https://www.facebook.com/laespiridiondelpueblo/posts/114551743230023
Kategori: Genel
-
what the means?
teşhisimi sonunda buldum. beş yıldır doktorlar kara kara düşünüyordu, ordan oraya döndürüp durdular, şizofrenden bipolara ordan şizoide vs daldan dala en son tanımsız kalmıştık, alt tarafı halüsinasyon görüyoz bu kadar ciddiye almasalardı keşketeşhis şu: çoklu İSİMik bozukluğubkz:
girdap zack unthatowesçûmênto donete sanchezvirtual cosmos be rodrigola espiridion del pueblo
bir de kimlik de yazan var tabii, kan bağım olanlardan başka kimsenin kullanmadığı : ) -
iş ilanı: çevirmen
iş ilanı: İzmiryer6 distro, ücreti karşılığında kısa çeviriler yapabilecek, insanlar aramaktadır…ücret yerine fanzin isteyen olursa fanzin de veririz (öyle bir iki tane değil, bi çok tane) arşivimizde ki onyüzbinmilyon kitapla da takas yapabiliriz… ücret derseniz o da ödenir, anlaşırsak kuruşlarda *ingilizce, fransızca, almanca ve ispanyolca öncelikli tercih sebebidir.. daha çok bunlara ihtiyaç duyuyok.
not: türkçe’den bu dillere çevrilesi çok kısa tanıtım metinlerimiz. (manifestomsu bişi, tarihçemsi bişi, vs vs)
bu dillerden türkçe’ye çevrilesi olanlar ise: yaptığımız röportajlar veya ürettiğimiz işlerle ilgili metinler..not: türkçe’den herhangi bir dile kendi tanıtım metinlerimiz için ses etmek istiyorsanız, dilin hangisi olduğu fark etmez, zemtçe hariç, onu benden başka bilen yok dünyada : ))* tezgahta elli kuruşun hesabını yapan arkidişlere denk gelmek. la oğlum beş lira indirdim işte, para üstü verecem bi de bozdurup bi yerden, paran olmasa neyse.. -
görünen köyün kavalcıları 9. ayak- içeriksel tasnif
fanzinimizin dokuzuncu nüshası olan yeni sayısında ki içeriksel tasnif:Röportajlar:
Keny Arkana (?)
K”st
Kezzo
Milisayrıca ülkede çeviri ve hiphop üzerine fikir üreten üç arkadaşımızla, lirikal çeviri, hiphop üzerine basılı ya da online yayıncılık ve türkçe rap üzerine röportaj yapıcaz, o isimler:Cenk Durlu
Altuğ Orgun
Guerrilla RepublikKeny röportajı gecikirse ya da çeviri çok gecikirse ya fanzin sarkacak ya da röportaj sonraki sayıya kalacak. iki yıldır haberleşmiyordum keny ile, bi son durumları öğrenip cümle aleme ileteyim dedimröportajlara ek olarak gelen reviewsler..brujeria
gwar
discharge
keiji haino
La Düsseldorf
Reptilians From Andromeda
xray spex
sabac
viro the virüsve aşırı geniş kapsamlı bir wu tang clan dosyası, (tüm alt grupları ile birlikte)ayrıca fanzinde, punk, underground rap ve başka naneler hakkında bir dolu içerik de var..mesela
– “varoş değil underground” gibi cahilce bir söyleme karşılık geniş bir makale
– türkçe rap’in günümüze ve diss piyasasına, geçmişten gelerek tarihsel örneklemelerle dokundurma, geçmişe de dokundurmanot, fanzini tek başıma yapıyorum son iki sayıdır, o yüzden bir buçuk yıl iki yılda bir çıkmakta, musikili fanzinimiz, malesef eskisi gibi bir ekip/tayfa yoktur CSNS Yayımları‘nda çok çok uzun zamandır..şu fanzini tek başına hazırlarken zorlandığım kadar hiçbir fanzin de zorlanmadım. ama periyot beş yılda bir de olsa çıkacak işte ben ölene dek.. : )içerik göndermek isteyen olursa gönderebilir ancak yayın formatımıza uyarsa basarık.. yayın formatı nedir? Girdo’nun hoşuna giden her şeydir..“Girdo haber merkezi” huşu içinde sunduvae victis: tek tabanca: https://www.youtube.com/watch?v=R_mVWR-Ms94 -
