Yazar: girdap

  • tertium non datur

    azar
    azar da olsa, kaybettiğinin bilincinde olarak, devam edersin
    oynamaya. riske girersin, az birazını saklayarak güneşinin,
    kalanını sahaya sürersin, karanlığın içine. ter içinde ve
    nefes nefese kalmışken bir sigara daha yakarsın mesela, öksürük
    krizlerinin ardı arkası kesilmez ve sen yine de, bir inatla,
    bağırırsın avazın çıktığı kadar, “ölmeyeceğim ulan”
    diye.. çoktan öldüğünü söylerken birileri, kimseyi ruhen veya
    bedenen öldürmeden verirsin mücadeleni.



    mücadele
    mi dedim? hiç sanmıyorum.. isteyerek verdiğin bir savaş değildir
    bu. içine sokulmuşsundur, çıkamıyorsundur, yapman gerekenlerin
    ne olduğunu bile bilmeden, önüne düşen toplara, amaçsızca ve
    rastgele vurursun, ve yine de, saha kenarında ki teknik adam,
    oyundan almaz seni.



    biraz
    dinlenmeye ihtiyacın vardır oysa. biraz nefes almaya. bi sigara
    daha içmeye. biraz daha sevişmeye belki, bir kediyi kucağına alıp
    okşamaya, bir köpeğin peşinden koşmaya. çöpten beslenmeye bile
    razıyken sen, çalışman gerektiğini söyler durur insanlar sana.
    avcı-toplayıcılığın ilk kelimesini çıkarıp, sadece ağaçtan
    beslenebileceğini söyleyebilirsin ama, kahkahalar denk düşer,
    kurduğun her cümlenin sonuna.



    ciddiye
    alınmazsın, hayatın boyunca ciddiye alınmamışsındır, birkaç
    kişi dışında yanında durabilecek kimse yoktur ama herkes arkanda
    olduğunu söyler durur, güvenip geriye bir adım atacak olsan ileri
    doğru itekleneceğini biliyorsundur oysa.



    bir
    adım daha atarsam düşücem, uçurumdayım” dersin, “uçmayı
    öğrenmenin zamanı geldi” derler, alaycı bir sırıtışla. ve
    ardından, geldiğin noktada, hayatında ki üç beş kişi dışında
    kimseyi siklemediğin için, bencil ve vurdumduymaz olarak
    yaftalanırsın..



    ve
    bir an gelir, sadece bir an, sağır ve kör taklidi yapmaya
    başladığın hayatınının bundan sonra ki döneminde, mottonun,
    “hiçbir şey duyma, hiç birşey görme” olacağı, o saf an,
    gelir.. konuş ve yaz. hareket halinde ol. tek kişilik bir tiyatro,
    reji de üç dört güvenilir adam.



    tek
    bir seyirci bile yoktur oysa, yıllardır. ve bir anda, belirir, o.
    sana, yıllardır aranan kanı taşımak için gelmiştir, farkında
    olmadan.. bitti, dediğin noktada reset tuşuna basman için,
    oradadır. ikinci perdeye çıkman için, sana birkaç numara
    gösterecektir.



    dediğim
    gibi, azar azar da olsa, kaybettiğinin bilincindesindir. ama riske
    girersin yine de, hayatın boyunca, kendin olarak kalabilmek için
    verdiğin mücadele, devleti bile geçip, var olduğuna bütünüyle
    -aksi ispatlanamayacak şekilde- ve tüm kalbinle ve ruhunla ve içten
    bir his ile inandığın tanrıya bile kafa tutmana yol açar.



    uzaylılar
    gelse, herkes kaçarken, sen orada elini uzatabilirsin, diğer elin
    olmayan bıçağını çekmek için belinde..



    feyk
    tehditlere aldanan insanoğlu, ölmek veya acı çekme olasılığından
    ödü kopan insanoğlu. hileli yaşamlar, hileli ruhlar, hileli
    karakterler, dolambaçlı cümlelerle örülü kendini anlatma
    çabaları, netsizlik ve belirsizliklerle örülü yüzler.



    anteninin
    ayarları ile oynama çocuk, sorun alıcılarından kaynaklanmıyor,
    görmezden gelmeye başlamalısın.. nokta.



    kötü
    gelen kağıtlar, elinde kalan fişlerinin bir miktarını daha
    ortaya koymana engel olmaz. hileli zarlar, iyi karılmamış
    iskambil, satın alınmış hakem, kazanmaya odaklı bencil
    türbülans.. beraberliği linç eden hırs.



    gidelim
    buralardan” dediğinde sen, “tamam” deyip tek başına yürümene
    neden olan karınca kostümlü ağustos böcekleri..



