detaylar aşağıda
https://www.facebook.com/yahyavural/posts/2690952804248431
detaylar aşağıda
https://www.facebook.com/yahyavural/posts/2690952804248431
Rüya – part 1
17aralık2005
..sonrasında bu işe girdim işte.. mecburdum, anlıyor musun? başka şansım kalmamıştı, varsa da göremeyecek durumdaydım, sağlıklı düşünemiyordum, nerden nasıl ne şekilde gelirse gelsin, kazanmak için ne yapıyor olursam olayım, acilen para bulmam gerekiyordu, bir an önce, en kısa zamanda.
sitenin reklamını, neyi ararken gördüğümü anımsamıyorum, linke tıklarken aklımdan neyin geçtiğini de, “sanal genel ev” yazıyordu, kadınların canlı web cam show yaptıkları sitelerden biri işte. ani gelişti her şey, hızlıca karar verip, model olarak başvurdum. bir form doldurdum, iş başvurusu yaparken doldurulan formlar gibi, sadece burada eğitim düzeyimiz yerine vücut hatlarımız değerlendirilmeye alınıyordu, ve üç ya da dört fotoğraf isteniyordu. ve bir telefon numarası. adres yok, referans yok, önceki iş deneyimleri yok, alınan kurs ve seminerler yok. iki üniversite bitirip, master da yapmış biri olarak, anadil seviyesinde ingilizce bildiğim halde, hiçbirinin önemsenmediği bir işe başvuruyorum. geçmişte hiçbir deneyimimin olmadığı bir işe. gecenin üçünde başvuruyorum. on dakika sonra telefonum çalıyor. bir hatun. türkçeyi bile güçlükle konuşabilen bir hatun, alo diyor. başvurumdan on dakika sonra aranıyor, ve on dakikalık bir konuşmadan sonra, işe hemen başlayabileceğimi öğreniyorum. e-posta adresime gönderildiği söyleniyor, siteye model olarak giriş yapabilmemi sağlayan bilgilerin. bakıyorum postaya. hiçbir taaddüt, şartname, resmi bir ifade yok. özel odama gelen heriflerden, dakikada 25 kuruş kazanacağım. bu da saatte 15 lira ediyor, pat pat yapıyorum hesabı kafadan, günde beş saatlik müşteri yapsam, yapabilsem yani, ayda 2250 ediyor. bankaya olan aylık ödemem de tam olarak bu. tesadüfen ilk etapta ele aldığım getiri, doğrudan her ay bankaya ödemem gereken tutara denk düşüyor. ne yiyip ne içeceğimi düşünmüyorum bile. bu işten ne kadar kazanabileceğimi, yani günde en az beş saati doldurup dolduramayacağımı da. sisteme, yani kurulan tezgâha göre, herifleri özel odama alamadığım sürece, genel odalarda duracağım zamanın tek kuruş getirisi yok, istersem 24 saat ekran karşısında kalıp çene çalayım, sıfıra sıfır. ve ne var biliyor musun, herifler benimle özel odada kaldıkları dakika başına siteye bir lira ödüyorlar. yani paranın dört birini alarak, işin dörtte dördünü yapıyorum. dört dörtlük bir tezgâh… bir kafesin iplerini kesebilmek için, boynuma bir halatı doluyorum. çünkü bu işe bir kez girdiğimde, bir daha asla çıkamayacağımı hissediyorum, profil bilgilerimi doldururken mesela, her ne kadar bana ait olmayan özelliklerle donatıyor olsam da şıkları, oral seksten hoşlanmadığım halde sakso canavarına dönüştürürken kendimi, izmirde yaşadığım halde istanbul yazarken ya da, ya da o yüzümün görünmediği fotoğraflarda görünen iç çamaşırlarımı bir daha asla hiçbir zaman giymeyeceğimi biliyor olsam da.. bir iş bulana kadar dedim içimden, sürekli olarak bunu tekrar ettim, bir iş bulana kadar kızım, bankaya olan ödemen bitene kadar, hiç kimse bilmeyecek, hiç kimse senin sen olduğundan haberdar değil. profil ismim bile, bu yüzden belki de, rüya oldu. kendimi bunun bir düş olduğuna, ve uyanınca unutacağıma o kadar inandırmıştım ki… en başında, ismimi bile hiç düşünmeden rüya olarak koydum. yaşım 24 oldu, 29 iken. bilmiyorum, herkes genç gösterdiğimi söylemiştir hayatım boyunca ama, orada 24 iken 30 gösteren bir hatun oluvermiştim. gerçekte de otuza bir adım kalmıştı. her şeyin sonuna adım adım yaklaşıyordum oysa.
