Kategori: Genel

  • le système n'a ni identité ni visage

    çook eski face hesabıma kimlik istediği için giremeyip en sonunda, girebilip şu son postu yazdım iki yıldır giremiyenko da: 
    bu hesaba, girizgah yapamıyordum iki yıldır. neden? çünkü “kim?lik adı” baby.
    “gerçek isim” vs problemi.. adını değiştir, kimliğini gönder, fotografya çek. diğer hesabımda da, (1,5 yıl önce açılan) aynı sorundan müzdarip oldum. sonra tee mil-addan önce hatta dinozorlar definden önce açtığım hesaba giriş yaptım. baktım duruyor hala, hani “İkiMimlilik” adı ile olan hesap.. ona geçiş yaptım, çünkü yaklaşık 20 adet sayfa var, onlarda da bir dolu iletişimde olunabilitesi olan şahıs ve üretilen işler.
    bir kısmı label’im bir kısmı ürettiğim işlerin farklı tahrik durakları üzerindeki güzergah seyirlerininin tariflerini tahrif etmek içün, açmışım, psikozotik zamanlarımda.
    sonra benim harici HDD öldü. 52’sini bile okuttuk. 3 tb hacimli bir mahlukattı kendisi. digital platform ve online üzerinden tırtıklanan her şeye karşı mesafeli olduğumdan ki dahası demo işler peşinde koştuğumdan, ve ki dinlediğim şeylerin bir çoğusunun bağ-sızı youtubelenko gibi yerlerde dahi bulunmadığından, doldurmuşuz ne varsa hdd’ye.. sorun değil, toplarız gene, soulseek’ten indirelengo.
    ancak feci şekilde bir takım iş ve foto uçtu o sıra. bu mal facebook’un haciz koyduğu hesabımda da bir kısmı mevcut idi, göndersene dedi seçil, devlet onaylı “kim?liğimizi”, ki bir yıldır başvuru yapıyor, durumu izah ediyorum, anlamıyorlar. efenim bir saat içinde açıldı hesap. ama ağır konuştum. ondan mı bilemem. altında bir türk programcı adı olan bir mail aldım ama iş işten geçti. gene birileri şikayet eder, gerçek adını kullanmıyor bu çocuk, zaten uyuzum kendisine, hesabını kapatın diye, sanırım öyle yürüyor bu süreç, bilemiyorum, biz de biliyoruz kod yazmayı da bu kadar embesil bir algoritma görmedim daha önce. kendimiz çözüyoruz, görmek istediğimiz şeyleri görebilecek kıvama getirmeyi, zonksal medyada, temiz ekran stratejimiz sayesinde..
    bir kaç peynir gemili zihinli kişilik, “gerçeklik algısından” muaf yaşayamadığı için, simetrik desimetrik ve asimetrik evrenlerin galaksilerin algıların ve zihinlerin varlığından da haberdar olamayıp, her şeyi kendi algı dünyası ile paralel sanıyor.. paralellik kolpa bir teori zaten. uzay-zaman araştırmalarında da, insani ilişkilerde de, devletik paranoyak aktivitelerde de…
    her neyse, artık, zonksal medya’da aşağıda link verdiğim hesap’ta ikamet etmekteyim, sigaa içmeye de beklerim.. eklemedim diye burdaki arkidişleri, darılmasınlar, bir günde belirli sayıda istek ilettiriyor bu fakebook. bilgilerimi indir seçeneği var o da işlemiyor zaten. o yüzden açık dursun bu hesap da. bir daha ki, dünya da ki her şeyin kendi düşüncesine yaşam görüşüne göre yol almasını isteyen “eksi bir desibel algılı” zentonovalamaya kafalı kişiler şikayet edene kadar… anıt niyetine. yalnız ben mezarda yokum, mum yakıp dua okumayın.
    aşağıda linki verilen, kim?lik adlı hesapta ölmeye devam ediyorum.. gerçek adım da girdap. aynı zamanda esçûmênto ayn zamanda da rodrigo ve aynı zamanda da yahya ve aynı zamanda espiridion ve aynı zamanda GZU ve girdo da var, ve dahası bazı fanzinlerde farklı farklı isimlerde de bulundum gizliden ve bulunmaya devam ediyorum, pardon, bulunmamaya.
    ama gerçek kim?liğim sokakta ki işporta tezgahımda, burada var olmaya değil, buradan klanıma adam toplamaya çalışıyorum.. Wu-Tang Clan 4eva!!
    ” gerçek adın ne” diye sormazsınız artık.. ki daima bunu soranın gerçeklik algısından da endişe ettim..
    gerçek diye bir şeyin varlığını kanıtlayana 12 tüh tüh gücünde uçan fil fırlatıcam, xenlangrenda galaksisinden…
    al sana gerçek ismim, ZEMT Galaxy’Zzz‘de böyle kayıtlı adım: Yahya girdap zack unthatow vuraL esçûmênto donete sanchez virtual cosmos be rodrigo espiridion del pueblo 🤔
    ya da kısaca girdo da denilebilir.. hiçbir şey demeseniz de olur. beni görmezden gelmenizi de anlayışla karşılardım. (ki karşılıyorum da) bana bir kukuleta yapsanıza? kağıttan ama.. ne dersiniz? ☯️🏴🏴‍☠️
    hesap da şu: facebook.com/yahyavural
    dilimden çakozlamayan, gerçek konuşma dilimden hiç anlamaz. (çok suskunsun, aslında değilem donçunertom sana öyleyem)
  • rüya / bölüm 1

