Etiket: #hap.erler

  • kağıttan kadromu kurdum.

    ilk kez Underground Poetix FEST.‘te görücüye çıkacak olan 18 adet yeni işim
    1) Miguel Pİnero – Aşağı Doğu Yakası Şiiri (zineup ve yüzde doksan türkçe de ilk)
    2) Owurluud – Grotesk Günlükler #1 (yeni seri-zineup)
    3) Zebelliyat #30 (son sayı, final sayısı, bir daha böyle bir işle uğraşmayacağım)
    4) Zebelliyat – Kiriş Yazıları (special sayı – 116 sahife)
    5) ?! #10 (kişisel fanzinim yani zineup)
    6) Araklamasyon Mirante #3: Su Davşanı
    7) UNPZ Broşür ver.10 (tamamen yenilendi, gıcır gıcır)
    8) Fuckbook #3
    9) faceup #1 (yeni seri, bir diğer kişisel fanzinim, neymiş efendim, zineup))
    10) italyan fanzin mafyası – newsletter #1
    11) U.A.E.W #7: geriye Dönüşler 1 part 2 (remaster serimize göre u.a.e.w no 2)
    ilk on bir tamam..
    remaster serimiz
    U.A.E.W 1: Geriye Dönüşler 1 part 1
    U.A.E.W 3: Geriye Dönüşler 2 part 2
    U.A.E.W 4: See Nothing part 1
    U.A.E.W 5: Kendimden feragat part 1
    U.A.E.W 6: Şiir Değil Bu part 1
    U.A.E.W 7 – yaşanan her şey yaşandığı anda gerçektir – part 1
    U.A.E:W 8 – öyk part 1
    u.a.e.w: useless and empty wordz
    this empty flow isimli galaksiler ve boyutlar arası dolaşmak için kullandığım trenin, usuless and empty songs isimli 111 adet limitli e.p’sinden araklanan bir isim olup limitli basılmaz ama onbir baskıyı bile zor görür.
    not: zineup, fankit saçmalığına karşı üretilmiş italyan fanzin mafyasının uydurduğu bir terimdir.
    not2: hepsini azar azar basçam. bazısı 3 bazısı 5 bir tanesi 10 kopya.
    illa ben bunları almak istiyorum diyorsan, önceden sipariş ver, ona göre basayım. hayır ayıramam. senin için fazla basabilirim. ve evet, ücretli. fanzin dediğin beleş olur diyorsan, bas şunları da bi kardeşlik yapıp, ben beleş dağıtayım hacı. razıyım..
  • wu tang: an american saga dizisinin kendi hayatım üzerinden düşündürdükleri…

    @page { margin: 2cm }
    p { margin-bottom: 0.25cm; line-height: 115% }

    @page { margin: 2cm }
    p { margin-bottom: 0.25cm; line-height: 115% }

    henüz dört bölüm
    oldu. hayatımın tamamına, yüzde yüzüne, doğrudan etki eden bir
    müzik türünü icra eden ve yaşantıma da zihnime de, en çok
    damgasını vuran iki gruptan birinin, bir nevi biyografi dizisi.
    diğer grup da the psycho realm. son 13 yıldır keny arkana’nın
    da derinlemesine ilham ve güç verdiğini eklemesem olmaz. her
    neyse.
    burada, diziden
    değil, daha çok kendi başıma gelenlerden bahsetmek istedim. dizi
    orada, isteyen izleyebilir. grup da orada, isteyen dinleyebilir.
    hatta ingilizcesi olanlar, haklarında yayınlanmış ya da grup
    elemanlarının yazdığı kitapları okuyabilir. mesele o değil.
    mesele, benim, maalesef, üzgünüm, o yüzden ilginizi çekmiyorsam,
    dağılabilirsiniz. hiç dert değil benim için tiraj, sıfır dinleyiciye 4 yıl radyo yaynı da yaptık zamanında, gerçekten sıfır!

    kendim için kendime yazıyorum. anı
    mahiyetinde. düşüncelerimin metinsel olarak anısı. ilk
    yayınlarımdan birinde, “kendi üzerime yazılıyorum ve kimse
    farkında değil bunun” demiştim, önemli olan da birinin farkında
    olup olmaması değildi. insan, kendinin, kendi ‘kendi’nin, kendi varlığının,
    varoluş nedenlerinin, farkında ise, gerisi hava civa.. kitle de,
    çevre de, dünya da.. geçelim..

