hala alternatif ve orjinal işler üreten
    -örneğin mitoloji üzerine bir yayın olan cosmic zion zine gibi-
    yayıncılar, sanatçılar ve yazarlar mevcut. bunun en iyi örneklerini ise
    son yıllarda ekibimizden etrafi, tek sayılık tamamen kişisel ve her
    sayfası ile el yapımı işler üreterek vermiş idi. ayrıca bu soruları
    birlikte cevapladığımız efe tuşder’in de yine mors alfabesi ile ürettiği
    ve sayfaların backgroundunu da kendi görsel kolajları ile ürettiği bir
    zine anılabilir.

    daha çok, zine’leri mekanlarında bulunduran barlar cafeler aracılığı
    ile yayınlar dağıtılıyor. bir kaç arkadaşımız hala konserlerde stand
    açmaya devam etmekte.

    izmir’de ise ben, 2000 yılından beri çeşitli yerlerde ve son altı
    yıldır da düzenli olarak izmir/alsancak bölgesinde sokakta tezgah
    açarak, gerek kendi işlerimizin, gerek 90’larda yayınlanan gerekse
    güncel olan veya başka ülkelerden yayınları kendi imkanlarım ile
    basarak, insanlara ulaştırmaya ve bu sırada yüz yüze temas kurarak,
    başka projelere ve eylemliliğe dair yoldaşlık ve fikirdaşlık edebilecek
    insanlarla temas kurmaya/tanışmaya devam ediyorum.

    Distronuzda punk / karşı kültür zinlerinin bir karışımı var,
    aynı zamanda politik ya da anarşist zinler de var. Bu ikisi arasındaki
    ilişki nedir? Türkiye’deki diğer zine altkültürleri nelerdir (çizgi
    romanlar, sanat yayınları, kişisel zinler vb.)? Nasıl bağlantı
    kuruyorlar?

    punk/karşı kültür zine’leri ile politik ya da anarşist zine’leri
    üreten kişiler zaten, dünya görüşü olarak birbirine uzak
    kişilerden/sanatçılardan/yazarlardan çıkan işler olmuyor. o yüzden
    aralarında zaman zaman etkileşimler de doğuyor. türkiye’de son yıllarda
    açıkçası edebiyat içeriği dışında çok fazla ve farklı alt kültürler
    açısından zine’ler üretildiğini söylemek zor olur. ancak özellikle punk
    veya metal alt kültürlerini benimseyen zine’ler ve zine üreten isimler,
    daha çok konserlerde bir araya geliyorlar. ayrıca sosyal medya
    üzerinden, zaten küçük bir grup olduğumuz için neredeyse herkes herkesi
    en azından ismen tanıyor ve çeşitli şehirlerdeki arkadaşlar kentimize
    geldiklerinde, gerek konser kapsamında gerekse gezmek olarak, bir araya
    gelmemiz, buluşmamız kolay oluyor. aynısı bizim için de geçerli. yıllık
    olarak, 2009’dan beri, o yıl üretilen veya elimize ulaşan işlerin azami
    miktarda baskısını alarak, ankara ve istanbul’da bir zine toplantısı
    düzenliyorum ve bugüne kadar bu toplantılardan güzel etkinlikler,
    eylemler, sonrasına dair neler yapabileceğimiz üzerine projeler ile,
    hala süren dostluklar/dayanışmalar doğdu. bizim kişisel rahatsızlığımız
    sadece, her şeyin internet ve sosyal medya/digital yayıncılığa
    evrilmesi, söylemlerin de yayıncılığın da eylemlerin de giderek digital
    ve dolayısıyla sanal bir şekle evrilmesi (sadece güncel olan karantina
    kapması ile olan dönüşümden değil, yıllardır süre gelen evrilmeden
    bahsediyorum) örneğin street art/graffiti/stencil sanatı da, zine’lerden
    uzak bir eylem değil. görsel bir çalışmanı sokaktaki bir duvara işlemek
    o yüzden benim algıma göre daha doğru bir yöntem. o yüzden bu
    bağlantıların daha çok sanaldan çıkıp, gerçek hayatın içinde ve
    özellikle kendi açtığımız bar/cafelerden, mekanlardan çıkıp sokakta yüz
    yüze temas ve etkileşimlere, dayanışmaya eskiden olduğu gibi dönmesi
    üzerine bir çabamız var. bu noktada olumlu dayanışmalar da son iki
    yıldır daha fazla oluyor.