sonrasında işte. odayı açtım. ve aktif hale getirmeden önce, kameramın ayarlarını kontrol ettim, yüzümün hangi açılarda ne kadar uzaklıkta ya da ne kadar eğilince göründüğünü. kadrajı. ve sonra gidip, bir kahve yaptım kendime, bir sigara yaktım. sakinleşmek için. balkondaydım. yıldızlar ve umutlar eşliğinde, geçmişte baktırılan hiçbir falda görülmeyen bir kehaneti düşleyerek; o pezevenkle bir gün böyle bir ortamda karşılaşırsam, napardı, ben napardım, özel odama davetiye gönderip kamerasını açtığında, ve yüzümü göstermemi istediği için yüzünü göstermesini şart koştuğumda, aylardır herhangi bir yerde tesadüfen de olsa karşıma çıkmasını beklediğim ve aranıp tarandığım halde, başvurmadığım adres ve mercii kalmadığı halde, bir türlü bulamadığım o pezevenkle, böylesi bir sitede karşılaşabilir miydim? tanrı bana böyle bir kıyak geçer miydi? o pezevengi kaydederdim, aletini sıvazlarken kaydederdim onu, ağzının suyu akarken kaydederdim, bebeğim göğüslerini biraz daha aç derken, her anı kayda geçer, ardından internete koyardım. sonucu her ne olursa olsun yapardım bunu. içine ettiği hayatımın yansıması, hayatını karartmaya yetecek bir karadelik oluşturmuş olurdu. karma, biz ölmeden önce gerçekleşirdi. olması gerektiği gibi.
kışın ortasında, buz gibi evimde, üşümeden duruyordum. sordukları ilk şey buydu bana, ben odayı aktif ettikten sonra. “üşüyor musun canım. ben seni ısıtırım.” başarabilirsin kızım deyip duruyordum kendime, saat sabahın beşiydi. ezan başladı. allah’ı düşündüm. gerçekten düşündüm ama. o an naptığını. beni görüp görmediğini. görüyorsa ne hissettiğini. başıma ördüğü çoraptan mı tutuşturacaktı beni cehenneminde? yoksa mağdur olarak görüp cennetine mi alıcaktı? ağlıyordum. yani gerçekten ağlıyordum anlıyor musun? üzerimde düğmeleri yarıya kadar açık beyaz bir gömlek, beyaz bir sutyenle, boynumdan göbeğime kadar olan kısmımın göründüğü bir ekranda, “üşüyor musun canım. ben seni ısıtırım” diyen bir herife, söylemem gereken sihirli sözcüğümü düşünürken, ağlıyordum. dakikada 25 kuruş kızım. 36 ay vadeyle 81bin lira sevgilim. bin lirası benim. ameliyat için gerekli olan seksen bin lira ise bu çantada. nasıl sevinmişti bir görsen. son görüşümdü onu. parayı aldı ve bir tür sihirbazlık gösterisi sundu bana. bir daha ne ona, ne de onu tanıyan birine denk geldim. işe döndüğümdeyse, tazminatsız çıkışımı belgeleyen kağıdı imzalamam isteniyordu. hepsi bu işte. 29 yaşında, bekar, ailesiz ve işsiz. iki üniversite, master, anadil seviyesinde ingilizce ve bir daha asla doğru düzgün bir iş bulamayacağımın garantisi olan belgeyi imzalamak zorunda kalmış olmakla beraber oturup, bir bira içtim o gün. kordonda. çimlere oturup bir bira içtim. ardından bir bira daha. sonra bir tane daha. sonra bir tane daha.. bir tane daha. sabah oldu. güneş. deniz. işe giden insanlar. bankaya olan borcumu ödeyebilmemi sağlayacak bir iş bulup bulamayacağımın düşüncesi ile ben. sonrasında aylar süren koşuşturma. mahkemeler, avukatlar, ifadeler, iş başvuruları, banka telefonları, kağıtlar, evraklar, insanlar.. intihar edip etmeme noktasında yaşanan gelgitler. ‘konuşsana kızımlar’la muhatap olan rüya. rüya ben. sanal orospu. size çok özel anlar yaşatacağım. sonrasında, excelde hazırladığım tabloya, birkaç dakika daha ilave edip, o ay kalan paramın ne kadarını daha diğer aya saklamam gerektiğini hesaplayacağım. rüya ben. istanbul’dayım. yok aslen izmir’de. ama bunu bilmeseniz de olur. 24 yaşımda otuz gösteriyorum. ama gerçekte 29 yaşımda olduğumu bilenler hep genç gösterdiğimi söylerdi. 