    kuruçay da büyüdüm,
    izmir’de. yani çingene mahallesi. yani bir nevi getto. yani bir
    nevi, uyuşturucunun, kadın ticaretinin (ki bu tanımlamayı
    sevmiyorum ama durumun tabiri literatürde bu), silah ticaretinin,
    hırsızlığın, hiç sebepsiz yere adam vurma ya da yaralamanın,
    her gün istisnasız her gün çıkan kavgaların; kuruçay’ın
    dışında da, hilal, boğaziçi, levent, tepecik, zeytinlik,
    gültepe, toros, mersinpınar, vs vs geniş bir alana yayıldığı
    bir bölge de.
    çocukluğumda,
    galiba babamın beni yetiştiriş tarzı nedeni ile ve annemin
    dominantlığı aşan korumacı ve kaygılı yapısı nedeni ile,
    “pisliğe” (!) geç battım. çok geç sayılmaz aslında, on
    altı. öncesinde, başlama yaşı beş altı yediye kadar düşen
    alkole de sigaraya da bulaşmadım. arkadaşlarım ortaokulda
    biraları götürürken, ilkokulda tuvalette sigaraları içerken;
    ilk biramı onaltı yaşımda, lise ikide, 1998’de, alsancak kilise
    sokağında, ilk sigaramı da, lise bittikten sonra, dayı zoru ile
    dershaneye gönderilirken içtim, 1999’da. sonrası peşi sıra
    geldi. geldi çünkü futbolcu olmaya kafayı takmıştım. olamadım.
    oldurtmadılar. ailem de, sporculuk sistemi de. gezmediğim kulüp
    kalmadı izmir’de, beş yaşımdan 15 yaşıma kadar. hepsinde çok
    beğenildim. ileriye dönük sağ bek. en son bucaspor genç
    kadrosuna alınacak oldum, lisanslı olarak. okulumdaki dersler
    -meslek lisesi, çınarlı e.m.l- akşam 17’de bittiği ve
    antremanlar da çok daha erken bir saatte, öğleden sonra başladığı
    için, olamadı. okulu bırakıp seneye yarım gün bir liseye
    başlasaydım olucaktı. ailem izin vermedi.
    iyi mi oldu kötü
    mü? hayatımı bu şekilde değerlendirmedim hiç. geçmişe bakarak
    kıyasladığım hiçbir şey olasılık olmadı. tek bir şey
    dışında keşke dediğim hiçbir şey de olmadı ve o keşke de çok
    kişisel olan, hayatımın yönünü de zerre değiştirmeyecek bir
    mesele.
    sonra, had safhada
    parasızlık süregiderken, cigarasından, kimyasalına da
    bulaşmışken, bir yandan da fanzin basmaya çalışırken, okula
    yayan gidip gelmeye başladım. sadece okula değil, her yere,
    aklınızın alabileceği her yere. uzak ilçeler hariç. iki saat
    yürüme mesafesine kadardı zaten takıldığım en uzak yerler.
    gidiş geliş yol parası, on, on beş kopya fanzin yapıyordu o
    dönemlerde. çünkü ailemin kimi zaman sabah çayına şeker alacak
    parasının olmadığı günler geçiriyorduk, hala geçiriyoruz,
    değişen bir şey yok. sonra okulda, torbacılığa başladım.
    rahattı. 4 yıl boyunca, hiç kimse bilmese de, el altından,
    eczaneden aldığım bir takım ucuz ve kafa yapan hapları,
    hollandadan geliyor diye, minik bir poşete koyup, fahiş fiyata
    sattım, bu konuda çaylak olan tiplere. 2002 sonbaharı, tüm
    kimyasal ve cuvara kullanımıma, çok ağır bir psikoz atlatmam
    nedeni ile son vermiş olsam bile, hap ve cigaraya meyilli tiplere,
    el altından satışa devam ettim. benim kullandıklarımı
    satmıyordum, çünkü onlar zihinsel yapının ebesini sikiyordu ve
    eczane fiyatı da, mahalledeki torbacı arkadaşlarıma göre fiyatı
    da pahalıydı. ucuzları satıp pahalıları aldım. uyuşturucuları
    ve uyarıcıları bırakınca da, o parayla fotokopiksel
    faaliyetlerimin baskı sayısını çoğalttım. çoğalttım ama
    çoğu baskı elimde patladı. 100 kopya işi, üç kişi para ödeyip
    alırsa, patlar.
    sonra? sonra
    askerlik. sonra geliş, iş hayatı. gelen parayı evime fotokopi
    özelliği olan yazıcı, kesmek biçmek için bir sürü yayın, pc,
    ve alet edavat ile fotokopiye harcadım. sonuç? 80 bastığım iş,
    ücretli olarak 2-3 kopya gidiyor, sonra elimde patlayanları yolda
    ona buna beleş veriyor, ya da kafelerin masasına otobüs vapur
    koltuklarına bırakıyordum.
    sonra zaman geçti.
    kafam fabrika hayatını kaldırmamaya başladı. bir buçuk yıldır
    kaldırmıyor. iş aramıyorum. bu anlattığım süreç içerisinde
    de, 20 yıldır hemen hemen her sene, fırsat buldukça, işporta
    tezgahı açıyorum. fanzinler anlamında o da boktan. o kadar boktan
    ki, kendi işlerimi alan yok. başka fanzinler gidiyor arada,
    benimkiler beleş değilse, ıh ıh.. beleşse de, okuduklarını
    düşünmüyorum, öyle bir göz atıp geçiyorlar. yüzde doksan
    dokuz böyle yapıyor. hatta eve dönüş yolunda bir yerde
    unuttuklarına da çok şahit oldum. ionia cafede masa da, tiryaki
    kedi cafe de, masada, işporta dönüş yolumda beleş verdiğim
    insanların sokağa attığını bile gördüm. hem de defalarca. eve
    dönüş yolumuz aynıymış demek ki, bir saat sonra ben topluyorum
    tezgahı, bi bakıyorum eve giderken, kağıtlar orada burada. hani
    zımba kullanmıyorum ya ben yıllardır. bunu da sorun eden yığınla
    insan çıkıyor ya karşıma. nedenlerim çok derinlerimde saklı.
    zımbayı sikeyim.
    her neyse. şimdi,
    mesele neydi? mesele falan yok ortada.. paylaştığım işportamızın
    koruyucusunun, (gerçekten iki yıldır öyledir) fotoğrafına,
    ürettiğim işten çok daha fazla ilgi geliyorsa, bugüne kadar (98
    yılından beri işlerimi internette yayınlarım) tek bir insan
    hariç, ücreti mukabilinde sipariş vermedi ise, işportayı netten
    görüp tek bir insan hariç tezgaha gelen olmadıysa, yayınladığım
    pdfleri, işleri, şunları bunları, tek bir insan basılı olarak
    talep etmedi ise, üzerine sub press’den basılan, kardeşim efe tuşder ile
    ortak yazdığım öyküme bile, beş altı kişi, “abi pdf’si
    varsa atar mısın” dedi ise.. ki cevap bile vermedim onlara.
    çünkü; mottolarımızdan biri, “pdf isteyene mdf veriyoruz,
    kafaya kafaya” idir.
    o yüzden, zaman zaman, işlerimi, korku parkı
    istasyonunda, zaman zaman cafe quartet ve kabuk kitap evinde
    bulabilirsiniz. böylece gerçek hayatın içinde de yüz yüze gelip gözlerimizin içine bakabiliriz.
    ve evet, hiçbiri
    beleş değil. çünkü yenilerini basmam için, en azından
    fotokopiciye benim de, ödemem gereken, atanızın kafasının resmi
    olan kağıtlara ihtiyacım oluyor. ya da tütün almaya. ya da biraz
    zihinsel gevşeme yaşayabilmem için, arada sırada biraz alkole.
    git çalış mı diyorsun? 12 yıl fabrika da çalıştım yavrum,
    yeterli. sonra bakarız bir şeylere. işporta da bir iş bu arada,
    ve sizin sandığınız gibi öyle dünyanın en kıyak ve rahat işi
    falan değil.
    ve evet, hiçbir şey yapmasam bile, balkonumda sigara içip
    yoldan geçen insanları izlerim, gene zamanı öldürürüm. zamanını öldürmeyi seviyorum, inatçıyım bu konuda, bana 16 yaşımda “boşa zaman harcama” diyen dayıma karşı bu inatım! bunu ve bu kadar şeyi, niye yazdığımı anlamanız için, diziyi izlemeniz lazım. izleyin lütfen. sonra gelip eleştiri sunabilirsiniz. ha umursar mıyım? tabii ki hayır.
    o yüzden,
    hoşçakalın, sevgiler..
    girdap zack unthatow