    ihtimaller
    tükenirken, ölümü es geçersin. bir sigara, ardından bir sigara
    daha. riske attığın şey, sadece hayatındır oysa, varlığını
    asla heba edemezsin, zihnini, benliğini, bilincini ya da.



    kaybolmamak
    için verdiğin mücadele ile toprağın altına girmek arasında ki
    keskin ayrımı görmezden gelenler, sadece bedensel sağlığın
    için endişe ederler, zihninin içindeki solucanları es geçerek..



    ikinci
    perdeye çıkarsın ardından. reji sağlam çalışıyordur ve artık
    aralarına aynı anda birkaç işi birden yapabilen bir
    multifonksiyonel kadın katılmıştır. rejin sağlamdır, ve kadro
    tamamlanmıştır, ışık-gölge-ses-mimik-motive- daha bir çok
    alanda, kadrajını ortalayacaklardır sana. doğaçlamaya hazır
    hissedersin kendini. cebindeki 1 kuruşu, daima orada tutarak, kağıt
    üzerinde yazılı borç adlı birimlerle, yasal tefeciler boğazına
    binmişken, istifanı verirsin. içindeki öfkene sadık kalmak
    dışında hiçbir planın yoktur. plan geliştirmezsin. kalan son
    fişlerini sürmüşsündür masaya. “ya hep ya hiçten” öte bir
    durumdur bu. “ya hiç, ya ben” dersin, içinden. kağıtlar
    karılır, dağıtılır, ve eline gelen kağıtlara bile bakmadan,
    rölans demeden, kavın çok çok çok altında bir miktarla dahil
    edildiğin masada, ganyota göz koyup, rest dersin.



    yoldasındır
    artık. yeniden. mola vermişken yoldan çıktığın bir noktada,
    ikinci bir yola girmişsindir, ve çift dokulu sarmal yapı,
    tamamlanmıştır artık. üçüncü yol yoktur.



    24.haz.2014
    14:30

    p { line-height: 115%; margin-bottom: 0.25cm; background: transparent }

  • latin anadolu

    latin anadolu
    belki de haklıydı
    ricardo edmundo
    karısını ve kızını öldürdüğünde
    tarihsel süreci
    dillendirmiyorum
    şiir uzamasın
    sola kırmak istedi sadece
    ama gerçekten istedi
    olmadı
    bir anlık refleks karmaşası
    bilinçaltının hayatına
    attığı çelme
    gerçekte biz kimiz
    diye sordu
    içgüdüsel olanı ne belirler
    bir hafta önceydi
    sadece yedi gün önce yani
    yeni günün başlangıcı
    bu arada şiire
    kafiye katmak için
    değil bu yedinileme
    ve üçerli dizeler
    akışını bir yerde
    bozmak gerekliydi
    konuya geri dönelim
    itkisel olanla istendik davranış
    arasındaki çatışma
    içindeki kaosu başlattı
    toplum ve doğa arasındaki
    arbedede ölen
    balık ağaçı
    sevgilisi, yani eşi
    onu sarhoş bir halde
    gördüğü adamla basınca
    aklı karıştı mary’nin
    ve garcia
    yani yaygaracı
    olayı gören diğer kişi
    tüm mahalleyi ayağa kaldırdı
    tam olarak ne söyledi
    hatırlamıyorum
    ama ricardo ve
    mary için
    bir cehenneme dönüşünce
    doğup büyüdükleri yer
    bir hafta içinde
    gitmek dışında
    bir seçenek kalmamıştı
    “istenmediğim yerde durmam” gibi
    bir tepkiden daha çok
    “istediğim alanda barınamıyorum” türü
    bir küsmeydi onunkisi
    yola çıktı
    eşi ve kızıyla beraber
    ve aklından bir an bile geçmedi
    mary ve luis arasında
    herhangi bir duygusal
    ya da cinsel temasın
    olabileceği
    gerçek olan da buydu
    olmamıştı
    olabilirdi belki ama
    o gün değil
    otuzbeş yıldır tanıyordu mary’yi
    yaşı otuzyediydi mary’nin öldüğünde
    ricardo ise otuz dokuz
    kızları yedi
    ama dediğim gibi dostlar
    tarihsel sürece girersek
    şiiri bitiremeyiz
    garcia aşıktı ricardo’ya
    olayı da
    algılamak istediği biçimde anlattı
    olamazdı böyle bir şey
    anadolunun ücra bir kasabasında
    yola çıktılar
    başka bir şehir başka bir hayat
    kör bir toplumun dilini kesmek gerekir
    sadece kulaklarının sesini dinleyip
    ait oldukları yapay doğa ve
    ahlaki travmadan
    sıyrılabilirlerse
    yola gelebilirler belki
    bu tüm dünya insanları için böyle
    arap ya da japon ya da viking veya zenci olman
    kabul edilir bir fark içermez
    yaptıklarını yapma nedeninin için
    içinde bulunduğun koşulları
    öne sürdüğün esnada
    isyan etme hakkını
    zihninde saklı tuttuğun sürece
    savunmaya geçemezsin
    aldırış edilmez
    ve dediğim gibi
    belki de haklıydı
    ricardo edmundo
    karısı ve kızı öldüğünde
    mahkemeye kendini sunarken
    aklanmaya çalışmayıp
    “ait olduğumuz toplumsal norm
    ve kurumsal bağnazlık
    atar damarımızı kesiyor”
    dediğinde
    karşıdan gelen kamyoncunun hikayesini de
    başka bir zaman anlatırım
    dediğim gibi
    şiir uzar ve
    beni bekleyen bir
    durum söz konusu
    bulaşıklar ve hayat
    eyvallah
    14.haziran.2014

