Etiket: savunma

  • tanıdık olan birkaç şair

    bir
    kitapları olan, eski arkadaşlarımı düşünüyorum şimdi
    pardon
    arkadaşım
    diyemem onlara
    ve
    onlar da beni arkadaş olarak görmüyorlardır sanırım
    tanıdık
    diyelim
    birkaç
    kez görüşmüş olmak
    birkaç
    ayak üstü sohbet belki
    bir
    iki ortak arkadaş
    ve
    sürekli olarak onların gözünde
    bu
    yarışta saf dışı kalması gereken ben
    itiraz
    etmiyordum elbette
    yarış
    onların yarışıydı
    seyirci
    bile olmak istemiyordum bu yarışta üstelik
    ama
    yine de
    zaman
    zaman
    gözüm
    kayabiliyor ya da
    gözümün
    içine sokulabiliyorlardı
    birkaç
    yıl önce tanıdığım
    birkaç
    şair adam söz konusu
    hâlâ
    zaman zaman tanışıyorum böyleleri ile
    eskiden
    de olduğu gibi yani
    fanzinleri
    ya da siteyi görüp veya
    bir
    ortak arkadaşın benden ona veya ondan bana
    bahsetmesi
    sonucu gerçekleşen tanışma fasılları
    ve
    ardından gelen övgüye gelmeyen karşılık
    “iyi
    yazıyorsun” diyor
    “eyvallah”
    diyorum, hepsi bu
    yalan
    söylemenin gereği yok
    ya
    da “sen de kötü yazıyorsun ben de” deyip
    ortama
    gerçek bir kurşun sıkmanın
    ki
    her seferinde
    üstelik
    çok kısa bir süre içinde
    gözlerindeki
    değerim sıfıra iner
    ki
    normaldir bu
    şu
    yazarı biliyor musun bu kitabı okudun mu şu dergiyi gördün mü
    uzar
    gider sorular ve ben hepsine seri halde “hayır” derim
    “hayır
    bilmiyorum”
    “hayır
    okumadım”
    “hayır
    görmedim”
    sonra
    karşındaki insanın
    aslında
    bir edebiyat muhafızı olduğunu fark edersin
    ve
    yıllar sonra ya da birkaç ay içinde
    bu
    adamın bir kitabı yayınlanır
    ve
    sen bu kitabı
    kitap
    çıktıktan yıllar sonra fark edersin
    yıllar
    sonra bir gün karşılaşınca yolda
    “napıyorsun”
    “iyilik
    sen”
    ve
    birkaç saniye içinden konu
    onun
    unutulmaz şaheserine döner
    “bir
    kitabım çıktı”
    “haberim
    yok”
    “birkaç
    yıl oldu, ufak bir yayınevi”
    “güzel
    bir duygu olmalı” dersin
    onun
    adına düşünerek
    çünkü
    ona göre
    benim
    asla ulaşamayacağım
    bir
    zirve noktasıdır bu ve
    tek
    kitabı olan
    yitip
    giden
    ve
    yine de konuşmaya devam eden
    seni
    hiçe sayan
    ve
    üstelik artık bir kitabı olan bu adam
    “sen
    neler yapıyorsun” der “fanzinlere devam mı?”
    ufak
    bir alay vardır bu soruda ve
    hâlâ
    devrimden söz ediyordur sana
    hâlâ
    mücadele
    savaş
    iktidar
    karşıtı
    savaş
    karşıtı
    ayrım
    ve sömürü karşıtı
    bana
    da karşı
    kendi
    dışında her şeye karşı hatta
    ve
    hâlâ çalışmıyor
    bir
    gün bile çalışmamış bir insan
    işçilerin
    adına
    onların
    haklarını haykıran
    şiirler
    yazıyor sağda solda
    yeraltı
    edebiyatı nasıl olmalı diye sana konferans çekip
    üzerine
    sanattan dem vuruyorlar
