Etiket: kiriş yazıları
-
dostluklar ve alışkanlıklar üzerine (retro zine-sunuş yazısı)
alışkanlıklar ve dostluklar üzerinemetin dosyasını aç. sayfa boyutunu A5’e getir. sonra sayfanın ekrandaki görüntü çözünürlüğünü %160’a çıkart. ardından kenar boşluklarını 1mm olarak ufalt. sonra font olarak verdanayı seç. sonra, paragraf arası boşlukları 0nk olarak düzelt. sonra paragraf başı girdi boşluğunu, 0,5mm yap.aa pardon, zaten artık, yıllar içinde öğrendiğin ve metne başlarken ezbere yaptığın bu işlemleri, yapmıyordun değil mi? çünkü bunların “default” olarak ayarlanabildiğini öğrenmiştin. hatta zaman içinde MS’in office’inden vazgeçiledebileceğini, yani aslında bir alışkanlıktan vazgeçilebilip, aynı hatta bazen çok daha iyi veya daha kötü olsa da, içine politikası veya bakış açısı veya yaşam anlayışı veya üretim ya da tüketilim biçimi, ya da bir şeyin ses tonu, ya da demlediği çayın güzelliğinden ziyade mekanı patronculuk değil de dost kazanmacılık oynamak için açan bir yeri, farzı misal ya da sırf kendi kendine endüstri dışında var olmaya çalıştığı için üretenini, bir çantayı, tercih edebildin.ama hiç bitmeyip de, tüm ilişki biçimi de, kendiliğinden veya doğuştan default olarak kurulan dostluklar da oldu. hatta o dostluklar sana bazı alışkanlıklardan bile vazgeçirebildi zaman içinde. çünkü kendine ya da başkasına zarar verdiğin veya verebileceğin bir alışkanlık olduğunun farkına varmanı da sağladı. üstelik, bunu, “uyarmacı” “ikazcı” “nasihatçı” bir dil ile veya kendilerine battığı rahatsız ettiği için yapmadığından dolayı dostlar, farkına varınıldı… yoksa inat ederdin öyle değil mi? burnunun dikine gitmek de özellikle de inat ile, üzerine yoktu çünkü.hoş hala yok. ve bu yüzden de, kendiliğinden default olarak gelen o ilişki biçimi sayesinde sürdürülen dostlukların sayısı da azaldı. çünkü insanlar yaşlandıkça, o ayarlar üzerinde oynama ihtiyacı hissetti, çeşitli haklı veya haksız, sana doğru veya yanlış gelen, “önlemler” veya “kaygılar” nedeni ile.sonra, geriye dönüp baktığında, yani bu “geriye” kısmı, kimileri için aşağıya kimileri için de yukarıya bakmak gibi olan ama senin için aynaya bakmaktan farkı olmayan “geriye” kısmında, değişenin sadece bir takım çok da önemli olmayan alışkanlıklar olduğunu gördün. bir de fiziksel yıpranma payının faturaları. daha çok zihinsel olarak aks etti sende gerçi. akıl geriliğinden ziyade, akıl dışılığa doğru bir evrilme. -bilinç dışı gibi alabilirsiniz pek tabii bunu ama ben bilinçten bahsetmiyorum ve neyi kast ettiğimi de gayet iyi biliyorum-zaten “mantık” hiç barınmamıştı, yaşam koşulları üzerine bir gelecek hesaplaşmasında. (hesaplama demedim)sonra zaman geçti. çok sevdiğin ve senden zannedersen bir beş altı yedi sekiz yıl zamanın ilerisinde, dünya yolculuğuna başlamış olan, yine ilişki biçimin “default” ayarlı gelen bir dostun, sana yirmi yıl hatta 24 yıl önceni hatırlamana neden olan bir graffiti fotoğrafına denk gelmene aracı oldu. laf lafı açınca, kendi iç aleminde de, balkonunda, daha da geriye giderken,“susmak” ve “konuşmamak” belki de “küsmek” temalı bir görsel anlatıya da, başka bir dostun sayesinde denk gelince, zihinsel bocalaman aynı gün içinde, ikiye katlandı. Sonra geri durdun bu hatırlama safhasından, önce, sonra bıraktın ama kendini müzik ile birlikte çıkılan zaman yolculuğuna.çünkü anılar tehlikelidir. (nostalji demedim ki o da az farkla öyledir.) sizin default ayarlarınızla özellikle oynamaya iten, tabribatları da (“yanlış yol”- milis’in digital dünyada olmayan bir albümüdür, bu yazının fonudur da) tetikleme riski taşırlar. bir kaç kez de başarmışlardır bunu. “olmaz” dediğin her an, o, “olmayacak” hissiyatına evrilir. her ikisi de kesinlik barındırsa da, ikincisi, vazgeçmenin baskısını biraz daha perçinler.buradaki, “olmayanın” ne olduğu, herkese göre değişse veya adeti çoğalıp azalsa da, benimki beni bağlar ve tektir.hayatım boyunca, tüm bu anlarımda, kaçtığım, tek bir dost oldu. 2001 yılından beri. işte bu fanzinin adı o yüzden retro. çünkü,çünkü, ilk kayışı kopardığımda, yani, zihnim bir savunma sistemi geliştirip kendisinin gerçeklikle bağlarını kestiğinde, pac sweet’imi, bol pantolonumu, şapkamı giyip, aslında bir diğer dostu aramak için, yola çıkıp, yine de o dükkandan içeri girmiştim. o diğer dost hayatımda yok artık. olmasını isterdim ama. bir çok, artık ilişkimizin, kendi istekleri sonucu değiştiği dost gibi. benim isteklerim doğrultusunda değişenler de oldu tabii ama yine yukarıdaki, “yaşamsal kaygı değişimi” ve “uyarıcı telkin” seslenişi mevzusuna dönülür, bunun nedenlerine girilirse, bu yazının o konusu o değil.bazı insanların kendi hayatları ile ilgili bazı miladları vardır. yani vardır herhalde bilmiyorum, benim var çünkü. biri o bahsettiğim, dükkandan, gerçeklik algımın kopuk ve peşinde beş halüsinasyonla, yani bildiğin lsd aldığınız da görebileceğiniz kadar net ama hiçbir uyarıcı kimyasal alınılmadan ortaya çıkıp peşimden gelenlerle, o dükkandan içeri