6 ay içinde yaşlanmış olamam ya. 6 ay önce bir şirketin üst düzey yöneticisiydim efendim, ama bunu bilmeseniz de olur. bilmeyin de zaten. göğüslerim iridir. bacaklarım pürüzsüz evet. yüzümü görmeniz için bir saatinizi bana peşin harcamanız yeterli. sonrasında size 81bin liraya sattığım ruhumu bile gösterebilirim. ilginizi çekerse eğer. sonra mı? sonrasında sizinle bir gece geçiremem. sanalım ben. her şeyiyle sanal. sanal genelevin sanal orospusu.. özgeçmişime bunu da eklemeli miyim sizce? o zaman işe alınır mıyım? yani şu bankaya ödemem gereken miktarı kazanabileceğim türde bir işe, yoksa herkes bir iş bulabilir elbette, ama asgari ücretin üçte birine el koyacak olurlarsa, 22buçuk sene sonra bitiyor borcum. ve kalan üçte ikinin ne kadarını kiraya ayırabilirim hiç düşünmedim efendim. haklısınız, kolay bir yolu seçmiş olmakla nasıl bir karaktere sahip olduğumu açık ediyorum size. anneme çekmişim, kolay yolu seçip intihar etmeseydi, toplumun ahlak sigortası olmayı hak edemezdim. siz bir de beni on sene önce görmeliydiniz. arkadaşlarım diğer odada, sevgilileri ile oynaşırken, onların iniltileri eşliğinde soru çözüyordum. cinsel devrimin tasnifi üzerine ikinci masterımı da yaparım artık.
bunları söylüyordum sesli sesli. web kamerasındaki görüntüme bakıp, “gömleğinden bir düğme daha açar mısın” diyen bir hödüğün karşısında, kendi kendime konuşuyordum, onun aletini okşama hızından, boşalmasına ne kadar kaldığını anlamaya çalışarak, ve istemeyerek hemen boşalmasını, biraz daha kalmasını ekranın karşısında, her dakika 25 kuruş kazandığımın bilincinde olarak, ayda 9000 dakika yapamazsam, bankanın benden istediği miktarı karşılamak için, sanallıktan sokaklara düşebileceğimin tehlikesi ile yüzleşmeden henüz.
beni gördüğünde, ve tanıdığında, adamım, işte o ay, işler kesattı anlıyor musun? dakikalar yani. ve çıktım. sanalını yapan gerçeğini de yapar dedim kendi kendime. ve sokağa çıktım. talatpaşa bulvarına. görmüştüm birkaç kez. alsancaktan gece eve dönüşlerimde, yani bu pezevenk ortadan kaybolmadan önceki yaşantımda, milat gibi değil mi? pezevenkten önce, pezevenkten sonra. her neyse, görmüştüm, orada bazen birilerinin, travestilerin ya da diğerlerinin, yolda beklediklerini. bekledim ben de. gecelik dört yüz lira istedim. çok dediler. sanal orospudan eğitimli orospuya terfi etmiştim. her şey çok çabuk gelişti işte, dediğim gibi. sigaran kaldı mı? Sana on kutu daha sigara gönderiyorum. Eğer gardiyanlar vermezse haberin olsun.
not: 4 yıldır üzerinde çalıştığım, yüzde otuzunun bittiği, romanlarımdan birinden bir pasajdır. romanın adı henüz yoktur. roman’da zack, jack, rüya ve aydın da dört ana karakter, hikayelerini kendi ağzından anlatır, pornografik bir polisiye roman olması nasip edilmektedir. biterse, önceki sekiz kitabım gibi bunu da ülkede’deki hiçbir yayınevi basmayacaktır.. onlardan umudu keseli de ülkede ki yayıncılık sektörüne güvenmeyi bırakalı 10 yıl oldu, biterse yine, fanzin halinde 4-5 fasikül olarak ya da karton kapaklı ciltli miltli kitap olarak basaram, paraya bağlı. pdf’si her daim isteyen herkese açık tabii ki..
