Etiket: polidize

  • polislik hakkında tüm bildiğim

    polislik
    hakkında tüm bildiğim
    dedem polisti. ben de polis olmak
    istemiştim, hayatın başlangıç evresinde, kısa bir süre sadece, ve bunu hangi
    sebeple istemiş olabileceğimi net bir şekilde hatırlayamıyorum. böyle şeyler,
    çocuklar için, yetiştiriliş tarzından da bağımsız bir şekilde, -kısa süreliğine
    de olsa- arzu duyulabilecek şeylerdir. ve bir gün, size,  zaman zaman anlatılmış olan, sizin yüzünü
    bile görmediğiniz bir aile büyüğünün fotoğrafını gösterirler, henüz 3 ya da 4
    yaşındasınızdır, özenirsiniz. özenmeniz kısa sürer, çünkü bir zamanlar polisin
    bile giremediğinin söylendiği, şimdiyse uyuşturucunun bile polis gözetimi ve
    rüşvetinde dolaşıma sokulabildiği bir bölgede büyümüşsünüzdür. uzun bir süre,
    polislerle ya da devletin otoritesiyle tanışmadan, o otoriteye doğrudan
    başkaldırabilen ya da her türlü riski göze alabilen insanlarla yakın
    olmuşsunuzdur. ve bir gerçeği net görebilmeniz için ya da neyin doğru
    olabileceğinden emin olmanız için 50 yaşına kadar da beklemeniz gerekmez
    aslında, kimi insanlar otuzundan sonra allah’ı bulsa da; bazıları da, zaten
    inandıkları, düşledikleri şeylerin terimsel kelimesini ansiklopediden ya da
    sözlükten keşfedip, “a böyle bir şey zaten varmış ya” diyebilirler, on iki on
    üç yaşlarındayken.. 

    o yüzden üniforma ile hatırlanabilir ilk karşılaşmam, dedemin
    eski siyah beyaz bir fotoğrafında olsa da, var olan her türlü iktidar tutkusuna,
    o tutkunun içindeki zaman zaman sözü edilebilen ‘iyilik’ amacını sorgulamadan
    karşı duruşum daha da eskiye rastlar. ve bu anlamda, bir insanın, özellikle
    bariz belirgin bir şeyle ilgili, yıllar sonra düşen jetonu sonucu “aslında bu
    çok da iyi bir şey değilmiş,”, “yok yok bu tastamam yanlışmış hacı”, “yanlış
    düşünüyormuşum”, “yanılmışım” yanılgısına düşebiliyor olmasına, çok da kafam
    basmamıştır. o yüzden zamanında polisle ilgili ağzına geleni söyleyebilen bazı
    iş arkadaşlarımın, namaz kılmaya başladıklarından sonra polisi savunmaya geçmeleri,
    kendilerinin de daha büyük bir güce teslim olmaları ile bağlantılı olabilir.
    her insan kendisini, tanrısının şefkatli olduğuna inandığı kollarına
    bırakabilir elbette, bu çoğumuz için tanrının da öncelinde, annemiz için
    geçerli bir duyguyla da başlamış olabilir. ama burada, incelenmesi gereken asıl
    şey; kendisinden daha güçlü dış bir şey tarafından gerçekleştirilen ve hiçbir
    şart ve koşulda karşı koyamayacağı müdahaleye karşı, oluşturduğu itkisel
    teslimiyete, bir tür duygu ile birlikte açığa çıkan ve bilinci de
    yönlendirebilen o davranışa, bireyin ilk olarak nerede başladığı, başlatıldığı,
    itildiğidir. ailede olabilir, arkadaş arasında, ya da okulda, çok geç olarak
    gelicek olsa da, erkekler için askerlikte.. sonucunda ölebileceği veya zarar
    görebileceği bir davranış tarzından, güvenli ya da en az yarayla çıkabilme
    düşüncesi; (ki yalan söylemek de bununda bağlantılıdır kanımca), bizleri polis
    karşısında durmaktan da alı koyar, çünkü polis devletin polisidir, ve devlet
    bizim gözümüzde bizi koruyan gözeten bir aygıttır. varlığını varlığımıza borçlu
    olsa da varlığımızın varlığına bağlı olduğuna bizi inandırmıştır.

    çocukluğumun geçtiği mahallelerdeki
    insanların büyük bir çoğunluğu, polisin kendi mahallelerindeki varlığını
    kendileri için bir tehdit olarak algılıyorlardı, çünkü ortada bir yasa vardı,
    ve karşı karşıya getirilen her iki grup da, ekmek parası için bir iş yapıyordu,
    polislerin ki yasal iken onların ki yasalarca belirtilmiş yasaklar kapsamına
    giriyordu; örneğin torbacılık. ve zaman içerisinde bu durum, 24 saat atılan
    devriyelerce denetimli yasadışılık durumuna erişti, “adam başı yirmi lira
    verirsen bize, istediğin her şeyi satmana izin veriyoruz.”