yeni zine: tükürük
tek sayılık bir hamle. “Öfkeli Alabalık” alt başlığı ile.. eylül sonu basarım..sahife :2 (la música puede cambiar el mundo) -
yeni yayın: genital panik
sipariş: https://subyayin.com/yayin/genitalpanik/
sasha grey’in kokain çeker gibi bir sehpadan sperm çekerken neredeyse ağlayacak duruma geldiğini görmediniz mi? gülüyordu ama. ve bir röportaj veriyordu. ben izledim. hayır giyinik vaziyetteydi. gülüyordu ve arada filminden kısa bir skeç devreye girdi. sperm çekiyordu orada çırılçıp-lak bir şekilde. aletim kıpırdamadı ve içim bir hoş olmadı. çünkü artık o kadar fazla saçma sapan videoda rol aldım ki artık bunları izlediğimde hiçbir şekilde erekte olamıyorum. ama bu dijital sperm çukurunun diğer tarafında, ekranın önünde dalgasını sıvazlayan dallamanın hayatındaki bir şeyleri yoluna koyabilmesi için ya da iyice kontrolden çıkıp sapıtabilmesi için benim spermime, amy’nin kıçına, sasha ’nın vajinasına, madison’nun tokatlanmasına, kayden’nın saksosuna ihtiyacı var. ama bu dallamadan daha da önemli olan, bu sanal rahimde hepimizin genetik materyallerinden meydana gelmiş sadece dalga ve vajinada oluşan dijital bir cenin var. ve o her geçen gün yapısını daha da fazla komp-leksleştirerek ağ ile birleşiyor. bir film ya da dizi sitesinde alttan ya da yandan fırlayıp veya yüzlerce kez yeni pornog-rafik spamlar açıp iletişime geçmeye çalışıyor. ve ben iste-sem veya istemesemde spermimle, penisimle ve çekilen tüm bu videolar ile sayısal veriler olarak onu besleyeceğim. bundan kaçamam.
10×15 cm booklet
limited edition
20 sayfa
-
"çok meşgulüm hacı ben" – "ben de çok pis aylağım aga"
Tolga Havran paylaşmış, araklamasyon mirante adlı fanzinimde yerini alacak bir metin oldu..ek olarak altına bir kaç şey yorumlayarak naklediyorum, çünkü özellikle son iki yıldır 20 yıllık dostlarımdan bile en çok duyduğum şey: “çok meşgulüm”, “zamanım yok”, yaptıkları bi şey de yok işe gidip eve gelmek dışında.. yazı şu:Eğer 21. yüzyılda büyük bir şehirde yaşıyorsanız muhtemelen çevrenizde sayısız insanın size ne kadar meşgul olduklarını anlattığına tanık olmuşsunuzdur. Herhangi birine “Naber?” dediğinizde alacağınız yanıt ya “Meşgulüm bu ara” ya da “Bu aralar çok yoğunum” olur. Bu yanıttaki yakınmanın arkasına gizlenmiş bir böbürlenme olduğu da bariz.Dikkatinizi çekmek istediğim husus ise bunu söyleyen insanların fabrikada çift vardiya çalışmaya zorlanan veya kenar mahalledeki evinden asgari ücretle çalıştığını işine saatlerce otobüs yolculuğu yapan insanlar olmadığı. Bu emekçiler meşgul değil tükenmiştir, yorgundur – ayakta uyuyacak kadar yorgun.Meşguliyeti nedeniyle ağlayıp sızlayanlar neredeyse her zaman bu meşguliyetlerini kendileri yaratırlar: işleri, gönüllü olarak üstlendikleri yükümlülükleri, dersleri ve çocuklarının aktiviteleri. Kendi hırsları, dürtüleri ve kaygıları yüzünden, meşguliyete bağımlı oldukları için meşguldürler. Meşgul