    sanki
    çok sikimdeymiş gibi yeraltı edebiyatı
    ya
    da sanat
    sıkıcı
    bir konuşma
    ama
    kaçış şansın yok
    işim
    var dersen
    gideceğin
    yere kadar seninle gelirler
    benimle
    konuşmak değil niyetleri
    ben
    bok kafalıyım
    o
    da devrimin tanrısı
    bunu
    ispat etmek ister sana
    sonunda
    sabrın taşar ve
    bak
    dersin
    anlıyorum
    seni
    son
    kutsal kitabı yazan bir peygambersin sen
    ama
    benim eve gidip uyumam gerekiyor
    çalışıyorum
    ben
    bir
    işim var
    senin
    savunduğun işçilerden biriyim ben
    izin
    ver bana
    kafamı
    dinlemeye ihtiyacım var anlıyor musun?
    ve
    üç kuruş için günümün yarısını heba ederken
    kendi
    haklarımı savunmaya zamanım kalmıyor
    sen
    bunu benim için yapıyorsun
    benim
    için yazıyorsun sen
    bense
    kıçımı göstermek için yazıyorum
    ama
    şimdi gitmeliyim
    “siz
    hep böylesiniz” der ardından
    “kendinizi
    bi bok sanıyorsunuz”
    bir
    daha onunla görüşmeyeceğiz muhtemelen
    kaç
    tane kaldı bilmiyorum geriye
    beş
    mi altı mı
    izmirli
    tanıdık şairler
    şimdilerde
    bir kitapları var her birinin
    ve
    arada sırada onları yolda görür
    üç
    beş nasihat dinlerim
    kimisi
    otuz beş kırkında
    kimisi
    benle yaşıt
    ve
    maddi sıkıntıları yok
    ruhsal
    sıkıntılarının kaynağı ise
    hak
    ettikleri yerde olmadıklarına dair olan
    saf
    inançlarından geliyor
    çoktan
    keşfedilip yaldızlanmaları gerekiyordu
    etraflarında
    hayranlar topluluğu
    on
    beş yirmi kitap
    ve
    görsel şölen
    bazısı
    yanlış ülkedeyim der
    bazısı
    suçu çarpık yayıncılık sisteminde arar
    bazısı
    kendisine yeterli şansın tanınmadığını öne sürmekte
    ama
    her birinin tek sıkıntısı
    hak
    ettiklerine inandıkları yerde olamamak
    ki
    haklı olabilirler de bu konuda
    bilemiyorum
    ben
    hak ettiğim yerde miyim bunu da bilmiyorum
    edebi
    anlamda hak ettiğimi almaktansa
    çalıştığım
    sikik işlerde görmek isterim hak edileni
    fazla
    mesai ödemesi ya da zamanında maaş gibi
    edebiyat
    muhafızları beni öldürebilir
    ve
    evet evet evet
    bu
    bir şiir değil
    kafamı
    sikip durmayın lütfen
    ve
    yayınlanmayı da hak etmiyorum
    bu
    doğru
    ama
    lütfen artık
    her
    seferinde karşıma çıkıp
    bana
    edebiyattan ve
    o
    harikulade yazarlığınızdan
    dem
    vurmayın
    öfkesi
    yatışıyor veda ederken
    “içelim
    bir gün” diyor
    “içeriz”
    deyip dönüp uzaklaşıyorum
    içer
    miyiz harbiden?
    ama
    bu kez de
    bara
    girmeden önceki konumuz
    ne
    kadar sıkı bir içici olduğunuz yönünde gelişecek
    birkaç
    bira sonra
    sarhoş
    bir adamı çekmek zorunda kalacağım
    “içeriz”
    diye yalan söylüyor
    ve
    evime geliyorum
    bir
    daha karşılaşmayız umarım
    ne
    onunla
    ne
    diğerleri ile