girdiğim gündür.her şey olabilir. yani olabilirdi. sizi o an hastaneye de kaldırabilirlerdi. ama yaşanmadı bu. sonrasında da, o “default” ayar neymiş öğrenmiş oldunuz. herkesin şirazesi bozulabilir zaman zaman. ki bozuldu da bazı kişilerin. ama kalıcı olaraktı onlarınki. bu süreçte, senin de çok bozuldu, yani senin derken kendimi kast ediyorum, toparlamayı öğretmeselerdi, toparlayamazdın. çünkü bazen birinin sana çıkış kapısını göstermesi gerekir ve bunu yaparken kelimeleri kullanmaz. ne demek istediğimi şekil çizerek de anlatabilirim ama şimdi accık matematik bilgimle değişik yöntemler kullanıp kümeler konusu üzerinden gitmicem daha önce bir kaç kez yaptığım gibi, çünkü o yolda çıkmaza battığımı söyleyip duruyor seçil, kavga ediyoruz kendisi ile sonra.hem bir de, sonra, bir şeyi daha öğrenmiş oluyorsun bu süreçte. o da, aslında bir çıkış kapısına da ihtiyacın olmadığını. çünkü öyle bir kapının var olmadığını. çünkü kapana kısılmadığını. böyle hissediyor oluşunun sadece algısal bir tuzağa düşmekten ibaret olduğunu. öğreniyorsun yani gene öğretiliyorsun aslında başka başka durumlarda. başka başka kişilerin hayatından göre göre. kelimelere ihtiyaç duyulmuyor gene ve o başka başka kişi kişi kişiler de sana böyle bir şey anlatayım ihtiyacı içinde de olmuyorlar. yani aslında farkında bile değiller, ben öyle kendime pay çıkarıyorum. deliyim çünkü, farazi olan sayısız vakam var benim. ama bu farazilik dünyası içinde, bir giriş veya çıkış kapısına gerek olmadığını, çünkü aslında herkes için kendince ne ise, aldığı ve algıladığı, ondan ibaret bir yolculuk içinde ilerlediğimizin, idrakine varıp, böylece zihinsel ve yaşamsal bağımsızlık bildirgemizi kendi adıma kendim için imzalayı veriyorum. bunun da tahmini olarak, farkına varılıp, imzalanma süreci, 2007 yılı muğla akyaya’ya filan tekabül ediyor. biraz geç algılıyorum çünkü. geriden geliyorum. ama son düzlükte atağa kalkıcam. çoğunluk yarışı birinci bitirmek için koşarken, start noktasına doğru geriye koşmak için. şimdilik duruyorum, geriden geldiğimde yok aslında. bir kaç insan daha var işte, belki bir çok var muhakkak var, ama ben bir kaç tane tanıdım. benim bu bahsettiğim noktada doğuştan, veya sonradan, -benimki sonradan- durmaya başlayan. çemberin içimi dışımı, kesişim kümesi neresi, biz nerde birleşiyoruz, kiminleyiz, hade el ele verek, düşman kim, o bununla anlaşamıyor biz de kıl kapak, dostumun hedesi benim de hedemdir, düşmanımın dostu hedesi medesinden azade.“elinden geldiğince herkesle iyi geçinmeye çalışan” değil, geçinmek gibi bir kelimenin doğduğu yani icad edildiği andan önceki çağda kalan ilişki biçimi ile, temassız gibi aralardan sıyrılarak geçebilen ama çok büyük bir temas noktasının “elim sende” veya “kulaktan kulağa” gibi bir dağılım frekansı ile var olduğunun bilincinde olarak.o yüzden kitle dediğin şeyin, “bir milyon satış adedi” veya bu çağ için konuşursak “10K” takipçi olmadığının farkında olarak, bir kişide tutmak. hedefini. hatta hedef bile gözetmeden var olmak. kendini hedef almakta doğru bir yöntem olabilir bak.o yüzden. 2004 yılında, şu hala ürettiğim kağıttan uçakları “sadece” retro adlı dükkana bırakmaya karar vermiştim. çünkü diğer yerlerde zaten kimse almıyordu. retro’da da almıyordu. bir tek emin aga okuyordu. gerçekten ama. şaka yapmıyorum. “bir tek” okuyan var derken, başka kimsenin okumadığının ne kadar farkında olduğumu bilerek ve kendimden emin olarak söylüyorum bunu, çünkü edinmek başka bir şeydi. ki edinenin olmaması daha da trajikleştirirken bunu, trajikomik hale ulaştırıp en sonunda komikleştirip kendi zihnimizde, kendi hayatımız için ekstra dram yaratmama ama bunun yanında da gülme efekti de barındırmadan iplememeyi öğrenebildik galiba, o dükkan sayesinde. yoksa devam edemezdik. çoğul konuşuyorum, çünkü öbür kardeşleri de iç alemimdeki, var sayıyorum.var sayılmak önemli bir hissiyattı çünkü. bir zamanlar. yoklama gibi düşünün. hoca sorar. parmağınızı kaldırır ve “burdayım” dersiniz. bi çizik atar adınızın yanına. ama sesinizi çıkaramadığınız için, sizi duymaz ve orada olduğunuz halde yok sayılırsınız. bu başınıza geldi mi? okuldan bahsetmiyorum burada!o yüzden biz hep, konuşarak var olma çabası güttük. ses çıkartarak yani. ses benim içinde çok önemli, ama bunu sadece insan sesi olarak, daha doğrusu “anlam barındıran sesler” olarak almıyorum. ama daima bir anlam çabası peşinde koşunca, kendimize de anlam yüklemeye başlayabiliyoruz. mesela bir iş yaptığınızda, değer görmek olabilir bu. veya o işin ünvanını edinebilmek. bu payeyi size kimse vermiyorsa, siz kendi kendinize kendinize kondurmaya başlıyorsunuz peşi sıra.o yüzden şair sevmiyorum ben abi. tanıdığım tüm şairler, şiirlerini okuma meraklısı çünkü, bir ikisi hariç. iki dakka okuma da sohbet edek be abi. talep gelirse oku. başkası sana ne olduğunu söylesin. sen de kabul et veya onaylama. ama “ben öyle biri değilim” derken de bunu sevimsiz bir içinde kibir barındıran alçak gönülülükle