    “seni yakaladıklarında” demişti arkadaşım,
    “üzerindeki malı alıp bana geri getirirler, benim sattığım malı senden alıp
    bana geri de satabilirler.” gözleriyle görene kadar gözlerimle gördüklerime
    inanmayacak milyonlarca insanın, bugün sokakta olmasının öncelikli
    nedenlerinden biri de budur: şiddetin görülür kılınılması.
    bu noktada, yukarılarda bir yerde
    belirttiğim, kendilerinden çok daha güçlü bir varlığa teslim olanların, yani
    inançlıların, tanrı karşısında ki teslimiyet nedenlerinin kaynağını, yani
    sadece korku(cehennem) ya da çıkar(cennet) nedeniyle mi, yoksa gerçekten içten
    bir samimiyetle mi inanmış olduklarını, kolaylıkla ayrıştırabileceğimiz bir
    noktadayız. çünkü, aynı hareket tarzını, hemen hemen her koşulda aynı şekilde
    zaten gerçekleştiriyorlardı, iş yerindeki şefe karşı, evlerindeki babaya karşı,
    sınıflarındaki öğretmene karşı. ve bu davranış tarzını etkileyen en belirgin
    iki nedenin, polisliği seçme, ya da devam etme noktasında da geçerli
    olabileceği açık.
    ortaokula gidiyorsunuz, henüz 11 ya da 12
    yaşındasınız, daha güneş doğmadan kapınız çalınıyor, çünkü siz çingene
    mahallesinde, çingene olmasanız da evinizin aranmasını isteyebilecekleri bir
    yerde, o yasaların/yasakların dışına çıkabilen insanlarla birlikte
    yaşıyorsunuz. kapı çalıyor. açıyorsunuz. çocuksunuz. ve polisler eve dalarken,
    aynı anda mahallenizdeki bir çok eve de dalınıldığını fark ediyorsunuz. ve
    benzer süreçler sonrasında, aslında bu işi kendilerince kötü olarak algılanan
    bir şeye engel olmak için değil, onu kontrol altına almak için
    gerçekleştirdiklerini çözüyorsunuz. çünkü evvel zaman içinde bir gün,
    torbacınız size “eve dönüş yolunda dikkatli ol, bu zarbolar bazı müşterilerimi
    takip edip üzerindeki malı alıyorlar” diyor, kendisine bir şey yapmadıklarını
    da ekliyor, hatta herif mesleğini, evinin önüne, tek sandalyeden oluşan bir
    dükkan açarak yürütmeye başlayabilmesinin süreçlerinden bahsediyor, yani 12 yıl
    önce bundan bahsetti.. babanıza dönüyorsunuz, o size 32 yıl öncesini anlatmıştı
    bir zamanlar, demişti ki, “ben bu mahalleden gecenin bir yarısı geçerken,
    mahallenin gençleri bazen sigara isterdi, cigarayı sarmak için, hiçbir zaman ne
    gasp edildim, ne de şiddet gördüm.” o halde problem başka bir yerde?
    anlatılan zamanlardan, yani 32 ve 12 yıl
    öncesinden, kameralarımızı 4 yıl öncesine çevirdiğimizde, şöyle bir görüntü
    yakalıyoruz: karakoldayım. çünkü içinde bulunduğum arabadan, yüklü miktarda
    esrar çıkıyor. benim değil. hiç olmadı. hayatım boyunca yüklü miktarda hiçbir
    şeyim olmadı. araba da benim değil. araba, arkadaşımın arkadaşının arabası. ve
    ben arkadaşımı askerlik yaptığı yere ziyaret için gittiğimde, kapıdaki asker,
    “memleketinden bir arkadaşı geldi, az önce çıktı” diyor, arkadaşımı arıyorum,
    hadi şunlara isim verelim, sallayalım, arkadaşımın adı can, arkadaşımın
    arkadaşının adı ahmet olsun. can’ı arıyorum, bulunduğu yeri söylüyor,
    gidiyorum, kısa geçeceğim, dönüş yolunda ki bir çevirmede, ahmet’in tereddüdü
    ve duraklaması sonucu, şüpheli tavırları göze batıyor, biz aranıyoruz, araba
    aranıyor, can “abi ben askerim” diyor, ahmet telefonda birileri ile konuşuyor,
    ben bir köşede sakince olan biteni izliyorum, her şeyin farkında olsam da.
    sonra karakol. ve polisin tehditkâr cümleleri, zaman zaman desibeli artarak
    ilerleyen soruları karşısında, panikleyen can ve ahmet’in karşısında, tepkisiz
    ve sakince duruyorum. polis bana uyuz oluyor, onun varlığını ve üniformasını ve
    gücünü ve başıma örebileceği çorapları siklemediğim için beni sikmeye kalkıyor
    ve ahmet malı nerden aldığını söylemediği, söyleyemediği için, “bak kardeşim
    şöyle bir adamdan aldığını söylüceksin kurtulacaksın” diyerek, malın alındığı
    adamın tarifini veriyor, tarife uyan adam benim. her şey bu kadar basit. ve
    başgargamel de, aynı mantıkla, kendisine ve temsil ettiği yapıya, karşı bir
    tehdit oluşturduğunu düşündüğü gruplar için, marjinal kelimesini kullanıyor.
    aynı nedenle sevgiliniz veya eşiniz, bazı insanlarla görüşmenizden rahatsız
    oluyor.. ve o nedenle kendi varlığını, kendi varlığına hediye eden bir insanı,
    ya da kendi varlığını, idealize ettiği düşünce uğruna riske atan bir insanı,
    otorite kendisi için tehdit olarak gördüğü gibi, otoritenin kendi varlığına
    tehdit oluşturduğunu görebilen bir insan da, yukarı da tanımladığım iki
    davranış kalıbından biriyle hareket etmiyor. otoriteyi, kendi varlığın için bu
    iki davranış kalıbıyla (çıkar/korku) tehdit olarak algılayadabilirsin pek
    tabii, ama bu ikiliden sıyrılarak hayata bakan bir insan için, otoritenin
    varlığı, sadece bireysel anlamda salt kendisi için değil, kendisinin yaşam
    içerisinde kurduğu, kurabileceği, tüm ilişki biçimleri için de, var olmaması
    gereken bir yapıdır. işte bu yüzden, iyi polis/kötü polis olmaz. niyeti kötü
    olan bir aygıta bağlı bir birimin, içinde var olmayı -üstelik seçerek- içine
    sindirebilen bir insanın, özünde iyi bir insan olduğu söylense bile, kötülüğün
    içinde o iyiliğini barındıramaz ve iyi bir niyetle kötü bir yapı içine dahil
    olunmaz. sonradan fark edilen böylesi bir hata, 
    özre tabi bi hukukla da bağışlanamaz.

    25.6.13
  • Rz… EVa4Life UTION

    @psikozlu bir zihinden yansıyanlar@
    (2009’basılmayan zinelerimden birinden/komik geleceğini bile bile/ta ki hayal dünyası sanılanın gerçeğiyle yüzleşene değin)

    -Rz… EVa4Life UTION-
    çok büyük acılar çekilecek
    çok büyük kanlar dökülecek
    ve en sonunda biz
    bir şekilde
    sizi alt edeceğiz

    ama bu esnada
    gerçekten
    milyonlarca yıldır hiç bir dünyada
    hatta orta dünyada bile
    eşi benzeri görülmemiş
    bir savaş çıkacak

    çok büyük acılar çekilecek gerçekten
    büyük acılar

    geleceği bilmiyorum
    sadece hissedebiliyorum
    ve hissettiğim her ne ise
    bana çok büyük bir acı vermekte

    ve emin olun bir gün
    hiçbir dünya tarihinde
    hatta hiçbir bilimkurgu filminde
    ve ki hatta hiçbir fantastik alemd
    ki hatta hiçbir paralel/simetrik/asimetrik evrende
    eşi benzeri görülmemiş
    büyük bir savaş çıkacak
    şimdilerde zihinsel olarak süren bir savaş

    ve o günden sonra
    sizden arta kalanlar
    keşke bu adamlara
    en baştan kulak verseydik derken biz
    kendi dünyamızı
    kendi kendimize
    konuşarak
    anlayarak
    anlaşarak
    ve yaşayarak
    en baştan oluşturacağız

    geçmişte yaşamış
    ve yaşam süresi bitince
    başka bir boyuta taşınmış
    tüm o eski sesleri topluyorum şimdi ben
    büyük bir kolaj yapıyorum şimdi ben
    önce kendi zihnim içinde yapıyorum bunu
    sonra da size anlatıyorum
    sonra da siz bana anlatıyorsunuz

    ve herkes bunu yapıyor şimdilerde
    herkes herkese bir şey anlatıyor
    kulaktan kulağa yayılıyor parola

    ve emin olun, dipten
    çok güçlü bir patlama gelicek!