    Rüya – part 1

    17aralık2005
    ..sonrasında bu işe girdim işte.. mecburdum, anlıyor musun? başka şansım kalmamıştı, varsa da göremeyecek durumdaydım, sağlıklı düşünemiyordum, nerden nasıl ne şekilde gelirse gelsin, kazanmak için ne yapıyor olursam olayım, acilen para bulmam gerekiyordu, bir an önce, en kısa zamanda.

    sitenin reklamını, neyi ararken gördüğümü anımsamıyorum, linke tıklarken aklımdan neyin geçtiğini de, “sanal genel ev” yazıyordu, kadınların canlı web cam show yaptıkları sitelerden biri işte. ani gelişti her şey, hızlıca karar verip, model olarak başvurdum. bir form doldurdum, iş başvurusu yaparken doldurulan formlar gibi, sadece burada eğitim düzeyimiz yerine vücut hatlarımız değerlendirilmeye alınıyordu, ve üç ya da dört fotoğraf isteniyordu. ve bir telefon numarası. adres yok, referans yok, önceki iş deneyimleri yok, alınan kurs ve seminerler yok.  iki üniversite bitirip, master da yapmış biri olarak, anadil seviyesinde ingilizce bildiğim halde, hiçbirinin önemsenmediği bir işe başvuruyorum. geçmişte hiçbir deneyimimin olmadığı bir işe. gecenin üçünde başvuruyorum. on dakika sonra telefonum çalıyor. bir hatun. türkçeyi bile güçlükle konuşabilen bir hatun, alo diyor. başvurumdan on dakika sonra aranıyor, ve on dakikalık bir konuşmadan sonra, işe hemen başlayabileceğimi öğreniyorum. e-posta adresime gönderildiği söyleniyor, siteye model olarak giriş yapabilmemi sağlayan bilgilerin. bakıyorum postaya. hiçbir taaddüt, şartname, resmi bir ifade yok. özel odama gelen heriflerden, dakikada 25 kuruş kazanacağım. bu da saatte 15 lira ediyor, pat pat yapıyorum hesabı kafadan, günde beş saatlik müşteri yapsam, yapabilsem yani, ayda 2250 ediyor. bankaya olan aylık ödemem de tam olarak bu. tesadüfen ilk etapta ele aldığım getiri, doğrudan her ay bankaya ödemem gereken tutara denk düşüyor. ne yiyip ne içeceğimi düşünmüyorum bile. bu işten ne kadar kazanabileceğimi, yani günde en az beş saati doldurup dolduramayacağımı da. sisteme, yani kurulan tezgâha göre, herifleri özel odama alamadığım sürece, genel odalarda duracağım zamanın tek kuruş getirisi yok, istersem 24 saat ekran karşısında kalıp çene çalayım, sıfıra sıfır. ve ne var biliyor musun, herifler benimle özel odada kaldıkları dakika başına siteye bir lira ödüyorlar. yani paranın dört birini alarak, işin dörtte dördünü yapıyorum. dört dörtlük bir tezgâh… bir kafesin iplerini kesebilmek için, boynuma bir halatı doluyorum. çünkü bu işe bir kez girdiğimde, bir daha asla çıkamayacağımı hissediyorum, profil bilgilerimi doldururken mesela, her ne kadar bana ait olmayan özelliklerle donatıyor olsam da şıkları, oral seksten hoşlanmadığım halde sakso canavarına dönüştürürken kendimi, izmirde yaşadığım halde istanbul yazarken ya da, ya da o yüzümün görünmediği fotoğraflarda görünen iç çamaşırlarımı bir daha asla hiçbir zaman giymeyeceğimi biliyor olsam da.. bir iş bulana kadar dedim içimden, sürekli olarak bunu tekrar ettim, bir iş bulana kadar kızım, bankaya olan ödemen bitene kadar, hiç kimse bilmeyecek, hiç kimse senin sen olduğundan haberdar değil. profil ismim bile, bu yüzden belki de, rüya oldu. kendimi bunun bir düş olduğuna, ve uyanınca unutacağıma o kadar inandırmıştım ki… en başında, ismimi bile hiç düşünmeden rüya olarak koydum. yaşım 24 oldu, 29 iken. bilmiyorum, herkes genç gösterdiğimi söylemiştir hayatım boyunca ama, orada 24 iken 30 gösteren bir hatun oluvermiştim. gerçekte de otuza bir adım kalmıştı. her şeyin sonuna adım adım yaklaşıyordum oysa.