olmadıklarında, serbest zamanları olduğunda karşılaşacakları boşluktan ürküyorlar.HERKES ÇOK MEŞGULNeredeyse tanıdığım herkes çok meşgul. Çalışmadıkları veya işlerinde yükselmelerine yardımcı olacak bir şey yapmadıkları zaman suçlu ve endişeli hissediyorlar. Arkadaşlarına ayırdıkları zaman ise bütün sınavlardan yüz alan öğrencilerin CV’lerinde güzel gözüksün diye gönüllü çalışmalarına benziyor.Geçenlerde bir arkadaşıma “Bu hafta bir şeyler yapmak ister misin?” diye yazdım. Verdiği yanıt ise “Çok zamanım yok ama bir şeyler olacaksa haber ver, bir iki saatliğine işi ekip gelebilirim” oldu. Bu hafta içinde gerçekleşme ihtimali olan bir etkinlikten bahsetmediğimi, yazdığım şeyin başlı başına bir buluşma daveti olduğunu açıkça belirtmek geldi içimden. Lâkin meşguliyeti sürekli artmakta olan bir gürültü kaynağı gibiydi, aramızdaki iletişimi engelliyordu. Anlaşabilmemiz için birbirimize bağırmamız gerekiyordu ve ben de ona geri bağırmaktan vazgeçtim.ÇOCUKLAR DA ÇOK MEŞGULGünümüzde çocuklar bile meşgul. Okul içinde ve dışında bütün günleri yarım saatlik programlara varana kadar ayarlanmış durumda. Günün sonunda eve ebeveynleri gibi yorgun dönüyorlar. Çalışan anne babaların çocuklarına ev anahtarlarını verdiği, çocukların okuldan çıkıp evlerine ve mahallelerine dönerek 3-4 saat özgürce oynadığı nesildendim. Okul sonrası geçireceğim zaman programlanmamıştı. Ben de keyfime göre ansiklopedi okuyor, animasyon yapıyor, sokakta arkadaşlarım oynuyordum. Bu şekilde geçirdiğim zaman hayatımın geri kalanı için önemli ve işe yarayan yetenekler, içgörüler kazandırdı bana. Dilediğim gibi geçirdiğim bu saatler hayatımın geri kalanını nasıl yaşamak istediğimle ilgili bir model oldu benim için.BİRBİRİMİZE KOLEKTİFDAYATMALARIMIZ
Bu histeri hayatın gerekli ve kaçınılamaz koşulu değil, aksine tercih ettiğimiz, boyun eğdiğimiz bir durumdur. Bir süre önce yükselen kiralar nedeniyle kenti terk etmek zorunda kalan ve şimdi Fransa’nın güneyinde bir köyde yaşayan bir arkadaşımla Skype üzerinden görüştüm. Kendisini yıllardan sonra ilk defa mutlu ve rahat olarak tanımlıyordu. İşlerini yine yapıyor, ancak bunlar bütün gününü ve beynini tüketmiyormuş. Kendini tekrardan gençliğinde, öğrenciliğinde gibi hissettiğini anlattı – akşamları arkadaşlarıyla kafelere gidiyormuş. Hatta bir erkek arkadaşı bile olmuş (New York’taki ilişkiler için “Herkes çok meşgul ve herkes ‘daha iyi’ birisini bulabileceğini düşünüyor” demişti bana). Kendi kişiliğinin bir parçası olduğunu düşündüğü hırslılık, depresiflik, huysuzluk ve huzursuzluğun çevresinin bozucu etkilerinden kaynaklandığını anlamıştı. Aslında hiçbirimiz böyle yaşamayı istemeyiz, kimsenin trafikte beklemek veya liselerdeki gaddarlık hiyerarşisinin bir parçası olmak istemediği gibi. Aksine, bunlar birbirimize kolektif olarak dayattığımız şeylerdir.Meşguliyet bir tür varoluşsal sigorta, boşluğa karşı bir set görevi görüyor; eğer meşgulseniz, her saatiniz programlanmış ve doluysa, size sürekli ihtiyaç duyan birileri varsa hayatınız saçma, aptalca veya anlamsız olamaz. Maalesef bu sahte vazgeçilmezlik durumunun arkasındaki