    19 haziran 2009
     (psikozlu bir zihinden yansıyanlarzine)

  • tao

    1.
    çoğu zaman yalnız olsan da
    dünya
    içine düşürüldüğün
    bir ağ gibi gözükse de gözüne
    örümceğin gözleri güzel hiç olmazsa
    ve uyku hâlâ zaman kaybı bizler için
    çalışmak zaman kaybı
    düşünmek zaman kaybı
    ve yine de
    bir değeri yok
    akıp giden zamanın
    boşa harcanabilir
    geriye kalanı umursanmayabilinir
    biz istediğimiz gibi yaptıktan sonra istediğimizi
    hiçbir şey yapmadan, istemediğimiz gibi
    iki saat yaşam için
    oniki saat satılık bedenler
    duraklarda bekleyişler
    otobüslerde bekleyişler
    bir ofise sıkışıp
    koltuğun üzerinde
    güneş batana dek bekleyişler
    hiç batmayan güneşin
    kör edene dek yakacağı günleri
    mesailerde
    bir vatozla öpüşerek
    ve biriktirerek arda kalanı
    bir sonraki özgürlük için
    bu şekilde beş gün
    bu şekilde altı gün
    yedi veya otuz
    geçip giderken hayat
    durmadan hız alan
    devrilen ve dolanan
    çözmeye çalışmaktan sıkılan bedenler
    çözünmemeye çalışmaktan sıkılmayan benler
    sadece ve sadece
    bir hiç uğruna
    daha çoğunu vererek daha azı için
    on saati vererek iki saate
    beş günü iki güne
    güneş doğmaya devam etti
    güneş batmaya devam etti
    ağaçlar sallandı ve
    nehirler aktı
    balıklar unutmadı hiç bir şeyi
    her şeyi unutan insan
    ormanın derinliğinde yaşandı hayat
    okyanusların dibinde
    hayvanlar için ve hayvanca hiç değilse
    güneş doğmaya devam etti
    biz ozonu delerken
    başka bir gezegen ararken
    ormanları ev
    okyanusları çöp yaparken
    güneş doğmaya devam edecek
    bulutlar akmaya
    beyazdan griye
    griden beyaza
    tüm evren gülerken aptallığımıza
    balinalar intihar ederken
    ayyaşlar olacak sadece
    aylakça yaşadıkları için
    pişman olmayan toprağın altında
    2.
    değiştirmeye çalışmamak dönüşmektir biraz da
    hiç bir şey değişmez denir ne de olsa
    yol alır sadece
    çizilen rotada
    bir çemberin etrafında
    7 gün 24 saat
    hafta içleri
    hafta sonları
    dön dur hayat boyu
    ilkokuldan ortaokula
    ortaokuldan liseye
    bir şeyler öğrenmek için
    bir şeyler öğretmek için
    sıkılarak ve oflayarak
    ama pes etmeden asla
    ve sonunda pes ederek yaşamaya
    dondurulmuş bir şekilde
    aynı saatte uyanarak
    ve uyuyamayarak asla
    geceden çalarak
    gündüzleri satarak
    bir cumartesi gecesi için
    alkol parası için
    sahil kenarı için
    kovarak şarapçıları yanından
    boş bir şişeyi çok görerek
    bir sigara vermeyerek
    “ama ben çalıştım” diyerek
    hak ederek kazanmak, köleliği
    kendi kurduğumuz kapandan beslenerek
    yiyerek birbirimizi
    ölümüne uyuyamamak
    ve somurtarak uyanmak her sabah
    nereye kadar gideceğini bilmeden
    hiçbir yere gitmediğini görmeden
    sürekli değişimi isteyerek
    ama daima dönüşerek devam etmek
    daha çok yapışmak tavaya
    ters dönüp takla atmak
    değişecek demek
    değiştirelim demek
    birilerinin değiştirmesini beklemek
    oy vermek ve oy almak
    epidemik bir mikrop gibi
    durmadan yayılmak
    dönemlere bölünen tarih
    dönümlere bölünen toprak
    sınırlara bölünen harita
    çağ açıp kapatan insan
    kendi açığını kapatamazken
    hayvanların çığlığına kulağına kaparken
    güneş doğmaya devam etti
    hiçbir şey değişmez aslında
    değiştirmek istemeyen dönüşür en fazla
    giderek teslim olur karşı olduğuna
    devrimler yapılır isyanları bastırmak için
    oysa isyanla başlayabilir
    vahşiliğe doğru bir evrilim
    yani ilk insanlara
    kısmen aylaklığa
    kısmen çalışmaya
    karnımız acıktığında
    doyacağımız miktara
    ve milyarlarca çoğalmaktansa
    kaplanlar kadar kalarak dünyada
    tao’ya boyun eğerek akan su gibi
    lethe’de yıkanarak
    akış yönünde kayarak
    zamansal akışı kaldırarak
    not etmeden hiçbir şeyi
    tarih yazmadan
    kabileleşmeden mesela
    gelişmeden toplumsal anlamda
    ki imkansız olamayacak kadar
    hâyâl ürünü gördü bunları sen
    var olan cenneti yok edip
    bir cennet vaat ettiler ölüm sonrasına
    koştu herkes bir şeyin peşinden
    ölene dek sürdü yaşam savaşı
    hayatta kalmadı hiç kimse
    geldiler ve gittiler ve yenileri geldi sonra
    tao kaldı yerinde
    her şeyi kapladı ve
    hiçbir şeye sarıldı
    24mayıs2009
    not: her şeyi kaplayan ve hiçbir şey olan – tao
  • çalarak yaşayanlara