    sonrasında işte. odayı açtım. ve aktif hale getirmeden önce, kameramın ayarlarını kontrol ettim, yüzümün hangi açılarda ne kadar uzaklıkta ya da ne kadar eğilince göründüğünü. kadrajı. ve sonra gidip, bir kahve yaptım kendime, bir sigara yaktım. sakinleşmek için. balkondaydım. yıldızlar ve umutlar eşliğinde, geçmişte baktırılan hiçbir falda görülmeyen bir kehaneti düşleyerek; o pezevenkle bir gün böyle bir ortamda karşılaşırsam, napardı, ben napardım, özel odama davetiye gönderip kamerasını açtığında, ve yüzümü göstermemi istediği için yüzünü göstermesini şart koştuğumda, aylardır herhangi bir yerde tesadüfen de olsa karşıma çıkmasını beklediğim ve aranıp tarandığım halde, başvurmadığım adres ve mercii kalmadığı halde, bir türlü bulamadığım o pezevenkle, böylesi bir sitede karşılaşabilir miydim? tanrı bana böyle bir kıyak geçer miydi? o pezevengi kaydederdim, aletini sıvazlarken kaydederdim onu, ağzının suyu akarken kaydederdim, bebeğim göğüslerini biraz daha aç derken, her anı kayda geçer, ardından internete koyardım. sonucu her ne olursa olsun yapardım bunu. içine ettiği hayatımın yansıması, hayatını karartmaya yetecek bir karadelik oluşturmuş olurdu. karma, biz ölmeden önce gerçekleşirdi. olması gerektiği gibi.

    kışın ortasında, buz gibi evimde, üşümeden duruyordum. sordukları ilk şey buydu bana, ben odayı aktif ettikten sonra. “üşüyor musun canım. ben seni ısıtırım.” başarabilirsin kızım deyip duruyordum kendime, saat sabahın beşiydi. ezan başladı. allah’ı düşündüm. gerçekten düşündüm ama. o an naptığını. beni görüp görmediğini. görüyorsa ne hissettiğini. başıma ördüğü çoraptan mı tutuşturacaktı beni cehenneminde? yoksa mağdur olarak görüp cennetine mi alıcaktı? ağlıyordum. yani gerçekten ağlıyordum anlıyor musun? üzerimde düğmeleri yarıya kadar açık beyaz bir gömlek, beyaz bir sutyenle, boynumdan göbeğime kadar olan kısmımın göründüğü bir ekranda, “üşüyor musun canım. ben seni ısıtırım” diyen bir herife, söylemem gereken sihirli sözcüğümü düşünürken, ağlıyordum. dakikada 25 kuruş kızım. 36 ay vadeyle 81bin lira sevgilim. bin lirası benim. ameliyat için gerekli olan seksen bin lira ise bu çantada. nasıl sevinmişti bir görsen. son görüşümdü onu. parayı aldı ve bir tür sihirbazlık gösterisi sundu bana. bir daha ne ona, ne de onu tanıyan birine denk geldim. işe döndüğümdeyse, tazminatsız çıkışımı belgeleyen kağıdı imzalamam isteniyordu. hepsi bu işte. 29 yaşında, bekar, ailesiz ve işsiz. iki üniversite, master, anadil seviyesinde ingilizce ve bir daha asla doğru düzgün bir iş bulamayacağımın garantisi olan belgeyi imzalamak zorunda kalmış olmakla beraber oturup, bir bira içtim o gün. kordonda. çimlere oturup bir bira içtim. ardından bir bira daha. sonra bir tane daha. sonra bir tane daha.. bir tane daha. sabah oldu. güneş. deniz. işe giden insanlar. bankaya olan borcumu ödeyebilmemi sağlayacak bir iş bulup bulamayacağımın düşüncesi ile ben. sonrasında aylar süren koşuşturma. mahkemeler, avukatlar, ifadeler, iş başvuruları, banka telefonları, kağıtlar, evraklar, insanlar.. intihar edip etmeme noktasında yaşanan gelgitler. ‘konuşsana kızımlar’la muhatap olan rüya. rüya ben. sanal orospu. size çok özel anlar yaşatacağım. sonrasında, excelde hazırladığım tabloya, birkaç dakika daha ilave edip, o ay kalan paramın ne kadarını daha diğer aya saklamam gerektiğini hesaplayacağım. rüya ben. istanbul’dayım. yok aslen izmir’de. ama bunu bilmeseniz de olur. 24 yaşımda otuz gösteriyorum. ama gerçekte 29 yaşımda olduğumu bilenler hep genç gösterdiğimi söylerdi. 6 ay içinde yaşlanmış olamam ya. 6 ay önce bir şirketin üst düzey yöneticisiydim efendim, ama bunu bilmeseniz de olur. bilmeyin de zaten. göğüslerim iridir. bacaklarım pürüzsüz evet. yüzümü görmeniz için bir saatinizi bana peşin harcamanız yeterli. sonrasında size 81bin liraya sattığım ruhumu bile gösterebilirim. ilginizi çekerse eğer. sonra mı? sonrasında sizinle bir gece geçiremem. sanalım ben. her şeyiyle sanal. sanal genelevin sanal orospusu.. özgeçmişime bunu da eklemeli miyim sizce? o zaman işe alınır mıyım? yani şu bankaya ödemem gereken miktarı kazanabileceğim türde bir işe, yoksa herkes bir iş bulabilir elbette, ama asgari ücretin üçte birine el koyacak olurlarsa, 22buçuk sene sonra bitiyor borcum. ve kalan üçte ikinin ne kadarını kiraya ayırabilirim hiç düşünmedim efendim. haklısınız, kolay bir yolu seçmiş olmakla nasıl bir karaktere sahip olduğumu açık ediyorum size. anneme çekmişim, kolay yolu seçip intihar etmeseydi, toplumun ahlak sigortası olmayı hak edemezdim. siz bir de beni on sene önce görmeliydiniz. arkadaşlarım diğer odada, sevgilileri ile oynaşırken, onların iniltileri eşliğinde soru çözüyordum. cinsel devrimin tasnifi üzerine ikinci masterımı da yaparım artık.

