Etiket: polidize

  • sabaha 26 kala

    ## sabaha 26 kala. ##
    ön bilgi: Ahmed al-Sharaa, Abu Mohammed al-Golani > Hey’et-i Tahrîrü’ş-Şâm (HTŞ) > AL-Nusra> ed-Devletü’l-İslâmiyye (IŞİD), Al-Qaeda (El-Kaide) (wikipedia yönlendirmesi sadece)

    demeç 1:
    Trump: “Suriye Devlet Başkanı çok sıkı çalışıyor, kendisi çok güçlü ve çetin birisi. Orada dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazıları var ve onları o gözetiyor.”
    demeç 2:
    ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack:

    “Suriye’nin artık DEAŞ Karşıtı Koalisyon’a katılan, Batı’ya yönelen ve terörle mücadelede ABD ile işbirliğini yapan meşru bir hükümeti var. Bu durum, ABD – SDG ortaklığının gerekçesini değiştiriyor. SDG’nin DEAŞ ile mücadelede desteklenen birincil güç olma konumu ortadan kalktı.

    …………………………………………….

    soru: düne kadar ABD ordusu, resmi internet sitelerinde işid’e karşı mücadelede SDG’yi müttefikleri olarak tanımlanıyordu. ne değişti? trump&rte ortaklığı size anlatıyor?

    el cevap:
    el-kaide, işid benzeri örgütleri besleyip büyüten silahlandıran ve kontrol eden güç, mezapotamya’yı yaklaşık yüz yıldır kana bulayan güç, filistini kana bulayan güç, iran’da ki mevcut rejimi sovyetlere karşı tesis edip şimdi indirmek isteyen güç, arap halklarının tamamında diktatörleri önce destekleyip sonra bir kısmını indiren güç, osmanlıyı yıktırıp kemalist rejimi kurdurtan, şimdilerdeyse kemalist rejimi sonlandırıp yeni bir uyduruktan müslüman, türk-sunni  kontrolünde yeni osmanlıcı, kindar bir ümmetçilik ile kapitalist emperyalist AKP rejimini onayan aynı güç, aynı merkez.

    bu merkezin yeni aktörlerinden ve zihniyet ikizlerinden biri olan RTE&AKP ve yandaşları ile öte taraftaki Trump&Netanyahu ortaklığı ve onların paydaşları değil sadece sorumlu.. çok daha tepelerde arayın kuklaların iplerini tutan elleri. o güçler firavunlar zamanı mısırda da, amerika’da da köleyi köleye dövdüren, sanayi sonrası dönemde şef amir köleleri işçi kölelerin başına diken merkezle aynı.

    sistemin tüm çarkları birbiri ile bütünleşik bir şekilde dönüyor sadece yüz elli beş yıl değil belki elli beş bin 26 yıldır, gelişip dönüşerek, güçlenip giderek merkezileşerek. bankacılıktan, haritada çizilen sınırlara, bizi din millet renk cinsiyet ideoloji, sınıf diye kutuplara bölüp, fikirsel olarak çatıştırarak veya kanlı savaşlarda ölüp öldüren biri haline dönüştürerek..

    ve giderek katılaşan yüksek teknolojili gözetleme sistemlerini güvenlik bahanesi ile inşa edip özgürlüğümüzü göz ardı eden; iklim bahanesi ile toprağımıza tarlamıza suyumuza havamıza göz dikerken fabrikaların, maden inşaat şu bu vs firmalarının, yüksek teknoloji şirketlerinin,  doğayı sömürmesini görmezden gelen ve görmemizi istemeyen, pandemi bahanesi ile sağlığımızı hiçe sayıp bir dizi yasakla ve kurallarla yeni bir toplum modeline hazırlayan, aynı güç, aynı merkez.


    komplo teorisi diyenlerin beynini komple ele geçirmişler zaten, onlar düzene hizmet ederken hala sistem karşıtı olarak geçinerek, siktirip gidebilir hayatımdan!!! işporta tezgahıma gelirlerse ben bizzat kovarım, zahmet olmaz.

    …………………………………………….

    öz savunma ve karşı saldırı:
    hüdapar’ın, el-kaidenin, işid’in zihniyet ikizi RTE ve avanesi nezdinde katli vacip bir müslümanım, tao ve islam’ı sentezleyen Allah’a ve anarşi’ye gönül vermiş, bu yüzden onların bağnaz görüşlerine göre mürted bir varlığım; ama her ne olursa olsun onların ve elçilerinin tanrılık ve bekalık iddiasını red ediyor illallah’tan önce “la ilahe” diyorum. ilah yoktur. hele hele insan ilah hiç yoktur. olmamıştır. olmayacaktır. olamayacaklardır. istedikleri kadar devletin bekası desinler. bekalık iddiası şirktir.


    özet ve çağrı:
    dünyanın neresinde olursa olursa, hangi varlığa yapılırsa yapılsın, zulme ve katliama karşı olmayanlarla beraber yeni bir dünyayı kuramayız.

    haksızlık kimden gelirse gelsin, zalim baban da oğlun da kardeşin de eşin de olsa, aynı kara parçasına hapsedilip milliyet diye uydurma bir şey ile ırkdaş olduğun iddia edilen biri de zalim olsa, senin çıkarına gelse de onun zalimliği, bu uğurda ölme öldürülme pahasına karşı olacaksın diye öğrendim ben. o yüzden yerzünün zalimlerine karşı mazlumların yanında durmayan ve “ama” ile başlayan cümleler ile savunmaya geçenlerle beraber saf tutmaya devam edip ortak bir dünya düşü kuramayız.

    ukrayna-rusya savaşındaki masum varlıkların yanında (insandan hayvanına bitkisine yaprağına toprağına suyuna kadar); filistinin yanında; iran halkının yanında; amerika’da ki tüm gerçek amerikan yerli halkları, ve afro-amerikanlar, latinler, göçmenler ile ICE’a karşı olan herkesin yanında; ve rojava’nın yanında;  suriye’de zulme uğrayan tüm varlıkların yanında (insan, hayvan, bitki veya kürt türk, arap, alevi, sunni, durzi, yahudi, hristiyan vs ayırt etmeksizin o bölgedeki tüm grupların yanında;

    durmayanlarla….

    işid tohumlarının zulmüme karşı, herhangi bir varlığın özgürce yaşama hakkını savunmayanla beraber yeni bir dünya kuramayız.