    çalarak yaşayanlara
    bazen
    kendini
    bir
    aptal gibi hissedersin
    yaşanan
    onca şeyin karşısında
    ayakta
    durmaya çalışırken
    geri
    zekalıymışsın gibi hissedersin kendini
    boktan
    bir hisse kapılırsın
    ve
    bir hisse ararsın kendine
    olur
    olmaz her yerde
    sana
    ayrıldığı söylenecek olan
    özel
    bir bar taburesi ararsın
    özel
    olan herhangi bir şey
    bir
    kuş mesela
    hediye
    paketi yapılmış bir kuş
    havaya
    salman için
    havaya
    salarsın çünkü
    kafeslenen
    sensindir
    ve
    kimse görmez önündeki telleri
    özgür
    olduğunu düşünür herkes
    özgür
    ve umursamaz
    ve
    yine de
    onlara
    ters gelecek
    bir
    hareket yaptığında
    seni
    fevri hareket etmekle suçlarlar
    ve
    bir sonraki dizeyi düşünürsün inatla
    bir
    sonraki gün yerine
    bir
    sonraki dize
    kapana
    kısılmışsındır oysa herkes gibi
    bir
    fare gibi kapana kısılmışsındır
    ve
    inat ediyorsundur yaşamaya
    hayır!
    ben o peyniri yemeyeceğim dersin
    hayır!
    üzerime kaynar su dökemezsiniz dersin
    köşeye
    sıkıştığını bilirsin
    öfkenin
    acıya dönüştüğünü bilirsin
    en
    zor zamanlarda, en sert müzikler
    seni
    kendine getiren
    öfkeli
    adamlar
    seni
    kendine getiren
    öfkeli
    sesler korosu
    öfkelisindir
    sen de en az onlar kadar
    ve
    öfkeni içine atmaktan başka
    yapacak
    bir şey bırakmamışlardır sana
    kendimi
    bu hale getirebildiysem dersin
    sana
    neler yapardım hayal et
    ama
    yapmıyorum
    çünkü
    acıyorum sana
    ve
    kimsenin bana acımasını istemezdim
    ve
    kimsenin bir yalancı olduğumu düşünmesini de istemezdim
    ama
    her şey
    bir
    noktaya kadar gelip
    başa
    sarar daima
    ya
    da kaset sarar
    ve
    çıkarıp inatla onu yuvasından
    tamir
    etmeye çalışırsın
    aynı
    sesleri duyacağını bildiğin halde
    aynı
    yerlerde
    ve
    sonra
    aradan
    yıllar geçince
    sıkar
    artık seni bu bant kaydı
    değişime
    değil
    kendine
    gelmeye ihtiyacın vardır senin
    içindeki
    her şeyi
    bir
    tükürükle çıkarıp atmaya
    kusmak
    değil, hayır
    tükürmek
    ve
    sen hiçbir zaman
    yapmak
    zorunda olduğun işlemlerin
    içine
    sinmediği bir işte
    çalışmak
    istemezsin
    bu
    yüzden buradasındır zaten
    bu
    yüzden hala evden çıkamıyorsundur
    bu
    yüzden tek başına oturmuş
    müzik
    dinliyorsundur saatlerce
    ve
    geri zekalı olan sensindir aslında
    çelebi
    hava servisi ya da
    amcor
    packaging ya da
    elektromed
    ya da
    girip
    çıktığın daha niceleri değil
    sensindir
    aptal olan
    senin
    gibi düzinelercesidir
    düzülesi
    düzineler
    hemen
    evlenip çocuk yapan
    sonra
    kendini bağlayan düzineler
    ellerini
    bağlayan
    dilini
    bağlayan
    öfkesini
    yatıştıran
    bir
    çocuk edinen düzineler
    nedir
    ki çocuk
    dünyada
    düzinelercesi var
    düzen
    ya da düzülen tarafa geçmeyi bekleyen
    bazen
    düzen bazen düzülen düzineler
    ve
    hiçbir zaman önemsemeyen
    hangi
    tarafta olduğunu
    elim
    sende oynayan
    dünyanın
    kuralı bu diyen
    uyanık
    olmak zorundasın diyen
    kurnaz
    olmak zorundasın diyen
    takma,
    boş ver, onlarla uğraşılmaz diyen
    öfkesini
    daima
    kendilerinden
    güçsüzlere kusan düzineler
    sert
    bir duvara çarpınca
    arkasını
    dönen hemen
    zorlamayan
    hayatı
    hedefleri
    olmayan
    inancı
    olmayan
    düş
    gücü olmayan
    sürüyle
    adam
    sürüyle
    adam gelir sana
    ve
    boşuna uğraştığını söyler
    teslim
    olman gerektiğini söyler
    beyaz
    bayrağı salla der
    sırıtıyormuş
    gibi yap
    meselelerin
    üzerine fazla kafa yorma
    irdeleme
    hayatı
    dünya
    değişmez
    değiştiremezsin
    dünyayı
    uymak
    zorundasın
    onlara
    bakar ve
    acizliklerine
    acırsın
    ama
    sen de acizsindir aslında
    elinden
    gelen tek şey
    küfür
    edip, bağırıp çağırmak olur
    o
    adi, üç kağıtçı götlerin ofislerine girer
    sekreterlerinin
    dur ikazlarına karşılık vermeden kapıyı açar
    ve
    sertçe çarparak kapıyı
    gözlerine
    bakarsın patronunun
    “burada
    borcundan daha büyük hasara neden olabilirim” dersin
    “ve
    yaratacağım hasarı karşılamaz maddi durumum” dersin
    “ve
    ruhumdaki öfkeyi de yatıştırmaz bu” dersin
    korkutursun
    onu
    korkutursun
    ama
    sen
    de korkuyorsundur aslında
    üç
    buçuk atmasan bile korkuyorsundur
    kendinden
    korkuyorsundur
    öfkenden
    korkuyorsundur
    yapabileceklerinden
    adamı
    boğarak öldürmekten
    fiziken
    güçlü olmasan bile
    delirip
    üzerine yürümekten
    bunu
    yaptın daha önce
    defalarca
    yaptın bunu
    başkaları
    için yaptın
    kendin
    için yaptın
    hak
    edileni almak için yaptın
    hak
    edileni vermek için yaptın
    kavga
    etmeyi sevmesen bile
    etmek
    zorunda kaldın defalarca
    abin
    için ettin
    yeğenin
    için ettin
    dostun
    için ettin
    ama
    şimdi
    burada
    o
    lanet olası büyük büyük büyük şirketlere karşı
    oturmuş
    bir şiir yazıyorsun
    elinden
    gelen tek şey bu çünkü
    ve
    o yasal hırsızlara karşı
    söyleyebileceğin
    hiçbir şey
    durumunu
    değiştirmez
    ısrar
    edersen
    yüzsüz
    olursun
    başını
    öne eğer, susarsan
    koyun
    olursun
    ve
    çoğunluğun aptalı oynadığı bir dünyada
    ne
    kadar çok zeki olursan
    o
    kadar çok aptal yerine konulursun
    hiçbir
    şey değişmez
    ve
    seni değişmeye zorlar herkes
    sinirden
    ağlamaya başlar
    sonra
    bir sigara yakarsın
    ve
    sonra bir sigara daha
    sigara
    üstüne sigara
    kendini
    öldürmeye çalışıyormuş gibi
    kendini
    öldürmeye kadar gider yani
    buna
    kadar götürtürler adamı
    sigara
    ya da tüfek
    ne
    fark eder ki?
    ne
    önemi var ki zamanının
    emeğin
    ne önemi var
    27
    günün ne önemi var
    400
    kağıdın ne önemi var
    şiir
    var hala
    sihir
    de olmalı öyleyse
    buralarda
    bir yerlerde olacak
    bir
    hayal görüp
    kendini
    iyi hissetmen için
    biliyorsun
    diyecek sana
    geri
    alacağını biliyorsun
    kaybettiğin
    her şeyi
    senden
    çalınan her şeyi
    linç
    edilen her şeyi
    ruhunu
    korumaya devam et
    kelimelerini
    korumaya devam et
    öfkene
    sadık ol
    acına
    sadık ol
    ve
    bekle sadece
    ölmeden
    bekle
    zamanı
    gelecek
    kendini
    kandırma diyenler
    aptal
    olduğunu düşünenler
    düş
    dünyasında gezdiğini söyleyenler
    kapatıldıkları
    kafeste
    sirklerine
    devam edebilirler
    ben
    oyun oynamıyorum burada
    kurallarınızı
    da bilmiyorum
    ve
    kazanmaya da çalışmıyorum
    kendim
    olmak istiyorum sadece
    kendime
    kalmak istiyorum
    kendi
    başıma kalmaya çalışıyorum
    ve
    üzerinize içmemi istediğiniz
    bir
    bardak suda boğulduğunuz zaman
    ben
    sigaramı yakmaya
    devam
    ediyor olacağım
    aptalca
    gelebilir evet
    ama
    en baştan beri
    bir
    aptal olduğumu söylediniz zaten
    o
    halde şimdi çenenizi kapayıp
    terbiyecisini
    yutan aslanın
    filmini
    izlemeye devam edin
    14.nisan.2009