    a.k.a esçûmênto donete sanchez
    a.k.a la espiridion del
    pueblo
    a.k.a virtual cosmos be rodrigo
    ya da kısaca
    girdo
    daha da kısaca gzu

    ya da hiçbir şey demeseniz de olur, zaten sağırım ben, 24 saat müzik dinliyorum, o yüzden duymazsam da mazur görün.. ; )

  • THE LAST DEAD

    işporta’mızın 20. sezonu kapanmıştır. (hayatımın en kötü sokak yılı olduğundan erken kapandı) şubat ortası 21. sezonda, görüşürüz.  adres belli, denkleşilir. eyvallah..

    “Olmaz işte ertelicen her şeyi
    İzmir gibi yerde yaşıyorsan bir de neyse bir
    Boşver iki siktir et üç hüzünü dolayacaksın dile yok
    Yapacaksın ile zor, gelir ise çabalamak”
    “Hiçbir işe yaramayacak isyan misyan etmek
    Sanat burada olmaz moruk İstanbul’a gitcen
    Gidemiyorum hiçbir yere ben aşıkken İzmir’e
    Zorba da bıktı artık çağırmaktan merline
    “Albüm nerde?” diye sorma bana çok bunaldım
    Hatta boğuluyorum artık bağırıyom herkese
    Arıyorken ters köşe ve bulamazken her gece
    Kasvet çöktü üstümüze saçmasapan işlere”
    “Moruk yaşım ilerliyor sıkılıyor canım buna
    Çabalıyor birileri baktığımda aynı hayat
    Sana bir şey diyeyim mi o iş yalan her defada
    Başladığın yerdesin bak, en sonunda kalk
    Toplan git boktanlığa son vermek için
    Çözüm gibi durur ama çok yanacak için
    Maalesef ki bir de temiz değil sicil
    Bana pasladığın o işi ben yapamazdım içip”

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=rugUzCf481Y]

  • yeni fanzin projesi: MalAklar topluluğu

    MalAklar topluluğu” adında bir fanzin yapmaya başladım üç gün önce..
    içerik şu: sosyal medyada, bir tür kitlesi olan, ya da eş dost ivlenmesi yaşayan veya şair/yazar SINIFI MalAklarından oluşan printscreenlar.
    bunların en büyük ortak özellikleri ise, eleştirye ya da taşak geçilmeye tahammülleri olmayıp, yapılan bu tip bir yorumu silerek, bu yorumu yapan kişiyi de banlamalarıdır. hatta bunun için de telefonlarının her türlü bildirimleri bildirim ışıkları bildirim sesleri açıktır ki, mazallah gözden kaçırırlar filan, bu tip bir yorumu..
    MalAk’ların en büyük ikinci ortak özelliği, zirve yapmış egoları ve “ben bilirim” “benim dediğim doğrudur” kisvesi altında fikir üretmelidir.. en büyük üçüncü özellikleri ise muhaliif zannedilen duruşlarının altında faşizan bir bilinçaltı barındırmalarıdır..
    ve ne yazık ki, bunu yapan eğer bir sanatçı/şair/yazar SINIFINA mensup kişi ise, kimsenin bu durum umrunda olmaz, çünkü daha önce de dediğim gibi:
    -algı düzeyleri ve karartma-
    insanlar sizin nasıl bir insan olduğunuza değil özel hayatınızda ki tavrınıza fikrinize duruşuna değil, ne kadar güzel (!)i hoşlarına giden işler yaptığınıza bakar, sanat sepet işlerinde de durum budur. kapitalizm zihnimizde başlar, ne kadar kaypak/dönüşlü bir insan olsan da; iyi şiir yazıyor,resim yapıyor film çekiyorsan değerin de ona göre belirlenir kadardır. senden kralı yoktur o vakit. kişiliğinin de, yaşantının da bir önemi yoktur. çünkü kapitalist algı düzeyi yaşam tarzı ve bakış aşısı zihnimize ruhumuza kadar bizi ele geçirdi.
    evet bakış aşısı
    __
    fanzinin adının türcü olduğunu iddia edicekleri de alıcam fanzine, çekinmeyin nolur, çünkü değil.. başka bir ifade biçimi var orada..
    peki ben neden bununla uğraşıyorum son üç gündür? işim gücüm yok mu?
    SANANE! fanzin hazırlıyorum malzeme toplıuyorum.. içeriğimi nereden alacağıma sen mi karar vericen? ister çöpten gazete bulurum, ister sigaramla kağıda yanık izleri bırakırım, ister ansiklopedilerimi keserim ister kendim yazar çizerim. sana fanzin olgusunun içeriksel anlamda ki geniş yelpazesini dair ders vericek, ya da üç gündür garip dostlarımın özelden yazdığı fantastik görüşlerine sirayet edip, susacak değilim..

    https://www.facebook.com/yahyavural/posts/2710304015646643

    diğeri çok var ama şimdilik:

    https://www.facebook.com/yahyavural/posts/2709510245726020

  • re-post: naber?