  • DEVleTanrı

    DEVleTanrı
    devletle ilişiğimi kesiyorum
    ama o bana ilişmekten vazgeçmiyor
    çok ikiyüzlü
    ve aynı zamanda da yüzsüz
    herkes için her türlü şekle
    girebilecek kadar esnek
    ve işine geldiği durumlarda katı
    çarparsan üzerinde bir kesik açılır
    atsan atılmaz, satsan satılmaz bir şey
    yani aslında ortada yok
    gizlenme konusunda usta
    ve suçu başkalarına yıkmakta aceleci
    onun için iş gören melekleri var
    cebrail, medya mesela
    polis azrail
    israfil olan ordusu var
    ve mikail sermaye
    tanrı gibi bir şey işte
    ama tanrı kadar cool değil
    çok kasıyor herhangi bir noktada
    açık vermemek için
    açıklarını açıklarsan ortadan kaldırıyor
    sihirbaz gibi de yani aynı zamanda
    çok fonksiyonlu bir bilmece devlet
    duruma göre her türlü şekle girebilir
    ve din de ona ait
    dinsizlik de
    ve hepsinin aralarında
    tümünün
    bütün devletlerin
    gizli bir antlaşma var
    kaplamışlar
    tüm kara parçalarını
    ve denizleri de hatta
    gökyüzünü
    kaçılabilecek yerlerde bile
    peşinden geliyorlar
    bir hapishane dünya
    isyan edip
    duvarları yıkmaktan başka
    seçeneğimiz yok
    ama siz yine de
    yeni bir iktidarın
    yeni bir ideolojinin
    yeni bir sistemin
    peşinden gidin
    değişim umudu ile.
    çıkış yok
    a-narchía’dan
    başka
    10.haz.2014 – 16:35

  • ara bölge ve türbülans

    ara bölge ve
    türbülans
    bir şey var
    kimseye anlatmadığım
    anlatamam
    inanmazlar çünkü,
    daha önce inanmadılar
    hiç inanmıcaklar
    rahatsız ediliyorum
    göremediğim varlıklar tarafından
    deli miyim?
    HARBİ Mİ?
    peki beni etiketleme hakkını
    size kim verdi?
    ya sizseniz asıl
    norma uymayan
    pardon yanlış yazdım
    doğaya diyecektim
    doğala, tanrısala
    “norm” kelimesi sizin uydurmanız
    ben sevmem
    zil çaldı ve
    teneffüs edildi
    ruhun rejimi