    Normal
    0

    21

    false
    false
    false

    TR
    X-NONE
    X-NONE

    /* Style Definitions */
    table.MsoNormalTable
    {mso-style-name:”Normal Tablo”;
    mso-tstyle-rowband-size:0;
    mso-tstyle-colband-size:0;
    mso-style-noshow:yes;
    mso-style-priority:99;
    mso-style-parent:””;
    mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
    mso-para-margin:0cm;
    mso-para-margin-bottom:.0001pt;
    mso-pagination:widow-orphan;
    font-size:10.0pt;
    font-family:”Times New Roman”,”serif”;}

  • baş gargamel


    odada volta atıyorum şimdi
    bir ileri bir geri
    bir geri bir ileri
    ne yapacağını bilmez bir şekilde
    ve hiç bir şey yapamayacağının bilincinde
    senin için uygun görülen asgari ücretle
    sorun;
    çalışmak zorunda olmak
    ve yine de paranın yetmemesi

    günde ortalama on iki saat
    hafta da beş gün
    bazen altı
    ve bazen gündüz bazen gece giderek işe
    ve her geçen gün biraz daha bıkarak
    ve bırakamayacağını bildiğin halde
    istifayı düşünmek servisi beklerken
    sabahın dördünde
    beş iş başı için
    kimse yokken dışarıda
    herkes uyurken
    sinek kaydı yanaklar
    yarı uykulu gözler
    aç karnına üçüncü sigarayı içerken
    ve on beş saat sonra evdeyim derken
    beş iş başı
    on sekiz paydos
    on dokuz ev
    bedenen bitik
    ruhen bitik
    tahammül sınırın çoktan patlamışken
    yama dolu ruhunla
    soğuktan titreyerek
    maaşı hesap ederek
    faturaları ve kirayı
    ve biriken bakkalı
    ve hiçbir şeye ilaç olmayan zamanı
    nereye kadar derken
    hiçbir yere gitmediğini biliyorken
    yerinde bile sayamayıp
    aynı odada
    aynı tempoda
    dakikalarca attığın volta
    bir ileri bir geri
    bir geri bir ileri

    odamdayım şimdi
    duvarlarımla baş başa
    kesilmeyi bekleyen yüzlerce gazete sayfası
    ve yapıştırılmayı bekleyen kolajlar ile
    bir sigara sarıp
    bir boklar yazıyorum
    siz ne derseniz deyin adına
    şiir ya da değil
    ya da ölümün son hecesi
    umurumda bile değil hiçbir şey diyorum
    umurumda oysa
    uçup giden günler
    kayıp giden zaman
    ve her geçen gün biraz daha
    ayak uydurmakta zorlanan ruhum
    hayatta kalma mücadelesi
    bir şekilde kalırsın hayatta
    iyi veya kötü
    günleri yaşarsın
    çalışarak ya da dilenerek
    direnmekten vazgeçerek patronlara
    sorun yaşam şartların değildir oysa
    sorun
    seninle birlikte yaşamaya çalışan insanların
    çalışmana muhtaç olmasıdır
    ve öyle ya da böyle
    bir vefa borcun vardır onlara
    yetmişindeki babana mesela
    ve karışıp gitmeden o toprağa

    balkondayım şimdi moruk
    gecenin bir yarısı
    elimde yazmayan bir kalemle
    harflerin izini bırakıyorum kâğıtta
    bir sigara daha yakıyorum
    ve biliyorum yaşamanın
    yazmaktan daha zor olduğunu
    bir cümle için iki saat düşünerek
    best-seller olan adamlara
    yazmanın daha zor geldiğini de biliyorum
    ve odada volta atıyorum işte
    bir ileri bir geri
    bir geri bir ileri
    sonra duvarlara bakıyorum
    sanki bir şey delip içeri girecekmiş gibi
    kahrolası atlar
    her geçen gün daha kötü koşarken
    kuponlar peş peşe yatarken
    ve tat almazken artık aşka dair cümlelerden
    ağzına yapışan sigara kokusunu umursamazken
    duvarlara bakıyorum
    ve bir duvar daha görüyorum arkasında
    sonra bir duvar daha
    sonra bir duvar daha

    ve başımızdaki gargamel
     “kriz bizi etkilemez” derken
    27 yıldır kriz geçirip
    şirinleri göremiyorum

    04.aralık.2008

  • retro

    başkaları nasıl yapıyor bilmiyorum ama
    yatağa girdiğimde
    eğer sarhoş değilsem
    olasılıkların tecavüzüne uğrar beynim

    on yıl sonra neler olacak?
    umrumda bile değildir on yıl sonra bana neler olacağı
    ölebilirim
    aç kalabilirim
    trafik kazası
    deprem
    savaş
    uzaylıların istilâsı bile mümkün

    ve savaşa karşı değilim
    ve barışa karşı değilim
    karşı olduğum tek şey
    yaşamana ucu ucuna yeten bir miktar için
    saatlerce çalışmak zorunda olmak

    on yıl sonra neler olacak?
    on milyon yıl önce neler olmuştu?
    gelişim insanı sakat bırakır
    teknoloji insanı sakat bırakır
    ilkelken
    avlanarak veya
    ağaçtan beslenip
    bir mağarada yaşayabiliyorken
    şimdi on iki saat çalışmak zorundayız
    herkes bir şeyler üretmek zorunda
    döngü sürmek zorunda
    savaşlar çıkmaya devam edicek
    ve ekonomiye kafamız basmadığı için
    maaşımıza gelen zammın
    artan vergiye eşitlendiğini
    ve aslında daha çok verirken
    verdiklerinden daha çok aldıklarını
    asla fark edemeyeceğiz

    yeni bir telefon
    yeni bir kol saati
    yeni bir ayakkabı
    ekmek
    su faturası
    ve binlerce yıl önce
    daha özgür olduğumuz bir gerçek

    evrim doğayı terk etti
    insan doğaya hükmediyor
    ve artık geriye dönüşü
    mümkün olmayan bir süreçteyken
    nükleere karşı olmak yerine
    üçüncü dünya savaşının çıkmasını bekliyorum ben
    hatta dört ve beşinci
    insan ırkının
    kendi kendini yok etmesini için

    bilim kurgu kitaplarında kalacak
    uçan arabaların gezdiği
    tekno şehirler

    ve bana sorarsanız
    tekrar en başa dönüp
    yeniden ormanda yaşasak
    hiç fena olmaz