    bunları söylüyordum sesli sesli. web kamerasındaki görüntüme bakıp, “gömleğinden bir düğme daha açar mısın” diyen bir hödüğün karşısında, kendi kendime konuşuyordum, onun aletini okşama hızından, boşalmasına ne kadar kaldığını anlamaya çalışarak, ve istemeyerek hemen boşalmasını, biraz daha kalmasını ekranın karşısında, her dakika 25 kuruş kazandığımın bilincinde olarak, ayda 9000 dakika yapamazsam, bankanın benden istediği miktarı karşılamak için, sanallıktan sokaklara düşebileceğimin tehlikesi ile yüzleşmeden henüz.

    beni gördüğünde, ve tanıdığında, adamım, işte o ay, işler kesattı anlıyor musun? dakikalar yani. ve çıktım. sanalını yapan gerçeğini de yapar dedim kendi kendime. ve sokağa çıktım. talatpaşa bulvarına. görmüştüm birkaç kez. alsancaktan gece eve dönüşlerimde, yani bu pezevenk ortadan kaybolmadan önceki yaşantımda, milat gibi değil mi? pezevenkten önce, pezevenkten sonra. her neyse, görmüştüm, orada bazen birilerinin, travestilerin ya da diğerlerinin, yolda beklediklerini. bekledim ben de. gecelik dört yüz lira istedim. çok dediler. sanal orospudan eğitimli orospuya terfi etmiştim. her şey çok çabuk gelişti işte, dediğim gibi. sigaran kaldı mı? Sana on kutu daha sigara gönderiyorum. Eğer gardiyanlar vermezse haberin olsun.

    not: 4 yıldır üzerinde çalıştığım, yüzde otuzunun bittiği, romanlarımdan birinden bir pasajdır. romanın adı henüz yoktur. roman’da zack, jack, rüya ve aydın da dört ana karakter, hikayelerini kendi ağzından anlatır, pornografik bir polisiye roman olması nasip edilmektedir. biterse, önceki sekiz kitabım gibi bunu da ülkede’deki hiçbir yayınevi basmayacaktır.. onlardan umudu keseli de ülkede ki yayıncılık sektörüne güvenmeyi bırakalı 10 yıl oldu, biterse yine, fanzin halinde 4-5 fasikül olarak ya da karton kapaklı ciltli miltli kitap olarak basaram, paraya bağlı. pdf’si her daim isteyen herkese açık tabii ki..

    fuck copyright and copyleft-viva copycentre

    önlem:”gerçek mi?” he gerçek,bu saçma soruyu sormayın yazdığım zırvalar hakında, sıkıldım. başıma gelmeyen şeyin, yaşanmamış olma olasılığının olmadığı gibi, rüya da 2arkadaşımın hayat öyküsünden mixlendi. ama sıkıldım peynir gemililerin gerçeklik algısının çarpışık hologramından

  • Wu Wei – kasımda

    bilen bilir, hatırlayan hatırlar. 2004 yılında 13 sayı süren bir yeraltı gazetesi maceram olmuştu, bir kaç anarkonun desteği sayesinde iki üç haftada bir olmak üzere, yaklaşık bir yıl boyunca çıkan gazeyi, çoğu anarkonun da kösteği sayesinde sayesinde öldürmüştüm. adı anarşizmir idi.