de yapma. çünkü o zaman, benim kendi kafamdaki arkadaşlık ilişkisinin bile (dostluk demedim) kendimce olan default gelen ayarları bozuluyor. ha bu çok umrumda da olmuyor tabii.. ama oradan bakınca bu alan güzel görünüyorsa gözüne, bulaşmayıp kendi haline de bıraksan mesela diye çığlık atasın geliyor bazen. atınca da, suçlu oluyorsun.o yüzden yüce tuşder hazretleri ile aramızdaki şeyhlik muritlik ilişkisi gereği (murit olan benim, yaşasın tuşderizm) mesela, temaslar ve temaşalar neticesinde, tee en yukarıda daha yazının girişinde bahsettiğim, bazı alışkanlıklardan da bazı göze daha güzel gelen alışkanlıklar neticesinde vazgeçiyorsun işte. o noktada ne kimseye “hakkını verelim” gibi bir kendinden üstün görme ve yaltaklanmaya kapılmıyorsan ne de “ben yaptım” veya “ben oldum” gibi bir sonuca varmıyorsan, (daima “oluş” halindeyizdir ölene kadar sonu yoktur bunun çünkü) karşılıklı düzenekte dengeyi bozmadan bozulmasın diye de hassas bir çaba sarf etmeden, (terazi değil bu düzenek, tahtirevalli bu arada) o ilişki biçimin devam ediyor işte.ve bu fanzin de, işte bunu yakalayabildiğime inandığım, en azından kendi görüş mesafemden öyle hissettiğim arkidişlerimin dostlarımın işini basıp, veya basılabilir değil de “dinlenir-izlenir-gezilir-görülür-sohbet edilir-çayı içilir-çok güzel okey dönülür-eyleme çıkılır-beraber banka bile soyarız moruk ama sonra alkolik oluruz boşver” minvalli işlerine yer vereceğim.çoğunu tek başıma hazırlayıp, bir kısmını da çalıp çırpıyorum.. en büyük hırkız fanzinci benim. sonra sağdan soldan almış fanzin yapmış diyorsunuz komik oluyo ama. napacaktık? vahiy de geliyo bana öbür alemim de, tarihteki kendini ilk deccal ilan eden kişi olarak ortaya mı çıkam istiyonuz? bozmayak psikolojiyi, uslu uslu kendi halimizde takılak. hem zaten virüs de var, bence yok da, herkes eve kapanınca daha güzel oluyormuş alsancak, bi gidip spreyle dalasım vardı, sprey yoktu, marker ile bucaya dadandık o da bitti. çalarız sonra yenisini.“haber verseydin gelirdik?”tek takılmayı seviyom ben eylem biçimlerimde. Yatakta da tek başıma uyumayı sevdiğim gibi çooğ uzun süredir.sözün özü, şu fanzine de, tüm daha önceki işler gibi, yapılası herhangi bir kasti müdahale (eleştiri demek istiyor çocuğum-seçil) kamusal alandan özel alana girilmiş 36 küsüratlı haraketten biri olarak kabul edilip, teknik faul olarak değerlendirilecek ve serbest atış hakkı doğacaktır.o yüzden ücretli oluşuna denirse ki fanzin beleş olur, beleş fanzin isteyen beleş dağıtsın pdf’sini göndereyim, renkli kısımları da renkli bassın dağıtsın. minnattar kalırım. Başkalarının beleş dağıtılmasını istediklerini ben cebimden basıp beleş dağıtıyorum çünkü karın ağrısı yaratmayıp.şarap parası için tezgah açıyor diyen, evet aynen öyle yapıyorum. fanzin benim, tezgah benim, davayı sattım ben. üç yaşındayken yanlışlıkla, eniştemin sek rakısını su sanıp içtiğimde satmıştım hatta. yeni değil yani, satışım..en çok yapılan faule sebep hareketlerin yapılmadan frikiğini kullandığımıza göre. yolum açık olsun.röportajlarımı yapamadım abi. elektrikler kesildi. pardon virüs çıktı. Yok yok karnım ağrıodu. yok işin doğrusu bütün gün müzik açık uzanıp düşler tarlasında, görüntüler yetiştirmek hoşuma gitti. sonra yaparız. hazır zaten onlar, sözler alınmış.sonraki sayıya içerik faslı için de e-posta şu ama keyfime amedeus o yayınlama kısmı: girdap@riseup.net sosyal medya dm’den içerik atmayın, sevmiyom. yakın arkadaşsak ayrı. onlara sövmem için atabilirler inatla. marsilyadan aşklar, bronx’tan öfkeler ile, gazamız mübarek ola. kazağımızdan sakınıla. (gazabımızdan değil orası da evet) -”şu parantezlerden illallah geldi, kurtar kendini moruk iç açıklamalardan”-seçiltümünü seç, tüm harfleri küçük olarak değiştir. Dosyayı kaydet. Çıkış yap. Üç ayrı yerde yedekle. (becerilemedi sonra tüm harfler küçültülecek diye not al)zackeva.. -
zebelliyat no30 / son söz
@page { margin: 2cm }
p { margin-bottom: 0.25cm; line-height: 115% }
a:link { so-language: zxx }son
söz@page { margin: 2cm }
p { margin-bottom: 0.25cm; line-height: 115% }son
sözaslında
bu fanzini sonlandırmak istemezdim. içim acıyor gerçekten. çünkü,
yola çıkarken, 16 haziran 2000 yılında, websitemin adını “sokak
edebiyatı” koymuştum ve bu ismi, “street punk” isimli bir
şeyden uyarlanmış idim. bu ismi de, punk’la tanıştıktan
sonra, yani 1996’da kodum kendi zırvalarımın üst başlığı
olarak. sonra 2000 yılı 16 haziranında internet kafeden websitemi
açtım. yazılarımı yayınlamak için. o zamanlar ne yeraltı
edebiyatı diye bir uydurma terim dönüyordu ortada, ne de doğru
düzgün edebiyat fanzini vardı. hatta doğru düzgün fanzin olduğu
bile söylenemez. sosyal medya mı? bloglar bile yoktu lan daha.
internetten bir mp3 indirmek için bir saat beklerdik. whatsup
yerine irc ve icq vardı misal. güzel zamanlar mıydı? nostalji
sevmem ben. ama evet güzel zamanlardı. şimdi ki zamanlar da güzel.
benim için. içinde bulunulan her anın tadından faydalanmak gerek.