    aramıza katılmak ister misin?
    UNPZ 1996 yılında fikir olarak ortaya çıkıp, 1998’de kendi içinde metinlerini ve duruşlarını netleştirip, 2000 yılında e-zine, 2002 yılında basılı yayıncılık olarak resmi faaliyetlerine başlayan ve içerisinde bir çok farklı alanda “label” bulunduran, “indie”, kayıtsız kuyutsuz bir oluşumdur. kendi açıklalamız ise şudur: “U.N.P.Z, yani uzatırsak, UnthatowN ProjectZ, 1996 yılında, g.z.u tarafından kurulan, süreç içerisinde çok kişilikli bir hale gelen, olay yeri dikizleme birimidir.. gezegen hakkında elde ettiği verileri, devletin ve dünyanın üst kademe beyefendileri ile, açık seçik ortamlarda paylaşmaktan çekinmez..”
    aramıza katılmak ister misiniz? şu şarkıda sözü edilen çağrıyı dinleyerek, bizim de 22 yıldır aynı çağrıyı çeşitli şekillerde farklı biçimlerde ve platformlarda (sadece internet değil) yaptığımzı hesaba katarsak, bence isteyen yok, ama tekrar bir “re-post” yapalım dedik.. şarkıda bahsi geçenlere ve manifesto metninimizde yer alan görüşlere katılıyorsanız, merhaba..
    https://www.youtube.com/watch?v=3kKtrfi2MMg
    UNPZ: https://www.facebook.com/unthatownprojectz
    ANA ALT LABEL: İzmiryer6 distro
    YAYINCILIK FAALİYETLERİ: CSNS Yayımları
    müzikçilik faaliyetleri: Görünen köyün kavalcıları
    sokakçılık faaliyetleri: Korku Parkı İstasyonu
    doğrudan eylemselliki: Upon Zack (sayfada bilgi bulamazsınız)
    gazetecilik ve habercilik: Wu Wei
    dükkancılık (acıcaz tekrar bir gün) Pinero Tükkan
    çıkan yayınlar: https://unthatow.blogspot.com/p/fanzinlerim.html
    var daha başka dalavereler, hayat içinde..
    iletişim: izmiryer6distro@gmail.com
    by: Girdo a.k.a girdap zack unthatow..
    kişisel profilize: Yahya Girdap Zack Vural

    ————–

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=3kKtrfi2MMg]

  • yıllık pl4n

    bir takım havadislar: bu hafta fotokopyacıya gidemediğimden basamadığım 12 adet yeni fanzini ctesi basabileceğim, bilginize, çarşambaya kadar da işporta yok
    şu ara müzik fanzinimin 9.sayısı ile uğraşıyorum, katkı sunmak isterseniz beklerim. röportaj sorularını çıkarıp cevapları alınca basarım.
    yıl sonuna kadar yayınlanacak fanzinler:
    ekim
    -görünen köyün kavalcıları #9
    – öfkeli sesler korosu#1
    – tükürük
    -disszine#2: ayağım
    -kağıttanduvarlar
    -italyan fanzin mafyası#2
    kasım
    arapzine(arapkağıdına %100 el işi llimited edit.)
    wu wei: #14
    grotesk günlükler#2
    ?! #11 (full el yapımı kolaj
    italyanfanzin mafyası#3
    etkinlik olarak’da
    şimdilik kesinleşen Apeiron Collective‘un düzenlediği üç konserde ve gelecekteki konserlerinde stand. üç konserde stand
    25eylül: Ankara fanzin toplantısı
    29eylül: @underground poetix fest / stand
    2ekim ist. fanzin toplantısı
    ekim: izmir fanzin toplantısı
    kasım: cafe quartet’te 9. izmir fanzin sergisi
    aralık:cafequartat’te, 3. fanzin atölyesi
    Girdo haber merkezi huşu içinde sundu..
  • işportal sezon finali yaklaştı. son baskılar bunlar.. baskılar sizi yıldırabilir..