    şimdi Wu Wei adı ile 14. sayıdan, biraz farklı bir format ile, devam ediyorum. aslında 3 yıldır devam ediyorum çalışıyorum da, olmuyor işte. neyse..

    aşağıdaki, yeni format hakkında, algısı olana bir fikir sunar.

    suni gündemlerle işi olmayan, geçmişi, günümüzü ve geleceği tek bir “an” içinde değerlendirenlerin yeraltı gazetesi, aperiyodik olarak, ve malesef tek başıma yapacak olduğum için, ağır aksak şekilde, tekrardan yayın hayatına dönüyor.. içerik beklemiyorum. göndermeyin. çünkü sıkıldım.

  • yeni zine projesi: Ö.s.K: "ÖfkeliSeslerKorosu"

    yeni zine projesi: Ö.s.K: “ÖfkeliSeslerKorosu”
    çok sayılı olacak. ilk sayı, kasım anca. bir kısmı hazırdı zaten, zebelliyat adlı baş belası ucubeyi başımdan savdığım için, gerilmiyorum, ilgilenebiliyorum diğer projelerimle. oley.
    şarkılardaki bir takım lirikler üzerine bir takım hassas incelemeler cımbızlamalar eşleştirmeler çıkarsamalar kaynaklamacalar ve macalar ile ilgili bir fanzin olmakta..
    geçen hafta bana “laf yapma iş üret” diyen amca, napıyon? : )
  • fanzineko lamelenka

    #gzu_playlist_turkcerap // müziği hiçbir zaman iyi bildiğimi iddia etmedim, ki eğer underground piyasa ilgili iseniz müzik konusunda zaten böyle bir iddianız olmaması gerekir, çünkü ben bu postu ben bitirene ya da siz okuyana kadar bile dünya üzerinde, dinlemeye vaktinizin yetemeyeceği kadar çok şarkı kaydedilecek. özellikle müzik türü fanatizmi yapmıyor ve takım tutar gibi müzik türü tutmuyor iseniz, işiniz zor, yeraltı piyasasını takip etme konusunda.
    gerçi artık biraz daha kolay her şey, sevdiğin grubu/sanatçının hesaplarını sosyal medyadan ya da müzik dinlenebilen kanallardan takip ediyorsun, bildirim ya da e-posta alıyorsun yeni işlerinde.
    ancak; öncesinde youtube, sonrasında digital platformlar, asla ısınamadığım ama kullanmaya mecbur kaldığım araçlar oldu hep. 2002 yılından beri, müziği keşfetme konusunda, slsk kullanıyorum ve yıllar içinde de dünyanın her yerinden bir çevre edindim o platformda. üstelik youtube spotify’a düşmemiş ve büyük olasılıkla da düşemeyecek veya düşse bile benim indirdiğim ses kalitesinden kat kat düşük olacak kayıtlar buluyorum soulseek’te. dahası 10-50-100 adet limitli basılan işler, bootleg, yayınlanmayan işler, demolar, (wu tang ilk albüm öncesi yaptığı demo gibi) ev yapımı işler, hayranların çektiği video kayıtları vs vs..
    gel gelelim üç ay önce, üç terabayt harici hdd öldü. bir kaza sonucu. tamiri deli para ve asla vermem. soulseek’te biraz zaman ve emek harcayarak, tekrar geri çekerim onları.. sorun şu ki, aşağıdaki listeye ekleyemediğim mc/grup ya da listede olanların ekleyemediğim parçaları mevcut. çünkü internetin hiçbir yerinde (soulseek hariç) yoklar.
    türkçerap dinleyen bulgar arkadaşım sayesinde çoğunu kotardım gerçi türkçe rap arşivimin çünkü birbirimizle eşitlemiştik. şimdi sırada ejnebi rap ile, yerli yabamncı punk, riot grrrl ve trash, triphop, post rock, jazz ve hatun vokalli soft işleri toparlamaya geldi sıra. bir yılımı alır. ama değer. ama o zimbabwe’li güzide punk grubunun adını hatırlayamıyorum.
    işte bu süre zarfında da, üç ay öncesinde kendime playlist yapmaya başlamıştım. onu paylaşmak istedim.
    eminim bilmediğiniz hiç duymadığınız mc/grup ya da onların trackleri mevcuttur, benim de bilmediğim duymadığım için listede olmayan ya da henüz eklemediğim ya da sevmediğim için eklemediğim mc/gruplar olabilir. “aga şöyle bir grup/mc” var derseniz, dinlemek isterim.. (illa rap olması gerekmez, 200 bpm cıstak cıstak şeyler dışında her bir şeye bir kulak veririm. (ağırklı rap/punk/trash dinlesem de)
    müzik fanzinimin yeni sayısında, vakit zorlamazsa digital platformlar ve müziğin geleceği hakkında bir dosya konusu hazırlamak istiyorum ama, gün 24 saat, ay 30 gün. ve ben aylağım.. kafamda duruyor sözcükler, bu sayı olmazsa diğer sayı olur dosya konusu..
    not: listedeki isimlerin tüm işlerini dinlediğimden yüksek derecede eminim ama bir açık kapı da mevcut; çok eski ilk dönem ya da az bilinen ve digital plat. ya da youtube’da olmayan bir kaydı ise önerebileceğiniz..
    not2: sagopa ve norm ender diye bir iki elemanın varlığından haberdarım, listemde yok diye telaş etmeyin paniğe kapılmayın… 🙉
    tabii ki sıralama karışık olsa da, o sıralama da zamanla yapılır hatta eski radyomuzu papa bulup tekar açar isem eski haftalık iki ayrı konseptli yayınıma başlar, yayın yapmak isteyen herkese de açarım. önce bi şu bizim beş sene önce parasızlıktan kapanan siteyi açak.. 👊🏿💾💿☯️☠️🏴‍☠️🏴👂🏿
    bu arada dün işportadan eve dönerken, bir muhabbete kulak misafiri oldum. yaklaşık 22-26 yaşları arası olan 3 erkek bir hatun dört genç, norm kavanoz, ben fero ve ezhel, killa hakkında laflıyordu. fark edince, kulaklığı çıkarıp, dinledim. bir tanesi zorm’u savunurken, diğeri ceza dışında hepsi kötü o şarkıda dedi, bir diğeri ezhel’in lirikleri boş değil, autune’a kaymasaydı keşke, geçmişi de çok sağlam dedi, (tuttum o çocuğu, ezhel’e laf söyleyen ve türkçe rap dinlediğini sananları kaale alamıyorum, kusuruma bakmayın) biri ben fero hakkında savunmasa da savunur gibi konuştu, hatun da “durağa gelsek de insem” der gibi duruyordu… sonra durağa gelince, izbandan inip, kulak misafirliği dolayısı ile çıkardığım kulaklığımı takıp, yarım kalan “slayer-hell awaits” albümünü dinlemeye devam ederek otobüs durağına geldim. bindim, oturdum. az kalsın ineceğim durağı kaçırıyordum, ne biçiN album o ya? : ))
  • okuma kılavuzu