“anı yaşa” safsakaramelinden bahsetmiyorum. elbette geçmişe
göre kötü zamanlar yaşıyoruz ve giderek de kötüleşmekte.
sadece ülkeye (ülkemize değil!) bir baş gargamel ve avanesi
dadandığı için değil, tüm dünya daha da kötüye gitmekte.yerel
bak, global düşün / global bak yerel düşün.ama
güzel şeyler de var be abi. mesela hala soulseek adlı gezegenim
kapatılmadı. 18 yıl oldu la. eroinim soulseek benim.sonuç
olarak, bu fanzinimizin ilk sayısının kapağındaki gibi, kendini
alkole ve depresyona vurmanın manası yoktu ve bilinçli bir ironi
için almıştım ilk sayının kapağına onu. her sayının
kapağını bilinçli aldım. arkadaşlarım yapmış olsa bile
bazılarını, eğer o an, içinde bulunduğum anın ve dünyanın
benim mikroskopumdan görünen halinin ve ekibin iç doğasının
ruhsal menfezlerine uyum sağlamasaydı almazdım.depresyon,
gelir insana. sorun değil. ama orada kalmak insanın kendi
tercihidir. bundan da adım gibi eminim. e noldu abi? bir kısmımız
için hayat bok gibi, bir kısmımız evli mutlu çocuklu, bir
kısmımız çok çalışıyor hem de çok (yalan) bir kısmımız da
akademicurcunai veya beyazlı yakalı kariyerik peşine düştü,
yani büyüdük. büyüdükçe, bireysel arzular şelalasinde yıkanma
faslı başladı kimimiz için. kimimiz de o şelalin aktığı
nehri boşverip, nehrin döküldüğü denizde boğulmaya yeltenmekle
uğraşıyor. ölmezsiniz, bi bok olmaz.. yaşama dair arzularınız
da asla sona ermez.girdo
aynı nehirin kenarında piknik yapıp, balıkları izlemekle meşgül.
çünkü efenim, gelecek kaygısı, zihinsel aygıtlarımızı ve
duyu organlarımızı köreltir ve “daha iyi” “daha rahat”
bir yaşam sevdası, depresyonların da, anksiyetenin de, sinir
krizlerinin de temel sebebidir..var
mısın iddiasına?zemt
galaksisinden sevgilerleyeni
ve bireysel işlerde, görüşmek dileğiyle.hala
yazılarınızı yayınlayabilirim, ancak toplu tek dosyaonu
da doğru düzgün atarsanız.izalable
vendi meriênte
esrîquvanzâ / esrîquvanzê@page { margin: 2cm }
p { margin-bottom: 0.25cm; line-height: 115% }zebelliyat no #30 / arka kapaktan önceki son sayfa..La Espiridion Del Pueblo yayıncılık hizmetleri, keder içinde sundu. -
Zebelliyat/sokak edebiyatı: Kiriş Yazıları (special sayı)
sokak edebiyatı veya diğer adı ile S.E, 24-28 sayıları arası ile zokak zebelliyatı ve 29 ila 30. sayıları Zebelliyat adı ile yayınlanıp, hakkın rahmetine kavuşan, bu esnada da, bu otuz sayıdan önce 4 sayılık triplex adı ile bir öncül/asıl/asal sayısı olup, 2000-2014 arası da, bir e-zine olarak işleyen bir fanzinin, “KİRİŞ YAZILARI” adı ile special sayısını yayınlayacağım. otuzuncu sayının final sayısı olmasından mütevellit bu elzem oldu. yaklaşık 20 yıllık bir yolculuğun hikayesi olan ve giriş sunum yazıları ile bazı iç sıkıntılara gebe serzeniş metinlerini barındıran… işte o special sayının giriş yazısı.. kapak da gün içinde, ben evden çıkmadan bitmezse, gecikirse de, gece yarısına gelir, yazı şu:elinizde tuttuğunuz bu fanzin, basılı neşriyat olarak 16 yılın, eğer öncesinde var olan internet yayıncılığını da referans alırsak, 19 yılık bir yolculuğun hikayesi ile ilgili. tüm bu süreç boyunca yayınlanan bazı duyuru metinleri, giriş/sunuş yazıları, serzenişler, zırvalamalar ve dahası peş ediş ile yola devam etmek arasındaki ince çizgide, bir cambaz gibi bazen sağdaki bazen soldaki boşluğa yalpayarak ama daima o ipin üzerinde kalma çabası ile ilintili. o ip de, ne arkadaşların “yola devam hacı” önermesini sallamak ne de kendi içinde kapana kısılıp, “buraya kadar aga, başka bir yola sapalım” iç sessizliğine kapı açmamak gibi iki ruh ve duygu durumu arasından geçiyordu. çünkü, bir yol üzerinde yürümektense, 15 yılı aşkın süredir “yoldan çıkmaya ve çıkarmaya devam” mottosunu ağzımızda gevelemiştik, ben kendim ve hayaletlerimle birlikte..
“sokak edebiyatı” ya da diğer adı ile “s.e” veya sonradan aldığı isim ile “zokak zebelliyat”ı ve son iki sayısında da “zebelliyat” adı ile basılan fanzinin de, aslında 4 sayılık bir hayatı olan triplex (2003) adlı fanzin öncülü olmuştu. bu ilk 4 sayının sonrasınd,a 2005 yılında, 2000-2014 yılı arası aktif olan kendi web sitesinin/e-zine’nin adını alarak ve 1. sayıdan başlayarak, “sokak edebiyatı” adı ile çıkmaya başlamış, bu süreçte “sucuk ekmek” gibi tek sayılık farklı isimleri de olmuştu. asla sabit bir ismi ya da isminin kapakta sabit bir fontu sayfalarının sabit stabil bir tasarımı olmadı, bunu eleştiren o kadar çok kişi oldu ki, anlatamam, onlara da neden böyle yaptığımı anlatamadım o ayrı. baştan anlatasım da yok zaten. sıkıldım.
