Kategori: Genel

  • the same deep water as you

    the same deep water as you
    bazen
    olduğunu sanırsın bazı şeylerin
    düşün gerçekleştiğini
    önce kurarsın düşünü
    ihtimaller dahilinde
    olabilecek en iyi senaryoya hazırlarsın kendini
    her ne kadar karamsar olsan da
    ve bir açık kapı da bırakırsın daima
    ya olmazsa gibi bi his
    kesinlikle olmayacak’a evrildiği anda olur her şey
    bir anda
    pat diye
    oluyor sanırsın
    oldu sanırsın
    ve öğlen ortasında
    en tepedeyken batar güneş bir anda
    kaybolur 
    bir sihirbazlık gösterisi gibi 
    ya da güneşi en tepede iken bir anda çalmışlar gibi
    açık bıraktığın kapıyı da kapatıp
    tamam demişken sen
    puf diye kaybolur
    öğlen ortasında kör karanlığa geçiş yaparsın
    bir anda
    alışman lazımdı
    umut etmemeliydin
    kapılmamalıydın ya da
    yakınlığa
    herkese kapalı olan kapının
    aralanmasına izin vermemeliydin
    yaptın bunu
    sen yaptın
    her şeyi sen yaptın
    senin hatan
    hayaletlerin yetmedi sana
    gerçeği aradın
    gerçeği arzuladın
    hem de defalarca
    ve her seferinde
    bir sigara yakmakla yetindin
    geçip gidenin üzerine
    bir değil bir çok
    sigara üstüne sigara
    gece üstüne gece
    tuncay haklıydı
    umut etme derken de
    kendi bileklerini keserken de
    seninkini de kesmeliydi aslında
    istedin bunu
    kendin cesaret edemedin
    araba da çarpmadı onca kırmızı ışığı
    hayatın boyu umursamama rağmen
    sigara öldürmedi
    alkol koması gelmedi
    ipi bağlayamadın
    silah alamadın
    buradasın
    hiçbir şeyin değişmeyeceğini bildiğin halde
    bir şeyler değişsin diye uğraşıyorsun
    kendin değişmeden
    sessizce yapıyorsun bunu
    politik öfkeni saklı tutarak
    konuşmama hakkına sahibim
    hiç konuşmadım
    anlattım ama anlatılamadım
    alıntılanmadım da
    alındım sadece
    bazen
    hemen hemen her şeye
    ve şimdi
    sabahın beşinde
    bir güneşi daha karşılıyorsun sigara eşliğinde
    votkanı yudumluyorsun annenden gizlice
    iş yerindekiler hiçbir şey bilmiyor
    işportadakiler hiçbir şey bilmiyor
    arkadaşların hiçbir şey bilmiyor
    ailen hiçbir şey bilmiyor
    aslına bakarsan sen de hiçbir şey bilmiyorsun
    hiç anlatmadılar çünkü
    çünkü sormadın
    tamam deyip kabullendin
    sessiz kalma hakkını kullanıp
    kafanda uçuşan tilkiler de cabası oldu bu ebegümecinin
    tek bir gece verin bana
    sahte güneşler’e aldanmadığım
    karanlığa alışkınım
    yeter ki “fosforlu yıldızlar
    gecemin içine sıçmasın
    ben yıldızlara güneşe ve aya 
    ve bütünüyle gökyüzüne aşığım
    ve aradaki kaotik uyuma
    onlarla ve hayaletlerimle
    arama girmeyin
    yeterli
    tüm beklentim bu
    insanlık aleminden
    başlık the cure’ün bir şarkısının adıdır.
    12 nisan 2018
  • algı düzeyleri ve karartma

    -algı düzeyleri ve karartma-
    insanlar sizin nasıl bir insan olduğunuza değil özel hayatınızda ki tavrınıza fikrinize duruşuna değil, ne kadar güzel (!)i hoşlarına giden işler yaptığınıza bakar, sanat sepet işlerinde de durum budur. kapitalizm zihnimizde başlar, ne kadar kaypak/dönüşlü bir insan olsan da; iyi şiir yazıyor,resim yapıyor film çekiyorsan değerin de ona göre belirlenir kadardır. senden kralı yoktur o vakit. kişiliğinin de, yaşantının da bir önemi yoktur. çünkü kapitalist algı düzeyi yaşam tarzı ve bakış aşısı zihnimize ruhumuza kadar bizi ele geçirdi.
    evet bakış aşısı