    okuma kılavuzu

    geçmiş yıllarda aldığım el-le-eş-tiriler sonucu, birkaç kelam etmeye
    karar verdim ki; yeni maruzatlara gebe kalmayak cümle alem. vira
    bismillah

    · yazarken cümle kurmuyorum. bu nedenle, kullandığım noktalama
    işaretlerinin tariflediği ara duraklardaki mola süresine dikkat ederek
    ilerlerseniz çizdiğim krokide, anlamsal bir karmaşaya ya da zorlukla
    ileriye nüksedilme cerahatine kapılmayabileceğinize inanıyorum. bu
    konudaki inancım tam

    “imansız yazarın hakkından dinsiz fanzinci gelir” bir atakopi sözü

    · bana göre gereksiz olan noktalama işaretlerinden ve çeşitli
    harf yüksekliklerinden kaçınıyorum. ve bunlar gibi bir takım
    hezeyanlarım neticesinde öne sürmeyi akıl edebildiğim ekonomik ve
    finansal das illuminatik tasarruflar, cümle alemin edebi performansında
    iktisadi bir reformun devrim meşalesini sırtlanır diye inanıyorum. bu
    konudaki inancım, geyik inancı.

    “okuruyla geyik yapamayan yazarın arkasından avcı geyikler koşar inşaahtapot” bir atakopi bedduası

    · yazdıklarımı, bir yayınevi aracılığı ile arz-ı endam etmeyi
    düşünmüyorum. o yüzden bana gelip, “abi biraz çeki düzen versek, bi
    üzerinden geçsek, redaktöre versek, lahmacun ısmarlayıp çayı da şekersiz
    içtik mi olur bu iş” ve benzeri yaklaşımlarla, edebi kum torbasına sun-i
    tenezzül etmemi istemeyiniz. he olur da bir yayınevi, kendi kendisine,
    tek bir kelimesine ve virgüllerime bile, ayrıca kapağıma ve dahi arka
    kapağına karışmayıp, üzerine de kaptan köşkümdeki matarama kahvemi
    doldurup, tütünümü almayı kabul ederse, düşünürüm.. söz veremem..

    “küstah bir yazarın rahmetini, külahsız dondurmayla okuyunuz” bir atakopi şerifi

    · yazdıklarıma ve varlığıma karşı alacağınız tavır neticesinde
    sağlı sollu girişeceğiniz kontra ataklarda gardınızı nereden tutmanız
    gerektiğini, geçmişte üzerime fırlatılan okların çekim hatalarıyla
    ilgili bant kaydını inceleyerek, öğrenebilirsiniz. he evet, şiir değil
    bu, imlan bozuk, kötü yazıyorsun, edebiyat bu değil, mantık hatası var,
    duygu yok, türkçeyi bozuyon abi, vesaire vesaire hep aşka dair
    mutluluğun içinde derdi vesair. son kısım müslüm babamızdan geldi.
    istekler bu yönde.. napak