    7ağustos2008
  • yazmak üzerine yazmak

    bazı
    meslekler vardır
    örneğin
    sevkiyatçılık gibi
    kolay
    görünür göze
    kafanı
    düzmez en azından
    bedenini
    daha çok
    akşam
    eve geldiğinde
    tek
    bir tuşa basamayacağın kadar
    yenilmişsindir
    ve
    yine de
    kolay
    edilinilir bir sıfattır bu
    sevkiyatçısındır
    veya
    şoför
    veya
    memur
    müdür
    patron
    torbacı
    ya da
    başbakan!
    kolay
    edilinilir, çünkü
    bir
    başkasının gözünde
    öyle
    görünmenizi sağlayan tek şey
    kağıt
    üzerinde geçerli bir belgedir en fazla
    ya
    da giriş kartınıza yazılmıştır
    hemen
    adınızın altına: “işçi”
    bu
    sıfatı siz koymazsınız kendinize
    işiniz
    budur
    hepsi
    bu
    yazar
    olmayı ele alalım
    bazı
    kaplumbağaların bu konuda çok konuştuğunu biliyorum
    ve
    o kaplumbağalardan biri de benim maalesef
    çok
    konuşuyorum evet
    yazmak
    ve
    yazamamak
    üzerine
    (ve
    ben yazamayanlardanım, yazar olamayanlardan)
    çok
    fazla laf attığım da doğru yazı içinde
    cevap
    yetiştirdiğim ya da sataştığım
    ve
    yazmayı düşündüğüm
    ya
    da istediğim şeylere
    ayıracağım
    zamanı
    bu
    mahlukatlara çaldırdığıma üzülüyorum zaman zaman
    yine
    de buradan
    söylemem
    gereken birkaç söz var
    savunma
    yapmıyorum şu an bayım
    saldırmıyorum
    da
    sadece
    artık
    bir
    meseleye açıklık kazandıralım istiyorum
    yazar
    olmak
    üç
    kitap yayınlamakla başarılamıyor çoğu zaman
    ve
    ben şimdiye kadar
    on
    bin küsur sayfa zırvalamış olsam da
    hâlâ
    kendime yazarım diyemiyorum
    demeyeceğim
    diyemeyeceğim
    siz
    de demeyin bana kalırsa
    kendine
    yazar deme
    bırakalım
    bunu
    okuyan,
    yazan, çevre belirlesin
    bir
    konuda daha anlaşalım istiyorum
    on
    senedir buradayım bayım
    bu
    arada “bayım” kelimesini
    on
    senedir bana kılıç çeken tahmini otuz sekiz şair
    44
    eleştirmen ve  95 yazar
    üzerine
    alınabilir
    tek
    tek isim vermek zaman kaybı
    bu
    şiir de zaman kaybı
    ki
    hatta bu
    bir
    şiir bile değil
    biliyorum
    ve
    itiraz da etmiyorum
    bu
    bir şiir değil
    bu
    daha hiçbir şey!
    yine
    de
    ne
    olduğumuz yada
    ne
    olamadığımız üzerine
    ya
    da yazdıklarımızın
    neye
    denk düştüğü üzerine
    karar
    vermektense ,
    her
    şeyi zamana bırakalım derim
    ateşkeş
    önermiyorum
    ama
    artık
    boşa
    kurşun israf etmemeniz
    üzerinizde