    haberler: işportal sezon finali yaklaştı. son baskılar bunlar.. baskılar sizi yıldırabilir..
    cumartesi günü tezgah tazeleniyor, ancak bu son tazeleme olucak gibi
    görünüyor çünkü tezgahımızın 20. sezonunu yakın zamanda güzel bir final
    haftası ile kapaticiik..
    zannediyorum Underground Poetix FEST.‘ten
    dönüşümüzde, tezgah açmayacak ancak, çeşitli etkinliklerimizle (fanzin
    katlama etkinlikleri, kolaj atölyeleri ya da fanzin sergileri, akla
    gelebiletesi olan kafada dönüp duran başka tilkilerle) Cafe Quartet‘te takılırkene kışın, arada da, Apeiron Collective‘in
    konserlerinde fanzin kendi baskımız bandrolsüz kitaplar, tsort sweet,
    çanta poster takı rozet vs vs içeren do it yourself ürünü işlerimizle
    standımızla yer alacağız..
    bu esnada da, yayınlanan fanzinlerimizi ve şehir dışından elimize geçen işleri, alsancak’ta Kabuk Kitabevi karşıyaka da Cafe Quartet‘ten
    edinebileceksiniz..(şuraya da bıraksan demeyin, o kadar çok baskı alcak
    param yok benim, sen bas sen bırak, dört bin yer gezicek enerjim de yok
    dağıtımda, iki mekan yeterli, bi ihtimal bornava’da bir arkadaşımızın
    mekanı var, gidip bırakıcaz gibi, adını unuttum.. tabii ki belirli bir
    ücret karşılığında alınabilmesi makbül fanzinlerin.. he şehir dışından
    bize gönderilenleri derseki arkadaşlar beleş dağıtın, öyle yaparız
    ücretli ise ya takas ya da maddi kesintisiz komisyonsuz geri dönüş
    yaparız.. ki quartet’te kumbara var, para atmak isteyen atar, ki atsa
    iyi olur, şaraba harcadığım sanılan para ile bu hafta son kez tezgahı
    güzide işler ile tazeliyorum mesela.. insaf yahu.. insan şarap parası
    için de fanzin yapabilir bu arada bunda yadırgayacak bir durum
    göremiyorum ama, yirmi yıl yapmaz bunu abi, gider işe girer, part time
    bişi bulur vs.. neyse geçelim fanzin gökdeleni plazası iftiralarını da
    konumuza dönelim.. basılacak işler:
    12 (pardon o bugün 13 oldu) CSNS Yayımları‘ndan
    çıkan yeni zine, 9 adet remaster serimizden yenilenmiş gıcır gıcır
    olmuş, kapakları renklenmiş ve içindeki eksik yanlış iletişim adresleri
    düzeltilmiş, master copyanın mürekkepinin yaşlanması nedeni ile
    gözükmeyen kısımlarına ayar çekilmiş hali ile, 9 re-zine (ben de
    uydurcam bundan sonra yeni kavramlar terimler, var mı? mesela zine-up,
    he bir de kafamda yeni bir tabir var: zemzine diye, sonra açarım)
    ayrıca elimize yeni geçen:
    Gerçek Fanzin tüm sayıları
    firar fanzin tüm sayıları
    abyssraction – b&w
    Kayra(of Gına)‘ya ait iki mini zine
    sıfır adam (black edisyon)
    Le Mat
    bu yıl ilk kez basılacaklar (geçmişte çok bastık)
    Dog Juice #1 (ikinci sayı yolda)
    kolum
    disguast 1 ve 2. sayı
    dahke son sayı
    crime minister 5
    hayta
    P. K. Dick – Dİnsel Deneyimi R. Crumb (çeviri: Efe Tuşder)
    ve tazelenecekler
    Taxidermia Fanzine 4 sayısı birden
    #mondotrasho, 11. sayı hariç ilk 12 sayı (Kozmikova)
    Kaburga Megazine sayı 10
    Zebelliyat eski iki üç sayı
    SOLUCANFANZ.in 17. sayı)
    ve aklıma gelen bazı biten işler..
    —-
    ayrıca 100% Müzik: Reptilians From Andromeda İzmir konseri için afişleşmesi yapılacak. yani ben yapacam, mekan + duvar..
    ayrıca 16-18 arası Fanzin katlama partisi – KYK part 32 var, katlanmaya katlanırsanız bekleriz..
    son olarak, yardımcı aranıyor, çırak değil, destek değil, arkandayım
    abi değil, iş paylaşımı değil, yardım edecek biri.. ama iki yıldır
    hayaletlerimleyim.. !zm!r’imde…
    son not: fanzin saldırı henüz başlamadı, bu sadece bir tatkibat. saldırıyı Taxidermia Fanzine yapabilir ama : )
    fanzinlerimize içerik göndermek ya da bir işin ucundan tutarım aga
    demek için: izmiryer6distro@gmail.com veya bu sayfanın mesaj kutusu
    açık…
    CSNS Yayımları‘ndan çıkan yayınların listesi:
    http://unthatow.blogspot.com/p/fanzinlerim.html

    https://www.facebook.com/izmiryer6Distro/posts/1755143297963427

  • ?! #10 – kapak ve giriş yazısı…

    31 ağustos’ta, yani bu cumartesi basıyorum.

    kiriş
    kazısı..




    geldik
    10. sayıya. ilk sayısını 2003 yılında yayınladığım ve 16
    yılda, ancak ve ancak sadece 10 sayı yapabildiğim, bu tamamen
    kişisel olan -kişisel olan politiktir(the personal is political)-1
    soru işareti ünlem isimli bu fanzin olamayan fanzinimin,2
    genellikle çoğu ve özellikle son bir kaç sayısı, o an içinde
    bulunduğum ruh halim ve bu ruh halimin bağıl refleksi olarak açığa
    çıkan politik güzergahımın3
    (!) bir tür mevyesi şeklinde zuhur etti hep. kendimce basılması
    gerektiğini düşündüğüm, kendi açımdan basılmasını gerekli
    gördüğüm vakitlerlerde, vakitlerimde; oturup başına, ya yeni
    bir şey karaladım ya da eskilerimin bazı konseptsel derlemelerini
    yaptım.




    bu
    sayı da aslında tamamen el yapımı olacaktı ve yaklaşık on ay
    önce, basacağımı duyurmuştum. ancak ruhsal gelgitlerimin, son
    altı sekiz ay hariç, geçtiğimiz yıl (2018) ve ondan bir önceki
    yılın yarısında (2017) gelgit olarak cereyen etmeyip, sadece
    “git” telkininde bulunması neticesinde, bir şeyler
    yayınlayabilmek, sadece kendi ürettiğim işlerden söz etmiyorum,
    başkalarının ürettiği bir şeyleri de basabilme isteği, arzusu
    ve niyeti bir türlü açığa çıkmıyordu. ki param da yoktu. ve
    ki aslında bakarsanız bu durum, 2014 ağustos’ta 13 gün kapalı
    kaldığım araf’tan beri süre gelmekte.




    bilenler
    bilir, söz konusu günün öncesine kadar, 2002 yılından beri,
    hemen hemen her ay yeni bir fanzin, hatta bazen aynı anda üç
    fanzin yayınlayıp, sürekli olarak, bir tür hayatın içinde kağıt
    olarak dolaşımda kalma, başka yayınları da daima dolaşımda
    tutma, (91’ mondo trasho ve lanetten bu yana çıkanlar dahil-çünkü
    iyi bir fanzin4
    asla eskimez) ve bu sayede başka bazı dönen üç kağıtların
    kamera arkasını da dolaşımda tutma çabam vardı. ancak ne yazık
    ki, son beş yıldır, ağır aksak ilerleyen bir süreç içerisinde,
    yol aldık. yol aldık da denemez aslında, yoldan çıkma ve çıkarma
    çabası içinde olduk demek daha doğru olur. bir yol üzerinde
    yürümek ve “ilerleme” algısı, bana pek doğru gelmemekte.
    daha çok yol kenarında bekleme hali benimkisi, ki daha önce de pek
    çok kez bahsettim bundan. işportada 20 yıldır kaldırımda
    beklediğim gibi, başka bir metaforik durumda da, hayatım
    içerisinde yol kenarında bekleyen biri konumunda olmayı seviyorum,
    büyük bir hızla ve büyük amaçlarla ve kazanma arzusu
    (kazanılacak ne varsa?) ve hırsı ile yoldan zamanın içinden
    dünyadan yaşamdan geçip gidenlere karşı; arada bir geriye
    yürüyüp, arada bir ileriye gidip, kendi etrafında turlayıp,
    kendi zihninin etrafında turlayıp, bazen zihninin içinde kapana
    kısılıp bazen de başkalarını kendi algısız bilgisiz mesnetsiz
    temelsiz duruşsuz hayatlarında ve fikirlerinde kendi içlerinde
    kendi kapanlarına kıstırıp; zaman zaman başa zaman zaman zamanın
    sonuna sarıp, farklı boyut galaksi ve evrenlere masalsı
    yolculuklar yapıp, ve çoğunlukla yolu da siktiredip ormanın içine
    ve hayvanlar alemine sinme çabası. (kaçma ya da sığınma gibi
    bir kelime burada kesinlikle doğru olmazdı!)