    ·  yanlış yazdığım bir kelimeyi düzeltme önerinizden önce, mutlaka üç kere düşünüp, sonra da üç elam okuyunuz. bu yıl ki edepiyatların, kelime türetme kategorisinde, tdk ile girdiğim rekabetten öte gam yemedim

    ·  ve tüm bunlardan sonra, sanılanları sarmak adına bir son madde
    ekleyelim: kendime çok güveniyor ya da burnu havada değilim hacı,
    küstahım sadece, olunulması gereken yerde olunulması gerektiği kadar
    olunulması gerektiği kişilere.. diğer tüm ihtiyaçlarınız için ninjakart,
    girdo finans aracılığı ile, tarafınıza deklare edilecektir. yeter ki,
    iyi niyet, samimiyet, ve pohpoplama içermeyen bir dehdehleme ile
    yakınınız, şuuriyetimden.. de hade eyvalle

  • yeni zine serileri yolda..

    şu başımın belası enerjimi kemirip beni geren Zebelliyat adlı fanzinin ay sonu, son en son final sayısını basıp, kurtulacağıma, yani başımdan def edeceğime; dahası sikkortman apartmanını ve onla ilişkili herkesi banlayıp, iftira hakaret manipülasyon çarpıtma ve isim vermeden laf sokma girişimlerini görmeyeceğime, sağda solda görsem de ilgilenmeme kararı aldığıma göre, kafamda epeydir var olan eski projelerimi hayata geçirebilirim..


    belki böylece eskiden (2014’e kadar) uyguladığım “9 haftada 1” periyodumla her 9/1 haftada yeni bir başka zine ile kapılarınızı çalarım. son 5 yıldır, yılda bir toplu aynı anda minimum 7 maksimum 12-13 fanzini aynı anda basıyorum, bu süreç maddi ve dağıtım süreci olarak daha fazla yoruyor zaten, gel gelelim hayat şartları son dönemde oyun kartlarımı karmayıp zihnimi tırnaklayan meseleler de iyice şumarınca 9/1 periyoduma engel oldu, kurtuldum o tırnaklardan da son iki aydır, zihnimdeki kaplumbağaları tilkileri ve kargaları kağıda ve ekrana nakletmeye başladım…
    içerik göndermek için e-posta yolu ile veya buradan iletişim kurabilirsiniz, her tür içerik olur, hoşuma giderse basarım, her tür içerik olur çünkü her türde fanzinim var. müzik edebiyat felsefe sosyoloji psikoloji sinema politik mizah porno kolaj foto kişisel bilimkurgusal kilimkurgusal fantastik yazı çizi resim günlük iç dökme göz yaşı kahkaha ses kaydı video podcast c4 patlayıcı M4A1 tüfek, hap, cuvara, boş a4, uhu, makas neşter, tütün, arap kağıdı filtre zekat gibi tüm içeriklerinizi izmiryer6distro@gmail.com adresinden paslayabilzenzah…
  • işportaL soundtrack – track no1 – çağrı sinci – sokak boştu

    Yaşadığını iddia ettiğin, bütün bu şeyleri
    Yaşasaydın, hiç bahsetmek istemezdin abicim
    Ket vururdu beynin, salak, salak gezerdin 6 ay
    Şimdi sus! Elimde var fena bişi”
    lyrics:

    [Verse 1]
    Bazen öyle çok da fazla kurcalamıycaksın
    Bozulduysa bırak işinin ustasına, bi’ baksın

    Güzel günler yakın, fakat uslanmıycaz ki
    Renkli düşler sokakların zulasında saklı


    Ellerimde kan yok, ellerimde kir ve ter var
    Saat 5, bence yat, bu kadar yeter ya!
    Benim olayım farklı, benim vazifem var
    İzlemezsem eğer, bi’gün doğmaz güneş, hakkaten bak


    Beni mahveden de bu, bu aydınlık korkusu
    Suyumda kahvenin tadı, kaçak çayın tortusu
    Hiçbi’ kahpenin adı, ezberimde değil hâlâ
    Bu sahtelik yarın da sürcek, anlamıyo’ musun?


    Bi’gün yavaşlamam gerekti, yoksa belki ölürdüm
    Ve süratliysen sükuneti tek rüyanda görürsün
    Şafak vakti Yolçatı’nda kumar sofrasında
    Silah çıkartırsa tanımadığın bi’ adam, o an büyürsün


    Çocukluğum sokaklarda, geçti benim
    Yok uğruna, çok ahbabı düşman ettim, öyle kendime
    Yoksulluğun yok ahlakı
    Bilir misin, kenar mahallelerde herkes ağlar, kendi derdine


    Yaşadığını iddia ettiğin, bütün bu şeyleri
    Yaşasaydın, hiç bahsetmek istemezdin abicim
    Ket vururdu beynin, salak, salak gezerdin 6 ay
    Şimdi sus! Elimde var fena bişi