  • punk is not that

    punk
    is not that
    sanırım
    34 yaşındaydı cenk. müzisyendi. baterist. elinden başka bir iş de gelmezdi.
    gelsin istemiyordu da aynı zamanda. 34 yaşına kadar her türlü boka batmış ama
    elinden geldiğince müzikten geçimini sürdürmeye çalışmıştı. tek sorunu bir
    duruşu olmasıydı. yavşaklık yapmıyordu. daha çok para için müziğini satmıyor,
    bazı mekanlara inadı yüzünden çıkmayı red ediyor, sevmediği müzisyenlerin
    cover’ını çalmıyordu. bir derdi vardı çünkü, anlatmak istediği bir şey, bir his
    sadece, ve bir hisse aramıyordu kendinde, anlamdan öte, sanatsal bir takım
    işlerle açığa çıkan o hissi ve bunu aksettirmeyi seviyordu. hissi,
    hissettiğini, karşı tarafa verebilirse kendini iyi hissediyordu. sahnede,
    dinleyicilerle kurduğu göz temasına bayılıyordu mesela. kazandığı paradan daha
    çok mutlu ediyordu bu onu. çeşitli yollara saptı çoğumuz gibi, uyuşturucu,
    uyarıcılar, sedatifler, genel adı ile ve tıp jargonu ile söylersek
    psikotropların her yoluna bulaşmıştı gençlik yıllarında. her şeyden kendini
    müzik yapmak için soyutlamış, sadece para bulunca alkol almaya başlamıştı
    otuzundan sonra. çeşitli gruplar da çalışmış genellikle gruptan kovulmuş ya da
    kafalar uyuşmayınca “sikerim böyle aşkın ızdırabını” tavrı ile gruptan
    ayrılmıştı. dostça ayrıldığı da pek söylenemez. ikiyüzlülüklere, dolambaçlılığa
    ağzına geleni söylerdi, hayatı boyunca da bunu yapmıştı. kimsenin arkasından
    konuşmaz kimsenin arkasından konuşulmasına da izin vermez arkasından
    konuşulanları da iplemezdi. ne dedikodulara kulak kabartır ne dedikodu yapardı.
    böyle bir adamdı işte, düz, sabit, çoğunluğun deyimi ile kalın kafalı, yani
    çakal değil. ne kurnazlıklar bilirdi oysa, hayatta kalmak için yemediği nane
    kalmamıştı, torbacılığa kadar, bu yüzden hapse bile girmiş salınıverilmişti.
    dediğim
    gibi, bir duruşu ve derdi olan ender müzisyenlerden biriydi işte. 27 yaşına
    kadar verdi mücadelesini. ya intihar edicek ya başı sokakta belaya giricekti
    sivri dili nedeni ile, vurulacaktı biri tarafından, ya da yok yere hapse
    girecekti. en kötü ihtimalle pes edecekti ki o da öyle yaptı. bıraktı müziği.
    iş aramaya başladı. sokak müziğinden de kazanamıyordu çünkü, sevgilisi ile
    çıktıkları zaman, ki sevgilisinin de, çiğdem adı, iyi bir vokali vardı, pek
    para kazanmazlardı. herkes hayranlıkla izler, pek az kişi üç beş lira atardı.
    onu da zabıtaya kaptırdıkları çok oldu. ki gelen para ya ota ya alkole giderdi.
    yol parasını ayıramaz eve kadar yürürlerdi. karataştaydı evleri, düşük kiralı
    basık rutubetli. hatun mutluydu ama. o da takı yapıyor ve işportaya çıkıyordu.
    onun da başı zabıtalarla beladaydı. cenk kaç kez karakoldan toplamıştı
    çiğdem’i. zabıtalara ağzını geleni söylerdi çiğdem. kavga büyür devreye polis
    girer, polisi de iplemezlerdi. dediğim gibi 27 yaşına kadar verdi mücadelesini.
    çiğdemin ki daha uzun sürdü. bir iş aramaya koyuldu cenk. her türlü işe
    başvurdu. müziği tamamen sildi hafızasından. hatta evindeki baterisini satıp
    kirayı ödedi. o kadar dibe batmıştı ekonomik olarak. kimseye borcu yoktu ama.
    ne bankaya ne de şahısa. ölücek olsa borç para almazdı.