    daha az delik açılmasına neden olacaktır bayım
    sürekli
    ıskalıyorsunuz bayım
    sürekli
    ıskalıyorsunuz
    canımızı
    acıtan daha çok
    çekip
    gidenler olur
    peşimizden
    koşup önce küfür edenler
    sonra
    da övenler değil
    yine
    de kendinize pay çıkartabilirsiniz buradan
    her
    şeye rağmen silahınızı ateşleyebilirsiniz
    ama
    konuyu değiştirip
    en
    azından bundan sonra
    ney
    olduğumuzu belirlemeye kalkışmayalım
    bunlar
    şiir değil
    ben
    de yazar değilim
    boktan
    biriyim ve
    bunu
    defalarca söyledim
    anlaşıyoruz
    bu noktalarda
    eyvallah
    ve
    küfür de etmiyorum hiç
    görüyorsunuz
    dahası
    “yerin
    yedi kat dibindesiniz” diyorsunuz
    “evet
    öyleyiz” diyoruz
    öyleyse
    bu neyin savaşı?
    ispat
    edilmek istenen
    yadsınan
    ya da
    ortaya
    konanı
    ben
    hâlâ anlayamıyorum
    sadece
    sıkılıyorum
    hepsi
    bu
    sıkılıyorum
    öyleyse
    konuyu değiştirelim artık
    aklımda
    olana geri dönelim
    tek
    başına 138 yolcunun bagajını indirmek
    yolcular
    yukarda beklerken
    zor
    olmamalı aslında bu
    “çelik
    çomak oynamıyoruz, çalışıyoruz” denilebilir size
    azcık
    bekletirseniz gelen yolcuları
    turisttirler
    rusyadan
    geliyorlardır
    onbir
    saattir çalışıyorsundur ve
    mesain
    bitmişken, bir uçak iner
    tek
    yakalanmışsındır
    yedi
    konteynıra karşı;
    yolcular
    yukarda
    senin
    aşağıdan kayan banda atacağın
    ve
    x-ray cihazından geçecek olan
    bavullarını
    beklerken
    çok
    bekletirsen de
    cevap
    veremeyeceğin birinden laf yersin
    evet
    evet
    haklısınız
    onların
    intikamını
    sizden
    alıyorum
    cevap
    veremeyeceğin birinden laf yersin
    cevap
    veremeyeceğin birinden laf yersin
    ve
    hiçbir şekilde kaçış şansın yoktur
    ve
    daha önemlisi
    bunu
    yazmak isterken
    yazmak
    üzerine yazmak
    epey
    kötü
    kelimeler
    akıyor
    bir
    satır aşağı
    bir
    satır daha
    ne
    zaman son bulucak?
    pekala
    pekala
    bitiriyorum
    şimdi
    sadece
    yazmak
    bir meslek değildir
    o
    yüzden yazar olmaya çalışmaktansa
    sadece
    yazı yazıp
    saçma
    sapan işlerde çalışmak
    daha
    gerçektir
    ve
    aslında
    yazmak
    ve yaşamak
    hayatın
    iki ayrı boyutudur
    yazmak
    için yaşanmaz
    yaşamak
    için de yazılmaz
    yazarak
    yaşanılmaz
    yaşanılmadan
    yazılmaz
    anlatabiliyor
    muyum joe ve andre?
    baştan
    almamı ister misiniz?
    çekinmeyin