    19.eylül.2008
    not: emin aga’ya ithaf edilmiştir

  • pes

                                                                     
    üzerimizdeler
    çok üzerimizdeler
    hem de
    göremiyoruz bile
    onları
    nasıl bir şey
    olduklarını bilmiyoruz
    bombalarla
    vuruyorlar bizi
    onlar da bizi
    görmüyor aslında
    nasıl bir şey
    olduğumuzu bilmiyorlar
    ya da farkımız
    olmadığını onlardan
    savaşlar böyle yapılıyor
    artık
    çok değişti her şey
    düğmeye basıyor ve
    5 dakika sonra
    gemiye dönüp
    uçağındaki ekrandan
    izliyorsun olan biteni
    gerçek
    değilmişçesine
    gerçek gibi gelmiyor
    çünkü
    hiçbir şey gerçek
    gibi gelmiyor artık
    televizyon
    gerçekliği öldürdü
    bulunduğun yerde
    varsın sadece
    bulunduğun yerde
    olan biten gerçek sadece
    diğer her ne varsa,
    asla yaşanmadı
    hem ülken için bu
    çocuklarının rahat
    yaşaması için
    torunlarının
    asla göremeyeceğin
    mezar taşların için
    tarih önemli
    geçmişe dönüp
    baktığında
    “kazandık”
    diyebilmelisin
    “siktik analarını”
    “biziz her şey”
    böyle yapılıyor bu
    ve çok kolay aslında
    “devlet için”
    “rahat yaşam için”
    böyle diyorlar
    onlara
    üste para veriyorlar
    üstelik
    şanlı tarih
    intikam hırsı
    açlık ve sefalet
    olmasın diye ilerde
    önce kendin, sonra
    ailen için
    mahalleni kurtar
    evlat
    şehrini
    ülkeni
    dünyayı
    sonra da hiçbir şey
    olmamış gibi övün tüm bunlarla
    buraya da gelecekler
    çok az kaldı
    çok az kaldı her
    şeyin sona ermesine
    üçüncü dünya savaşı
    dördüncü
    beşinci
    onaltıncı
    “asla bitmeyecek”
    dedi bi ses
    “asla sona ermeyecek”
    bencillik her yerde
    sen onu vurmazsan, o
    seni vurur
    o aç kalmazsa, sen
    aç kalırsın
    kıtlık
    kuraklık
    bitmek tükenmek
    bilmeyen bir intikam hırsı
    adını bile
    bilmediğin ataların
    ve gelecek için
    hadi evlat
    bas düğmeye
    israil filistin’i
    sikti
    israil lübnan’ı
    sikicek
    amerika ırak’ı
    sonra iran
    uzak doğuda görünmez
    tehlikeler
    balkanlar
    ve hatta mars bile
    tehlike altında
    hey bi saniye
    girdap hâlâ hiç bir
    şey yapmak istemiyor ama
    ve kararlı bu konuda
    elindeki bira ve
    yanındaki hatuna zarar gelmesin yeter
    evet o da onlardan
    biri
    evet o da bencilin
    teki
    buraya kadar dostlar
    her şeyi kaybettik
    yapabileceğimiz hiçbir
    şey yok
    beklemeliyiz sadece
    kapıma kadar gelecekler
    ve almanya’da olduğu
    gibi
    tecavüz edecekler
    hatunuma benim yanımda
    hiçbir şey
    yapamayacağım
    vuracaklar beni de
    sarhoş öleceğim
    üstelik
    hiçbir önemi yok ama
    tanrı da yok
    savaşmak için bir
    nedenimizde
    savun şimdi elindeki
    son birayı
    afrika’da bir çocuk
    açlıktan ölürken
    saklama gerçekleri
    hepimizin parmağı
    var bu işte
    ve karşı
    çıkmayacağız
    boş vaazlar vermek
    dışında
    boşa çene çalmak ve
    birkaç slogan
    sallamak dışında
    hiçbir şey
    yapmayacağız
    unutulur dostlar
    unutturacaklar
    ve gerçekten hiç
    önemli değil
    vurun beni de
    üstü sizde kalsın
    hayatımın
    karşı çıkmıyorum
    artık
    yo, hayır
    korkağın teki
    değilim
    sadece
    beş para etmez bir
    adam olarak
    bu boktan hayatımı
    daha da
    boktanlaştırmak istiyorsanız
    rahat yaşamam
    mümkünken
    daha az çalışarak
    üstelik
    siz tam tersini iddia
    ediyorsanız
    savaşmanın bir
    anlamı yok
    hadi beyaz
    bayrakları dikelim göndere
    sonra da kendi
    kendimizi vuralım
    onlara kalsın bu
    dünya
    onlara kalsın izmir
    alsancak
    kilise sokağı ve
    efes güneşi
    bırakalım onlar
    kazansın
    10.ağustos.2006
    – 14-16 nöbeti

  • can sıkıntısı

    @page { size: 21.59cm 27.94cm; margin: 2cm }
    p { margin-bottom: 0.25cm; direction: ltr; color: #000000; line-height: 115%; orphans: 2; widows: 2; background: transparent }
    p.western { font-family: “Times New Roman”, serif; font-size: 12pt; so-language: tr-TR }
    p.cjk { font-family: “Times New Roman”, serif; font-size: 12pt }
    p.ctl { font-family: “Times New Roman”, serif; font-size: 12pt; so-language: ar-SA }