fuck copyright and copyleft-viva copycentre
önlem:”gerçek mi?” he gerçek,bu saçma soruyu sormayın yazdığım zırvalar hakında, sıkıldım. başıma gelmeyen şeyin, yaşanmamış olma olasılığının olmadığı gibi, rüya da 2arkadaşımın hayat öyküsünden mixlendi. ama sıkıldım peynir gemililerin gerçeklik algısının çarpışık hologramından
bilen bilir, hatırlayan hatırlar. 2004 yılında 13 sayı süren bir yeraltı gazetesi maceram olmuştu, bir kaç anarkonun desteği sayesinde iki üç haftada bir olmak üzere, yaklaşık bir yıl boyunca çıkan gazeyi, çoğu anarkonun da kösteği sayesinde sayesinde öldürmüştüm. adı anarşizmir idi.
şimdi Wu Wei adı ile 14. sayıdan, biraz farklı bir format ile, devam ediyorum. aslında 3 yıldır devam ediyorum çalışıyorum da, olmuyor işte. neyse..
aşağıdaki, yeni format hakkında, algısı olana bir fikir sunar.
suni gündemlerle işi olmayan, geçmişi, günümüzü ve geleceği tek bir “an” içinde değerlendirenlerin yeraltı gazetesi, aperiyodik olarak, ve malesef tek başıma yapacak olduğum için, ağır aksak şekilde, tekrardan yayın hayatına dönüyor.. içerik beklemiyorum. göndermeyin. çünkü sıkıldım.
geçmiş yıllarda aldığım el-le-eş-tiriler sonucu, birkaç kelam etmeye
karar verdim ki; yeni maruzatlara gebe kalmayak cümle alem. vira
bismillah
· yazarken cümle kurmuyorum. bu nedenle, kullandığım noktalama
işaretlerinin tariflediği ara duraklardaki mola süresine dikkat ederek
ilerlerseniz çizdiğim krokide, anlamsal bir karmaşaya ya da zorlukla
ileriye nüksedilme cerahatine kapılmayabileceğinize inanıyorum. bu
konudaki inancım tam
“imansız yazarın hakkından dinsiz fanzinci gelir” bir atakopi sözü
· bana göre gereksiz olan noktalama işaretlerinden ve çeşitli
harf yüksekliklerinden kaçınıyorum. ve bunlar gibi bir takım
hezeyanlarım neticesinde öne sürmeyi akıl edebildiğim ekonomik ve
finansal das illuminatik tasarruflar, cümle alemin edebi performansında
iktisadi bir reformun devrim meşalesini sırtlanır diye inanıyorum. bu
konudaki inancım, geyik inancı.
“okuruyla geyik yapamayan yazarın arkasından avcı geyikler koşar inşaahtapot” bir atakopi bedduası
· yazdıklarımı, bir yayınevi aracılığı ile arz-ı endam etmeyi
düşünmüyorum. o yüzden bana gelip, “abi biraz çeki düzen versek, bi
üzerinden geçsek, redaktöre versek, lahmacun ısmarlayıp çayı da şekersiz
içtik mi olur bu iş” ve benzeri yaklaşımlarla, edebi kum torbasına sun-i
tenezzül etmemi istemeyiniz. he olur da bir yayınevi, kendi kendisine,
tek bir kelimesine ve virgüllerime bile, ayrıca kapağıma ve dahi arka
kapağına karışmayıp, üzerine de kaptan köşkümdeki matarama kahvemi
doldurup, tütünümü almayı kabul ederse, düşünürüm.. söz veremem..
“küstah bir yazarın rahmetini, külahsız dondurmayla okuyunuz” bir atakopi şerifi
· yazdıklarıma ve varlığıma karşı alacağınız tavır neticesinde
sağlı sollu girişeceğiniz kontra ataklarda gardınızı nereden tutmanız
gerektiğini, geçmişte üzerime fırlatılan okların çekim hatalarıyla
ilgili bant kaydını inceleyerek, öğrenebilirsiniz. he evet, şiir değil
bu, imlan bozuk, kötü yazıyorsun, edebiyat bu değil, mantık hatası var,
duygu yok, türkçeyi bozuyon abi, vesaire vesaire hep aşka dair
mutluluğun içinde derdi vesair. son kısım müslüm babamızdan geldi.