    26
    haziran 2008
  • bitane!

    sayın
    ode to joy,
    gönderdiğiniz
    şiiri okudum
    ve
    yazdığım zırvayla ilgili yorumunuzu da tabii
    ha
    bu arada
    size
    cevap yazıyor olmam
    üstelik
    bu cevabı
    “şiir
    değil bu” türünde bestelemiş olmam
    ve
    dahası
    birazdan
    kendi sitemden yayınlayacak olmam
    eminim
    sizin; “cevap hakkım doğdu” diyerek
    ortalıkta
    dolanmanıza yol açacaktır
    ancak
    bir
    hatırlatma
    krallıkla
    yönetilen sokak edebiyatında
    yazar
    olamayanların bana verdiği yetkiye dayanarak
    üyeliğinize
    el koydum
    gerekli
    açıklama kamuoyuna yapılmıştır
    şiirinize
    gelince
    ve
    yorumunuza da tabii
    açıkçası
    sizde
    bir ışık görüyorum
    tahminen
    altı sene
    bu
    konunun üzerine düşerseniz
    doktor
    değil belki ama
    yazar
    olabileceğinize inanıyorum
    ah,
    az kalsın unutuyordum
    şiiriniz
    bana
    bukowski’yi
    çağrıştırdı
    sizin
    deyiminizle
    çin
    malı bir taklit idi tabii
    sizinki
    de, bizimki de
    arada
    bir fark göremiyorum
    bu
    arada sorunuzu cevaplayayım
    benim
    çingene bir klarnetçi olup olmadığımı sormuşsunuz
    köken
    olarak yörüklerden geliyorum bayım
    ve
    aynı zamanda tatar kanıda taşıyorum
    melezim
    anlayacağınız
    ama
    yirmi küsür sene
    çingenelerin
    içinde yaşadım
    ve
    bu kadarı belki
    çingene
    olmanın kötülenecek bir yanı olmadığını
    anlamaya
    yeter
    en
    azından benim için yeterli bu süre
    sizin
    bir altı yüz seneniz daha var
    anlamak
    ve anlaşılmak için
    ve
    emin olun
    yazar
    kisvesi altında
    ortalıkta
    fink atmak
    umurumda
    olsaydı
    yapardım
    ve
    son olarak
    size
    tavsiyem
    bukowski’yi
    savunurken bir başkasına karşı
    lütfen
    imla hatalarını kötülemeyin
    komik
    oluyor
    anlaştık
    mı?