gerçeği görmek, bunun yapısal bir kendini kandırma hali olduğunu fark etmek epey zor.Günümüzde gittikçe artan sayıda insan somut, elle tutulur bir şey üretmiyor. Bu yüzden bu yapmacık meşguliyet ve tükenmişlik halinin, insanların şu hayatta yaptıklarının kimsenin umurunda olmayan şeyler olduğunu gizlemekten başka bir işe yaramadığını düşünüyorum.TUTKULU BİR TEMBELİMBen meşgul bir insan değilim, tanıdığım en tutkulu tembel olduğumu söyleyebilirim. Çoğu yazar gibi, yazmadığım tek bir günde bile yaşamayı hak etmeyen günahkâr bir serseri olarak hissediyorum. Bir yandan da günde 4-5 saat çalışarak bu dünyada bir gün daha geçirmeme yetecek bir para kazanabileceğimin farkındayım. En güzel sıradan günlerimde sabahları yazar, ardından uzun bir bisiklet turuna çıkar, öğleden sonraları ayak işleri yapar ve akşamları da arkadaşlarımla görüşür, kitap okur veya film izlerim. Bence bu, yaşamak için makul ve hoş bir gün. Ve eğer beni arayıp görüşmek istediğinizi söylerseniz meşgul olduğumdan, planlarımdan bahsetmek yerine “Ne zaman?” derim.Ancak, sadece geçtiğimiz bir iki ay boyunca profesyonel zorunluluklar nedeniyle sinsice meşgul olmaya başladım. İlk defa beni davet eden insanlara doğrudan çok meşgul olduğum için katılamayacağımı söyleyebiliyordum. İnsanların neden böyle demekten keyif aldığını anlamaya başladım: kendinizi önemli, rağbet gören ve el üstünde tutulan bir insanmış gibi hissettiriyor. Buna rağmen meşgul olmaktan nefret ettim. Her sabah e-posta kutum, bana yapmak istemediğim işleri yapmamı söyleyen, çözmem gereken sorunlar getiren e-postalarla doluyordu. Her geçen gün artarak daha da katlanılmaz hale gelen meşguliyetimden uzaklaşmak için kenti terk ettim ve bu satırları yazdığım gizli adrese geldim.DÜNYANIN AKIŞINA DAHİL OLMALIBurada beni taciz eden yükümlülükler yok. Televizyon yok. E-postalarıma bakmam için uzaktaki bir kütüphaneye gitmem gerekiyor. Haftanın büyük bir kısmını tanıdığım tek bir insan görmeden geçiriyorum. Burada düğünçiçeklerinin, sünelerin ve yıldızların ne olduğunu tekrar hatırladım. Okudum. Ve aylardan sonra ilk defa gerçekten bir şeyler yazdım.Dünyanın akışına dahil olmadan hayat hakkında yazacak bir şey bulmak nasıl imkansızsa, tekrardan bu akıştan kopmadan yazacak şeyin ne olduğuna ve bunun nasıl yazılması gerektiğine karar vermek de imkansız.Boşluk, aylaklık sadece bir tatil değil aynı zamanda bir zaruret. Yani örneğin D vitamini vücudumuz için nasıl bir gereklilikse boşluk da beyin için aynı şekilde gerekli. Yokluğunda zihinsel sorunlar baş gösterir. Aylaklığın getirdiği sessizlik ve açık alan, hayattan dışarı bir adım atıp bütünü görmemizi, sıra dışı ve beklenmeyen bağlantılar kurmamızı, yaz ortasında ilhamın vahşi yıldırımlarını beklememizi sağlar. Paradoksal olarak, aylaklık, herhangi bir işi iyi yapmak için şarttır. ABD’li roman yazarı Thomas Pynchon “Yaptığımız işin özü genellikle aylak aylak düşünmektir” demişti miskinlikle ilgili makalesinde. Arşimet’in küvetteki evrakası, Newton’ın elması ve daha birçok örnekte görebileceğimiz gibi tarih boş boş otururken ve hayal kurarken gelen ilham hikâyeleriyle doludur.