    Siyasi durumlar göz önüne alındığında, baskı ve sansür
    gerçekten karmaşık konular olmalı… Projeniz hangi zorluklarla karşı
    karşıya?

    herhangi bir resmi kurumun izni/haberi olmadan yayınlarımızı kendi
    kendimize bastığımız için ve büyük bir kitleye de hitap etmediğimiz
    için, şimdilik siyasal anlamda ciddi bir sorun ile karşılaşmadık. ancak
    işlerimizi basılı olarak sokakta dağıtmaya çalıştığımız için, zaman
    zaman, zabıta ile ciddi problemler hatta işlerimizi elimizden alıp ceza
    kesmeleri gibi problemler yaşadık. son dönem daha da sık olmak üzere,
    bekçiler ve polisler ile, yayınlarımızı sokakta görünür olarak
    dağıttığımız için, ve bu sırada özgürce kendi müziğimizi açıp kendi
    içkimizi içerken, zaman geçirdiğimiz için problemler yaşıyoruz.
    türkiye’de ise bu konuda bizden çok daha geniş kitlelere hitap eden
    muhalif yazarlar/sanatçılar/gazeteciler veya bağımsız yayınevleri ve
    medyalar sonu davalara/hapsetmeye kadar giden çok ciddi sansür ve baskı
    ile karşı karşıyalar.

    bizim en büyük sorunumuz, maddi olarak işlerimizi sürdürebilmek
    noktasında yaşadığımız sıkıntılar ve aktivizm noktasında sokakta var
    olma çabamızda bir takım problemlerden oluşmakta. işlerimizi basılı
    olarak yayınlamak, maalesef zaman zaman zorlayıcı bir süreç olabiliyor
    ancak, kendi kendilerine basma imkanı olan insanlara da veya online
    olarak okumak isteyenlere, pdf versiyonu olarak işlerimizi gönderdiğimiz
    için, bu sorunu bu şekilde aşabiliyoruz.

    İnsanlar çalışmalarınızı nasıl destekleyebilirler, sizinle
    nasıl iletişim kurabilir ve daha fazlasını nasıl öğrenebilirler? Tabii
    ki okuyucularımız çoğunlukla İngilizce konuşanlar ama onlarda benim gibi
    onlarda daha fazlasını görmek heyecanlı olabilirler.

    şu an, aktif olarak işleyen bir websitemiz malesef yok ancak yakın
    bir süreçte, 2014 yılında kapanan e-zine’mizi tekrar devreye sokacağız,
    içerisinde sadece türkçe metinler değil. türkiye’de üretilen görsel
    çalışmalar, street art, graffiti, stencil işleri ve türkiye’deki
    underground/altkültürel müzik çalışmaları hakkında bilgiler ve linkler
    ile, çok eski zamanlarda üretilen müzikal çalışmalardan örnekler de
    olucak.

    bir süredir, digital mecralarda sosyal medya üzerinden, ürettiğimiz
    işlerin kapaklarını veya içeriklerini yayınlıyoruz. ayrıca yurt dışında
    üretilen işleri, türkçe’ye çevirerek zaman zaman yayınladık ve buna hala
    talibiz.

    okuyucularınız, çalışmalarımıza en büyük desteği, şimdilik ingilizce
    ve fransızca’ya çevirebildiğimiz kısa tanıtım metnimizi çevrelerindeki
    insanlara ulaştırarak yapabilirler. ayrıca e-posta üzerinden iletişim
    kurarak, işlerimizin digital versiyonlarını veya elimizde bulunan başka
    yazarların/görsel sanatçıların/kolaj çalışmalarının vs vs işlerini talep
    ederlerse, kendilerine gönderebiliriz. yayınlarımızı kendi bölgelerinde
    basıp dağıtmak isterlerse de, bizlerden herhangi bir izin almalarına
    gerek yok, “do it yourself” felsefesi temelinde hareket ettiğimiz için,
    işlerimizde copyright gibi bir unsur barınmıyor.