    25
    haziran 2008
  • sadece hatunlar

    yazılar
    gönderiyor
    bir
    sürü yazı
    durmadan
    “yazını
    aldım eyvallah” diyorum her seferinde
    durmadan
    göndermeye devam ediyor
    ben
    de her seferin de
    yazın
    ulaştı manasına gelen cevaplar atıyorum
    ve
    açıkçası okumuyorum da
    biriktiriyorum
    sadece
    kendimi
    hazır hissedince
    canım
    okumak istediğinde
    okuyacağım
    elbet, diye düşünüyorum
    çünkü
    diğer türlü
    iyi
    yazıları fark etmeyebilirim
    “bir
    yazı gönderdim fanzin için”
    “yazını
    aldım eyvallah”
    iki
    hafta geçiyor galiba
    biriken
    bir dolu yazıyı okumaya başlıyorum
    25
    kadar kişi
    50
    kadar öykü şiir deneme makale
    oku
    oku bitmiyor
    ama
    hepsini
    en
    ince detayına kadar değerlendiriyor ve
    kararsız
    kaldıklarım için
    diğer
    fanzin editörlerinden fikir alıyorum
    hiç
    biri kesin bir şey söylemiyor ama
    iyi
    veya kötü
    tek
    bir yorum yok
    “sen
    bilirsin girdap”
    “sence
    iyiyse bi mahsuru yok girdap”
    pekala,
    diyorum
    öyle
    olsun
    madem
    benim zevkime güveniyorsunuz…
    sonra
    başlıyorum elemeye
    ve
    kala kala üç ya da dört şey kalıyor
    onlara
    cevap atıyorum
    olumlu
    şekilde
    fanzine
    alacağım yönünde
    ve
    teşekkür ediyorum
    olay
    bu kadar basit
    ve
    kesebilirim burada şiiri
    “bu
    da şiir mi lan” dediğini duyuyorum birinin
    “şiir
    boktur” diyorum ona
    “ben
    de bokum
    sen
    de boksun”
    kısa
    ve net
    o
    beni duymayıp “böyle şiir olmaz” diyor
    “pekâlâ,
    olmaz” diyorum
    “yazmayı
    bırak sen” diyor “senden bir bok olmaz”
    “senden
    bi bok olmuş” diyorum
    “ben
    de o bok hakkında şiir yazıyorum”
    o
    beni duymuyor
    her
    neyse daha sonra
    birkaç
    yazı daha geliyor sürekli yazı gönderen tipten
    arada
    bir de sitenin çok iyi olduğundan bahsediyor
    yazıların
    çok iyi olduğundan
    fanzinlerin
    çok iyi olduğundan
    falan
    filan
    “eyvallah”
    diyorum “oyalanıyoruz işte”
    ve
    sanırım
    sabrı
    taşıyor kahramanımızın
    “benim
    yazılara baktın mı?”
    “baktım”
    diyorum
    “ee
    fikrin ne?”
    “diğer
    editörlere de gönderdim
    ve
    formata uymadığına karar verdik”
    “kötü
    mü yani” diyor
    “kötü
    demedim” diyorum
    “iyi-kötü
    bilmiyorum o kadarını
    formatımızın
    dışında
    hepsi
    bu”
    “format
    ne?”
    “bilmiyorum,
    format işte”
    “hatun
    olsam alırdın” diyor
    “alırdım”
    diyorum
    “ya
    da arkadaşın olsam”
    “baş
    tacım, tüm arkadaşlarım” diyorum
    ama
    öfkeleniyorum gerçekten
    “bi
    işe yaramazsınız” diye devam ediyor
    “aksini
    iddia etmedik” diyorum
    sürdürüyor
    eleştirisini
    “birçok
    iyi yazı geliyor sitenize” diyor
    “ben
    bakıyorum girdiğimde
    ve
    hiç biri onaylanmıyor
    sonra
    bir gün
    gerçekten
    kötü bir yazı siteye giriyor
    böyle
    bir yere varamazsınız”
    “sekiz
    senedir bi yere varamadık” diyorum
    “demek
    ki bundanmış
    ben
    şahşen 26 yıldır bir yere varamadım
    ve
    öyle bir amacım da yok
    ama
    dilersen sana
    çalışır
    bir sistem kurayım
    bir
    websitesi
    ve
    insanlar sana yazı göndersin
    sen
    onayla reddet sil kopyala çal
    ne
    istersen onu yap
    biraz
    da sen tanrıcılık oyna
    ister
    misin böyle bir şey?”
    “ihtiyacım
    yok diyor”
    “pekala”
    diyorum, “ben çıkıyorum moruk”
    “formatı
    anlayamadım” diyor ben çıkarken
    “anladığını
    sanıyordum” diyorum
    “hatunların
    ve yakın arkadaşlarımın yazısını onaylıyorum işte
    az
    önce de öyle demedin mi?”
    “bu
    gerçek mi?” diyor
    “sence?”
    diyorum
    “bilmiyorum”
    diyor, “sinirim bozuldu”
    “diğer
    siteler de beni kabul etmiyor” diyorum ona
    “ama
    benim sinirim hiç bozulmuyor
    çünkü
    biliyorum
    onların
    tarzı o
    kahvehanede,
    bira içemezsin mesela
    bunun
    gibi bir şey format
    siktir
    et”
    “tekrar
    yazı gönderebilirim değil mi?” diyor
    “ameliyat
    olup hatun olmayacaksan şansın yok
    boşuna
    deneme” diyorum
    çünkü
    istemiyorum yazı göndermesini falan artık
    öncelikle
    kararlı olmalı bir insan
    sonra
    yazmalı diyorum
    ve
    hâlâ, adamın biri
    “şiir
    değil o” diyor
    “değil”
    diyorum
    “hiçbir
    şey şiir değil
    bana
    ne bundan”