    TRUMP&RTE ortaklığı ile maskelenen çok daha büyük bir projenin karşısında net bir politik tavır takınmayan veya hala hiçbir şey olmuyormuş hala her şey günlük güneşlik denizlik kumsallık ormanlıkmış tatil mevsimindeymişiz gibi dünyada sanıp kendini öyle bir yaşam sürüp, düzenin, sistemin, gezegendeki 26 bin yıldır süren sömürü düzeninin değişmesi için mücadele etmeyenlerle, bu saatten sonra yollarımı ayırma kararı aldım. yeter artık. yeterli yani. hala her şey yolundaymış gibi yaşıyorsanız, yaşayın. ona lafım yok. bir gün sizin özgürlüğünüz için de mücadele ederiz. o ayrı. ama zaman kaybettirip üstüne enerjimizi düşürdüğünüz aşikar.

    izmir’de 14 yaşımdan beri yerel olarak verdiğim mücadelede; fikir ayrılıklarımızı bir kenera itip, ortak paydalarımızda buluşarak, özgürlüğümüzü ve zalimlerin zülmüne karşı herhangi bir varlığın yaşam hakkını ve özgürlüğünü elinden geldiğince savunan gezegenin dört yanında bir dolu kardeşlerimiz olduğunu görüyor duyuyor hiisediyor ve biliyoruz.

    umutsuzluk ve mutsuzluk için zaman yok.

    gecenin en koyu hali sabaha en yakınlaşıldığı andır.

    “depresif insanlarla bel bağlarsak dünyayı değiştiremicez kuzen” arky rabia

    “isteseniz de istemeseniz de dünyayı değiştiricez” arky rabia

    peace love révolte

    ZEM’t Galaxyz’Zzz BolOrdusu
    yatay düzey kumandası zackEVA of UnPz Crew

    *görsel: UnPz Crew broşür 2007 sürümü kapağı.


    28 01 26 0426

    09 08 47

    ….

    ps: 01ocak33-29dokuz54

  • always 1312 all states are killer

    polis 1: kadın bir trafik polisi beni az önce kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçirdi “gel beraber geçelim” deyip arabaları durdurarak. ki ben zaten yürüyüp geçiyordum beklemeden (buca heykel tarafı, işlek bir cadde – hastane dönüşü bunalmışım zaten ki genelde ben arabaları sallamam, arkadaşlarımın azarından da fenalık geldi bu konuda) 

    polis 2: “Caddenin karşısında yürüyordum. 17. Cadde ve Broadway. Polis memurları beni kaldırımda durdurdu ve kimliğimi sordu. İsmim konusunda beni terlettiler. Memurlar ‘Yerini öğrenmelisin’ dediler. Beni kırmızı ışıkta geçmekle suçluyorlardı.

    Beni neden böyle küçük bir suçla suçladıkları konusunda söyleniyor ve tartışıyordum. Ben de bağırmaya devam ettim, bana cezamı vermelerini ve işime devam etmeme izin vermelerini istedim. Sonra bir de baktım ki yüzüm betona gömülmüş, elim kelepçeli, yüzüm kan içinde ve tutuklanmaya direnmekten hapse giriyorum.” 1991-tupac amaru shakur

    dediğim gibi ben bugün zaten karşıya geçiyordum ve kendi kurallarını çiğneyen trafik polisinin kendisi idi, olabilir de.. bana iyilik mi yaptı? bu da olabilir.. ki ben zaten araba maraba sallamam geçerim. geçiyordum da.. benim başımda ilgilim olan bir mercii yok, kırk bin kere dediğim gibi, fanzinlerimde çok daha sert metinler kolajlar var, rahatsız olan kendisinin ilgilisi olarak kabullendiği merciisine şikayet edebilir.. 

    bugünkü mevzuya dönersek; hayatım boyu polislerden bekçilerden zabıtalardan güvenliklerden kısaca “üniFORMALİTE’lilerden kişisel olarak üstelik defalarca gördüğüm muameleri düşününce, bugün başıma gelen telafi etmez yaşadıklarımı, yaşadıklarımızı, yaşattıklarını. sadece bu ülkede değil, dünya çapında, o kurum bağlayasıca kurumların.. ki istifa etmeleri dışında hiçbir şey telafi etmez açıkçası.. istifa etmeleri de hemen telafi etmez.. bi sorgulamak düşünmek izlemek anlamak gerekir sonraki süreçlerini yaşantılarını vs.. 

    bugüne kadar düştüğüm karakollarda yaşadıklarım, iki farklı eski sevgilimi karakola çektinlerindeki yaşattıkları.. (birinde ben sonradan haberdar olup ağzımda sigara ile sorgusuz sualsız dalmıştım içeri kapıdaki zarbolara danışmadan, diğerinde sevgilimi alırlarken kavga edip kendimi de onla beraber aldırmıştım, başka alınmalar da var zaten, çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği kuruçayda çingene mahallesinde yunusların çingene arkadaşlarıma yaptıkları.. say say bitmez gerçi) 

    ha bak afyonda esat abime yaptıkları geldi aklıma da şimdi. daha düşünsem çok çıkar.. 

    ülkede ve bütün dünyada yaptıkları..öldürdükleri, sakat bıraktıkları insanlar.. bir kurum kötü ise, içindeki bazılarını kahramanlaştırıp “ama” diye aklayamazsınız.. behzat diye bir kahraman yaratıp dramatikleştirip, romantikleştiremezsiniz.. 

    bu konuda geçmişte uzun upuzun yazdım. tekrar etmicem. pac’ın ve benim kırmızı ışık maceramı anlatayım derken laf uzadı. üniforma fantezisi güvenliklerde de zabıtalarda da askerlerde de var.. suni bir güç elde edip kendini üstün görme kompleksinin ötesinde, sakatlanmış bir zihniyete yol açıyor bu fantezi. 

    kısaca, şiddeti tekelinde bulundurma hakkı olan devletin meşru şiddet güçlerinden birinin içinde masum kalamazsınız. iyi bir anne baba kardeş arkadaş dost olabilirsiniz ama o üniforma içinde emir kulusunuzdur, müslümansanız da şirk koşuyorsunuzdur. ve tekrar söylemem gerekirse, defalarca ve defalarca, “kul” kelimesi “köle” anlamına gelir ve “osmanlı torunuyuz” diyen şahısların, kendi dedelerini dedelerinin dedelerinin dedelerini osmanlı hanedanı ve padişahlar, kulu olarak kabul ediyordu, osmanlı tebaası, osmanlı hanedanı ve dolayısıyla padişahın kulu yani kölesidir.. kendilerini de allah’ın yer yüzündeki gölgesi olarak görürlerdi. topkapı sarayında bu arap alfabesi ile hala yazar.

     e tabii böyle bir gelenekten gelince, yeni padişamızın her emrini, kulu olarak uygulayanlardan birine “sen allahın kulu değil emir kulusun” diye bağırınca kışın izban alsancak girişinde, devreleri kısa süre yanmış, bi yasağı çiğnemişti..

    oluyo öyle şeyler, çok da şaapmamak, çizgiyi bozup, romantik hezeyanlara gebe kalmamak lazım.

    net tavır. fuck ortayol! 