    3 hafta önceydi.. canım sıkılıyordu.. ve evden çıktım.. canınızın sıkıldığı zamanlar evden çıkmakla iyi edersiniz.. hiçbir şeyin önemi yoktur ve tek gereken şey zamanın geçmesidir.. evde oturmuş, hiç bi bok yemeden pinekliyordum, hayatımın yüzde doksan dokuzunu hiçbir bok yemeden müzik dinleyip odamın süslediğim duvarlarını ve tavanı izleyerek tükettim ve yüzde birinin yarısını yazarak geçirdim, geri kalan zamanda da işemiş sıçmış ve boşalmış olabilirim.. bu üçünü aynı anda yapmaya çalışıyorum, ama henüz başaramadım.. neyse, bunlar önemsiz ayrıntılar ve o gün gerçekten evden çıktım.. nereye gitmeliydim? nereye gitmem gerektiğini bilmiyordum.. hiç bir zaman bilmem gerekenleri bilemedim ve bildiklerim ise asla bir işe yaramadı. ısrarcı olmadım, hiçbir şeyi zorlamadım, kaderci değildim ama lanetlenmiştim.. buna inanıyordum, lanetlenmek, bu sizi rahat kılıyordu.. rahat mı? hiç sanmıyorum.. neye el atsanız elinizde kalır, ve siz yılmadan mücadele edersiniz bir süre, ama mutlaka, hem de her seferinde, bir patlak verir hayat, ama siz dersiniz ki; “everything’s gonna be alright”, bob’un dediği gibi, ya da n.b.n’nin.. bon öldü ama ben hâlâ bunu söylüyorum, hayatta kalanlarımla hayata tutunmaya çalışıyorum, neslimiz tükeniyor dostum, kısa bir süre sonra bizler olmayacağız ve insanlar rahat edecek; yaptırmak istedikleri şeyler olan efendiler ve kendilerini yapmaya mecbur hisseden köleler.. bir taraf seçenlerden değiliz biz, sadece yaşıyoruz, nefes alıp vermek dışında yaptığımız bir şey yok.. bazen çalışırız, ve kazandığımız para geldiği gibi gider; içki.. hiçbir şeyi biriktiremeyenlerdeniz biz. ölmemek için içeriz.. çünkü kafamız yüksek değilse ağır gelir ruhumuza ve ölmek isteriz.. ölmemek için içeriz ama yaşamak da istemeyiz.. “iki arada bir derede” temsil ettiğim her şey bu işte.. ve evden çıkmıştım, bu kez tam odaklanmak istiyorum, anlatamadım bir türlü ve anlatamadıkça saçmalıyorum, sayfalar sayfalar sayfalar.. bir kitap dolusu zırva, bu da eşittir bestseller olmaca.. yürüyordum.. elimi cebime attım, 2 milyon lira vardı, sevindim, bugün karşıyaka yapacaktım demek ki, tanıdık birine denk gelirdim belki.. hiç olmadı retro’ya, emin aga’nın dükkana giderdim, ama ben direk oraya gidecektim, son değil, ilk tercih orasıydı.. durağa vardım ve 514 geldi, hemen geldi, tanrı beni izlemeye almıştı gene, hemen gelmesi için 514 değil de bir tank dua etseydim kabul eder miydi? bu iyi olurdu aslında.. bazen internet kafeye girerdim, evimde bir bilgisayarım vardı.. müzik dinlemek ve .txt açıp üzerine harf kusmak dışında bir işime yaramayan bilgisayarım.. 3 sene önce ona bir modem buldum, eski bir modem, 2. el.. internete nasıl girilir bilmiyordum, ama bir şey duymuştum, 146’yı tuşlayınca giriliyordu, ben de denedim.. ve girdi.. ve yazdı işte.. anlıyor musunuz? bir mevsim bu! yaz! ve izmir.. bu iki kelime bir araya gelirse, 3. kelime intihardır.. eğer pas derseniz size 4. bir kelime verilir; sikik! bunun ardına bir çok kelime konabilir, sikik gün, sikik gün, sikik gün.. böylece devam eder bu.. 2 ay sürer ve o 2 ay içinde ölmediyseniz geriye kalan 10 ay da ölmezsiniz.. ve o günlerde 146 beni hayatta tuttu – ev telefonum sonraki 10 ay kapalı kalsa da.. bu güzeldi aslında, cep telefonumu da kapatıyor ve ölü taklidi yapabiliyordum böylece.. ama o günler bir felaketti benim için.. nete girer ve sitelerde gezerdim.. anlam veremezdim üstelik, bir sürü kişisel site, herkes herkese ruhunu göstermeye çalışıyor, peki ama hangisi gerçek? 3 yıl sonunda bir gerçek bulmuştum.. ve inandım.. bazen inanmaktan başka şansınız yoktur, ama inanç kelimesi iki yüzlüdür, çünkü içinde aldatılmayı barındırır bu kelime.. hayır, ben bir filolog değilim, ama kelimeleri iyi bilirim.. ‘sana inanıyorum’ dersiniz.. ve bir süre sonra da ‘sana inanmıştım’.. ve böylece devam eder bu, hayat boyu.. “hangisi gerçek?”


    paramın olduğu ilk gün bir dövme istiyorum taşaklarıma, yo hayır iki dövme, birinde “fuck the world” yazacak, diğerinde de “keep it real” ve bir de, “taşaklarımı yalasın o üç kağıtçılar” adında bir kitap yazmak istiyorum.. ve bedavaya dağıttırmalıyım onu, bedava dağıtımdan bir hafta sonra ksk sahile çıkıcam ve güzelim denizimi kitaplarımla kaplı bulucam.. denize atılmış bir ton kitap.. öyle olmuştu, sanırım 7-8 sene önceydi bu, bir peygamber bozuntusu bir kitap yazdı, “evrim aldatmacası” adında, ardından bunu bedava dağıttı, sonra ne mi oldu? herkes kitabı denize attı.. nerden geldiğimiz kimin umurunda ha? evrim ya da tanrı.. neyi değiştirir bu? hiç bir yerden geliyorum ve hiçbir yere gidiyorum.. ya da tam tersi.. ben bunlarla uğraşmıyorum dostum, bana şu an gerek, an! bu an, ah bak o an da uçtu gitti işte, sürekli tüketiyoruz, ve tükettikçe mutlu oluyorum ben.. ve bir türlü odaklanamıyorum “evden çıktım”dan sonrasına.. ama hâlâ umudum var, anlatıcam o günü.. “madem yaşamın sence bir anlamı yok o halde intihar etsene” dedi biri bana geçen gün, ona dedim ki “ben anlam aramıyorum dostum, ama sen anlam arıyorsun, bu nedenle yaşama sımsıkı bağlısın, mücadele ediyorsun”

    evden çıktım, bakın işte o gün 514 hemen geldi, ve ben neden tank istemedim ki dedim? internet cafe, (bir net cafe açıp intiharet cafe koyucam adını, göz alışkanlığından herkes internetcafe diye okucak onu, komik değil komik değil, gülmeyi kesin), herkes gta diye bir oyun oynuyor oralarda bu sıralar, tank ile şehirde katliam yapıyorlar ama oyun o.. bir tank kaçırmak istiyorum, 15 ay (askerlik) bedenimi rehin alıp ruhumu sikmek isteyenlerden bir tank çalmak istiyorum ve sonra gta oynamak istiyorum gerçek hayatta.. ölene kadar gangster.. ölene kadar nigga, ölene kadar güney amerika! ölene kadar latin! ya da, mickey ve mallory. ama mallory’m uzak bana.. neyse, 514’e bindim ve bir milyon verdim şoföre ve arkaya doğru yürüdüm ve bir kağıt yapıştırmışlardı cama, eshot’un bir ilanı.. yol boyunca o ilan beni idare ederdi.. okumaya başladım, bundan sonra şoförleri kontrol etmemiz gerekiyordu, öyle yazıyordu ilanda, artık şoföre bir milyon verince onun bizim için özel kentkartını alete okutup okutmadığına bakmamız gerekiyordu.. o an şoföre, “kentkartını alete yalattın mı benim için? sana para verdim ve sonra şu ilanı gördüm” demek istedim.. ama şoförün can sıkıntımla bir ilgisi yoktu.. kimsenin can sıkıntımla bir ilgisi yoktu.. yoo, birileri vardı, tepemde gezinip vır vır konuşan birileri, her şeye sahip olup konuşmaktan başka bi bok bilmeyen birileri, birbirleri ile çatışıp bizi duymazdan gelen birileri, anlaşamıyorsanız ne yarak yemeye HIYARarşik düzende aralıksız altlı üstlü konumdasınız demek istediğim birileri, ilk bombamın çalışıp çalışmadığını boktan bir davetiye nedeni ile çatışıp durdukları resepsiyonlarında denemeyi tasarladığım birileri, hepsini öldürmek istiyordum.. alayını! ama tankım yoktu, napabilirdim?