    12.haziran.2008
  • mükemmel bir yazar

    artık
    yazamadığımı söyledi bana
    boktan
    şeyler zırvaladığımı
    sanki
    daha önceleri
    farklı
    bir şey yapıyormuşum gibi
    çok
    matah değil, biliyorum
    bir
    insanın sürekli
    kendi
    sikindirik hayatından
    ya
    da kendi hayatının çok sikindirik olduğundan
    en
    büyük acısından
    ya
    da hangi gün nerde nasıl sarhoş olduğundan bahsettiği
    saçma
    sapan ve birbirinin aynı bir dolu öykü yazması
    hem
    çok zor bişi de değil bu
    ve
    çoğumuzun bunun dışında
    yapabileceği
    daha iyi bir şeyi yok
    başka
    hiç bir şey yapmadığımızı söylemek istemiyorum
    sadece
    bunun
    dışında yaptığımız şeyleri
    isteyerek
    yapmadığımızı söylemeye çalışıyorum
    ki
    bunu da
    yani
    yazmayı
    isteyerek
    yaptığımız söylenemez
    çoğu
    zaman
    ama
    bir şekilde
    bundan
    medet umar hale dönüşebiliyor bazılarımız
    ya
    da bu sayede
    olduğundan
    farklı görünmeye
    iyi
    yazmak hiçbir şeydir dostlarım
    bir
    at boku kadar etkisi yoktur iyi yazmanın
    insanın
    kişiliği üzerinde
    ama
    yine de
    biri
    geliyor ve senden daha iyiyim diyor
    bir
    diğeri, artık yazamıyorsun deyip sırıtıyor
    sanki
    çok sikimdeymiş gibi tüm bu güzellik abideleri
    dergi
    çıkabilir
    dergi
    hiç çıkmayabilir
    çıkıp
    batadabilir
    hiçbir
    önemi yok bunun
    zor
    bir şey başarmışız hissine bürünmeyeceğiz
    ya
    da üzülmeyeceğiz aksi bir durumda
    bakkala
    şarap alması için gönderdiğin kardeşinin
    gelirken
    şişeyi düşürüp kırması
    daha
    hüzün verici bana kalırsa
    sabahın
    ikisinde
    son
    parayla
    ve
    geceyi atlatabilecek başka hiçbir çözüm yolu kalmadığında
    ah
    evet tabii
    saçmalıyorum
    büyük
    laflar edemiyorum
    büyük
    bir ruha sahip değilim çünkü
    ve
    bunu ben kabul ediyorken
    birinin
    tutup, boktansın demesi
    oldukça
    komik olmalı
    sizce
    de öyle değil mi?
    artık
    yazamıyorum
    doğrudur
    sayın bay gökkubbe
    ama
    başta da dediğim gibi
    yazmak
    hiçbir şeydir
    ve
    insanlara
    ya
    da bizzat kendine
    yazılanlara
    göre değer biçmek
    aptallığın
    daniskası
    bu
    yüzden lütfen
    bir
    daha, yazmak üzerine konuşmaktansa
    peggy
    lee’nin
    o
    harikulade sesine kulak verip
    sessizleşelim
    ki
    sakinleştirir de insanı, gerçekten
    iyi
    bir hatun vokal
    beth,
    karen, peggy, amanda, nina, rubella, alison
    ama
    iyi veya kötü
    herhangi
    bir sevgili
    insanı
    uçurumdan aşağı sürükler
    bunu
    isteyerek yapıyor olmasa da
    yani
    göğe çıkardığını sanıyorken aslında
    o
    yüzden bir kez daha
    bir
    aşkın büyüsüne kapılmışken yaptıklarından
    pişman
    olduğun günü hatırla
    ve
    vazgeç
    es
    geç
    uzak
    dur,
    daima
    uzak
    laf
    yarıştırabiliriz
    dilersen
    dövüşedebiliriz
    ama
    bunu
    müsait
    bir zamanda
    tekrar
    düşünelim
    girdap
    artık yazamıyor
    girdap
    çocukça davranıyor
    girdap
    teenage vari bunalımlarından çıkamıyor
    girdap
    sitesine gelen bütün hatunları tavlamaya çalışıyor
    sokak
    edebiyatının kalitesi düştü
    girdap
    beni kıskanıyor
    evet
    pekala
    tüm
    bunları bir kenara bırakalım
    müzik
    “you
    deserve” diyor peggy
    ben
    de ona kulak veriyorum
    kimse
    bana hak vermese de olur
    ya
    da kulak
    sikmişim
    kaliteli yazmayı