    ACAB!! all states are killer

    ama elbet bir gün onların içlerinden de bir kısmı rüzgar dönüp, terse akan dip akıntı yüzeyi ele geçirip suyun akış yönünü değiştirince, taraf değiştirecek.. o ayrı mesela, bu yazının konusu değil. 

    peace love révolte rabia

    girdo zackEVA undatoe

    5 6 25 11 39

    her metne sabit dipnot: kelime hatalarından, eksik veya fazla yazılmış harflerden sanchez sorumludur. redaktörüm olur kendisi. gözden kaçırdığı bir şeyler mutlaka vardır. kendisi ile spam@unthatow.xyz adresi üzerinden e-posta yolu ile temas kurabilirsiniz. ancak tdk’yı kılavuz edinenlerin imla hassasiyetleri ve diğer edePiyasal karın ağrılarınız için başvurabileceğiniz bir ilgili mercii yok. aslına bakarsanız benim başımda ilgilim olan bir mercii de yok, Allah ya da diğer adı ile Tao dışında. 14 yaşımdan beri katıldığım edePiyat oyunlarında aldığım ödülleri satarak geçimimi sağladığım yönündeki iftiralara itibar ediniz ama.. hadi çav belladonna!

    ..

  • ehonomi çok eyii nöroergonomi çok kötü

    ehonomi çok eyii nöroergonomi çok kötü

    nasıl bir ek iş yapsak, bahis de bu hafta ne oynasak da 100-200 liraya 3-5 bin gelir mi diye deneyip yutulsak derdinde çalıştığım fabrikanın asgari ücret alan benim de dahil olduğum taşeron kısmı. daha zamlı maaşı bir kez aldık sadece. şimdiden yetmeyen.. ama isyanı HAK getire.. pardon, göklerden gelen karar ile isyan da yasaklanmıştır kesin.. tarihsel uydurma bedava her din ve millet işlerinde.. 
    geçinebilmek için günde 8 saat 6 gün vardiyalı çalıştığı halde buna ek bir bazılarınınsa iki iş yaptığı tanıdıklarım var ve toplamda 3 işte çalışıp günde 4 saat uyuyup çocuğunu göremeyen insanın fıkrasını anlatmamı ister misiniz? fıkra dedim çünkü, bunlar umrunda olmayan o tepetaklak gelesi yakın olan ve fakat tepemizde olduklarını zannettiğiniz halbuki kendileri de birer kukla olan iktidar veya muhalefet aktörlerine fıkra gelebilir, bugüne kadar yazdığım ve bundan sonra yazacağım, yaşadığım ve yaşayacağım, yaşadığımız ve yaşayacağımız her şey.. ama onlara da yaşatacaklarımız var elbet.. helalleşmeden üstelik. hakkımız helal değil, ve bu söz konusu falan da edilemez hatta. 
    yine aynı fabrikada sendikalılar ise, hisse altın bitcoin ev araba alım satım, bahisde at yarışında çok çok çok yüklü kupon yapma peşinde..
    yıllık ortalama maaşlarda, onların yan hakları ve ikramiyelerini baz alınca sendikalılarla aramızda minimum (en düşük olan kesimi) 4 kat varken, ki bu fark 7-8-9 katına çıkabiliyor kıdemlileri ile.. dahası, sendikalıların mesaileri 3, duruma göre gece vardiyasında ise fazlasıyla katlanırken, bizimki pazar ve bayram dahil gece gündüz fark etmeksizin 1,5 ile çarpılırken. onlar gece vardiyasına sağlam prim alırken bizde günün her saati, ücret aynı iken. sendikalıların aldıkları hastalık raporlarında devletin kestiği iki günü şirket öderken. bizim ise 3 gün alırsak 2 gününe devlet el koyarken.. üstelik o vereceği bir günü de, çalışsam alacağım günlük net ücretimden daha da az veren devlet… e daha sayayım mı sabaha mı bırakacaksınız? karpuz da sever misiniz? 
    ve şirket elinden gelse herkesi taşeron çalışan yapmaya çalışırken, sendikalı olmayan ama kadrolu (taşeron değil) bir temizlik çalışanı sendikaya üye olunca, şirket ve sendika anlaşıp, çalışanı sendikadan çıkartırken.. ancak aramızda kadrolu ve dahası sendikalı olup bizden dört kat fazla maaş alan ve her türlü yan haktan da yararlanan “hoca” lakaplı selam sabah vermediğim, ağız yoklayan ispyoncu patroncu bir temizlik çalışanı da varken, yani aynı işi yapmamıza rağmen dört katı mangır ve bir dolu yan hakkı olurken hocanın.. 
    ve bizim sendikalı olmamız imkansız iken ki bu da başka bir yazının konusu olsun sayın her şeyi çok bilen ve hayatında bir gün olsun fabrikadan içeri adım atmamış olduğu halde fabrika işçileri adına konuşup duran televizyonlara çıkan ve sürekli işçi hakları hakkında yazıp duran solcu olup bu işten para kazanan ve herhangi bir doğrudan eylemde pratiği olmayan enteDÜNtel yazar akademisyen zanatçı caNbazlar
    hangi sendikal mücadeleden hangi işçi haklarından hangi adalet ve kalkınmadan hangi cumhuriyet ve halktan hangi demokrasi ve eşitlikten hangi milliyetin hareketinden hangi dinin refah ve saadetinden hangi davanın hürlüğünden hangi işçinin ergonomisinden bahsediyor birileri? ben cahilem babol, fakirem, okumaya da gücüm yetmedi.. bilmem yani.. soruyorum sadece.. öğrenmek için.. başka bir kötü amacım yoktur.. uluslarası örgütlü ve bağımsız isyan çorbasında tuz karabiber salça odun kazan.. balta molotof c4 kanas meşale flama çakmak maske sprey kağıt kalem mürekkep toner kartuş uhu makas neşter video müzik resim kolaj yazı ses göz kulak his olmak dışında.. 
    son bir kaç sorum daha olacak birilerinin baş örtmenlerine ve bir diğerlerinin allahlarının halifesine.. (bu arada taoizmle islamı sentezleyen kendimce bir inancım var ve politik anlamda anarşiye de, tao allah yehova ya da hangi dilde ne ise o “her şeyi kaplayan ve hiçbir şey olan” tek varlığa bağlığım ilkokuldan beri gelmekte.. herhangi bir şeyin çisi çusu şucusu bucusu herhangi bir ideolojinin savunucusu olmadım asla ve anarşizm diye bir kelime de kullanmadım, çünkü anarşi bir oluş hali bir yaşam rutni bir hayat düsturu ve doğanın ruhu ve kosmosun şuurudur en yalınlığıyla.) sorularıma gelince at tırnaklarına: 
    komşusu tokken aç yatmak mı? vekilleri olan hükümettekilerinin vergilerinizle, düzenbaz ihaleleri ile ve durmadan para basmaları ile zenginleşirken; vergilendirilmiş kazancın kutsal olduğuna inanmak mı? patronların senin emeğinle zenginleşirken iş ahlakı mı? pardon ama bu para işleri hangi din ve millet bakanlığına bağlı oluyor? merak işte.. fakir ve cahilem ben, dedim ya. okumam yok, yazmam var sadece… türkçeyi okuyamıyor ve kekeleyerek konuşuyorum, duyduğumu anlamada sıkıntım yok ama.. cevapları bekliyorum. dedim ya, okumam yok benim, sadece yazabiliyorum.. c4 seviyesinde hem de.. yersen.. 
    sinirlerime sakin olmama gerek yok sayın psikiyatrim, ilaçlarımı artırıp dayadınız yazdan beri kan tahlillerim düşük çıkıyor diye, iki ay önce.. ilacım var evet, sağolsun sigortalı çalışan olarak üste baya para ödesem de alabiliyorum hala onları.. relax stella relax.. çözüyor her şeyi ben.. ben çözünmesem de 6 yaşımdan beri.. mışıl mışıl uyuyorum ben… güneş batıdan doğunca uyandırın beni, tövbe etmeye ihtiyaç duymuyorum öncesinde.. isyanın hak olduğuna inanan ve, tao ile islam’ı sentezleyen katli vacip bir zındıkım gözünüzde biliyorum.. 
    çav belladonna.. 
    * “ehonomi çok eyii: otonom piyade/saian – varyate isimli parçadan alıntı. “İstemesen de kalkacak kazan / Otonom lobotomikal lirik yazıp azan / Gazetede sürmanşet yalan / ‘Ehonomi çok eyii, Alman’lar kıskandı’ falan” 
    ** nöroergomomi: ergonomi ve sinirbilimi birleştiren bilim dalı. ergomomi ise; insanın fiziksel ve psikolojik özelliklerini inceleyerek insanın makine ve çevre ile olan uyumunu doğal ve teknik olarak araştırma ve geliştirme çalışmaları topluluğudur. yunancada ergo iş, nomos ise yasa anlamına gelmektedir. (kaynak; wiki) 
    *** stella: yazmaya başladığımdan beri hiç konuşmayan karakterimdir. hep aynı şekilde anarım kendisini: “relax stella relax” diye. psikiyatrist olur kendileri. bi sürü sabit karakterim var bilen bilir. onlar karakter de değil zati. hayaletlerim.. 