    aradı. her türlü iş. üniversite terk. makine mühendisliği. fabrikalara
    başvurdu. tecrübesi yoktu. sakalını saçını kesmediği için ya da, işlerden hep
    red yedi. en son hamallık buldu. eşya taşıma işi. evden eve nakliyat.
    beceremiyordu. daha doğrusu hızlı olamıyor, hızlılık derken aynı anda üç dört
    koliyi sırtlanıp yüklenmekten bahsediyorum, hızlı olamıyor ve çuvallıyordu.
    kırdığı eşyalar sonrası bir ay içinde işten atıldı. maaşı da alamadı üstelik.
    orda da karakolluk oldu. amirlerle kanka olmuştu artık. birilerinin şikayeti
    üzerine karakola düşer, amir biraz tutar salardı. onlarda yılmıştı cenk ve
    çiğdemden.
    sonra
    evden yapabileceği, bir internet sitesine burç yazma işine girdi. freelance.
    günlük burç yorumu, iyi pazarladı kendini iş görüşmesinde, ve işi sevmişti, ve
    sevgilisi de anlardı burçlardan, geceleri burç yorumu yazmaya başladılar, çok
    didaktik ve bazen çok karanlık yazdıklarını söyledi patron, ve uzun. aslan
    burcuna günlük otuz cümle yorum yapıyorlardı mesela, eğleniyordu bunu
    yaparlarken de, cigarayı ve alkolü bırakıp, burç uydurmaya işine dalmışlardı.
    işten atıldılar. sonra bir fabrika. montaj hattı. yine hızlı olamadığı ve
    üstelik işçilerin kafasını karıştırdığı için işten atıldı. bi çok işe girdi
    çıktı, sorun genellikle hızlı olamayışıydı. “hız çağınınızı ve seri seri seri
    üretimlerinizi çoğaltarak sikiim” dedi çoğu insan kaynakları müdürüne ve çıktı
    işlerden. parasını aldı alamadı.
    üç
    yıldır görmüyordum kendisini. geçen karşılaştık. ne telefonu vardı ben de ne de
    evini biliyordum. en son istanbula gitme kararı almışlar diye duymuştum.
    lafladık biraz. köye yerleşmişler. hatun köylülere ve civar insanlara takı
    yapıp karşılğında yumurta süt peynir almaya başlamış, bir de az biraz para
    tabii, kemik bulmak sorun değil ama, tarçın incik boncuk için çalmıyorsanız
    para gerekir. iyi bilirim, ben de yaptım çünkü daha önce.. her neyse, cenk ise
    müzik yapıyor bir de bahçeye bakıyor. köyde terk edilmiş bir eve yerleşmişler.
    sahipleri ölmüş evin. arayıp soran çıkmamış. onlar da gezerlerken, otostopla,
    bir ara denk gelmişler işte. köylülerle sohbet muhabbet derken kalmışlar orada.
    “daha iyi aga” dedi bana, “sikmişim şehri, sikmişim mücadeleyi, mal bu
    insanlar, uğraşmaya değmez. pes etmedim, hala müzik yapıyorum, internetim yok
    ama, onu çözeyim bir de kayıt cihazları, vericem internete aga, genç dimağları
    zehirlemek lazım.. gerçi bizimkisi zehir değil şeker ama, iktidara göre zehir
    zıkkım insanlarız biz, ölmemiz için elinden geleni yapıyor sistem, sikeyim
    sistemi, sorun sistem değil insanlar abi, en küçük çarkından en büyüğüne, iki
    yüzlü bencil ve asalaklar. olsun ama. iz bırakmak lazım. ses yayılmalı. his
    dolaşıma girmeli”
    aynen
    bunları dedi bana. sonra kendi yaptıkları şaraptan içip müzik dinledik benim
    alıp taksite bağlanıp beş gün sonrasında  atıldığım fabrikadan kalma iphone’dumdan. iş
    için aldım. iş için. anlıyor musunuz? beyaz yaka olup haftasonları partilerde
    dans etmek yerine işçi olmuştum ben ve telefona basıcaktım parayı. iş için
    kullanıcaktım onu. anlıyor musun umut? iş için. başka iş için. zehri yayma işi.
    karanlığımızı ve öfkemizi yayma işi. ve sonunda, üç kişi de zehirlenirse,
    tepekilerin algısına göre zehirlenmek, üç kişi üç kişidir. savaşa devam. cenk
    mi? cenk iyi, size selamı var.. ziyaretine gitmeyin ama olur mu, o sizi
    çağırmadan. davet etmezse geleyim diye atlamayın hemen.. cenk ve çiğdem’i rahat
    bırakın artık. ve onun gibi nice canı sıkılan ve canı sıkıldığı için müzik
    yapan, canını sıkan nesneyi eylemi olayı durumu; ritme, hisse, yazıya, resime, heykele, takıya,
    tsörte, çantaya aktaran insanları rahat bırakın. aptal saptal röportaj soruları
    sormayın mesela. olur mu canikom? ben kaçtım. sigara almam lazım.. tütüncü
    kapatmadan. dengesiz bir tütüncüm var, keyfe keder açar dükkanı, canı sıkılınca
    kapar. tütünü sağlam ama. görüş açısı da.. bakış açısından ziyade görüş açısı
    önemlidir çünkü bu hayatta. ve anlamdan önce his. ve bilgiden önce fikir. bye
    bye baby.