öncül / test yayını olarak 4 sayı, asıl / asal sayı olarak da 30 sayı yapan, dahası bir zamanlar, zonksal medyanın bağımlısının olunulmadığı ve henüz “ayna çağına”1 girmediğimiz dönemlerde, günlük bin hiti olup, haftada en az 25 yazının gönderildiği, bunların ise sadece 7-8 tanesinin yayınlandığı, -çünkü belli bir yayın anlayışı güden- bir e-zine’nin, eğer bir başkası bu işi daha doğrusu yükü benden sonra devam ettirmeye girişmezse, tabuta girdiği andan, doğum anına kadar, (tersten mi söyledim?) olan yolculuğunun bir resmini sunar zannediyorum, hiçbir tasarım kaygısı güdülmeden, dümdüz bir şekilde hazırlanan bu yayın.
evet efendim, sizin yazı göndermenizi artık talep etmiyorum. bir sürü başka fanzin var, onlar uğraşsın biraz da sizin “abi yazı göndercem” vaadinizden sonra, ben tasarımı (el işi yapmama bile mani olan) bitirmeye yakınken gönderme tribinizle, hatta basıldıktan sonra “ama yazı göndercektim” serzenişinizle, ama sanmıyorum uğraşacaklarını. ben dost, hatır gönül ilişkisine ses etmedim. hatta en güzeli de, bazı arkadaşların, yazıyı gönderip, bazen word üzerinden, bazense kağıt üzerinde el ilen sayfanın tasarımını bitirmişken ben, editleyip o edit dediğiniz nanede eklemeleri çıkarmaları yoğun olarak yapıp göndermeniz oluyordu. içimden ettiğim küfürlerden sıkıldım. toplayın yazılarınızı bir fanzin yapın bence, kişisel olsun. kolay iş. hiçbir şey bilmenize gerek yok, word yeterli, onu da geç, çıktı alın a5 olarak, elde yapın, en basiti. vaktiniz mi yok? benim de yok..
bundan sonra CSNS yayımları, bireysel yayıncılık ve bireysel kendi başlarına yayınlarını yayınlayabilen insanların işleri ile ilgilenecektir. onları basıcaktır. yayına hazırlaması da, o bireysel işler ile ilgili olacaktır. toplu tek bir kişiye ait dosya gönderin, basılmasını istiyorsanız, onu da bana gönderdikten sonra, göndereceğiniz editlenmiş hali kabul edilmeyecek. son kontrolünüzün son kontrolünü yapıp öyle iletin, misal ömür özçetin, misal efe tuşder, daima böyle çalışıyor. kendi ürettiği işe saygısı olmayan insan, üretmeye çalışan insanları yayınlamaya çalışan insanı yorarmış. 20 yıl sonra öğrenmedim bunu, 15 sene önce anladım, ama enerjim gücüm anlayışım vardı, bu öldürülüğü için, bırakıyorum bu kolektif olarak hazırlandığı sanılan ama sadece yazı gönderip basım/dağıtım kısmında bile ortadan kaybolmacı ruhu kaybetmeyen, anti-kolektif yayından.. bitti. öldü. birkaç kez vurulup ölüp taklidi yapmıştı, sonunda bunu başardı. başardım. başardık. yeni başka yayınlarda, görüşmek üzere, hoşçakalın.. (girdap) -
zebelliyat bitti, yeni kara parçaları bizi bekler..
Efe Tuşder ermiş adam, önceden hissediyor, kapak cuk oturmuş aylar öncesinden.
bu fanzin çoktan ölmüştü ben sadece gömüyorum. farklı zine’ler üretmeye devam elbette
bugün alınan kararla, daha önce yapılması gereken hatta bir çok kez de denediğimiz, ama çok saygıdeğer arkidişlerin ısrarı ve baskısı ile bi sayı daha bi sayı daha gide gide nefesi kesilen, daha doğrusu içerik toplama faslında girdo’nun sinirlerini geren, Zebelliyat adlı ede.belliyat fanzinimiz, yukarıda görülen kapak ile son kez vizyona giriyor ve hakkın rahmetine kavuşuyor. oh be, rahatladım.
2005 yılından beri yayınlanan eski adı sokak edebiyatı sonraki adı zokak zebelliyatı, son adı iki sayıdır zebelliyat olan, bir kez sucuk ekmek adı ile bir kaç kez S.E kısaltması ile basılan, ancak yazarlarının hangi içeriklerini göndereceklerine kahve falı baktırarak karar verdiği ve dosyalarını jupiter aktarmalı e-posta ile gönderdiği fanzinin, yayınlanacak olan otuzuncu ve son sayısı ile birlikte, tüm sayılarını, isteyene PDF isteyene MDF şeklinde ileticem bir kaç gün içinde.. basılı halini istiyorsanız, otuz sayı 100 lira (kargo hariç) çoğu nüsha en az 60-72 arası sayfa, ilk bir kaç sayı 36-44 sayfa. sonra ne bu fiyat deme bana, kapaktaki kılıçla dalarım.. : ))
ileride bir özel compilation ile bandrolsüz olarak “şeytanın fotokopisi” adı ile bir seçki kitap basacam bu otuz sayıdan.. basamazsam da pdf olarak salarım. bu aralar bandrolsüz kitap basmak kuzey kutbuna giden bahtsız bedevi olmaya benziyo… (neden diye merak eden bi girişsin bakalım)
bir projenin daha sonuna geldik, bize tahammül edip katlandığınız, okuduğunuz, paylaştığınız, hatta içeriklerden etkilenip yazmaya başladığınız ve onları da yayınlayalım diye bize pasladığınız için teşekkürenko.. yayınlamadığımız yazılar, yayınlananlardan kat kat çok, çünkü belli bir formatı takip etme gayreti içinde olduk hep. kimi zaman başardık, kimi zaman başaramadık…
zati ülkede CosmicZion Zine, Mevzular Derin Fanzin ve Geyik Fanzin gibi genç ve enerjisi yüksek, içeriği keyifle okunabilir güzide edebiyat fanzinleri var, yazarlarımız oralarda, maratonlarına devam edebilirler… tavsiye ederiz yani.. he bizim format biraz daha hardcore idi, bazen red yerseniz bu genç arkadaşlardan kızmayın -ben yedim çünkü, ve gülümseyerek eyvallah nigga dedim- ya da en iyisi oturun kendi fanzininizi kendiniz yapın.
gene gelip, “abi devam edelim ya” şu bu diyenlere tavsiyem, gerçekten bunu istiyorsan, bir sonraki sayıyı yapmak için kolları sıva, insanlara ulaş, yazıları topla, tasarla kes biç böl parçala yapıştır ya da zaman zaman benim de yaptığım gibi dijital hazırla. otuz birinci sayıyı çıkar, bence mahsuru yok. benim hazırladığım son sayıdır bu, kesin ve net!