    05.mayıs.2008
  • ,,,,,

    bukowski’nin
    yazılabilecek
    her şeyi yazdığını ve
    ne
    yazarsam yazayım
    onu
    taklit ettiğimi düşüneceğinizden
    yazmayı
    bırakıyorum
    orijinal
    bir şeyler bulursam
    size
    haber veririm
    şimdilik
    sadece sigaraya
    alkole
    ve
    ölmeye
    devam edeceğim
    yazmadan
    umarım
    bu sizi rahatladır

    27.ocak2008
  • altay öktem’e

    olağanüstü
    enteresan
    harikulade şeyler
    yaşamış olmanız
    onları yazmak zorunda olduğunuz
    anlamına gelmez
    önemli olan
    bir yazarın gerçekte ne yaşadığı
    ya da nasıl biri olduğu değildir
    başınıza gelmemiş
    ve daha önce hiç kimsenin başına gelmemiş
    ve gelecekte de hiç kimsenin başına
    gelemeyecek
    şeyler yazabilirsiniz
    sahte bir geçmiş yaratabilirsiniz kendinize
    bir yunan tanrısı ya da
    tanrının oğlu olduğunuzu
    anlatabilirsiniz
    ve inanırlar buna
    daha önce inandılar çünkü
    ama bunun nasıl yapılabileceğini
    ya da nasıl yaptığımı bilmiyorum
    ne yapmamanız gerektiğinden eminim oysa;
    geçenlerde bir yazar
    bir müzik dergisinde
    yeraltı edebiyatı hakkında
    bir bölüm hazırlayacağını ve
    edebiyatı aşağı çekmek istediğini söyledi
    umurumda değildi yeraltı edebiyatı
    ya da edebiyatı aşağı çekmek
    ben aşağıdaydım zaten
    edebiyat kimin umurunda?
    hem dergi
    hem de yayınlayacak kişi
    içime sinmese de
    “evet” dedim
    “olabilir
    editörlerce makaslanmayacaksam sorun
    yok”
    bir kaç gün sonra, bana
    çok uzun olduğu ve
    sığmayacağı için
    kısalttığı bir öykümü gönderdi
    içine edilmişti öykünün
    en önemli ve en sevdiğim yerleri yoktu
    sonu başkaydı
    kendimi göremiyordum orada
    “yayınlama” dedim
    “olmaz”
    sonra noldu bilmiyorum
    ama eğer yüxexes’de
    girdap varsa
    bu, O’nun isteği dışında gerçekleşmiştir
    ya da benim cevabımdan önce basılmıştır
    dergi
    yapmanız gereken şey
    dilinizi elletmemektir
    imla kurallarını siktir edin
    türkçeyi de
    yazabildiğiniz gibi yazın
    açık ve net
    konuşur gibi
    fazla derine inmeden
    ya da izin verin
    onlar size dokunsun
    kısaltıp uzatsın
    belki o zaman yayınlanırsınız
    ikinci bir elden geçmiş olarak
    ben yüksekseste değil
    eksibir desibelde yayına devam ediyorum
    hiç kimse duymasa da
    yaygaraya gerek yok
    bu arada hâlâ hayattayım
    askerde
    gecenin bir yarısı
    cezaevinde nöbet tutarken
    size bunları anlatıyorum
    hâlâ yazabiliyorum
    omzumdaki silah
    ve şarjörümdeki mermiler
    sürekli olarak bana
    “kendini vur” dese de
    “hiç bi anlamı yok”
    ve geçenlerde bir hatuna
    bu düşüncemden bahsettiğimde bana
    “umarım o an silahın tutukluk
    yapar” demişti
    “ölmeni istemem”
    “ben de istemem” diye cevap
    verdim
    çünkü hala yazacak çok şeyim var
    ve kısalttırmayacak çok şeyim
    içine ettirtmeyecek kadar çok
    onların sesi
    daima
    benden daha yüksek çıkacak olsa da

    [ 03.06.2006 – 22-24
    nöbeti ]