    11 mart 2018
  • gd 2 bölüm 15: ses

    gd 2 bölüm 15: ses
    naber dedi kafamın içinde bir ses sadece..
    ince. güçlü ama her an kırılabilecek kadar da narin.
    git burdan dedim.
    bence insanlara hala halüsinasyon gördüğünü itiraf etmelisin dedi..
    hasta damgasından yıldım dedim
    yılma dedi sallama sadece bu hep olucak biliyorsun. özlem di gelen. sesi sadece.
    seni neden göremiyorum dedim
    gördüğüne pişman olursun dedi. ama sana hep sadık kaldım biliyorsun
    ama gittin dedim beni terk ettin en kötü zamanımda..
    gitmem gerekiyordu dedi anlaman için çaba sarfetmeyeceğim biliyorsun inatçıyımdır yükselenim oğlak sendenim en az senin kadar inatçıyım oğlum
    benim kadar olamazsın
    otobüs durağındaydım. otobüsü kaçırmayayım da dedim.
    ben hatırlatırım dedi bugüne kadar her şeyi hatırlattığım gibi
    eksik olma dedim adın özlem yerine ajanda olmalıydı
    otobüs geliyor. bu arada neden söylemiyorsun gerçek adımı o çok değerli okuyucularına.
    okuyucu kelimesini sevmediğimi biliyorsun
    biliyorsun ne. özlem mi yoksa?
    adımı esçümento mu koydu yoksa yalan mı söylüyor puşt
    yalan söylüyor da onu boşver eve varınca sen sevişelim mi ilk kez
    şarap alıcam yoldan dedim bitince ayık kalırsam
    beni görmek istediğini söylemiştin hani
    pişman olucak mıyım seni görünce
    bi kez bile hiçbir şeyden pişman olmadın sen özürlerinin pişmanlıkla alakalı olmadığını anlamadı insanlar
    aptallık ediyorum özlem dedim pişman olmadım aptalık ediyorum sadece
    pişman olmayarak mı
    allah egomu korusun amin dedim
    amin dedi kafamın içindeki ses evde görüşürüz..
    gelicek misin dedim
    cevap gelmedi..
    11 mart 2018
  • moving through streets