“Geleceğin hedefi tam istihdam değil tam işsizliktir, böylece sürekli oyun oynayabiliriz. Mecvut sosyo-ekonomik düzeni yıkmaya işte tam da bu yüzden ihtiyaç duyuyoruz.” Bu sözlerin ot içen bir anarşistin zırvalamaları diye olduğunu düşünebilirsiniz – ancak bunu söyleyen, scuba-diving ve langırt oyunları arasındaki boş vaktinde Childhood’s End kitabını [Ç.N.: Bu kitap Türkçe’ye Son Nesil olarak çevrilmiştir] yazan ve günümüzün iletişim uyduları çok önceden hayal eden Arthur C. Clarke’tı.ÇALIŞMAK YERYÜZÜ İÇİN CEZADIRİŞarkadaşım Ted Rall bir köşe yazısında geliri işten bağımsız kılmamız ve her yurttaşa bir maaş garantisi vermemiz gerektiğini yazmıştı. Bugün kulağa deli saçması olarak gelse de önümüzdeki yüzyılda kürtaj veya oy hakkı gibi evrensel bir hak haline geleceğini düşünüyorum.Püritenler çalışmayı bir erdem, iyi ahlakın bir parçası haline getirdiler – oysa unuttukları şey, Tanrı’nın çalışmayı bir ceza olarak yeryüzüne göndermesiydi.Belki de herkes benim gibi davransa dünyanın çivisi çıkar. Lâkin ben ideal insan yaşamının benim aykırı aylaklığım ile dünyanın geri kalanının bitmeyen çılgın aceleciğinin arasında bir yerde yattığını düşünüyorum. Benim rolüm sadece çocukluğunuzda evde çalışırken camınıza çakıl taşı atıp, bağırarak sizi sokağa oynamaya davet eden çocuk gibi ‘kötü’ bir çağrıda bulunmak. Benim azimli aylaklığım bir erdemden çok bir lüks. Ama ben bunu bilinçli bir tercih sonucunda gerçekleştirdim: Yıllar önce zamanı paraya tercih etme kararını aldım. Çünkü bu dünyada geçireceğim sınırla zaman ile yapabileceğim en iyi yatırım, bu zamanı sevdiğim insanlarla geçirmek. Bir gün ölüm döşeğimde bu kararımdan pişman olma, “keşke daha fazla çalışsaydım” deme ihtimalim de var. Ancak ben o sırada pişman olmaktansa “keşke Chris ile bir bira daha içebilseydim, Megan ile uzun bir sohbete daha dalabilseydim ve Boyd ile son bir defa kahkaha atsaydım” diyeceğimi düşünüyorum. Hayat meşgul olmak için çok kısa.TIM KREIDER—20 yıl önce ürettiğim işleri yayınlamaya başladığımda tek başımaydım. nerdeyse 3 yılda hemen hemen tek başıma devam ettim, sonra bir şeyler oldu, art niyetli ve başka amaçlarla da olsa, samimiyetle de olsa, birileri geldi omuz verdi, dirsek temasları kuruldu, dayanışıldı, bu süreç hemen hemen 2009’a kadar artarak devam edip, sonrasında giderek azaldı ve 2014’de tamamen patladı, tarihleri bilerek veriyorum. ve özellikle son 2 yıldır, 20 yıllık-10 yıllık dostlarım ve aynı zamanda beraber iş yaptığım insanlarla, bırak bir şeyler üretmeyi iki çay içip 1 saat geyik bile yapamaz oldum. sürekli “abi işim var” “çok yoğunum” “yorgunum” işi olanların işe gidip eve gelmek dışında olmayanların hiçbir şey yapmamak dışında bir bahanesi de yok. üstelik arada bir gaza gelip bana projeler üretmeleri de çabası, sonra gene tık yok. gaza gel vaad ver ortadan kaybol.. altı ay önce de bir karar alıp ben üç beş arkidişim dışında kimseyi aramamaya karar verdim. çünkü gerçekten ama gerçekten önemli bir mevzuda whatsup mesajını görüp bir ay sonra bile geri dönmeye zamanın yoksa, bence o yoğunluğunun senin yaşamını