    hayal edin.. her şeyi riske atarak o hayalin uçurumundan zıplayın.. bencilce, kendinizi kurtarmaya yönelik veya bu hayatın içi boş keyfi hazlarına yönelik değilse düşleriniz, özgürlük aşk ve isyan için ise, uçarsanız bile düşmek yerine.. 
    27şubat25 1645
    (olaylar başlamadan çoğ önce yazmıştım..bloga ekleyip paylaşayım bare dedim.) 
  • la ilahe

    // la ilahe

    mustafa kemali öldür

    muhammedi öldür

    marxı öldür

    kalbinde ilahlaşan ya da

    başkaları için ilah olan

    herkesi öldür

    hele ki benim gibi 

    inançlı biriysen

    kendi nefsini ve

    nefsini ilahlaştıran herkesi öldür

    ancak böyle varabilirsin

    özgür bir zihne ve

    birlikte ancak böyle varılabilir

    özgür bir evrene

    tayyip erdoğanı öldür 

    06 04 24 17 14 

    *la ilahe: ilah yoktur

    .. 2056, 8 ağustos’ta çıkacek olen “polidize” isimli kitabemden..

  • ters korelasyon

    // ters korelasyon

    efendi çocuk değildi o
    efendi olmak istemiyordu
    herhangi birinin ya ya da bir yerin

    efendi kelimesi
    çift anlamı ile
    ters korelasyon yapıyordu
    kendi içinde

    hiçbir efendi
    efendi değildi
    bu yüzden olmuşlardı
    efendi 
    birilerine
    ya da birileri bu yüzden
    görmüştü onları efendileri

    efendi çocuk değildi o
    hiç olmadı

    ama komşu kadınlar
    sandı öyle
    kızları olsa verilecek tip hani
    vardı da bazılarının kızları
    kızları da istemezdi
    efendi çocuk
    başlarına bir efendi isterledi daha çok

    ve asla başkasının gözünde
    görüldüğü gibi biri olamadı o
    içinden konuştuğu günler boyu
    zihninin duvarları
    yüksel desibelden
    parçalandı
    ama çıt çıkmadı 
    gözlerinden

    26.04.2024 – 17:00
  • "vergilendirilmemiş kazanç kutsaldır"

    en son bakkaldan ne zaman sigara aldığımı hatırlamıyorum, epey epey uzun yıllar önceydi. bugünse tütüncüden iki arap kağıdı aldım, biri arkadaşıma, yan tezgah. parasını da istemedim, o da vermeye yeltenmedi zaten, bi liranın hesabı mı olur?

    oysa bir dal sigaranın hesabı dönmeye başlamış gene twitlerde, her zamda aynı geyik; “bırakıyorum” “sağlığa zararlı” “tütün iççem” tripleri..

    alkol almazsam temizinden iki paket, alırsam miktara göre 3-4 paket içiyordum eskiden.. şimdi her şey dahil 40 liraya bir ay çıkıyor, sigara içme miktarım hiç azalmadı, nerdeyse 20 yıldır bi gram azalmadı. üstelik iki yıl önce gece öksürüğü dalgasından röntgen çekildim, ciğerler tertemiz, geniz kaynaklı öksürük dedi doktor.. geçti üç güne. onu da, o günlerdeki sevgilimin ısrarına çekildik… 74 yaşıma kadar anlaşmam var halbuki, ölmem. her neyse.
    sahte içki, yok pardon içkinin sahtesi olmaz, hatta devlet onaylı vergili ve destekli olmayan her şey en gerçektir, ev/el yapımı diyelim, içkiden de ölmedim çok şükür 20 yıldır (ölenler kör olanlar var evet ama biraz dikkat biraz güvenilir kanallar lütfen)

    sonuç olarak, bugün de her tekel zammı sonrası tezgah önü kulak misafiri olduğum muhabbetlerde gündem, “bırakçam”, “tütüne döncem” “azaltçam” idi. 