    birileri geldi
    birileri gitti. işportaya. saat sekize geliyordu. meto “bi saatin kaldı” dedi.
    dokuzda kapatacağımı söylemiştim ona. dokuzdan sonra kalmanın anlamı yoktu. iyi
    biliyordum bu sokağı, ezberlemiştim artık, hayatım bu sokakta geçmişti ve adını
    “korku parkı istasyonu” koymuştum. çünkü her ne yaşarsam kötü, soluğu bu
    sokakta alıyordum tam 20 yıldır. çok değişti sokak. logos kapandı. yaşıtım olan
    ve zamanında o sokakta içen, yani gençken, kimse kalmadı. yeni ve abuk subuk ve
    sokağın eski ruhu ile alakasız mekanlar açıldı. kilise aynı hiç olmazsa,
    papazla aramız iyi. arada şarap istersem onu da verir de, ben ona bira vermem,
    içmez çünkü, şaraptan başkası isa’nın kanından sayılmıyor çünkü, renginden dolayı
    olabilir, ama isa’ya, 2018 yıldır çarmıktan bir türlü indirmediğimiz isa’ya
    artık bi sigara uzatmamız ve sol yanağını çevirmesinden vazgeçmesini iletmemiz
    gerekiyor. onun yerine sol elini yumruk yapıp havaya kaldırmalı bence. ve
    dahası dostlar, dediğim gibi, saat sekize geliyordu ve herkes gitmişti,
    yanımdan, ben de köşeme çekilip bekledim gelmekte olanı, portalın kapıları
    açılmıştı..
    esçümento geldi, şu
    çatlak, zemt galaksisinden, gelirken de yanında zemt yapımı votka getirmişti,
    ben içmezdim, söyledim ona, içmeyeceğimi, “keşke aynı nezaketi sigaraya da
    göstersen piç” dedi, “gösteririm” dedim, “nefes alamayacak kadar kötüleşmeyi
    bekliyorum, gece öksürüklerimin ölümüme neden olacak bir kalp krizine yol açana
    denk bekleyeceğim” dedim, “alkolden de bu şekilde sıyrılıp azalttım ve durmayı
    bildim biliyorsun”
    “nah biliyorsun” dedi
    “biliyorsun dedim”
    dedim “biliyorum demedim”
    “ben de biliyorsun
    dedim” dedi “ne dediğini biliyorum göt sağır değilim.” esçümento’dan yeni
    küfürler öğrenmesini rica ettim, “kendini tekrar ediyorsun amigo” dedim ona,
    “amigonu sikerim”
    dedi, “sen de kendini tekrar ediyorsun yazarken”
    “en azından aynı
    sırada tekrar etmiyorum” dedim, “parçaların yerlerini değiştiriyorum sürekli”
    “ama aynı muhabbet”
    dedi, “işporta, alkol, uyuşturucu, fanzin, kadınlar, ne kadar dipte gezdiğin”
    “bir dakika bir dakika”
    diyerek kestim sözünü, “dipte falan değilim ben, yeraltı bir uydurmadan ibaret,
    biliyorsun bunu konuştuk”
    “evet biliyorum, büyük
    palavra, biri sana şu an otuz bin verse tüm telifini verirsin alın ne bok
    yerseniz yiyin diyerek”
    “o kadar da değil”
    dedim
    “ne o kadar da değil
    puşt” dedi
    “otuzbin az” dedim, “yüzbine
    fitim”
    “kendine çok
    güveniyorsun” dedi, “bu özgüven iyi değil sana söyliim sürünerek ölüceksin en
    sonunda”
    “aynen pinero gibi”
    dedim “sigara sigara sigara aynen figaro figaro Figaro” gibi, çıkarıp yaktım
    bir tane, ona vermedim çünkü esçümento boş içmez, hayatında boş sigara içtiğini
    görmedim adamın. hatta su bile içmez, suyu sadece rakı da kullanır, çay bile
    içmez, alkolsüz olan tek gram sıvı sürmez ağzına, dahası yemek konusunda da
    tutumludur, dolu dolu bir sabah kahvaltısı dışında yemek yemez ve o kadar küfür
    etmesine karşın aseksüeldir, sakın kendisini cinsiyetçi falan sanmayın,
    cinsiyetlere de inanmaz çünkü, onun küfrü ağız alışkanlığı, annesinden geçme,
    genlerinde var,
    “genlerini sikerim”
    dedi ben ondan yanımıza gelen bir hayalete bahsederken ve hayaleti de “siktirgit
    lan özel konuşuyoruz” diyerek kovdu.
    “seçil napıyor?”
    dedim, “yolu düşmüyor mu bu taraflara”
    “sana kızgın biliyorsun,
    hepsi sana kızgın, onları terk ettiğin için”
    “onlar beni terk etti.
    zemt’te işler nasıl gidiyor, ben hala bu zemt’in ve sizin uydurduğum bir şey
    olduğunu düşünüyorum ama siz inatçısınız bana gerçek olduğunuzu ikna etme
    çabanızda”
    “gerçeğiz lan” dedi, “yan
    boyuttan geliyoruz, portallardan geçerek, işte bunun sayesinde” elini cebine
    atıp poşet içinde toz bir madde gösterdi, “ve bunun” iç cebini açtı, size tarif
    etmemin yasak olduğu parıldayan bir cisim gösterdi. tam bu sırada geldi zabıta,
    tabii ki ne meto ne zabıta esçümento’yu görmüyordu, göremezlerdi, görünmezlerdi
    kahramanlarım, hayaletten oluşma embriyolarım, meto’ya “fanzine de mi başladın
    artık” dedi zabıta, “yok arkadaşın tezgahı” dedi meto, müdürmüş adam, inceledi
    inceledi inceledi, “bana okuncak bir şey ver” dedi, broşürü verdim, okuyormuş
    fanzin, okuyabilir, herkes her şeyi okuyabilir, söz konusu problem okuduğun
    şeyler üzerinden alıntılarla ve isimlerle konuşmaya başlayınca ve yeni bir