ele geçirdiği ve 20 yıllık dostlarını bile özlemez duruma soktuğu anlamına gelir. kimse de sokağa çıkmaya para yok bahanesini üretmesin..en ağır işlerde pazar dahil 12-16 saatlik vardiyalarda çalıştım, geceli gündüzlü, yıllardır. kimse ağzımdan “yorgunum” “meşgulüm” lafı işitmemiştir. yoğunum dediysem de o üç kuruş için debelendiğim fabrikalardan değil, ürettiğim işlerin birbirine dolanması nedeni iledir..dünkü ve sabahki afakanlardan sonra her türlü yerde (tlf rehber dahil) güzide bir temizlik yapıp, insan sayısını da çok ciddi derecede azalttım. bana dünyanın değişmesi için algıların değişmesi ya da tamamen silinmesi için yaşayan insan lazım. kendi ismi ünvanı için yaşayan da, selfie yer bildirimi sofra içiyorum temalı post peşinde koşan da, sisteme nerden yamarım da parayı vururum kaygısı taşıyan insan da öte tarafta bin kısır-döngülü dönme dolabına..eski bir zırvamdan da bi kaç bişi alıntılayıp susayım:““kendini bırakma.” bayılıyorum bu lafa. “kendini bırakma.” ulan mesele bu değil ve ki herkes kendini bıraksa ne kadar güzel olur biliyor musunuz? herkes salsa bi şöyle. devrim mücadele ile değil de salınımla gelse.. hiçbir şey yapmasak yaşamak için. hiçbir şey ama. faturaları ödemeyerek başlasak. kesilirse kesilsin elektrik ve su. ama mesele bu değil. bir şeyler üretme dalgasına veya evrak işlerine bi beş gün bakıvermesek.. adına da grev demesek mesela. fenalardayım desek. bak bu aralar çok kötüyüm üstüme gelmeyin olur mu, desek. şöyle bi onbin kişi, politik düzlemden uzak bir şekilde bunu deyiverse..”“çok fabrika gezdim. daha bir tane, maaşına gelicek zam için mücadele etmek dışında herhangi başka bir şey için mücadele edicek bir işçi görmedim. vardır belki, ben görmedim sadece. ve maaşına ya da işyerindeki pozisyonuna, veya işin yapılış şekline gelicek iyileştirme için mücadele etmek bana kalırsa fazlasıyla fasa fiso bir mücadele. bütün fabrikaları yakmak için verilen mücadele en afillisi. ama buna yanaşamayız. yoksa ayfonlarımızı kim üreticek de mi ama. ya da peynir tenekelerimize kim marka basıcak. sahi onlar bir yerlerde basılıyordu değil mi? ya da elektronik sayacımızı kim üreticek. onu da birileri yapıyor. ya da ya da, malboromuzun kutusunu kim yapıcak. onu da biri. ya da kim uçağımıza bagajımızı yükleyecek. ben. hepsini yaptım çünkü. ve daha fazlasını. ve çoğumuz birkaç şeyi yaptı.. yapmaya da devam edicez. çünkü biz tüketim değil üretim toplumuyuz. nokta.”“mesele aslında politik falan da değil biliyor musunuz? ve ben ve etrafi, hiç de öyle sandığınız gibi, birileri sanıyor bunu, biliyorum, anarşist falan değiliz, politik hiç değiliz. yani sizin olan politikliğiniz biz de bir öğürtüye neden oluyor. özellikle solcuysanız, bu öğürtü yerinde duramayıp kusma şeklinde son buluyor. sokaktayız sadece. ve kimseyi umursamıyoruz. polis de dahil buna. içeri alınma kaygısız işler yapıyoruz. yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. ama işe yaramayacak olduğunu düşündüğümüz eylemlerinize, destek olmuyoruz. ““şöyle bi beş gün, toplu halde işe gitmeyip, adına da grev değil, fenalardayım desek, fena olmucak. hepsi bu. sonra gene, bir kolu çekip bir tuşa basarız. sorun değil.”—not: fanzin apartmanı ve avanesi ile 3 yıldır verdiğimiz kavganın (etrafi ile) egosal ya da kişisel değil doğrudan politik bir dert olduğunu anlamayan bizden uzak dursun, çünkü diyalog bile kuramayız örneğin bugün havanın nasıl olacağına dair..“on changera le monde que vous le vouliez ou non”