    hala mı dönmediniz? gerçekten mi? isyanda mı etmediniz hiç bu duruma? hala mı? herhangi bir olumsuzluğa isyan etmeyi hiç mi içinizden bile geçirmediniz yoksa? kadere isyan dışında?

    bazıları da tütüne güvenmiyor, bana gelip tekel sigarasının daha sağlıklı olduğunu söyleyen denyoya beş yıl önce üşenmedim şu cam filtrelerden aldım, beş tütünün bıraktığı izi bir tekel sigarası bırakıyordu, eğer korkunuz buysa. üç hafta öksürük balgam, sonrası temiz.. hatta eskisinden daha temiz..

    daha az vergi vermek için elimden geleni yaptım hayatım boyunca, çünkü üç kuruşa minimal ihtiyaçlar bile karşılanmıyor yavru. yirmi yıldır işporta açarak vergisiz kazanç elde edip, bu esnada ara boşluklarda uzun/kısa vadeli (kış) 30 fabrika gezdim..

    bu şekilde hiçbir şey değişmeyecek, çünkü bu şekilde yaşayan ve düşünen insanlar olarak azınlığız, bunu biliyorum, ama en azından o sokakta saatlerce oturup, görünür olmak ve dokunmak, temas etmek (fiziksel temastan bahsetmiyorum) ve en azından günde bir kişinin aklını çelerek, ama uzattığım boş beleş fotokopiksel zilzuratlarla ama konuşarak, kendime artı bir ekliyorum… görünmek/dokunmak/temas etmek.

    bu esnada günde 10 kişiye fanzinin ne olduğunu anlatıp (son beş yıldır fanzin algısını da siktiler ülkede o ayrı) yirmi kişiye adres tarif edip en az üç kişiye sigara sarıp, 100 kadar insanın göz bebeklerinin içini görmeye çalışıyorum, hemen kaçırırlar gözlerini, ayrı..
    ve inatla, ve ısrarla, izmir’de kendine “anarşist” sıfatını yakıştıranlardan uzak duruyorum (bir kaç istisna hariç)

    çünkü kendi aranda kuram tartışmak, kendin gibi insanların takıldığı mekanlarda çene çalmak, ve barlara sıkışıp kalıp, içip sızıp sonra ertesi gün aynı döngüye hapsolmak, sizin de muhalif olduğunuz kesimden bir farkınız olmadığını gösteriyor bana..

    not: kendimi dillendirmek değildi maksatım.. bana son iki yıldır bok gibi giden çoğu zaman siftahsız eve döndüğüm tezgahı niye hala açık tuttuğum ya da takıya vs dönmediğim soruldu dün, yakın bir arkadaşımın yakın bir arkadaşı tarafından… “inat mı hobi mi heves mi vs vs”, ya da bir diğer her gün sinyal ile kimyasal peşinde koşan elemanın çarşamba sorduğu soru gibi “zengin piçi misin?”

     değilim, fakirem ben sizin kıstaslarınıza göre. benimse parayla hayatım boyu işim olmadı. param da hayatım boyunca pek olmadı.. ama hayatım zengin geçti hiç olmazsa.. 
    el cevap budur. uzun oldu. mazur görün..

    takı da yaptım bu arada 2001-2003 arası biliyorum yani işi. karşı da değilim, yan tezgahta gördüğüm en iyi hand made takıcı dostum varken bana düşmez o. he bu arada artık adres sorandan bir lira, “bunlar ne” diyene fanzinin ne olduğunu anlatmak 50 kuruş, adres sorup anlamayıp üç kere tekrar ettirenden 3 lira, gelip akıl verenden de 180 km hız alıcam – kaçmak için.. : ))
    “on changera le monde que vous le vouliez ou non”
    “istesiniz de istemeseniz de dünyayı değiştiricez” Keny Arkana

    bugüne güncel not: 4nisan2025
    4 ağustos 2019’da yazmışım bunu. bir süredir uzun bir süredir alkolü de bıraktım. yılda maksimum 4-5 güne tekabül eden zamanda, yani iki üç ayda bir, bir bira belki.. son beş yıldır.. en güzeli.. berrak zihin, uyuşmamış beden ve kafa..

    bir kutsalım yok bu arada, tehlikeli bir kelime o, sistemin güzel bir oyunu,
    arapça kökenine bakalım: “Köken: Arapça: ق د س (k-d-s)
    Anlam Kökü , Dokunulmaz, Temiz, Arınmış, Yücelik, tanrısal olarak yükseltilmiş, dünyevi olmayan.
    arapça Kuds kökenine osmanlı zamanı sal eki eklenerek oluşturulmuştur, arapça mukaddes kelimesi halk arasında osmanlı zamanlı kutsal kellimesi olarak yaygınlaşmıştır.
  • zam isteme, fabrikayı yak