    fikir, sizin dünyanızda tez diyorlar galiba, oluşturmayınca başlıyor, şu şunu
    demiş bu bunu demiş tarzı bir muhabbete hayatım boyunca iştirak etmedim
    etmeyeceğim, ancak hayaletlerim söz konusu ise, tuncay şunu demişti özlem böyle
    kesti kendini şunu derken diye hikaye sandığınız vizyonlarımı anlatabilirim, bu
    arada nasıl gidiyor hayat, haliniz vaktiniz yerinde mi? dedikodu ile müsemma
    dünyanızda bir yenilik var mı? tarikatınız party kafasından çıkıp iş yapma
    kafasına erebildi mi bare, yoksa hala bizim gibi kara cahillere vaaz verme
    derdinde misiniz? ne diyordum seçil?
    “kes girdo, al şunu
    ateşle, siktirtme belanı” dedi esçümento, “seçil meçil yok, gelmeyecek, anladın
    mı beni, büyük konuştu hatun, bi daha yüzümü nah görür dedi, son kavganızı
    hatırlıyorsun”
    “ben özür dilemiştim”
    dedim
    “sen de hep özür
    diliyorsun ha, adını girdo yerine affet koysaymışız keşke”
    “adımı koyduğunuzu da
    nerden çıkardın” dedim
    “öz be öz ben koydum”
    dedi, “dolambaçlı yollarından dolayı çocukluğunda, bi de içine düşüp dışına
    çıkamadığımız için”
    “İçim dışım birdir”
    benim
    “he he aynen öyle, bu
    yüzden çuvallıyorsun, bu yüzden insanlar sana selam vermeyi kesiyor, bu yüzden
    konuşurken gülümsemiyorlar ateşle şunu sikmiim belanı”
    “içmicem” dedim “komple
    bıraktım ben artık”
    “votka?”
    “onu da içmicem”
    “bi yudum al bare”
    “ağzımı sürmem”
    “sigara ver o zaman”
    napacan sigarayı diye
    sormadım pezevenge, sarıcak tütünü kalmamıştı çünkü, biliyordum bunu, son
    cuvarısını içiyordu ve mutlaka yedekte bir tane bulundurmalıydı, tam bu sırada “gidiyorum
    ben” dedi, kalktı ve taksi durağının olduğu tarafa doğru yürüyüp seçil’le
    selamlaştı ve gözden kayboldu. seçil selam vermeden yanıma oturup bağdaş kurdu,
    sigara uzattı, diğer elinde yarım ekmeği vardı, benim için hazırladığı
    “yemeyeceğimi
    biliyorsun” dedim
    “iyi mesefa kat ettin”
    dedi alkollü gözlerle bakıyordu, “esçümento’yu seni test etmesi için ben
    gönderdim, sağlıklı yaşamaya karar verirsen barışırız”
    “sağlıklı yaşamak
    yemek yemek anlamına mı geliyor seçil” dedim, “özellikle ruhen ve maddi anlamda
    iflasın eşiğindeyken”
    “bedenen de iflasın
    eşiğinde olmanı istemem” dedi, “biliyorsun seviyorum seni, kan kardeşimin
    sevgilisisin bir kere”
    “o öldü” dedim
    “ölmediğini sen de
    biliyorsun cicim” dedi “sadece sana kızgın”
    “bütün dünya bana
    kızgın tanrısını satayım” dedim, “kötü giden her şeyin sorumlusu benim, evet bi
    boklar yedim, evet bencilim, evet gerizekalıyım, ama bir şeyleri yoluna koymaya
    çalışıyorum hayatımda, bunun farkında mısınız seçil hanım? ve bu yoluna koyma
    işlemi yemek yemeye başlayarak sigarayı bırakarak olmucak, işlerime odaklanarak
    ve bazı insanlarla arama mesafe koyarak olucak, bazıları ile bozuşarak hatta,
    gerçek benliğimi ortaya koyarak, biliyorsun bunu, başka şansım yok, bu son
    şansım”
    “her zaman bir şansın
    vardı” dedi, “ama bu defa haklısın galiba, bu son”
    “her zaman haklıydım”
    dedim, “başından beri ben haklıydım, hislerimde bi gram yanılsaydım adına
    paranoya diyebilirdik belki ama haklı çıktığım için ben altıncı his diyicem ya
    da sekizbinyüzonikinci teferruat” diyelim.
    “suyu uzatsana” dedi “kafamı
    sikiyorsun şu an, sigara mı ekmek mi?”
    “kokoreçe hayır
    diyemem” diyerek yarım ekmeğe elimi uzattım. kahvaltı yapmamıştım henüz ve saat
    akşamın sekiz buçuğuydu, öğlen uyanmış sadece sıvı tüketmiştim.
    “hadi kalk” dedi ben
    ekmeği bitirince, tiryaki kediye gidiyoruz, etkinlik var, insanlar vardır, bi
    bira iç, ama sadece bir tane, başka yok. ve kafanı dağıt biraz, sohbet
    muhabbet, sonra eve dönüş yolunda sana eşlik ederim..
    dediğini yaptım. yine
    bir çıkmazımda, derin kuyulara taş atmışken zihnim, taşımı aldı ordan, kafama
    atabilirdi, yapmadı, saçları mı okşadı, “düzelecek” diyerek, izbana girerken, “başarıcaksın
    moruk, hep beraber olucaz yine.. sadece kurallara dikkat et, hepsi bu..”
    kurallar dediği, bizim
    koyduğumuz kurallardı, on sekiz sene önce, hayat içinde kendimize koyduğumuz
    kurallar, her seferinde benim bozduğum, içinden çıkılmaz bir hale soktuğum her
    şeyi, sonra geri dönmek için tırmaladığım ruhen ve bedenen, “bu kez izin
    vermicez” dedi, özlem, gaipten bir serzenişle, “bu kez olmaz çocuk, yanındayım,
    yakında gelicem, sen zihnine mukayyet ol yeter, yoldayım, çakmağın hâlâ ben de,
    biliyorsun, unutma verdiğimiz sözleri..“
    * başlık psycho realm
    adlı grubun bir şarkısının adıdır..