    2013 yılından
    beri aperiyodik olarak düzenlediğimiz uluslarası fanzin festivali’ni
    2021 yılı yaz ayında izmir’de düzenlemek istiyoruz. corona ve karantina
    yasakları neticesinde bu yılki planımızı bir yıl erteledik. katılmak
    isteyenlerle, izmir dikili’deki bir alanda çadırlı kamplı müzikli bir
    kaç gün geçirmekten mutluluk duyarız.

    işlerimizi takip etmek isteyenler detaylı bilgileri @izmiryer6distro
    eki ile sosyal medya platformlarından edinebilirler. ayrıca amerikalı
    zine’leri de türkiye’de basıp dağıtmaya (gerek güncel gerek eski)
    talibiz, dünyanın bir çok bölgesinden bir çok türkçe olmayan yayınları
    da, türkiye’de basıp dağıttık bugüne kadar. dayanışmayla.

    peace, love, révolte

    2020 mayıs ayında gerçekleşen röportaj, derginin 2020 kış sayısında basılı olarak yayınlanmıştır.

     


     

  • "kocaman şehirde insan bul"

    Mass Appeal: What started as a humble graffiti ‘zine in 1996 would
    soon grow to be one of the most trusted outlets for youth-spawned urban
    culture. Today, Mass Appeal is a media collective led by authentic
    voices and inspired minds. We are a platform for radical creatives who
    are transforming culture.

    dünya çapında sayısız (saymaya
    başlarsak sıkılırsınız da) örneği bulunan bu tip girişim ve kolektifleri
    bizim (24 yıldır) gerçekleştirememiş olmamızın nedeni: “kocaman şehirde insan bul” constantine mesut / https://youtu.be/yqKFqlA-5G4

    bundan sonraki süreçte başkalarının ürettiği işleri de (Taxidermia Fanzine ve SOLUCANFANZ.in
    ve bizim için ömrümüz boyunca dağıtılacak başka bir takım eski zine’ler
    hariç) basıp dağıtmıyoruz. pdf veya posta iletmeyiniz. biz talep
    etmediğimiz sürece yazı da göndermezseniz seviniriz.. herkes kendi
    kendine kendi küreğini parlatsın. “new do it yourself method..” en
    güzeli..

    sokakta boş boş beklemeye devam ediyoruz. CSNS Yayımları‘ndan
    yeni iki üç şey var. para bulursak cuma birer kopya basçaz. üçer kopya
    idi basım adetlerimiz, bugün itibari ile bire düştük. seneye hiç
    basmayız.. elimizde kalanları -tamamını yani- soba kullanan varsa kışın
    göndeririz ama. : )

    peace love révolte (bu da yalan- ama: “yaşadığımız yalanlar üzerine verilmiş akıllı kararlar” – pac)

    Girdo
    photo from #zine house of CSNS Yayımları / izmir-buca

  • 4. kitabı da pdf'den salacam – soore basarız.. bu da duyuru metni

    4.
    kitabı da üç vakte kapakları ile pdf olarak salacam. kapak ve arka
    kapağı Hakan Kamışoğlu abim’den alıcam.. üçüncüyü geçen hafta
    salmıştım.. zamanında kapaksız olarak hazırdaki 9 kitabımın 7’sini pdf
    olarak verip ilk ikisini ciltli karton kapaklı, kendi kendimize bastık
    gerçi ama, para bulursam hepsini basaram aynı yol ile. gerçi sipariş
    gelip, o siparişler 20’ye tamamlanıp ücreti de peşin verilse gene
    basarım. onar-onbeşer kopya olarak yüzü aşkın bastık yaptık zamanında
    ama şu ara zor.. : ) he bir de o yayınevi bu yayınevi önermeyin,
    ricadır.. ☺️

    4. kitabın adı “şiir değil bu” bu da içeriğin “savunma” isimli bölümünden bir pasaj:

    -tanıdık olan birkaç şair-

    bir kitapları olan, eski arkadaşlarımı düşünüyorum şimdi
    pardon
    arkadaşım diyemem onlara
    ve onlar da beni arkadaş olarak görmüyorlardır sanırım
    tanıdık diyelim
    birkaç kez görüşmüş olmak
    birkaç ayak üstü sohbet belki
    bir iki ortak arkadaş
    ve sürekli olarak onların gözünde
    bu yarışta saf dışı kalması gereken ben

    itiraz etmiyordum elbette
    yarış onların yarışıydı
    seyirci bile olmak istemiyordum bu yarışta üstelik
    ama yine de
    zaman zaman
    gözüm kayabiliyor ya da
    gözümün içine sokulabiliyorlardı

    birkaç yıl önce tanıdığım
    birkaç şair adam söz konusu
    hâlâ zaman zaman tanışıyorum böyleleri ile
    eskiden de olduğu gibi yani
    fanzinleri ya da siteyi görüp veya
    bir ortak arkadaşın benden ona veya ondan bana
    bahsetmesi sonucu gerçekleşen tanışma fasılları
    ve ardından gelen övgüye gelmeyen karşılık