    zam isteme,
    fabrikayı yak
    . 
    balkondayım.
    sabahın sekizinde. bir pazar sabahı, sabahın sekizinde. ister istemez, geleceği
    düşünüyorum. çalışmak istemiyorum mesela. ama böyle diyince ben, hep bir
    ağızdan, “kimse istemiyor ki canım” diyorsunuz, “ama buna mecburuz.” yok ya?
    harbiden mi? kim koymuş bu mecburiyeti. hepimiz birlikte karar vermiş gibiyiz
    sanki. el birliğiyle çalışmaya mecbur olduğumuza kendi kendimizi ikna etmişiz
    ve bunun veya dişli çarkların herhangi birisinin zıttına dönmeye çalışan
    herhangi birini de hemen sisteme adapte etmeye çalışıyoruz. kaçaklara izin
    veremeyiz. bir baba bile oğlunu sisteme adapte olması için yetiştirir. çünkü
    başka bir çıkar yol yoktur. aileden multi milyarder doğanları hesaba
    katmıyorum. onlar çalışmasa da olur. ama ben de çalışmasam olurdu yani, diye
    bir cümle kuramıyorum. ama annem ölünce işe gidebilecek miyim bilmiyorum
    mesela. hoş annem ölünce hayatta kalabilecek miyim onu bile bilmiyorum ya.
    neyse.. bulursun bir yolunu diyenler vardır şimdi. “kendini bırakma.”
    bayılıyorum bu lafa. “kendini bırakma.” ulan mesele bu değil ve ki herkes
    kendini bıraksa ne kadar güzel olur biliyor musunuz? herkes salsa bi şöyle.
    devrim mücadele ile değil de salınımla gelse.. hiçbir şey yapmasak yaşamak
    için. hiçbir şey ama. faturaları ödemeyerek başlasak. kesilirse kesilsin
    elektrik ve su. ama mesele bu değil. bir şeyler üretme dalgasına veya evrak
    işlerine bi beş gün bakıvermesek.. adına da grev demesek mesela. fenalardayım
    desek. bak bu aralar çok kötüyüm üstüme gelmeyin olur mu, desek. şöyle bi onbin
    kişi, politik düzlemden uzak bir şekilde bunu deyiverse.. ben bu cümleyi her gün
    anneme söylüyorum mesela. güne her gün, “anne ben bugün işe gitmesem olur mu”
    ile başlıyorum. otuz beş yaşında hala, işe gitmemek için patronumdan önce
    annemden izin alıyorum. o yüzden diyorum, annem ölünce işe gidebilecek miyim,
    bilmiyorum. mesela birisi, aylık beş yüz lira verse işi hemen bırakırım. alkol
    ve tütüne kafi bu rakam benim için. fanzin basmayıveririm olur biter. diye
    düşünüyorum. düşünüyorum sadece. balkondayım ve bir pazar sabahı, işe gitmiyor
    oluşumun şerefine içiyorum kahvemi. çünkü o kadar çok pazar sabahı işe gittim
    ki, sayısını unuttum. ve bir o kadar çok, cumartesi gecesi gittim işe, pazar
    sabah evdeydim. ama en çok sevdiğim şey, işten kaytardığım sabahlarda balkonda
    sigara içmek. işe gidenlerin yüzlerine bakmak. tek bir mutlu yüz göremezsiniz
    sabahları. muhafazakarından en radikaline kadar tek bir mutlu yüz. on yıldır
    fabrikalardayım, bırak da o kadarını bileyim hikmet. ve ne yazık ki, hala işçi
    sınıfından medet umuyor, hayatlarında bir kez olsun bir fabrika kapısından
    içeri adım atmamış andavallar. onlardan cacık olmaz. biliyorum. biliyorum çünkü
    10 yıldır içlerindeyim. çok fabrika gezdim. daha bir tane, maaşına gelicek zam
    için mücadele etmek dışında herhangi başka bir şey için mücadele edicek bir
    işçi görmedim. vardır belki, ben görmedim sadece. ve maaşına ya da işyerindeki
    pozisyonuna, veya işin yapılış şekline gelicek iyileştirme için mücadele etmek
    bana kalırsa fazlasıyla fasa fiso bir mücadele. bütün fabrikaları yakmak için
    verilen mücadele en afillisi. ama buna yanaşamayız. yoksa ayfonlarımızı kim
    üreticek de mi ama. ya da peynir tenekelerimize kim marka basıcak. sahi onlar
    bir yerlerde basılıyordu değil mi? ya da elektronik sayacımızı kim üreticek.
    onu da birileri yapıyor. ya da ya da, malboromuzun kutusunu kim yapıcak. onu da
    biri. ya da kim uçağımıza bagajımızı yükleyecek. ben. hepsini yaptım çünkü. ve
    daha fazlasını. ve çoğumuz birkaç şeyi yaptı.. yapmaya da devam edicez. çünkü
    biz tüketim değil üretim toplumuyuz. nokta.
    dediğim
    gibi, ben, bireysel olarak, işin içinde bencillikte var, çünkü isyandan umudunu
    kesmiş biriyim, devrime de inanmıyorum, devrimden önce isyana gönülden
    bağlıyım, ama yok öyle bir ivme, ve hiç olmayacak, ufak kıvılcımlar dışında bir
    halta yaramayacak bağırışlarımız, o yüzden, birazda bencilce, kendi çalışmadan
    yaşama alanımı oluşturmaya çalışıyorum. deniyorum yani bunu. planlarım var. ya
    tutarsa. tutmazsa, dilenciliğe başlarız tanrısını satayım. bulunur bir yol.
    zengin bi hatun kafalarız bakarsın. hoş hiç bi hatunu kafalayamadım o kadar
    uzun süre. maksimum bir buçuk ay. sonrasında bana karşı olan tutku ve hevesleri
    son buluyor. kızmıyorum onlara. bu kadarlığım. biliyorum bunu. alıştım artık.
    mesele bu değil. mesele aslında politik falan da değil biliyor musunuz? ve ben
    ve etrafi, hiç de öyle sandığınız gibi, birileri sanıyor bunu, biliyorum,
    anarşist falan değiliz, politik hiç değiliz. yani sizin olan politikliğiniz biz
    de bir öğürtüye neden oluyor. özellikle solcuysanız, bu öğürtü yerinde
    duramayıp kusma şeklinde son buluyor. sokaktayız sadece. ve kimseyi
    umursamıyoruz. polis de dahil buna. içeri alınma kaygısız işler yapıyoruz.
    yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. ama işe yaramayacak olduğunu düşündüğümüz
    eylemlerinize, destek olmuyoruz. bizim derdimiz daha çok kendimizle. büyük bir
    buhranın içerisindeyiz. devletten önceki düşmanımız insan. devlet ikinci planda
    kalıyor. insan neslini yok edebilirsek eğer, herhalde hayvanlar da bir devlet
    kurmazlar başımıza diye düşünüyoruz ki insan nesli, tükenme tehlikesi yaşarsa,
    bu tehlike bertaraf edilmesin diye ilk biz destek oluruz intihar ederek. öyle
    değil mi etrafi? hatta giderken bir canlı bomba olup, götürebildiğimiz kadarını
    götürmeye meyilliyiz. ama bunlar hayal sadece. gerçeklere dönersek, dişli
    çarkın arasına sıkışan bir toz parçası olmaktansa, çalışmamayı yeğliyoruz.
    başaramıyoruz orası ayrı. en azından ben başaramıyorum. ve tüm sizin algısal
    dünyanızda depresyon adını verdiğiniz, canhıraş yatışlarımda bu yüzden ileri
    geliyor. çalışmak istemiyorum. hem de hiçbir şekilde. tarlada falan da çalışmak
    istemiyorum. o yüzden seviyorum avcı toplayıcı dönemi. çünkü bana çalışmak gibi
    gelmiyor o dönem. anlatabilir muyum? tabii ki hayır. çünkü politik terimler
    kullanmıyorum. felsefenin veya siyasetin peygamberlerinden alıntı yapmıyorum.
    en çok da aydınlanma dönemi çıkarmıştır peygamber. bütünüyle karşıyım o döneme.
    başımıza tüm bu çorapların örülmesine vesile oldular sağolsunlar. ha ne
    diyordum? hiç bişi efendim. şöyle bi beş gün, toplu halde işe gitmeyip, adına
    da grev değil, fenalardayım desek, fena olmucak. hepsi bu. sonra gene, bir kolu
    çekip bir tuşa basarız. sorun değil. bu aralar sadece. anne, tamam anne, olmaz,
    biliyorum, işten atarlar, biliyorum iş bulamam bu yaştan sonra, tamam anne,
    gidicem..