ülkede yeteri kadar “kolektif bir ekibe sahip” edebiyat fanzini var. biz ya da ben ya da benle beraber seçil özlem refik tuncay rüya idil zack, başka semalardan işler üreticez gari.. kişisel kişisel takılcaz.. etrafi zamanında demişti de kafam anca aldı, hep diyom ya kalın kafalıyım ben, jetonum sekizgen..
esrîquvanzâ nodelâ izalable vendi meriênte
Girdo
-
arabölge adlı fanzin olamayan fanzinimin giriş yazısı
elinizde tuttuğunuz bu fanzini oluşturan metinler, aslen
dördüncü kitabımın içinde bir bölüm olup, paramın kitaplarımı basmaya kast
etmediğinden kelli, ve dahası son üç aydır hayatımın en karanlık dönemlerini
yaşadığımdan mütevellit, şu ara basılmayı kendinde hak görmüş, ve fanzin olarak
basılmıştır. aralara da, süs niyetine bazı kusurlar eklenmiştir.bazen olur, uçsuz bucaksız bir çölde, güneşin ve ayın ve ta
ki yıldızların bile himayesinden uzak bir şekilde yürümeye başlarsın. bu, bir
anda olur. kör bir kuyuya düşersin aniden, ve seni oradan çıkarma çabası
içindeki aileni ve tüm dostlarını görmezden gelirsin. gelgitlerin artar, ara
ara gözüne bir yıldız ilişse bile uzun sürmez parlaması, düştüğün,
düşürüldüğün, içine balıklama atladığın kuyunun üzerinden geçer gider ay, ve
her ne kadar kendi çabanla çıkabilecek dahi olsan, içine atılan ipleri keser,
tırmanmaktan vazgeçersin.bir ana kadar, tek bir an, ayılmana neden olabilecek bir
tokat gibi mesela, bir an gelir, tamam dersin, bu kadarı yeterli, olması
gerekiyordu, oldu, yaşandı ve bitti ve dolayısıyla tekrar başa sarmanın anlamı
yok faslı, dersin, içinden, geçer gider bir şey içinden, çıkar bir daha geri
dönmemek üzere, ve sırf anıları hatırlamamak için dahi bile olsa, yaşamına
şahane bir radikal başlangıç yaparsın, ve süreç ilerledikçe artık dokunmaz olur
aklına düşen fosforlu hengame..henüz bu noktada değilken daha, yani heceler anlamını
yitirmemişken henüz, zaman zaman yüzdüğün karanlık okyanuslarda bir vakitler
açığa çıkan cümleleri bir tablo haline getirmeyi diledim ve sonuç olarak
karşınıza bu fanzin çıkageldi. biraz zor oldu hatırlaması ve hazırlaması, ama
gerekiyordu, çünkü hayatımın kara kutusu olan kelimelerimi ve onların nüveleri
halinde dağılan fanzinlerimi, bir gün saklamaktan
ve sakınmaktan vazgeçersem, işte o zaman düşeceğim asıl, çıkışı olmayan ve
güneşin artık tamamen ulaşılmaz olduğu ve içinde meşaleyi ateşleyecek en ufak
bir kıvılcımın dahi kalmadığı bodrum katına. henüz zamanı var. zack kulağıma, daima
fısıldasa da, “çıkış yok, bırak artık, köşene çekil, sessiz ol” ve benzeri
isimli bestelerini, hayaletlerim buna izin vermeyecek, biliyorum bunu, bunu
biliyorum çünkü seçil bunu biliyor. eyvallah..not: seçil kim diye soracak olanlara, ilk romanım “geriye
dönüşler”in ve arkasından basılan devamının birinci bölümünün bir tercümesini
kayda almalarını rica edeceğim..notun notu: “bunu biliyorum, çünkü tyler bunu biliyor”21 nisan 2018 – 0727fanzinin canisi ya da cesedi, veya iskeleti, portishead
dinleyerek hazırlanmış olup, arada focus olarak this empty flow adlı mucizevi
grup demlenmiştir. -
?! #7 giriş yazısı..
?! ile tekrar karşınızdayım. az sayıda
basılan az tüketilen bir neşriyat olan bu fanzin, girdo’nun kişisel
maruzatlarından oluşmakta olup, artık iki yılda bir değil de, daha sık
basılacaktır. son dönem ürettiğim yazılardan oluşan, araya bir iki de eski
zırvalarımdan alacağım bu fanzin, 2004 yılında ilk sayısı ile gün yüzüne çıktı.
ardından iki yılda bir çıkarak bugünlere kadar geldi.görsel olarak pek fazla bir şey vaat
etmeyen ?!’de girdo harflerden resim yaptığını iddia etmektedir. resmi okuyup,
tabloları kafanızda canlandırabiliyor-sanız, pekala bu işi kıvırdığım anlamına
gelir.bu arada dokuzuncu kitabımı da yazmaya
başladım. bu fanzinde bir kısmışı mevcut. kitap, ilk kitap olan “geriye
dönüşler”in devamı niteliğinde. nerde bu geriye kalan sekiz kitap diyorsanız,
az sabır. ilk ikisi basıldı zaten. önce bi onlarla karınları doyuralım,
ardından, zaten her şeyi ile hazır olan kitaplar, solucan fanzin aracılığı ile,
aşkın’ın marifletleri sayesinde gün yüzüne çıkar.yazdığım zırvaları unthatow.blogspot.com adresinden güncel olarak takip edebilir,
şikayetlerinizi ve arzularınızı ygzuvedsvcbr@gmail.com adresine iletebilirsiniz..
olmamış, boktan, sevmedim, gibi yorumlarınızı kendinize saklamınızı salık
veriyorum. pekala oluyor çünkü, görüyorum. ben şahsen gidip sevmediğim
yayınlara “aga bu olmamış ya, kötü olmuş” diye kuru bir eleştiri sunmuyorum.
doğru düzgün bir yerden gelen eleştiriniz varsa, elbette kapımız açıktır. her
neyse, çok konuştum. girizgahı uzatmıyor, sizi bir takım sineye çekeceğinizi
umduğum zırvalıklarımla baş başa bırakıyorum..girdap zack unthatowya da kısaca girdo -
s.e no:26 giriş yazısı..