    otobüs sahile geldi ve ben indim.. etrafıma bakındım, saati olan birini aradım, buldum, “saat kaç?” dedim, on iki dedi.. erken gelmiştim, retro kapalı olabilirdi.. ama başka gidebileceğim hiçbir yer yoktu.. pasaja girdim, kapalı.. lanet.. bir yere oturdum ve çay istedim.. bekliyordum, çok geçmeden emin abi geldi, biraz lafladık, akşamdan kalmaydı, uykusuzdu, bana “biraz uyumaya gidicem” dedi, “sen kalır mısın dükkanda, yerime bakar mısın?” tabi elbette neden olmasın.. teklifi kabul ettim, çıkma teklifi dışında dostlarımın her türlü teklifine gözüm kapalı evet derim ve ibnelerden hazzetmem.. hayır canım, şaka yapıyorum, homofobik değilim elbette, bana ısrarla tacize varacak boyutta rahatsızlık veren gay’lerden hatunlardan da hazetmiyorum, yoksa çok gay arkadaşım var ve asla yadırgamam onlarla yolda yürürken ya da mekanda çay içerken utanmam. ama cinsel taciz konusunda ayrım gözetmiyorum, bazı insanlar bu konuda bile pozitif ayrımcı davranıyorlar. onlarla politik bir mücadele sürdürmem imkansız. hele ki fanzinlerimde küfür var diye kadın düşmanı ilan edildikten sonra..

    kızlarla sevişen kızları izleyebilirim bak ama, yahu kızlarla kızlar da saçma aslında, acaba kadınlar homoseksüel pornoları izleyip mastürbasyon yapıyor mu? bu tip bir ton saçma soru gayr-intiyari bir biçimde zihnimde dolanırken zamanı hatır hatur yerim.. saçma şeyleri düşünmek gerçeklerden uzaklaştırır beni, gerçeğe ne kadar yakınsam, işte o kadar.. “o kadar ne girdap!”


    bu cümleyi tamamlayamadım, bir ara hatırlatın, belki başka şeyler yapılabilir o harflerle.. kukuleta mesala.. az dost edinirim, çünkü bu soğuk dünyada kime güveneceğimi şaşırdım, ama benim de inanacak birine ihtiyacım var, tanrının iki yüzlülüğünden sonra iyice umudumu kaybettim, pezevenk çocuğu darwin ve yardakçısı nietzsche yoldan çıkardı beni. (onların dost olduğunu bilmiyor muydunuz? şaka şaka, ben de bilmiyorum.)

    mekanda yalnız kalmıştım, ufak bir yer, bir sürü giysi.. emin abi fiyatları söyledi ve gitti, 3-5 inandığım insandan biri.. bu soğuk dünyada kime güvenebilirim.. “bu soğuk dünyada kapana kısıldım-2pac) hafızam sikikti her müptela gibi.. bir kağıt kalem alıp yazdım fiyatları ve hemen canım sıkılmaya başladı.. kendimle baş başa kalınca canım sıkılır, kendimle baş başa kalmamam gerekir, mutlaka oyalanmalıyım.. gözüm kaçak yayın adında bir dergiye takıldı, elime aldım, içinde amatör yazarlar için bir ek vardı.. onları okudum, ve onlar hakkında yapılan yorumları da.. neden katlanıyorsunuz ki bu üçkağıtçılara? yazın işte, konuşur gibi yazın.. hiç bir eleştiri bana göre değil, çünkü ben diğer dillere çevrilmeye, yüz binler satmaya ve ünlü bir entelektüel olmaya çalışmıyorum, tek istediğim zamanı geçirebilmek ve düşünmemek.. yazmak başka şeyleri düşünmemi engelliyor.. ve nedense bir müşteri geldi o gün, genelde gelmezler, genelde dışarıdan bir göz atıp camekana, giderler, içeri girmeye korkuyor olabilirler, bizim görmediğimiz bir şey görüyor olabilirler içerde, bir örümcek? ya da kurt adam.. ya da elinde bir tank olsa herkesi öldürmeyi düşleyen biri olduğum anlaşılıyordur.. ama nedense o gün, tüm bu n.b.k ve g.t.a teorilerimden korkmayan biri “merhaba” dedi, “merhaba” dedim, “türkçerap cd’si bakmıştım” dedi, ben de elimdeki cd’leri gösterdim ona.. kendi korsan baskılarım, killa, fuat, susturucu, islamic force vs vs. baktı, baktı, baktı, ve, iyi günler deyip çıkıp gitti..

    anlam veremiyordum.. ama sanırım biz lanetlenmiştik, -kim tarafından?- ve biz lanetlenmişler birbirimizi bulurduk hep, ve ölene kadar güvenirdik birbirimize.. tıpkı o gün olduğu gibi, kimse gelmedi dükkana, o çocuk dışında kimse gelmedi, bir de emin abi geldi, akşam yedi gibi.. ve nedense, bu daima böyleydi.. sinek avlamak yani… ve ben neye el atsam elimde kalır… her şeyi doğru yaptığımdan eminim, ama mutlaka bir noktada hava kaçırıyor lastikler ve yolda kalıyorum.. bazen alnımda koskoca bir çarpı işareti olduğunu düşünürüm, ve benim gibi işaretlenmişlerle içerim.. sanırım daha fazla yapabileceğim bir şey yok.. içmek, sıçmak ve uyumak.. ve bir de aldatılmak – aşk değil kast edilen!

    insanlar tarafından aldatılmak! evet evet, daha fazlası yok, işte size hayatın anlamı.. şimdi sikik oyunuzu verin bana da bir savaş açayım size.. size ve tüm dünyaya.. dünyaya karşı ben.. “all eyez on me” – “bana verdikleri ıstırap için öç arıyorum”

    tuvaletim geldi, 1 saattir tutuyorum, ama artık yeter, sanırım işedikten sonra yazının başına geçince yazamayacağım.. bu kadarla idare edin.. yazı küstahtır çünkü, onun başından kalkarsanız bir daha sizi yanınıza sokmaz.. asla! biter.. aynı şu an olduğu gibi.. bitti.. bu da böyle olsun.. ama tank edinir ve kullanabilirsem meclislerine dalacam.. bundan şüpheniz olmasın asla!

    30.eylül.2004