    4
    haziran 2017.
  • latin anadolu

    latin anadolu
    belki de haklıydı
    ricardo edmundo
    karısını ve kızını öldürdüğünde
    tarihsel süreci
    dillendirmiyorum
    şiir uzamasın
    sola kırmak istedi sadece
    ama gerçekten istedi
    olmadı
    bir anlık refleks karmaşası
    bilinçaltının hayatına
    attığı çelme
    gerçekte biz kimiz
    diye sordu
    içgüdüsel olanı ne belirler
    bir hafta önceydi
    sadece yedi gün önce yani
    yeni günün başlangıcı
    bu arada şiire
    kafiye katmak için
    değil bu yedinileme
    ve üçerli dizeler
    akışını bir yerde
    bozmak gerekliydi
    konuya geri dönelim
    itkisel olanla istendik davranış
    arasındaki çatışma
    içindeki kaosu başlattı
    toplum ve doğa arasındaki
    arbedede ölen
    balık ağaçı
    sevgilisi, yani eşi
    onu sarhoş bir halde
    gördüğü adamla basınca
    aklı karıştı mary’nin
    ve garcia
    yani yaygaracı
    olayı gören diğer kişi
    tüm mahalleyi ayağa kaldırdı
    tam olarak ne söyledi
    hatırlamıyorum
    ama ricardo ve
    mary için
    bir cehenneme dönüşünce
    doğup büyüdükleri yer
    bir hafta içinde
    gitmek dışında
    bir seçenek kalmamıştı
    “istenmediğim yerde durmam” gibi
    bir tepkiden daha çok
    “istediğim alanda barınamıyorum” türü
    bir küsmeydi onunkisi
    yola çıktı
    eşi ve kızıyla beraber
    ve aklından bir an bile geçmedi
    mary ve luis arasında
    herhangi bir duygusal
    ya da cinsel temasın
    olabileceği
    gerçek olan da buydu
    olmamıştı
    olabilirdi belki ama
    o gün değil
    otuzbeş yıldır tanıyordu mary’yi
    yaşı otuzyediydi mary’nin öldüğünde
    ricardo ise otuz dokuz
    kızları yedi
    ama dediğim gibi dostlar
    tarihsel sürece girersek
    şiiri bitiremeyiz
    garcia aşıktı ricardo’ya
    olayı da
    algılamak istediği biçimde anlattı
    olamazdı böyle bir şey
    anadolunun ücra bir kasabasında
    yola çıktılar
    başka bir şehir başka bir hayat
    kör bir toplumun dilini kesmek gerekir
    sadece kulaklarının sesini dinleyip
    ait oldukları yapay doğa ve
    ahlaki travmadan
    sıyrılabilirlerse
    yola gelebilirler belki
    bu tüm dünya insanları için böyle
    arap ya da japon ya da viking veya zenci olman
    kabul edilir bir fark içermez
    yaptıklarını yapma nedeninin için
    içinde bulunduğun koşulları
    öne sürdüğün esnada
    isyan etme hakkını
    zihninde saklı tuttuğun sürece
    savunmaya geçemezsin
    aldırış edilmez
    ve dediğim gibi
    belki de haklıydı
    ricardo edmundo
    karısı ve kızı öldüğünde
    mahkemeye kendini sunarken
    aklanmaya çalışmayıp
    “ait olduğumuz toplumsal norm
    ve kurumsal bağnazlık
    atar damarımızı kesiyor”
    dediğinde
    karşıdan gelen kamyoncunun hikayesini de
    başka bir zaman anlatırım
    dediğim gibi
    şiir uzar ve
    beni bekleyen bir
    durum söz konusu
    bulaşıklar ve hayat
    eyvallah
    14.haziran.2014

  • DEVleTanrı

    DEVleTanrı
    devletle ilişiğimi kesiyorum
    ama o bana ilişmekten vazgeçmiyor
    çok ikiyüzlü
    ve aynı zamanda da yüzsüz
    herkes için her türlü şekle
    girebilecek kadar esnek
    ve işine geldiği durumlarda katı
    çarparsan üzerinde bir kesik açılır
    atsan atılmaz, satsan satılmaz bir şey
    yani aslında ortada yok
    gizlenme konusunda usta
    ve suçu başkalarına yıkmakta aceleci
    onun için iş gören melekleri var
    cebrail, medya mesela
    polis azrail
    israfil olan ordusu var
    ve mikail sermaye
    tanrı gibi bir şey işte
    ama tanrı kadar cool değil
    çok kasıyor herhangi bir noktada
    açık vermemek için
    açıklarını açıklarsan ortadan kaldırıyor
    sihirbaz gibi de yani aynı zamanda
    çok fonksiyonlu bir bilmece devlet
    duruma göre her türlü şekle girebilir
    ve din de ona ait
    dinsizlik de
    ve hepsinin aralarında
    tümünün
    bütün devletlerin
    gizli bir antlaşma var
    kaplamışlar
    tüm kara parçalarını
    ve denizleri de hatta
    gökyüzünü
    kaçılabilecek yerlerde bile
    peşinden geliyorlar
    bir hapishane dünya
    isyan edip
    duvarları yıkmaktan başka
    seçeneğimiz yok
    ama siz yine de
    yeni bir iktidarın
    yeni bir ideolojinin
    yeni bir sistemin
    peşinden gidin
    değişim umudu ile.
    çıkış yok
    a-narchía’dan
    başka
    10.haz.2014 – 16:35