sokak
edebiyatı veya zokak zebelliyatı adı ile çıkan güzide fanzinimizin, girdap
tarafından hazırlanan son sayısıdır bu. bundan sonraki sayıları hazırlamak isteyen
gönüllü biri çıkar ise, fanzin çıkmaya devam eder, olmazsa hakkın rahmetine
kavuşmuş demektir. son dönem yaşanan bazı olaylar ve fanzinin içeriğini
oluşturan arkadaşların yeteri kadar içerik sağlayamaması nedeni ile, bu kararı
aldım..güzel
zamanlarımız oldu. 16 yılda çok güzel anılara sahip olup, güzel dostluklar
kurduk. dükkan bile açtık lan, her ne kadar yürümese de. hatta onu da,
yürütebilecek birine teslim edebiliriz, ben çekilirim durumdan. çekinerek de
aynı zamanda..16
yıl içinde, bir sürü iyi kötü şey yaşadık, kimi zaman hararetli tartışmalarımız
oldu, kimi zaman büyük umutlarla oltaya asıldık. bazen yırtık bir ayakkabı
çıktı o oltadan bazen büyük bir alabalık. klişe yazdığımın da farkındayım şu
an. napalım. fanzinimizde her ne kadar oluşumumuzun kişisel bir fanzini olsa da
çoğu kısmını girdo hallediyordu, içerik tam anlamı ile gelmeyince, çocuk da bu
içerik isteme onları okuyup tasnifleme işinden epey sıkıldı.aslında
ikinci bir doğuş aşaması idi pinero tükkan. ama sanırım ayrışmalar ve
ayrıntılara takılıp kalmalar, girdo’nun bu içi boş dışı renkli allegoritmada
infilak etmesine sebep oldu. bundan sonra tayfadaki arkadaşlarımızı kendi kişisel
maruzatlarını tarifledikleri fanzinlerinden takip edebilirsiniz.. tayfa dağılmadı,
merkezden kaydı sadece, hepsi bu. 16 yılda yüz kadar fanzin çıkaran csns
yayınları da, bundan sonra da işe yarar birkaç kağıt parçası üretmeye devam edecek.
ama sanırım bunlar sadece girdo’nun menkulü kıymetsiz hazinelerinden oluşacak..
bugüne
kadar yanımda olup destek olan herkese teşekkür ederim. sokak edebiyatı adlı
fanzinimiz, 26. ve görevi üstlenen olmazsa belki de son sayısı ile
huzurlarınızda.. bundan sonra ki süreçlerde başka fanzinlerde ve kitaplarda
yayın hayatımıza devam ederiz. sağ kolumuz (biz de onların sol koluyuz) solucan
fanzin ile girdiğimiz ittifaklarda, bazı iç ve dış savaşlardan yere düşmeden
çıkmaya çalışırız. eyvallah..girdap
zack unthatow -
şiir değil bu, giriş yazısı..
şiirin ne anlama geldiğini bilmiyordum,
önemsemiyordum da bunu. yazıyordum sadece.. ve hiçbir koşulda, “abi bu bir
şiirdir, ben de şairim” diye diretmedim. ama birileri gelip, “şiir değil bu”
dedi, o kadar çok dediler ki bunu, en sonunda bana da “şiir değil bu”
dedirttiler. evet abi, bunlar şiir değil ve ben de “şiir değil bu” türünde
besteler yapıyorum. türün adı bu, şiir değil bu.insanları genellikle anlayamamışımdır. bir etiketlenme çabasına girişmişlerdir.
günümüzde şair olmak, yazar olmak, edebiyatçı olmak, birşeylerin çı’sı, çi’si
olmak ve bu etiketlerle anılmak zor olmasa gerek. sonuçta, günümüzde herkes
yazıyor artık. yazmayan kalmadı. ama okuyan yok. okuyucu sayısının, yazar
sayısının altında kaldığı bir dönemde, benim de okumam yok abi. okur yazar
değilim ben. sadece yazıyorum, okumuyorum çoğu şeyi. bu yüzden kendimi
birilerinden aşağıda hissetmem için ellerinden geleni de yaptı birileri bugüne
kadar zaten. “aa nasıl okumazsın x kitabını”. gocunmuyorum, durumu anlatıyorum
sadece.evet, bunlar genel algı düzeyine göre ya da
edebi performanslar kategorisinde şiir olarak anılmayabilir, ama şu varki, bu
da benim umrumda değil. ne olarak aldığınız, algıladığınız, ne anladığınız ve
nasıl hissettiğiniz sizi ilgilendirir. ben yazdım geçtim sadece, gerisi
hortlaklar kasabasındaki bir gerçek kadar absürt duracak. okumak isterseniz,
memnun olurum elbette, ama sonrasında nolur, “bu olmamış”larınızın ardından
gelecek somurtmaları kendinize saklayın. beğenmeyebilirsiniz, ben de çok matah
bir şey yaptığımı düşünmüyorum zaten. çoğunluğun yazar olma hevesini ben de
paylaşıyorum sadece. evet böyle bir hevesim olduğu aşikar, ama heves olmaktan
öteye geçip realiteye dönüştü mü bilmiyorum. insanların kendi kendilerini
etiketlendirmelerinden, oldurmalarından hazetmiyorum çünkü. mütevazilik de
değil bu yaptığım. hiç de mütevazi değilim çünkü. sanırım değilim. ama yine de,
düşünecek olursak eğer, yazdıklarımın şiir olup olmadığından önce, ne
hissettirdiği ve ne anlattığım ile ilginenilseydi, -ilgilenilmiş olursa- hoşnut
olurum.burada okuyacaklarınız için ise, benim
tabirim, zırvalamak. zırvalıyorum abi. hemen hemen her şey hakkında yazmaya
istekliyim. bu koşullardan da hoşnutum. kendi kitabını kendi kendine basma
noktasında yani.. yüzünüzde, bazen acı bazen tatlı bir gülümseme
bırakabiliyorsam, bu bana yeter. dediğim gibi, gerisi hayaletler kasabasında
var olma savaşı vermek kadar saçma olucak. hepsi bu. eyvallah…30 mart 2016. -
fuckbook, sunuş yazısı…