    9haziran2014-karataş’ta bir sabah..a 
  • gitmeyen yakup

    gitmeyen yakup
    “kötü bir gece ve kötü bir sabah” dedi zack
    bunu kendine üç kez söyledi
    mutfağa geçti, kendisinin yanından ayrılıp
    öperek kendini, seni, hayatının kadınını
    onla kendi arasında
    herhangi bir fark gözetmiyordu
    geçti, mutfağa
    bir sigara sararken müzik açtı
    cure tabii ki
    the funeral party
    sardı, özenle, şarkıyla sigarayı iç içe
    çıktı balkona
    kötü bir şey olacağı hissi ile
    hayır, hisleri kuvvetli değildi
    ezberlemişti sadece
    birbirlerinin eşleniği günlerin
    ardı arkası kesilmeyen görecesizliğini
    cold çalıyordu bu kez
    yine the cure
    ve sigara
    yarıya bile inmemişken
    durdu müzik
    şarjı bitiyordu telefonunun
    bu muydu olacak olan kötü şey
    sanmıyordu
    bilmiyordu ama değildi
    değil gibiydi
    değil gibi yapmak zordu
    bitirdi sigarayı
    hızlıca
    onu içeride bekleyen
    bebeğini daha fazla
    tek bırakmamak için
    sarıldı
    öptü
    şarja taktı şarkısını
    kağıt ve kalem aldı
    düşündü, yazarken
    belki de
    dün gece planladıkları gibi
    sabah otostopla
    gitmelilerdi
    nereye olursa
    olmazdı
    mektup yazmıştı ona
    ikinci mektubunu
    gece, cep telefonuna
    kalkınca mektubu
    bilgisayara aktardı ve
    pinero’yu 2009. kez
    tekrar izlerken kaldı uyuya
    uyandı
    öptü kendini
    diğer yatağa taşıdı
    geniş ve ferah olana
    sarıldı asla bırakmamacasına
    ve bu arada bir türlü
    kurbağalar batmaktan gelemiyordu
    denge, demişti mektupta
    bugün günlerden ‘denge’
    gerçekte var olanın
    asla açığa çıkmamış enerjisi
    dengede olmakla sabitlenebilirdi
    ve o’na eğer
    bir şey olursa
    ağlarsa mesela
    dünya hapı yutabilirdi
    o kadar emindi kendinden
    kendinden ve içinde çıktığı nehrinden
    büyük konuştuğu söylendi
    büyük susuşları sonrası
    büyük oynuyordu oysa
    her şeyimi verip
    hiçbir şeyinizi istemiyorken
    bir şeylerinizi çalmaya
    mecbur etmeyin beni
    dedi
    siz orada seslice
    karmakarışıklığınıza sabitlenebilirsiniz
    sessizliğimize kulak kesilmeyin yeter
    dedi zack
    içinden dilediği bir serzeniş gibi
    iyiydi
    nihayet
    iyileşmişti
    şimdi iyiydi ve
    gece iyileşmişti
    bir saatin boşluklarla akan
    tik taklarına alışmış
    korktuğu karanlıkta yatışabilmişti
    kötü bir gün mü, demişti
    yanılmıştı
    her gün kötüydü
    daha kötü ne olabilsindi
    bir hiç uğruna ölen onlarca işçi
    ne yaptığını anlamadan dövülen kadınlar
    en yakınları tarafından iğdiş edilen çocuk
    düşen borsadan daha önemli olamazdı tüm bunlar
    olmamıştı hiç
    bekledi
    aynada kendisi ile yüzleşerek zack
    zamanı gelmişti zamansızlığın
    bugün günlerden denge
    kaosun göbek adı anarşi
    motor sesleri
    silah sesleri
    uçaklar bombalar ağaçlar
    dünyanın bütün hezeyanları
    birleşin!
    derin bir nefes alıp
    öptü o’nu
    hayatının tek kadınını
    uyurken o
    uyumuyor
    uyanıyordu
    biri dinlenirken
    diğeri okunuyordu
    “sarmal doku çetesi”
    koydu adlarını
    iki kişilikli tekil
    terör örgütlerinin
    kimseyi öldürmezlerdi ama
    devlet bu
    kendi şiddeti dışında
    her şeyi yasadışılaştıran devlet
    kendi sergüzeştleri dışında
    herkes terörist
    kendi kendileri dışında
    herkes hiç
    devlet bu
    yalanlarını doğrulatmak için
    gerekirse kan kullanır şerbet niyetine
    devlet adı
    soyadı her zaman ve koşula adapte bir değişkenlikte
    paranoyak devlet
    paranoyak devletler
    herbiri
    aralarında hiçbir fark gözetmeksizin
    herbiri
    şirketler
    medyalar
    ordular
    polisler
    çoğu bilim adamları
    çoğu mühendis
    hemen hemen birkaç kötü adam
    illuminati
    difüzyonun nosyonu
    normların paralelliği
    her bir ülke sınırı için ayrı ayrı
    paralel eğriler
    pasaportlar ve kan basıncı
    beynimi didikleyen acı
    beyninizi didikleyen açık çekler
    para para para
    hayır hayır hayır
    bi saniye
    lütfen bi saniye dedi zack
    kurbağalara bakmaya gitmeyecekti
    onlar gelsinlerdi
    eğer isterlerse
    prensliğin veya prensesliğin
    arzusunu dışlayıp
    gelsinlerdi eğer gelebiliyorlarsa
    gitmedi
    gitmeyecekti
    bunu kendine hiç söylemedi.
    dedi lethe: “dur bi
    sakin adamım
    çay koy sigara sarıcam”
    “hay hay” dedi zack
    güldü
    ağladı
    dünyada o kadar haksızlık varken
    hangi birine karşı çıkabilirlerdi
    denemeye değiyor muymuşdu ki
    olabilir miymiş di ki?
    mümkün müymüş dü ki değişsin dünya
    hiç dert değil dedi zack
    ben dünyayı değiştirmekten ziyade
    kendimi değiştirmemek için veriyorum
    mücadelemi
    döndü lethe’sine
    sarıldı ve bekledi
    birbirlerine “durma” bile
    demiyorlarken hiç
    durmalarını diledikleri
    olaylar karşısında
    alkış tutup tempoyu ayarlayan
    polisin gözlerinin içine
    bakarak geçtiler elele yoldan
    yiyosa bir şey desinlerdi
    korkaktı polisler
    askerler korkaktı
    politikacılar
    patronlar
    işçiler
    sendikalar
    solcular ve sağcılar ve yolsuzlar
    alayı ödlek bir tutkuyla bağlıyken
    iktidar olmaya
    senkronize bir sessizliğe gömülmeli
    kendi canları yanmasın diye
    canların yanmasına
    göz yumabilirlerdi
    ellerinde tuzaktan kumanda
    beyinlerinde porno endüstrisi
    durdu
    gerçekten durdu zack
    hiçbir şey demedi
    demeyecekti
    anlamasınlardı
    anlamayacaklardı
    bunu kendine hiç söyledi
    kurbağalar dilsizdi
    çağırsalardı da gitmezdi
    “hiçbir şey görme” dedi
    kendi kendine zack
    “hiçbir şey duyma
    dilini yutmadığın sürece
    sorun yok nigga”
    3.haz.14