  • gitmeyen yakup

    gitmeyen yakup
    “kötü bir gece ve kötü bir sabah” dedi zack
    bunu kendine üç kez söyledi
    mutfağa geçti, kendisinin yanından ayrılıp
    öperek kendini, seni, hayatının kadınını
    onla kendi arasında
    herhangi bir fark gözetmiyordu
    geçti, mutfağa
    bir sigara sararken müzik açtı
    cure tabii ki
    the funeral party
    sardı, özenle, şarkıyla sigarayı iç içe
    çıktı balkona
    kötü bir şey olacağı hissi ile
    hayır, hisleri kuvvetli değildi
    ezberlemişti sadece
    birbirlerinin eşleniği günlerin
    ardı arkası kesilmeyen görecesizliğini
    cold çalıyordu bu kez
    yine the cure
    ve sigara
    yarıya bile inmemişken
    durdu müzik
    şarjı bitiyordu telefonunun
    bu muydu olacak olan kötü şey
    sanmıyordu
    bilmiyordu ama değildi
    değil gibiydi
    değil gibi yapmak zordu
    bitirdi sigarayı
    hızlıca
    onu içeride bekleyen
    bebeğini daha fazla
    tek bırakmamak için
    sarıldı
    öptü
    şarja taktı şarkısını
    kağıt ve kalem aldı
    düşündü, yazarken
    belki de
    dün gece planladıkları gibi
    sabah otostopla
    gitmelilerdi
    nereye olursa
    olmazdı
    mektup yazmıştı ona
    ikinci mektubunu
    gece, cep telefonuna
    kalkınca mektubu
    bilgisayara aktardı ve
    pinero’yu 2009. kez
    tekrar izlerken kaldı uyuya
    uyandı
    öptü kendini
    diğer yatağa taşıdı
    geniş ve ferah olana
    sarıldı asla bırakmamacasına
    ve bu arada bir türlü
    kurbağalar batmaktan gelemiyordu
    denge, demişti mektupta
    bugün günlerden ‘denge’
    gerçekte var olanın
    asla açığa çıkmamış enerjisi
    dengede olmakla sabitlenebilirdi
    ve o’na eğer
    bir şey olursa
    ağlarsa mesela
    dünya hapı yutabilirdi
    o kadar emindi kendinden
    kendinden ve içinde çıktığı nehrinden
    büyük konuştuğu söylendi
    büyük susuşları sonrası
    büyük oynuyordu oysa
    her şeyimi verip
    hiçbir şeyinizi istemiyorken
    bir şeylerinizi çalmaya
    mecbur etmeyin beni
    dedi
    siz orada seslice
    karmakarışıklığınıza sabitlenebilirsiniz
    sessizliğimize kulak kesilmeyin yeter
    dedi zack
    içinden dilediği bir serzeniş gibi
    iyiydi
    nihayet
    iyileşmişti
    şimdi iyiydi ve
    gece iyileşmişti
    bir saatin boşluklarla akan
    tik taklarına alışmış
    korktuğu karanlıkta yatışabilmişti
    kötü bir gün mü, demişti
    yanılmıştı
    her gün kötüydü
    daha kötü ne olabilsindi
    bir hiç uğruna ölen onlarca işçi
    ne yaptığını anlamadan dövülen kadınlar
    en yakınları tarafından iğdiş edilen çocuk
    düşen borsadan daha önemli olamazdı tüm bunlar
    olmamıştı hiç
    bekledi
    aynada kendisi ile yüzleşerek zack
    zamanı gelmişti zamansızlığın
    bugün günlerden denge
    kaosun göbek adı anarşi
    motor sesleri
    silah sesleri
    uçaklar bombalar ağaçlar
    dünyanın bütün hezeyanları
    birleşin!
    derin bir nefes alıp
    öptü o’nu
    hayatının tek kadınını
    uyurken o
    uyumuyor
    uyanıyordu
    biri dinlenirken
    diğeri okunuyordu
    “sarmal doku çetesi”
    koydu adlarını
    iki kişilikli tekil
    terör örgütlerinin
    kimseyi öldürmezlerdi ama
    devlet bu
    kendi şiddeti dışında
    her şeyi yasadışılaştıran devlet
    kendi sergüzeştleri dışında
    herkes terörist
    kendi kendileri dışında
    herkes hiç
    devlet bu
    yalanlarını doğrulatmak için
    gerekirse kan kullanır şerbet niyetine
    devlet adı
    soyadı her zaman ve koşula adapte bir değişkenlikte
    paranoyak devlet
    paranoyak devletler
    herbiri
    aralarında hiçbir fark gözetmeksizin
    herbiri
    şirketler
    medyalar
    ordular
    polisler
    çoğu bilim adamları
    çoğu mühendis
    hemen hemen birkaç kötü adam
    illuminati
    difüzyonun nosyonu
    normların paralelliği
    her bir ülke sınırı için ayrı ayrı
    paralel eğriler
    pasaportlar ve kan basıncı
    beynimi didikleyen acı
    beyninizi didikleyen açık çekler
    para para para
    hayır hayır hayır
    bi saniye
    lütfen bi saniye dedi zack
    kurbağalara bakmaya gitmeyecekti
    onlar gelsinlerdi
    eğer isterlerse
    prensliğin veya prensesliğin
    arzusunu dışlayıp
    gelsinlerdi eğer gelebiliyorlarsa
    gitmedi
    gitmeyecekti
    bunu kendine hiç söylemedi.
    dedi lethe: “dur bi
    sakin adamım
    çay koy sigara sarıcam”
    “hay hay” dedi zack
    güldü
    ağladı
    dünyada o kadar haksızlık varken
    hangi birine karşı çıkabilirlerdi
    denemeye değiyor muymuşdu ki
    olabilir miymiş di ki?
    mümkün müymüş dü ki değişsin dünya
    hiç dert değil dedi zack
    ben dünyayı değiştirmekten ziyade
    kendimi değiştirmemek için veriyorum
    mücadelemi
    döndü lethe’sine
    sarıldı ve bekledi
    birbirlerine “durma” bile
    demiyorlarken hiç
    durmalarını diledikleri
    olaylar karşısında
    alkış tutup tempoyu ayarlayan
    polisin gözlerinin içine
    bakarak geçtiler elele yoldan
    yiyosa bir şey desinlerdi
    korkaktı polisler
    askerler korkaktı
    politikacılar
    patronlar
    işçiler
    sendikalar
    solcular ve sağcılar ve yolsuzlar
    alayı ödlek bir tutkuyla bağlıyken
    iktidar olmaya
    senkronize bir sessizliğe gömülmeli
    kendi canları yanmasın diye
    canların yanmasına
    göz yumabilirlerdi
    ellerinde tuzaktan kumanda
    beyinlerinde porno endüstrisi
    durdu
    gerçekten durdu zack
    hiçbir şey demedi
    demeyecekti
    anlamasınlardı
    anlamayacaklardı
    bunu kendine hiç söyledi
    kurbağalar dilsizdi
    çağırsalardı da gitmezdi
    “hiçbir şey görme” dedi
    kendi kendine zack
    “hiçbir şey duyma
    dilini yutmadığın sürece
    sorun yok nigga”
    3.haz.14