GİRİŞME YAZISI, SUNUŞUM, ÖNSÖZLÜK,OLAYI BETİMLEYEMEMEK, OLAY ÇIKARTMAK.iş bu fanzin, yakın arkadaşlarımın, bazı güzide zonksal medya paylaşımlarının kalıcılaşmasından kağıdılaşmasından öte bir amaç gütmez.amacımız, facebook hapishanesinin ve twitter ağacının, seri trafiğinin yol açtığı ölü doğmuş metinleri, sözleri, iç döküşleri, paylaşımları ve bazı özel olmayan fotoğrafları, facebook hapishanesinden kurtarıp, twitter ağacından koparıp, basılı bir yayın haline getirmektir.fanzin, basit bir tarzda, kolajsız ve pek fazla sayfa tasarımı gütmeden hazırlanıp, aperiyodik olarak çıkarılacaktır.bu kadar ciddiyet dolu bir metin yazmaya kendimi zorladığımdan mütevellit acık da kendi tarzıma dönüş yapam. ciddiyet kasar beni abi, yeri ve zamanı dışında ciddi olmadım, olamıyorum. şakalaşmak iyidir hemi de..sonuç olarak, bu fanzinin kuruluş amacı, ülke huzurunu sağlamak, dünya barışına katkı sunmak ve sınırlar arası silahlı müsabakaları önlemek değildir. tek derdimiz, dağdaki bir kaynak suya ya da açık kalmış vanadan boşa akan bir çeşmeye, avucumuzu yaklaştırıp, su boşa gitmesin bare, tası tarağı dolduralım saçları tarayalım gibi bir amme hizmeti sunmaktır..kişiler ve kurumlar hayal ürünü olmasa da, isimlerini tam vermiyoruz, ta ki onlar tam zonsal medya isimlerinin verilmesini isteyene kadar, ne de olsa özel mülkten (zonksal medya profilleri) çalıyoruz içeriği, haber vererek…olay budur. bunun dışındaki menfi gayemizi ya da oligarşik yapınlanmamızı sezinleyenlere, üç milyon takipçili twitter hesabı, üç yüz bin beğenili facebook hesabı 7 milyar “tick” li* insta şeyşi hediye edicez.. nede olsa zonksal medya da nitelik değil, sayılar önem arz ediyorşunu da deyip bitirelim. bir zamanlar bir reklam vardı, sloganı şuydu: sokağa çıksana, hayat sokakta..ekran başına hapsolmayan tüm arkidişlere selam olsun..not: bu metin, her sayının kapak içine yapıştırılacaktır..fanzin, yerel bir fanzindir. başka şehirlerden ulaşmak zor olsa gerek. ama isteyen olursa, toplu fanzin paketlerimizin arasına sıkıştırı veririz..* bilerek “tick” denmiştir.. -
s.e no:25 giriş yazısı
evet efendim. Bu fanzine ilk giriş yazısını
yazdığımız günden bu yana, 10 ay geçmiş. o günden bugüne fanzin çıkmamış ama iç
alemimizde çırpınma ve debelenmeden kurtulmuşuz nihayet. şu an tarih 5 şubat
2016 ve fanzin hazır. bitti ula sonunda. hem iç keşmekeşim hem de fanzinimiz.evet efendim, bu fanzin, zokak zedebiyati
tayfasının kolektif olarak çıkardığı bir unsur ama her birimiz, hem tekil
kulvarlarda hem de toplu hendeklerde savaşa devam ediyoruz. 3. dünya savaşı
çıkalı nerdeyse 60 yıl oldu. bu savaş kelimesel ve sanatsal bir savaş. bu
savaş; popüler kültürle, illuminati ile (ister gerçekliğine inanın, ister
inanmayın, bizde de KILLuminati var.) ve dünyanın üst kademe beyefendileri ile;
bizim gibi altkültürel, underground işlere ve yapılanlamalara sadık olanlar
arasında geçiyor. bir nevi onlar da biz de beyin yıkama peşindeyiz. bu savaş, 2
yıl önce hız kazanıp, 2016 ile birlikte iyice kızıştı. uluslarası altkültürel
ve underground camiayı yakından takip etmeyenler, girdo’nun hayal dünyasında
yaşadığına inanmaya devam eder, sovyet rusya öncesi üretilen kuramları veya bir
şeylerin post-post’unu tartışmaya devam edebilir. bizler, ne yapmamız
gerektiğini tartışmıyor, sırada, bir sonraki adımda, ne yapacağımız üzerine kafa
yorarak yol alıyoruz. ister inanın ister inanmayın ama alaadin’in perili
lambasını da bulduk ve ilham pelerinlerimizi kuşandık.evet efendim, zokak zebelliyatı oluşumu ve
dolayısı ile csns yayımları, hakkımız yayıncılık, akıncılar yayıncılık ve paslı
deneke okçuları olarak, bunların da bir üst kurulu olan !zm!ryer6 distro ve
çatı yapılanmamız unpz ile; düzensizlik örgütleyici bir faktör ve fanzin
fabrikası olarak, yola daha çevik kuvvet şeklinde çıktık; bu ‘ara suni teneffüs’ süremiz olan 2
yıldan sonra. bazen her underground inşaatçı ve yapı yıkıcı gibi bizler de ara
verip, dinleniyor, sorup sorguluyor, zihin ölçümüzü ve çeperimizi ve dördüncü
gözümü genişletiyor, sonra yola veya daha doğrusu yoldan çıkmaya ve çıkarmaya
devam ediyoruz.bundan kelli fanzinimiz, 2 sene önce ve
bugüne kadar, ‘ara kavşak’ dinlemenleri
hariç yaptığımız gibi, doğuz haftada bir çıkacaktır. bu süre, kadınların 9 ay
15 gününe eş değer bir süreçtir. çünkü her fanzin, bizlerin doğadan ve evrenden,
okyanuslardan peydahladığı birer çocuktur ve işlerimizin atıl ebeveyni TAO’dur.
birinci sezon olan birinci günümüzü, sokak
edebiyatı fanzini olarak bitirdik. her sezon 24 sayı (bölüm) dır. her sayı bir
saattir. 24 sayı 24 saate tekabül eder. zaman izafidir. ilk günümüz olan ilk
sezonumuz 2005 ekim’de başlamış, 2014 eylül’de bitmiştir. kıyametimiz kopmuştur.
2 sene 3 ay arafta tatil yapmışızdır. 2. günümüz olan 2. sezonumuz, 2015 yılı
aralık ayında başlamış bulunmaktadır. iş bu fanzin, 25. sayımız, csns
yayımlarının 150 kusuruncu fanzini, ve 2. sezonumuz olan 2. günümüzün ilk
sayısı ve saatidir.kazağımız mübarek ola, gazabımızdan
sakınıla..unpz souljah’ları adınagirdolap
zackeva 4 undertowenk..
4=fornot: souljah > soulda
> soldia > soldier (nigga argosu, bronx kökenli)