“istesiniz de istemeseniz de dünyayı değiştiricez” Keny Arkana -
"vergilendirilmemiş kazanç kutsaldır"
en son bakkaldan ne zaman sigara aldığımı hatırlamıyorum, epey epey uzun yıllar önceydi. bugünse tütüncüden iki arap kağıdı aldım, biri arkadaşıma, yan tezgah. parasını da istemedim, o da vermeye yeltenmedi zaten, bi liranın hesabı mı olur?oysa bir dal sigaranın hesabı dönmeye başlamış gene twitlerde, her zamda aynı geyik; “bırakıyorum” “sağlığa zararlı” “tütün iççem” tripleri..alkol almazsam temizinden iki paket, alırsam miktara göre 3-4 paket içiyordum eskiden.. şimdi her şey dahil 40 liraya bir ay çıkıyor, sigara içme miktarım hiç azalmadı, nerdeyse 20 yıldır bi gram azalmadı. üstelik iki yıl önce gece öksürüğü dalgasından röntgen çekildim, ciğerler tertemiz, geniz kaynaklı öksürük dedi doktor.. geçti üç güne. onu da, o günlerdeki sevgilimin ısrarına çekildik… 74 yaşıma kadar anlaşmam var halbuki, ölmem. her neyse.sahte içki, yok pardon içkinin sahtesi olmaz, hatta devlet onaylı vergili ve destekli olmayan her şey en gerçektir, ev/el yapımı diyelim, içkiden de ölmedim çok şükür 20 yıldır (ölenler kör olanlar var evet ama biraz dikkat biraz güvenilir kanallar lütfen)sonuç olarak, bugün de her tekel zammı sonrası tezgah önü kulak misafiri olduğum muhabbetlerde gündem, “bırakçam”, “tütüne döncem” “azaltçam” idi.hala mı dönmediniz? gerçekten mi? isyanda mı etmediniz hiç bu duruma? hala mı? herhangi bir olumsuzluğa isyan etmeyi hiç mi içinizden bile geçirmediniz yoksa? kadere isyan dışında?bazıları da tütüne güvenmiyor, bana gelip tekel sigarasının daha sağlıklı olduğunu söyleyen denyoya beş yıl önce üşenmedim şu cam filtrelerden aldım, beş tütünün bıraktığı izi bir tekel sigarası bırakıyordu, eğer korkunuz buysa. üç hafta öksürük balgam, sonrası temiz.. hatta eskisinden daha temiz..daha az vergi vermek için elimden geleni yaptım hayatım boyunca, çünkü üç kuruşa minimal ihtiyaçlar bile karşılanmıyor yavru. yirmi yıldır işporta açarak vergisiz kazanç elde edip, bu esnada ara boşluklarda uzun/kısa vadeli (kış) 30 fabrika gezdim..bu şekilde hiçbir şey değişmeyecek, çünkü bu şekilde yaşayan ve düşünen insanlar olarak azınlığız, bunu biliyorum, ama en azından o sokakta saatlerce oturup, görünür olmak ve dokunmak, temas etmek (fiziksel temastan bahsetmiyorum) ve en azından günde bir kişinin aklını çelerek, ama uzattığım boş beleş fotokopiksel zilzuratlarla ama konuşarak, kendime artı bir ekliyorum… görünmek/dokunmak/temas etmek.bu esnada günde 10 kişiye fanzinin ne olduğunu anlatıp (son beş yıldır fanzin algısını da siktiler ülkede o ayrı) yirmi kişiye adres tarif edip en az üç kişiye sigara sarıp, 100 kadar insanın göz bebeklerinin içini görmeye çalışıyorum, hemen kaçırırlar