    her
    neyse, sonuç olarak, beş yıldır, giderek artan bir biçimde,
    zihnime tırnaklarını geçirip, sürekli kazıyan bir takım
    canavarları bilinçaltı-üstü-dışı-ötesi-berisi’nden
    defedebildiğim için bu senenin ortalarında, tekrar beş sene
    öncesine geri dönebildiğimizi hissediyorum. ki artık csns
    yayımlarında da, izmiryer6 distro’da da hemen hemen tek başıma
    kalmış olsam da, çoğul konuşuyorum, çünkü hayaletlerim var..
    “hayaletler görüyorum desem güler misin bana? – kayra of gina”




    işlerin
    ipini kestiğim (ben mi kesmişim?) beş yıl öncesinden bu yana,
    çok şey değişti, fanzin dünyasında da, underground camiada da,
    ülkede de, dünyada da, evrende de. bazı arkadaşlarımın “fanzin
    öldü artık, neden uğraşıyorsun ki” ya da başka bazı
    arkadaşlarımın “kimse okumuyor artık, boşa bu çaba” ya da
    başka bazı arkadaşlarımın “aga işportayı boşver git bir işe
    gir amıa goim” ya da başka bazı arkadaşlarımın, “internetten
    ver abi boşa masraf bu fotokopi” ya da başka bazı arkadaşlarımın
    “ya ben de yazıcam da bilgisayarı kurmam lazım, format atıp”5
    vs vs vs, enerji düşürücü tavsiyeleri ya da bir şeyler üretme
    babında ki trişkadan bahaneleri ile bazense gaza gelip verdikleri
    vaad söz ve ürettikleri projeler sonrası ortadan kaybolup
    ulaşılmaz olmaları ile bir beş yıl geçirdim. o beş yılda da,
    eskisinden farklı bir performans sergilemedim; dünya fanzin
    olimpiyatlarının, “100 metre engelli fotokopicilik” dalına
    kaymıştım sadece, yıllık baskı hacmi ile hesaplanan “seri
    aperiyodik maraton” branşı yerine. o da ne demek derseniz. beş
    yıl önce ayda bir bazen iki üç fanzin yaparken. son dört yıldır,
    yılda bir kez, aynı anda ve aynı gün, 8-10-12 (iki sene önce 15)
    fanzin basmaya başlamıştım. çünkü, zihnime bir alev topu
    gönderen ejderhalar*, anca yılın belli mevsiminlerinde buna ara
    veriyorlardı.

    * “march of the wooden soldiers,
    c-cypher-punks couldn’t hold us


    a
    thousand men rushing in, not one nigga was sober


    perpendicular
    to the square we stay in gold like flair


    escape
    from your dragon’s lair


    in
    particular my beats travel like a vortex” rza – (wu tang clan –
    triumph)


    elbette
    ki ejderhaları da severik ki ben de ağzından ateş yerine duman
    çıkartan bir ejdarha olduğumu 15 yıldır dile getirdiğimden
    (metaforu kafadan uydurup üretmiyok) mütevellit, savaşmakta
    zorlandım bu arenada.. sonra bişi oldu abi, 8 ay önce, ocak
    ayında, kimseye çaktırmadım ama, yine bir halüsinasyontik
    evrenimde iç bükey yoğunlaşmalar yaşandı. (yazı arasına
    telefon aldım, şu an, ve neden bahsettiğim bile çıktı akıldan.
    çünkü efenim, borça harça meseleleri idi, sikiim, satılabilecek
    her şeyi satıyok evde ki kitap mitap giysi çanta kaset dvd vs gene
    yetmiyor..)




    sonra
    abi6,
    şubat sonu kışın yumuşaması ile başlanan işportal
    faaliyetlerim ve hayatım, bir anda nisan ortası sarpa sardı, -her
    türlü anlamda-, ekonomanya(ti)k algı kapanması sayesinde de,
    mayıs sonuna kadar, sadece bir kez bakkala bir kez de hastaneye
    gittim zannediyorum. iyi mi geldi? evet. beş yıldır epey kanlı ve
    acılı bir şekilde gerçekleşen kendi içimdeki kendimi aşağı
    iten diğer kendimi uçurumdan aşağı atıp, (su nombre es
    z.a.c.k), tekil çoğunluğumun arızalı bireyin den kurtuldum ve
    son iki aydır da, arkidişlerimin saçma sapan alakasızlık
    ilgisizlik gibi görünüp buna rağmen bol vaadli sözlü ve sevgi
    dolu ihtiraslarına kapıyı çarpıp, dışarı attım kendimi..