    [Hook](x2)
    Sonra döndüm, yanımda kimse yoktu
    Hemen bizimkileri sordum o an, dizlerimde korku
    Anlamadı ne söylediğimi, belli ki sarhoştu
    Mekan loştu, sokak boştu


    [Verse 2]
    Geçmişe saplanıp kalmak, muhteşem bir hata
    Tadı vardır her hatanın insanoğlu, tadar
    Kimi gece yaşar ve öğle vakti yatar
    Sen öylesinden korkucaksın, hayat ona batar



    Bazen, imajdan da fazlasıdır, sakal
    Zaten, inansaydım gülümserdim, sana
    Madem, uzaktaydın neden döndün lan, dedi
    Ben, naber diyecektim, yalnız diyebildim tamam


    Var peşimde, 50 tane ufak yaşlı, çakal
    Darp edince suçlusun, affedersen skandal
    Ah be çocuk demedim mi, vururlar seni
    Bu yaşta, bu cesaret, elinde bi’ taş, bi’ de sapan



    Ben kaçmadım ordan, beni gönderdiler
    Peşimde kısmen doğru, söylentiler
    Onlar özgür olmayı da benden, öğrendiler
    Ben bi’ guguk kuşuydum, beynini körleştiren


    Baktım kollarımda ip, boynumda ip
    Yukardan bi’ el yönetmiş beni hep ipleri çekip

    Kopartıp attım, hesabı istedim peşin
    “Tamam borcun yok, siktir git!” dedi, ibnenin teki


    Şimdi döndüm ve inan tek isteğim huzur
    Kaçırırsan bi’ defa, hukukumuz bozulur
    Unuttuysan kim olduğumu, hatırlatmam uzun
    Sürmücektir bak paçamda kaldırımın tozu

    https://www.youtube.com/watch?v=VJowYDDYw8A

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=VJowYDDYw8A]

  • diSStro

    üç gündür twitterda süregelen saçmalıklar prim sanılan haklı kavgamız sonlanmıştır. topladığımız veriler ve bize verdikleri malzemeler disszine fanzinimizin 2. sayısı olan “ayağım” da işlenerek yeni metinlere dönüştürülecektir.. yarattığımız gürültüden rahatsız olanlar başka alanlara yönelebilirler. şu an itibari ile, konuya ilişkin tüm alakalı hesapları banlayıp işimize geri dönüyoruz. konu kilit kısaca.
    gelişmeleri https://unpz.blogspot.com adresinden dikizleyebilenzah. mesela güncel manifestomuz fransızcaya çevrildi. pek yakında ingilizce çevirisi de geliyor ve beş yıl önce parasızlıktan kapanan websitemiz tekrar açılıyor
  • yorumlu repost.. dağdan şehre inen kaplumbağa..

    6 yıl önce de, bugünkü gibi bir sabahmış siktiminin şehrine döndük gene, ne güzel 10 gündür uzaktık… bir kuyuya düşmek gibi.. umutsuz gözler donuk bakışlar teslim olmuş ruhlar buna rağmen planlar arzular istekler yaşama sımsıkı bağlılıklar otobüs kaza yaparken atılan çığlıklar ölmemek istemeler en arka koltukta sessiz sakin ve paniksizce izle sen de ahmak yaşama ne kadar bağlanırsan zincirin de o kadar sıkı olur biri noktalama işareti mi dedi ?
    -yarı ölü –
    aradan geçen uzun yıllardan ve
    bir şeyleri yoluna koymak için
    verilen mücadeleden sonra
    pes ettiğimi itiraf etmek istiyorum
    sizin dünyanız sizin kararınız
    ama neyse ki bayram bugün
    bugün bayram
    iş yok yani
    tatilmiş
    ve geçenlerde bir arkadaşımı
    muhtemel bir halı saha maçı için
    davet ettiğimiz de
    gelirim ama ben anlamam maçtan dedi
    birinin ayağını kırabilirim
    harbi mi dedim onu ciddiye alıp
    kimse benim ciddi olduğumu sezinlemese de o an
    iyiymiş
    benim ayağımı kıracaksan gel
    bi altı ay rapor alırım sanırım
    öyle değil mi?
    espri değildi
    üzerinde gülünülmüş olsa bile
    ve parmağıma bakıyorum bazen
    parmaklarıma
    hangisini kessem diye düşlüyorum
    ve yapabilirim bunu
    her an her saniye
    biraz daha yukarı çıkıp hatta
    elimi de kesebilirim
    sağ mı sol mu bilemiyorum
    biraz daha yukarı?
    dirsekten mi ayırsak bir parçayı
    ya da omuz
    boyna ne dersiniz?
    —–
    “sonunda söyledim, benden olmaz. dedim konuşcaz, kimse böyle yanmaz.
    öğlen uykusunda bari vurmadan salın beni, zorlanırsam atlarım, brandalar yeterli” @Kayra (of Gına)