  • görünen köyün faresi

    görünen köyün faresi
    
    görünen köy görünür kılınıldığı için gidilebilirdir
    umut bir safsatadır
    umutsuzluk da öyledir
    kierkegaard eksik anlatmıştır
    ölümcüldür anın dışına taşması zihnin
    kelimeler hiçbir şeydir
    zihinsel kodların şifresi kırılabilir
    ve herkes her şeyi her zaman yanlış anlayabilir
    hatta hiç anlamayadabilir
    sorun yoktur
    sorun benimdir
    sigara kutsaldır ve Allah vardır
    o benim arkadaşımdır
    tüm sırlarımı bilir
    eğer istersen, seni meşhur edebilir
    hep “ben” dersen, yere batıradabilir
    ben yaptım demek, nankörlük etmektir
    narsisizm her koşulda, ve durumda tehlikelidir
    o yüzden anarşist aynı zamanda a-narsistir
    yasak olan elma, yerleşik yaşama geçiştir
    şeytan sevcilleştirilen ilk narsisttir
    kibirle gelen zeka, çift akorlu bir harabedir
    tek sesli benlik, her koşulda kendinden emindir
    kafası karışık insan, yardım edilmeye teşnedir
    kendini kapatırsan, enerjin eksiye düşebilir
    yağmur yağarken, çıkan ses bir müziktir
    yeteri kadar şarkın varsa, devrim de olabilir
    ve 36 saat sonra baş ağrısı belirir
    48’de ise her şey, rüya gibi gelebilir
    68’de psikoz, gerçekle baş gösterir
    20. yüzyılın kısa özeti, tam olarak bu şekildedir
    1991’de hasta kaybedilmiştir
    okuduğum bilinç altın, senin eserindir
    bilinç altındır gerçekten üstü sende kalabilir
    eleştiri çoğu zaman, zaman kaybından ibarettir
    değişmeyen tek şey, elmanın kendisidir
    allah çok karakterli. sanatçı bir şeydir
    benim dostumdur bazen düşman kesilmişimdir
    tanısanız çok severdiniz yine de uzak dururdunuz
    o sizi severse, şarap ısmarlayabilir
    bir dua ile hayatınız, altüst olabilir
    doğru seçenek bazen yanlış görünebilir
    bilgi boktur ve bilgelik öğrenilir bir şey değildir
    hiçliğe sabitlenmek anarşist bir eylemdir
    yok oluşla her şey yeniden doğabilir
    hata bendedir
    ve bende kalacaktır
    kimseye kızılamayacaktır
    kızgınlık içi boş bir levha olabilir
    ama sadece bazen, bu levha boş olabilir
    levha bir vicdandır ve benimkisi fosforludur
    gece iki ile dört arası ölü bölgedir
    iki ila dört altı etmektedir
    matematik dünyanın yanlış toplanma nedenidir
    her ilaç herkesin aynı şefkatini görmeyebilir
    her bir durum için geçmiş veri önemlidir
    anıları biriktirmek, saflığı kaybetmektir
    bilinçaltım yaşamaya elverişli değildir
    korkularım vardır ya da yoktur, allah benden iyi bilir
    her bir ses, anlamdan önemlidir
    anlam mantık taşır
    ses histir
    kapı ve pencere rüzgarla dans edebilir
    harflerin yerini notalar belirlemelidir
    güneşle yağmur aslen evlidir
    gökkuşağı o yüzden her rengi ele verir
    şiirlerim hiçtir ve öyle kalacaktır
    allah benden anarşi istemiştir
    demiştir bir keresinde ayağa kalk diye bana
    önümde eğileceğine kapitalizmi dürtükle
    aslında dua, kendine yazılan bir dilekçedir
    ama ardından yerinde saymamak gerekir
    teksen teksindir ve lütfen öyle kalmalısındır
    girdap, zack değildir ve hiç olmamıştır
    ve bunu bence yaşarken düşünmemelidir
    korku, ece’ye faydalı bir şeydir
    ama azrail üç öğün, kendi ile övünmezdir
    yine de a vitamini bende  eksik kalabilir
    ama endorfin vücuduma hiç yetmeyecektir
    kardiyak arrest olağan şüphelidir
    söylenen her sözün bir de arkası vardır
    orada durmak için sırt sırta verilebilemezdir
    her koyun kendi dilinden sebeplenir
    ama tekrar söylüyorum
    sanatı, sanatçı için hiçbir şeydir
    hiçliğe akışın sonsuz döngüsünde
    doğru gibi allah da tekdir
    seni bildiği gibi yapsındır
    canımı acıtma, uykum kaçıyor
    gelecek denklemime dahil değildir
    olasılığımın hiç bilinmeyeni değişken kök-kikaredir
    bir, birdir ve mutlak değilken de öyle kalmalı
    allah mutlaktır
    ve ben sıfırımdır
    ama mutfak da olabilir allah
    ve ben sıfırı hiç geçemedim
    allah’ım bir çay demle yanına geliyorum
    bana anlatman lazım nasıldır dünya hali sence
    beni o yaptı arkadaşlarımı da
    hey adamım, burnun çok yakışmış yüzüne
    kaça alınılmışdırsın mı?
    eklerle oynamak sessizlik gerektirir
    uyku vardır ve rüyalarımı sevmem
    saat dönerse köşeyi zengin olduk bebeğim
    algısal karmaşa uykusuzluğun iksiridir
    vücut içi salgılarım aslında çok şirindir
    tek olmak tek olmaktır
    ve herkes kendi başına kendi karar vermelidir
    evet yanlış anladınız düzeltelim
    herkes, Kendi BAŞına, karar vermelidir
    aşkın içinden bazen yastık geçmez
    kastık mı yoksa anlamların ikincil çağrışımlarına
    sessiz kalma hakkı milletimindir istihdam
    kazalara gelesin devlet, işim gücüm senle
    fırtınada ağlamak kahvaltı etmeye benzemez
    ve bence uyku uyanmasındır kendinden
    böylece rüyalar gerçeğe eşitsindir
    bir tur tekrara daha
    beni gebe bırakmamak için susunuz
    2001, 2001’dir ve 2009, 2009’dur
    başka açıklaması olmayacaktır
    hiçbir alim denklemimizi çözemeyecektir
    dengem bozuluyor benim kızım bazen
    halı düşüyor üzerime hissediyorum
    gidip biraz da kendimize mi başkalaşsak
    ben beklerim kendimi hep geç kalmışımdır
    sanrısal re-aktivite kontrol edilebilirdir
    sigaraysa asla sigara değildir
    ve kutsal da olsa ateş
    hiçbir canlıya edilmemelidir
    ev sahibimiz de ama çok iyi niyetlidir
    hem ben uyurum tek başıma hem de şiir yazarım
    yak konuştuklarımızı tekrarımızı etmeyelim
    ben birledim içimdeki çoklukları
    kendimden öteye hiç geçemedim
    hey kırmızı ışığı yakan kim
    yeşile göz kırparken ben
    
    05.mayıs.14

    her metne sabit dipnot: kelime hatalarından, eksik veya fazla yazılmış harflerden sanchez sorumludur. redaktörüm olur kendisi. gözden kaçırdığı bir şeyler mutlaka vardır. kendisi ile spam@unthatow.xyz adresi üzerinden e-posta yolu ile temas kurabilirsiniz. ancak tdk’yı kılavuz edinenlerin imla hassasiyetleri ve diğer edePiyasal karın ağrılarınız için başvurabileceğiniz bir ilgili mercii yok. aslına bakarsanız benim başımda ilgilim olan bir mercii de yok, Allah ya da diğer adı ile Tao dışında. 14 yaşımdan beri katıldığım edePiyat oyunlarında aldığım ödülleri satarak geçimimi sağladığım yönündeki iftiralara itibar ediniz ama.. hadi çav belladonna!

    ..