istekler bu yönde.. napak
· yanlış yazdığım bir kelimeyi düzeltme önerinizden önce, mutlaka üç kere düşünüp, sonra da üç elam okuyunuz. bu yıl ki edepiyatların, kelime türetme kategorisinde, tdk ile girdiğim rekabetten öte gam yemedim
· ve tüm bunlardan sonra, sanılanları sarmak adına bir son madde
ekleyelim: kendime çok güveniyor ya da burnu havada değilim hacı,
küstahım sadece, olunulması gereken yerde olunulması gerektiği kadar
olunulması gerektiği kişilere.. diğer tüm ihtiyaçlarınız için ninjakart,
girdo finans aracılığı ile, tarafınıza deklare edilecektir. yeter ki,
iyi niyet, samimiyet, ve pohpoplama içermeyen bir dehdehleme ile
yakınınız, şuuriyetimden.. de hade eyvalle
“Yaşadığını iddia ettiğin, bütün bu şeyleri
Yaşasaydın, hiç bahsetmek istemezdin abicim
Ket vururdu beynin, salak, salak gezerdin 6 ay
Şimdi sus! Elimde var fena bişi”
lyrics:
[Verse 1]
Bazen öyle çok da fazla kurcalamıycaksın
Bozulduysa bırak işinin ustasına, bi’ baksın
Güzel günler yakın, fakat uslanmıycaz ki
Renkli düşler sokakların zulasında saklı
Ellerimde kan yok, ellerimde kir ve ter var
Saat 5, bence yat, bu kadar yeter ya!
Benim olayım farklı, benim vazifem var
İzlemezsem eğer, bi’gün doğmaz güneş, hakkaten bak
Beni mahveden de bu, bu aydınlık korkusu
Suyumda kahvenin tadı, kaçak çayın tortusu
Hiçbi’ kahpenin adı, ezberimde değil hâlâ
Bu sahtelik yarın da sürcek, anlamıyo’ musun?
Bi’gün yavaşlamam gerekti, yoksa belki ölürdüm
Ve süratliysen sükuneti tek rüyanda görürsün
Şafak vakti Yolçatı’nda kumar sofrasında
Silah çıkartırsa tanımadığın bi’ adam, o an büyürsün
Çocukluğum sokaklarda, geçti benim
Yok uğruna, çok ahbabı düşman ettim, öyle kendime
Yoksulluğun yok ahlakı
Bilir misin, kenar mahallelerde herkes ağlar, kendi derdine
Yaşadığını iddia ettiğin, bütün bu şeyleri
Yaşasaydın, hiç bahsetmek istemezdin abicim
Ket vururdu beynin, salak, salak gezerdin 6 ay
Şimdi sus! Elimde var fena bişi
[Hook](x2)
Sonra döndüm, yanımda kimse yoktu
Hemen bizimkileri sordum o an, dizlerimde korku
Anlamadı ne söylediğimi, belli ki sarhoştu
Mekan loştu, sokak boştu
[Verse 2]
Geçmişe saplanıp kalmak, muhteşem bir hata
Tadı vardır her hatanın insanoğlu, tadar
Kimi gece yaşar ve öğle vakti yatar
Sen öylesinden korkucaksın, hayat ona batar
Bazen, imajdan da fazlasıdır, sakal
Zaten, inansaydım gülümserdim, sana
Madem, uzaktaydın neden döndün lan, dedi
Ben, naber diyecektim, yalnız diyebildim tamam
Var peşimde, 50 tane ufak yaşlı, çakal
Darp edince suçlusun, affedersen skandal
Ah be çocuk demedim mi, vururlar seni
Bu yaşta, bu cesaret, elinde bi’ taş, bi’ de sapan
Ben kaçmadım ordan, beni gönderdiler
Peşimde kısmen doğru, söylentiler
Onlar özgür olmayı da benden, öğrendiler
Ben bi’ guguk kuşuydum, beynini körleştiren
Baktım kollarımda ip, boynumda ip
Yukardan bi’ el yönetmiş beni hep ipleri çekip
Kopartıp attım, hesabı istedim peşin
“Tamam borcun yok, siktir git!” dedi, ibnenin teki
Şimdi döndüm ve inan tek isteğim huzur
Kaçırırsan bi’ defa, hukukumuz bozulur
Unuttuysan kim olduğumu, hatırlatmam uzun
Sürmücektir bak paçamda kaldırımın tozu
https://www.youtube.com/watch?v=VJowYDDYw8A
[youtube https://www.youtube.com/watch?v=VJowYDDYw8A]