    evet,
    tekrar, 2014 ağustos öncesine geri döndük. hani geçen genç bir
    fanzinci arkidiş bana demişti ki, kendisi doğmadan önce bu işlere
    bulaştığım halde, aynen şöyle “sen sürekli bu işleri
    bırakıp dönen birisin, samimiyetine inanmıyorum” ama bunu da
    ona “abileri” anlatıyor. kızmadım. abilerinin iftiralarını
    da cevaplamamak için banladım zaten. yıl da bir fanzin çıkarıp
    son dört yıldır, ama elime geçen her fanzini dağıtmak, okumak,
    paylaşmak, sevdiğim yayınlara içerik göndermek ve o başıma
    türlü çoraplar örülmesine neden olan tezgahımı açtım, he
    evet şarap parası için say sen onu.. sanane bilader, ister şarap
    içerim ister su alrım ister yol parası yaparım ister anneme
    veririm istersem fotokopiciye.. iş benim işim değil mi? son üç
    haftada 45-50 kişi (bir kısmı yeni açılmış fake hesap)
    banladım. hayatımda ilk kez. güzel hissettim. herkes baksın
    dalgasına!





    kafamın
    içi para


    kafamın
    içi


    kafamın
    içi kara


    kafamın
    içi


    bura
    kafamın içi ve kapalı n’için?


    kafayı
    çekip de ki kafanı sikiim” – çağrı sinci / korkacak bir şey
    yok




    çünkü
    işim sizle değil sikkkortmania appartmandia… siz de bana cevap
    yetiştiremezsiniz çünkü neden bahsettiğimi bile
    anlayamıyorsunuz.. üstelik muhatap değilmişsiniz, eleştirilerim
    afiyet olsun o zaman. konu kapandı.. eleştirimi yapar, eleştirimi
    cevaplamadan giriştiniz konu dağıtma çabalı yazdığımla
    alakasız cevaplarınızı, hakaret iftira ve manipülasyonlarınızı
    görmezden gelirim. çünkü depolitik (apolitik demedim) olmasına
    rağmen politikacı gibi söylemi olan kaypak ve duruşsuz insanlar
    hayatın içinde de sanatsal işlerin hepsinde de zararlıdır. ki
    ben sanata manata da inanmam.




    sonuç
    olarak, bu aralar, bilinenin yanında bilinmeyen bir çok vakıanın
    da, her daim olduğu gibi giderek arttığı, “erk” elinden çıkma
    katliam, işkence ve söylemlere (bu bir şarkıda da olabilir,
    mitingde de, sokakta da) artık, toplumdaki kadınların büyük bir
    kısmının ve, bir kısım erkeklerin tahammülünün kalmadığı,
    buna rağmen yas-a denilen şeyin de çözüm sunmadığı hatta
    bazı avukatların bile her şeyi göze alıp isyan ettiği
    açıklamalar yaptığı, bir çok haberin akın akın ekranıma
    düştüğü (twitter dışında diğer zonksal medyalarda çıkmıyor
    o videolar metinler, niyeyse) bir süreçte, ben de eski-yeni metin,
    alıntı ve bir takım hokkabazlık gösterimlerimin yer aldığı
    bir formata evrelttim bu sayıyı. oysa ki, dediğim gibi, aslında,
    tamamen el yapımı, kolajlarla bezeli bir sayı olacaktı, onu da
    seneye ya da altı ay sonra bir ay sonra beş yıl sonra, vakti
    gelince, tamamlar, basarız..




    eyvallah..




    gzu


    1.
    söz konusu söylemin ilk kez geçtiği metin şurada:
    http://www.carolhanisch.org/chwritings/pıp.html


    2.
    aynı kişisel meselelerim neticesinde, bu fanzinin ilk sayısına
    2003 yılında övgüler yağdıran, yere göğe sığdıramayan, o
    günlerde adı cafer karaçıban olan ve paslı teneke fanzinini
    çıkaran, şu an ise mehmet ali bakunin adı ile “kanlı teneke”
    adlı metal fanzinini çıkaran vatandaş, ikinci sayısı için,
    “bu ne böyle, kişisel sıkıntıların dertlerin var sadece,
    küfür de bol, alt kenar kültür dediğin şey bu mu senin?” ile
    başlayan bir içi boş el-leştirme girişiminde bulunmuştu. sonra
    10 yıl bu işlere veda edip, ardından benim hala devam ettiğimle
    denkleşince, gaza gelip, geri dönmüştü fanzin alemine 2014
    sonuna doğru. kendi ifadesi bu, uydurmadım. yalancı olduğum
    konusunda iftiranın biri bin para ama birileri gibi (mehmet ali
    bakunini kast etmiyorum) ne mesaj arşivi depoluyorum ne
    printscreenler biriktiriyorum ne de bunları yeri gelince sadece
    işime geldiği kadarını “al sana lan şimdi konuş”
    manipülasyonu ile satıyorum… ama sözümün arkasındayım,
    hatta ansiklopediden anarşi maddesini bulup, aa benim düşündüğüm
    gibi düşünen insanlar var dediğim 6 yaşımdan beri
    sözümün, yazmaya başladığım 14 yaşımdan beri de yazdığım
    her şeyin arkasındayım. herkesin karın ağrısı politiktir aga,
    çünkü midemizi bulandıran şey devletler ve kapitalist sistemden
    ve ataerk ve ırkçı/vatanperver militarist inandığı dinin
    kitabını bile okumadan dindarlaşan (her din için ki ben
    taoistim, inancım var denilebilir) bencil çıkarçı açgözlü
    iktidar bağımlısı asla doymayan ve doymayacak olan, otorite
    yanlısı insanlardan ve o insanların sağcısı ile solcusu ile
    onların şakşakçısı ve fanboy/girl’i olan, otorite lider
    bayrak millet “erk” bağımlısı gözü kör kulağı sağır
    dilsiz korkak ve ürkek kitlesinden kaynaklanır. işte tam da bu
    yüzden, başım ağrısa sistemden bilirim ben. kanser olsam
    kapitalizmdir nedeni, nokta!


    3.
    burada cümleyi tersten kurdumum farkındayım, seçil öyle tavsiye
    etti, bazen nedenlerle sonuçları karıştırdığımı söylüyordu,
    tam karıştırmadan doğrusunu yazıyordum ki, “dur la, böyle
    gelmiş böyle gider, bozma tarzını dedi. seçil mi kim? eğer
    benim ilk kez bir şeyimi okumayan biri sorduysa, e yuh yani..