  • yolumuz uzun

    bugün sabah saatleri itibari ile, şiir olmayan şiirlerimin tamamı eklenmiş oldu bloga. geriye daha bi sürü sürü zırvalamalar kaldı ama, ne zaman sonlanır da çıkar aydınlıklar karanlığa, ve ferahlarız, hiçbir şey göremediğimiz için, bilemiyorum. bakalım.

  • çok iyiyim

    bir insanın
    kendi reklamını
    kendini överek yapması kadar
    itici bir şey yoktur ve
    böyle bir durumda
    dünyanın en harikulade
    yapıtını da
    ortaya koymuş olsa
    bunu sunarken
    oluşturduğu kibir
    her şeyin önüne geçip
    beni geri çeker

    26.nisan.2014
  • çimento kiremit su

    blog inşa halindedir. henüz sadece, şiir olmayan şiirlerimin yüzde ellisini ve bir kaç öykümü ekleyebildim. zaman içinde hepsi, yazıldığı zaman dilimlerine göre, haritadaki yerini kapsayacaktır efenim. ardından beş kitabımın pdf’ini eklerik. ilerde para bulabilirsek basarız da hatta onları, isteyen olursa.. evet efenim, bandrolsüz olarak tabe..
    do it yourself
    stay underground
    fuck copyright