    “iyi yazıyorsun” diyor
    “eyvallah” diyorum, hepsi bu
    yalan söylemenin gereği yok
    ya da “sen de kötü yazıyorsun ben de” deyip
    ortama gerçek bir kurşun sıkmanın
    ki her seferinde
    üstelik çok kısa bir süre içinde
    gözlerindeki değerim sıfıra iner
    ki normaldir bu
    şu yazarı biliyor musun bu kitabı okudun mu şu dergiyi gördün mü
    uzar gider sorular ve ben hepsine seri halde “hayır” derim
    “hayır bilmiyorum”
    “hayır okumadım”
    “hayır görmedim”
    sonra karşındaki insanın
    aslında bir edebiyat muhafızı olduğunu fark edersin
    ve yıllar sonra ya da birkaç ay içinde
    bu adamın bir kitabı yayınlanır
    ve sen bu kitabı
    kitap çıktıktan yıllar sonra fark edersin
    yıllar sonra bir gün karşılaşınca yolda
    “napıyorsun”
    “iyilik sen”
    ve birkaç saniye içinden konu
    onun unutulmaz şaheserine döner
    “bir kitabım çıktı”
    “haberim yok”
    “birkaç yıl oldu, ufak bir yayınevi”

    “güzel bir duygu olmalı” dersin
    onun adına düşünerek
    çünkü ona göre
    benim asla ulaşamayacağım
    bir zirve noktasıdır bu ve
    tek kitabı olan
    yitip giden
    ve yine de konuşmaya devam eden
    seni hiçe sayan
    ve üstelik artık bir kitabı olan bu adam
    “sen neler yapıyorsun” der “fanzinlere devam mı?”
    ufak bir alay vardır bu soruda ve
    hâlâ devrimden söz ediyordur sana
    hâlâ mücadele
    iktidar karşıtı
    savaş karşıtı
    ayrım ve sömürü karşıtı
    bana da karşı
    kendi dışında her şeye karşı hatta
    ve hâlâ çalışmıyor
    bir gün bile çalışmamış bir insan
    işçilerin adına
    onların haklarını haykıran
    şiirler yazıyor sağda solda
    yeraltı edebiyatı nasıl olmalı diye sana konferans çekip
    üzerine sanattan dem vuruyorlar
    sanki çok sikimdeymiş gibi yeraltı edebiyatı
    ya da sanat
    sıkıcı bir konuşma
    ama kaçış şansın yok
    işim var dersen
    gideceğin yere kadar seninle gelirler
    benimle konuşmak değil niyetleri
    ben bok kafalıyım
    o da devrimin tanrısı
    bunu ispat etmek ister sana
    sonunda sabrın taşar ve
    bak dersin
    anlıyorum seni
    son kutsal kitabı yazan bir peygambersin sen
    ama benim eve gidip uyumam gerekiyor
    çalışıyorum ben
    bir işim var
    senin savunduğun işçilerden biriyim ben
    izin ver bana
    kafamı dinlemeye ihtiyacım var anlıyor musun?
    ve üç kuruş için günümün yarısını heba ederken
    kendi haklarımı savunmaya zamanım kalmıyor
    sen bunu benim için yapıyorsun
    benim için yazıyorsun sen
    bense kıçımı göstermek için yazıyorum
    ama şimdi gitmeliyim
    “siz hep böylesiniz” der ardından
    “kendinizi bi bok sanıyorsunuz”

    bir daha onunla görüşmeyeceğiz muhtemelen
    kaç tane kaldı bilmiyorum geriye
    beş mi altı mı
    izmirli tanıdık şairler
    şimdilerde bir kitapları var her birinin
    ve arada sırada onları yolda görür
    üç beş nasihat dinlerim
    kimisi otuz beş kırkında
    kimisi benle yaşıt
    ve maddi sıkıntıları yok
    ruhsal sıkıntılarının kaynağı ise
    hak ettikleri yerde olmadıklarına dair olan
    saf inançlarından geliyor
    çoktan keşfedilip yaldızlanmaları gerekiyordu
    etraflarında hayranlar topluluğu
    on beş yirmi kitap
    ve görsel şölen