gözlerini, ayrı..ve inatla, ve ısrarla, izmir’de kendine “anarşist” sıfatını yakıştıranlardan uzak duruyorum (bir kaç istisna hariç)çünkü kendi aranda kuram tartışmak, kendin gibi insanların takıldığı mekanlarda çene çalmak, ve barlara sıkışıp kalıp, içip sızıp sonra ertesi gün aynı döngüye hapsolmak, sizin de muhalif olduğunuz kesimden bir farkınız olmadığını gösteriyor bana..not: kendimi dillendirmek değildi maksatım.. bana son iki yıldır bok gibi giden çoğu zaman siftahsız eve döndüğüm tezgahı niye hala açık tuttuğum ya da takıya vs dönmediğim soruldu dün, yakın bir arkadaşımın yakın bir arkadaşı tarafından… “inat mı hobi mi heves mi vs vs”, ya da bir diğer her gün sinyal ile kimyasal peşinde koşan elemanın çarşamba sorduğu soru gibi “zengin piçi misin?”değilim, fakirem ben sizin kıstaslarınıza göre. benimse parayla hayatım boyu işim olmadı. param da hayatım boyunca pek olmadı.. ama hayatım zengin geçti hiç olmazsa..el cevap budur. uzun oldu. mazur görün..takı da yaptım bu arada 2001-2003 arası biliyorum yani işi. karşı da değilim, yan tezgahta gördüğüm en iyi hand made takıcı dostum varken bana düşmez o. he bu arada artık adres sorandan bir lira, “bunlar ne” diyene fanzinin ne olduğunu anlatmak 50 kuruş, adres sorup anlamayıp üç kere tekrar ettirenden 3 lira, gelip akıl verenden de 180 km hız alıcam – kaçmak için.. : ))—“on changera le monde que vous le vouliez ou non”“istesiniz de istemeseniz de dünyayı değiştiricez” Keny Arkanabugüne güncel not: 4nisan20254 ağustos 2019’da yazmışım bunu. bir süredir uzun bir süredir alkolü de bıraktım. yılda maksimum 4-5 güne tekabül eden zamanda, yani iki üç ayda bir, bir bira belki.. son beş yıldır.. en güzeli.. berrak zihin, uyuşmamış beden ve kafa..bir kutsalım yok bu arada, tehlikeli bir kelime o, sistemin güzel bir oyunu,
arapça kökenine bakalım: “Köken: Arapça: ق د س (k-d-s)
Anlam Kökü , Dokunulmaz, Temiz, Arınmış, Yücelik, tanrısal olarak yükseltilmiş, dünyevi olmayan.
arapça Kuds kökenine osmanlı zamanı sal eki eklenerek oluşturulmuştur, arapça mukaddes kelimesi halk arasında osmanlı zamanlı kutsal kellimesi olarak yaygınlaşmıştır. -
ağustos eylül planlamatasyon
AĞUSTOS ayı içinde yayınlanacak fanzinler:Zebelliyat #30 (s02e06)
?! #10 (full el yapımı kolaj özel sayı) (zine-up)
araklamasyon mirante #3: renk körü bukalemun
U.A.E.W #7: geriye dönüşler 1 part 2 (zine-up)
Miguel Piñero seçki şiirler
Grotesk Günlükler – owurtesk #1 (zine-up)
fuckbook #3
!Y6 broşür ver. #10
italyan fanzin mafyası #1 (newsletter)EYLÜL/EKİM
Görünen köyün kavalcıları #9 (röportaj cevapları gecikirse sarkar, erken gelirse erken basılır)
disszine #2: AYAĞIM
kağıttan duvarlariçerik göndermek için: izmiryer6distro@gmail.com
tüm yayınlarımızın listesi: http://unthatow.blogspot.com/p/fanzinlerim.htmlnot: zine-up, fankit uydurmasına göndermedir, personel zine, perzine, kişisel fanzin bknz: https://en.wikipedia.org/wiki/Perzinenot2: nisan’da basılacağı duyurulan yayınlar ağustos’a sarktı çünkü hayat şartları oyun kartlarımızı karmıyor abi ki basak dağıtak, anca…Esçümento haber merkezi huşu içinde sundu…