  • s.e no:22 – giriş yazısı

    bazen, işsiz kalırsın. bazense,
    çalışmak istemediğin halde, işe gitmek zorundasındır. bazen seni işten atarlar,
    bazense sen kendin işi bırakırsın. bazen, çalışmak istediğin halde, bir iş
    bulamaz, bazense gelen iş önerilerini askıya alırsın. 4 aydır fanzin
    çıkarmıyorum…
    bazen, bir fanzin çıkarmak
    istediğin halde, yeterli içeriği bulamazsın. bazense, yeterli malzemeye sahip
    olduğun halde, onları toparlayıp, bir fanzin hazırlayamazsın. ve ben, bazen
    fanzin çıkarmıyorum işte, ama sadece bazen.
    aslında şu an, bahsi burada
    kapatabilir, ve yazdığım kadarından çıkaracağınız anlamlara teslim edebilirim
    kendimi. ama yapmayacağım galiba, her ne kadar, bundan sonrası, ilk iki
    paragrafın, tefsiri olacak olsa da.
    bir fanzinle, iş arasında, ama elbette
    eylemsel bazda, dolaylı yollardan bile, bir bağlantı kuramazsınız. para
    kazanmak için fanzin çıkartıyorsanız, zaten bu eylem, bir işe dönüşmüştür. kâr
    amacı gütmeden bir işle iştigal halindeyseniz, zaten kendinizi çalışıyormuş
    gibi hissetmezsiniz. bir işi sürdürebilmek için, eğer gerekli olan en önemli
    kriter, o işten para kazanabilmeniz ise, işin içine, kenarına köşesine, çeşitli
    süslemeler yapar ya da ek donatımlarla ortalığı şenlendirmek zorunda
    kalabilirsiniz. bir derginin sonraki sayısının çıkıp çıkmayacağını belirleyecek
    olan tek koşul, bir önceki sayının satıp satmayacağı ise, boku yemişsiniz
    demektir. bu bir fanzin için bile geçerli olabilir ve aynı koşullarda o fanzin
    de boku yer. hatta, bu koşullara haiz bir yazar, bir sonraki romanını, bahsi
    geçen pamuk ipliğine bağladıysa, bok yemeyi de hakkediyordur.
    csns yayınları, mali
    imkansızlıkların çevrelediği ihtimallerle hayatını şekillendiren bir kuruluş
    olduğu halde, elbette böylesi tutarsız güftelere kulak kabartmıyor. ancak
    söylemem gerekir ki, biz bu fanzinleri pek basamıyoruz abi, çünkü yeteri kadar
    paramız yok. ama çıkarmaya devam etmemize engel değil bu. yerel bir fanziniz
    zaten. ve yazarlarımızın pek çoğunun da, parayla yazı arasında kurdukları
    bağıntı, hipotenüsün kosinüs ile arasında kurdukları bağa, hiç mi hiç
    benzemiyor. ki hayatım boyunca, canım bir fanzin çıkarmak istediği zaman,
    içerik sıkıntısına yenik düşmedim. o halde sorun ne moruk?
    bir işle, sadece keyfi nedenlerle
    meşgul olup, o işi yaparken ortaya çıkan şeyler bütününü, başkalarına da
    sunmanın getirdiği külfete neden katlanırsınız? içinizden bazıları, şu an “ne
    demek istiyor bu denyo” diye düşünüyor, ardından da o bazılarının bazıları
    “hiçbir bok anlattığı yok” diyor, ama ben biliyorum ne anlattığımı, dahası
    anlatıp anlatamadığımı da.
    bir külfete, para kazanmanın
    dışında da katlanmanıza neden olan durumlar vardır. bir arkadaşınızın ev
    eşyasını taşımasına yardım etmeniz, işte bu başka durumlardan, ve duygu
    durumlarından biridir mesela. yazdığınız zırvaları yayınlamayı seçmeniz de,
    benzer bir külfeti gerektirir ve bu külfeti siz bir yayınevinde çalışan
    insanlara ya da bir dergiye ya da başka bir şeye, herhangi bir fanzine ya da,