    4.
    “fanzinler ihtiyaçtır” başlıklı 90’larda, yanılmıyorsam
    tolga özbey’in elinden çıkma bir fanzinde yer olan metni 20
    yıldır çeşitli yayınlarda, duvarlarda, elden dağıtmalı işler
    vs olarak, tek a3 a4 a5 a6 basarak dolaşımda tuttum. hala denk
    gelmedi iseniz, bir danışın yollarım. orada, her şeyin yüzde
    doksanın saçmalık olduğuna dair bir alıntı vardır, ancak
    theodore sturgeon bunu söylerken, aslında yüzde 10’dan bahseder
    ve söz konusu durum fanzinler için de geçerlidir. evet çoğu
    fanzin boktandır, çoğu şeyin boktan olduğu gibi. ama o yüzde
    onu dolaşımda tutmak için hayatımı harcıyorsam, sakalım
    (unvan diploma kariyer mülk popülerlik takipçi hayran) olmasa da,
    vardır bi bildiğim güzelim..


    5şu
    yayınları basabilmek için, yedi kere format atıp farklı farklı
    linux’ler kurdum son üç haftada laptop’uma, windows zaten
    işlemiyor artık, taş devrinden kalma iki bilgisayarım
    olduğundan. ama çözdüm mü? çözdüm. O nedenle trişkadan
    bahaneler üretmeyin hacı, kağıt kalem var, yazmasan da olur, iki
    çift muhabbet edebilmek var, onu da geçtim telefon var insanları
    arayabilmeyi bile unutturan bir sistemde kendi “yoğunluk” adı
    verilen beyhude boş sırf kendi ihtiyaçlarımızı çözme gayeli
    bir yaşantıya gömülmemek var, her şeyden öte sevdiğin
    metinlerden kitaplardan alıntılardan vs vs vs bir senkron yapıp
    fanzin yapılabiliyor da, her şeyi geçtim, kazandığın paranın
    bir kısmı ile sana gelen sevdiğin bir fotokopiksel metni basıp
    dağıtmak var.


    6bir
    toplantımızda, tiryaki kedi’de, bizim pinero tükkan açık iken
    henüz, ben dışarda sigara içerken hararetli bir tartışma
    çıktı, ben şunu söylerken, o tartışmanın taraftarı olarak
    demeyeceğim tabii ki hatta taraf olmam gerekirse sürekli “baylar”
    diye konuşan vatandaşın tarafını değil, buna itiraz eden
    toplantıda ki kadın arkadaşın tarafında olurdum ama dediğim
    gibi 20 dakika da bir sigara içmem gerektiği için, (ejderhayım
    demiştim, duman çıkarmam lazım ki ateşim olduğu bilinsin)
    dışardaydım. ama zaman zaman olan ‘sevgili’ durumlarında
    bile, o kadınlarla zaman zaman “abi bırak bu işleri” gibi bir
    hitap şekli ile seslenebilirim, herkese abi diyom ben, anneme bile
    dediğim oluyo, dilime çocuk yaşta yaşadığım bölgeden
    pelesenk olmuş bir şeyi neşterle kazımaya çalışmaktansa onun
    anlamını yerle bir ettiğim metinler yazdım ama.. okudunuz mu?
    hayır.. ne yazık ki, onlar uçtu başka bir uçan hesabımla..
    asla giremiyorum 10 yıldır.. o yüzden bu kadar sayfam var
    face’de, farklı televizyon kanallarım onlar, profil kapatılır,
    sayfa biraz zor kapanıyor ve her şeyi yedekleyemiyorum, sürekli
    internette ve bilgisayar başında değilim, öyle algılansa da çok
    paylaşım yaptığım için, sadece bir şey paylaşacaksam
    girdiğim bir zonksal medya kullanma biçimim var. bir de kendi
    takip listemi (özel ayrı, ayrılındırılmış) gözetiyorum
    işte. ve evet, kelimeleri kullanmayı bırakmaktansa içini
    boşaltın.. ya da yeni kelimeler üretin olmaz mı? kelime
    takıntılı arkidişler.. 

     

    p.sdfootnote { margin-left: 0.6cm; text-indent: -0.6cm; margin-bottom: 0cm; font-size: 10pt; line-height: 100%; }p { margin-bottom: 0.25cm; line-height: 115%; }a:link { }a.sdfootnoteanc { font-size: 57%; }

  • Wu Wei – kasımda

    bilen bilir, hatırlayan hatırlar. 2004 yılında 13 sayı süren bir yeraltı gazetesi maceram olmuştu, bir kaç anarkonun desteği sayesinde iki üç haftada bir olmak üzere, yaklaşık bir yıl boyunca çıkan gazeyi, çoğu anarkonun da kösteği sayesinde sayesinde öldürmüştüm. adı anarşizmir idi.

    şimdi Wu Wei adı ile 14. sayıdan, biraz farklı bir format ile, devam ediyorum. aslında 3 yıldır devam ediyorum çalışıyorum da, olmuyor işte. neyse..

    aşağıdaki, yeni format hakkında, algısı olana bir fikir sunar.

    suni gündemlerle işi olmayan, geçmişi, günümüzü ve geleceği tek bir “an” içinde değerlendirenlerin yeraltı gazetesi, aperiyodik olarak, ve malesef tek başıma yapacak olduğum için, ağır aksak şekilde, tekrardan yayın hayatına dönüyor.. içerik beklemiyorum. göndermeyin. çünkü sıkıldım.

  • yeni zine projesi: Ö.s.K: "ÖfkeliSeslerKorosu"

    yeni zine projesi: Ö.s.K: “ÖfkeliSeslerKorosu”
    çok sayılı olacak. ilk sayı, kasım anca. bir kısmı hazırdı zaten, zebelliyat adlı baş belası ucubeyi başımdan savdığım için, gerilmiyorum, ilgilenebiliyorum diğer projelerimle. oley.
    şarkılardaki bir takım lirikler üzerine bir takım hassas incelemeler cımbızlamalar eşleştirmeler çıkarsamalar kaynaklamacalar ve macalar ile ilgili bir fanzin olmakta..
    geçen hafta bana “laf yapma iş üret” diyen amca, napıyon? : )