    bazısı yanlış ülkedeyim der
    bazısı suçu çarpık yayıncılık sisteminde arar
    bazısı kendisine yeterli şansın tanınmadığını öne sürmekte
    ama her birinin tek sıkıntısı
    hak ettiklerine inandıkları yerde olamamak
    ki haklı olabilirler de bu konuda
    bilemiyorum
    ben hak ettiğim yerde miyim bunu da bilmiyorum
    edebi anlamda hak ettiğimi almaktansa
    çalıştığım sikik işlerde görmek isterim hak edileni
    fazla mesai ödemesi ya da zamanında maaş gibi

    edebiyat muhafızları beni öldürebilir
    ve evet evet evet
    bu bir şiir değil
    kafamı sikip durmayın lütfen
    ve yayınlanmayı da hak etmiyorum
    bu doğru
    ama lütfen artık
    her seferinde karşıma çıkıp
    bana edebiyattan ve
    o harikulade yazarlığınızdan
    dem vurmayın

    öfkesi yatışıyor veda ederken
    “içelim bir gün” diyor
    “içeriz” deyip dönüp uzaklaşıyorum
    içer miyiz harbiden?
    ama bu kez de
    bara girmeden önceki konumuz
    ne kadar sıkı bir içici olduğunuz yönünde gelişecek
    birkaç bira sonra
    sarhoş bir adamı çekmek zorunda kalacağım
    “içeriz” diye yalan söylüyor
    ve evime geliyorum
    bir daha karşılaşmayız umarım
    ne onunla
    ne diğerleri ile

    7ağustos2008

  • şanımız ölüyor

    diSStromuzdan telgraf var:
    kanada ve usa’da yayınlanan dergiye röportajımızı verdik efenim. her şey (tüm dünyada hatta evrende olup biten🤯)
    kontrol altında.. röportaj yayınlanınca da ses eder, ileride de kendi
    platformlarımızdan hem türkçe hem ingilizce olarak yayınlar ve basarız..
    zaten bizi başta fransa olmak üzere güney amerika ve usa ile kanada’da
    çok severler. fransa’da yolda kime sorsan tanır bizi. nantes
    sokaklarında

    fanları çoğunluk, marsilyada

    Zack


    fanları mesela. istatistik bilem var. bi kendi ülkemizde meşhur
    olamadık.. hep sizin suçunuz, bizi meşhur edin, magazin programlarına
    çıkmak, sansasyonlara malzeme olmak ve fanboylarımız fangrrrrlerimiz ile
    nefret edenlerimiz arasında sanal üzerinden yaşanacak kavgaları
    fiskimizi yudumlarken izleyip gülmek bizim de hakkımız.. söke söke
    alamıyoruz, yardımlarınıza ihtiyacımız var bu konuda.. 🥱🤥 foto eski tüklanımızdan..

    İzmiryer6 distro haber atmasyon servisi huşu içinde sundu. röportaj atmasyon değil gerçi. fransadaki namımız da. 😲


  • tanrı bunun neresinde? pardon şeytan mı deniyordu? karıştırmışım..

    “disziplin” yeni zine. yarın sabah bayram namazını müteakip, ekranlarınıza konuk olacak. bir Taxidermia Fanzine
    feat izmiryer666 diSStro bestesidir…. : ) hazır bir iki rötüş kaldı
    sadece de, sabah sabah şeker yemeye filan evinize gönderelim diyoz
    çocuğu.. : )

  • retro (street zine) haftaya çıkıyor efenim..