    yükleyemiyorsanız, yani bizzat kendiniz kendi kendinize kendinizi yayınlıyorsanız,
    elbette bu külfete, ve onun yarattığı angaryalara, ve ayak işlerine,
    katlanmanızı sağlayan, motive edici ufak kırıntıların olması gerekir. tabii burada,
    söz konusu kişinin, deli bir idealist olmadığını var sayıyorum ve deli bir idealist
    olarak takıldığım dönemlerdeki enerjiye haiz değilim artık. on sene öncesinde
    de değiliz hiçbirimiz. hiç satmayan dönemlerden geçtik, şimdi, hiç basmayalım
    abi dönemlerindeyiz, çok satma ihtimaline rağmen.
    uzun uzun uzun bir zamandır,
    fanzin çıkarmak içimden gelmiyor. çünkü zaten, o fanzinde yer alacak olan yazıları,
    o fanzini çıkarsam da çıkarmasam da okuyacağım. çoğu arkadaşlarıma ait ve
    arkadaşlarımın yazılarını zaten, fanzine basmadan önce okuduğum gibi, fanzin
    basmayacak olsam da okuyorum. o halde onları ve ek birkaç şeyi daha, bir araya
    getirip, fanzin şeklinde sunmanın, para dışında ekstra başka bir moral yapıcı
    difüzyonu olmalı ki, devam edebilesin. işyerim bana her ay sonunda, ya da
    başında, ya da ortalarında bir yerde, kendi kafalarına göre uygun gördükleri
    herhangi bir tarihte, ama mutlaka o ayın içinde, bir ödeme
    gerçekleştirmeselerdi, bir süre sonra o işi sürdürmemi, yani her gün belli bir
    saatte uyanıp evden çıkmamı ve servisi beklememi, ve iş elbiselerimi giyip
    makinenin başına geçmemi ve bir takım plastik materyaller üretip onları topluma
    kazandırmamı sağlayan enerji ve kararlılıktan mahrum kalır, ardından bir gün
    sabah, işe gitmezdim. ve inanın bana, çıkardığım fanzinin,
    onbinmilyonyüzbaloncuk satması dahi, motive edici bir tempo kazanmamı
    sağlamazdı bana, ya da karşılığında üçyellibin yediyüz kırk sekiz kuruşluk geri
    dönüşü olsaydı, yine başaramazdım, bunu sürdürmeyi. ya da her yeni sayısında üç
    tane daha yeni kalıcı okuyucu kazanmamı sağlaması da fayda etmezdi. göz alıcı
    yorumlar da beni tatmin eden bir potansiyel barındırmıyor kendi içerisinde.  ve buraya kadar söylediğim her şeyde, tamamen
    bireysel konuşuyorum ama, yine de yazarlarımızın bir kaçı ile de bir kısmında,
    aynı fikirde olabilirim. ki öyleyimdir de muhtemelen.
    buraya kadar ki kısımda, yavaş
    yavaş da olsa, konumuzun ana fikrine giden kanalları açtığımıza göre, asıl
    soruyu soralım? hem asıl hem de aptalca olan soruyu: o halde neden fanzin
    çıkartıyorsun be adam? soruyu şu şekilde revize edelim: neden artık fanzin
    çıkartmak istemiyorsun? çünkü içimden gelmiyor abi. ama çıkarmaya devam edeceğim,
    bu şüphesiz, bir de basıp dağıtmayı becerebilirsek, yaşadık demektir, sırtımız
    yere gelmez yani.
    ama söz konusu durumdan dolayı
    mustarip olacağım bel ve ayak ağrılarımı geçiştirmek üzere yapacağı masajlarla
    ruhumu dinlendirecek olan bir köle ısmarlarsınız bana, mahcup olmam.
     4 ay aradan sonra, yine sizlerle beraberiz. ve
    bu sayıda da, her zaman yaptığımız gibi, çok ilgi çekici yazarlarımızın, hiç de
    ilgi çekmeyen zırvalarını, büyük bir orantısızlık yasası ile, derledik.
    gazamız mübarek ola. amin.
    20.nisan.2014