    Emin Aga’ya ithafen hazırladığım ve kendisinin her sayıda bir playlist ile açılışını yapacağı, aksamaz ise, 9haftada1 periyodlu olan, italyan fanzin mafyası nüfus memurluğuna, RETRO street zine & Zebelliyat ismi ile kayıtlı fanzin için içeriklerinizi, zokağa çıkmama yasağı bitene değin, yani dilediğiniz zaman girdap@riseup.net adresinden gönderebilirsiniz.. ancak “adım adım zokağa çekme yasağı” bitene değin, yani pazar gece 00:00’a kadar iletmeniz halinde, ptesi zabahından alacağım çıktılar sonrası elde kes biçlerime takviye olacağından, ilk sayıda yayınlanma şansı elde edebilirler. edemeyedelirler tabii. yayın politik A’ma uymaz ise basamam.. 
    içerikle; yazı çizi, abaküs takvimine bağıl fonksiyonlu gündemden bağımsız her türlü ivme, müzikal sinemasal veyahut herhangi bir sanatsal akım veya insan/topluluk üzerine güzelleme/röportaj/izlenim olabileceği gibi, bizzat bu güzellemelerin digital kayıtlarından da (mp3/avi/mkv vs) olabilir. elde nakış tekniği ile hazırladığınız işleri, iyi çözünürlükte tarama şansınız yok ise, posta adresimi isteyip (ki blog’da yazıyor), gönderebilme şansına sahipsiniz.. soru görüş ve önerileriniz için, DM ihbar hattını kullanabilirsiniz.. baskı parasına destek olanların kulakları ölene değin dert görmesin. amin. 
    fanzinin içeriği; müzik/sinema ve zebelliyat (edebiyat değil abi) ile, bir takım ulvi olma derdi peşinde koşmayan görsel işlerden oluşmaktadır. yanında dvd vermemiz olasılık dahilindedir.. gönderilen işler redaksiyona/edit’e tabii tutulmaz ancak aşırı harf hatalı, göndermeden bir kez bile okunmamış baştan savma işleri, cildi bozar.. asayişi bozsa keşke. 
    buraya kadar okuma zahmetine katlananların, e-posta adreslerine, fanzinin “degital” versiyonunu talep etmeleri halinde, pdf olarak ışınlanması düşünülecektir.. açık link pdf vermiyorum, nedenlerim de karakutumda muhafıza edilmiyor, açık ve net yani. 
    cuma namazını, (görünmez) maskeli kılmanın güzel vatanımıza ihanet olmadığını ancak dinimizde riyanın en büyük günahlardan biri olduğunu hatırlatır, görünmez maskelerin corona bitimi de, öncesinde de olduğu gibi takılmaya devam edeceğinin bilincinde olduğumuzu bilmenizi isterken, “evde kalın” çığırtkanlarından uzak durmanızı salık veririz.. selametle. 
    bu iş ile birlikte, bir çok başka iş de çıkacak.. olley. 
    müzik dinleyek o halde: 
    ‪Camera Silens – Comme Hier https://youtu.be/8n38hgmT8oI ‬

  • işportal faaliyetler yeni dönem

    işportamızın ara verip tekrar başlayacağımız (virüsmanik dönem bitmese de başlayacağımız, başka bölgede açmaya başladı zaten yan tezgah arkadaşlarım) yeni döneminde, tezgahımızda yıllar yıllar yıllar önce de olduğu gibi kaset/cd bulanacak.. bir fark ile: çooğ eskiden olduğu gibi korsan değil. orjinal direkt.. kanal bulduk bu konuda geçen hafta.. üstelik orjinal (zaten hiç korsan kitap işinen girmedim de) kitaplar için de kanal bulduk, elimdeki tüm kitapları kışın satmıştım, grubu ya da üç kağıt tezgahımızı yerinden takip edenlerin bileceği üzre.. 
    eğer, verimli geri dönüş alırsak. yani kaptan köşkümüzdeki şarabımız eksik olmaz da üzerine de para arttırabilirsek, seneye ve öteki daha öteki senelerde de kaset/cd işi devam eder.. ve hatta tr’de müziklerini “fiziksel kopya” ile dağıtan müzisyenlerin de, her zaman olduğu gibi sokakta, parasal geri dönüşlü dağıtımcılığını sürdürürüz. pek kalmadı gerçi öyle müzisyen. olsun.. 
    durmak yok, yoldan çıkmaya ve çıkarmaya devam.. 
    he plak soranlar oluyor iki senedir. o işe girmiyom, yüküm ağır oluyo zaten.. bir de tezgahta plak satamam abi.. zorlar. taşıma sonrası heba olmasın çantada pahalı pahalı plaklar. zarar etmeyek yok yere.. çantamı bırakabileceğim güvenilir ve alma/bırakma saat sorunu yapmayan yer bulursam olursa belki.. bırakmam için mekanı gece yarısı kapatan yer lazım. bir de bırakırken yüzünü somurtmucak mekan sahibi.. yoksa yer çok.. başıma gelenlerden sonra, saçma minnet duygusu beklentisi ve almak isterken girilen tripleri kaldırmıyo bünyem😔

  • E-zine patlar

    euro dolar kuru, falan fişmekan.. kiraladığımız server’ın aylık tazminatını ödeme kanalımız tıkandığından, patladı. blogdan devam.. kendi kendimize konuşmaya : ))