    10 mart 2018
  • sigara sigara sigara aynen figaro figaro figaro gibi

    uyanınca yataktan çıkmadan sonra yedi tane sigara içmezse fondip tarzında işleri rast gitmiyordu. yedi uykulu sayısı değildi. kalp atışını hızlandırma limitiydi. ciğerleri kusursuzken kalbi her iki anlamda da can çekişiyordu. yapılacak bir şey yok deyip çakmağı ateşledi.. sigarayı bırakırsa ölürdü. sigarayı bırakmazsa ölürdü. iki ucu iğneli sopayı kırmak için çaba sarfetmiyordu. ellerinin metamorfozu delik deşik olmuştu.

  • kitaplarım

    ilk yedi kitabımın pdf’si, ilk ikisi basıldı, üçüncüsü mayıs ayında basılıyor, yılda bir tane basıyorum işte, ya tutarsa..
    indirilip basılabilir olan orjinal pdfler: https://yadi.sk/d/HZa0I0m23T8HEA
    online okunabilir versiyonlar: https://issuu.com/girdapzackunthatow
    not: ilk sekizi hazırdır. 9 10 11 şu aralar aynı anda yazılmaktadır..
  • Entre les lignes 36: des étoiles et des paillettes

    Entre les lignes 36:  des
    étoiles et des paillettes
    bazen, sadece bazen ama, ya da çoğu pazar diyelim, bazı
    günlere, kötü başlarsın. aşağıda ve geride. bir sürü kare akar gözünün önünden,
    üçgenler beşgenler çokgenler hatta. genlerinden kaynaklanan inatçılığın
    yüzünden kaybettiğin onlarca şeyi göz ardı eder, bir sigara yakarsın. burnunun
    dibine gitmekte de üstüne de yoktur. dikine değil dibine.. tekrar her sabaha
    öksürerekle uyandığın ve sağlam bir şekilde kustuğun günlere geri dönmüş olmasının
    şerefine bir bira içmek istersin. paran yoktur. paran, bazı bedenini patronlara
    sattığın ender zamanların hariç hiç olmamıştır. o işten çıkar o işe girersin,
    üstelik artık kovulmaya da başlamışsındır. dikiş tutturmak ile çift dikiş
    gitmek arasında kalın bir çizgi vardır ve bu çizgi senin hayatında 2007’de
    çekilmiştir. sonrasında bir sinir krizi sonucu kestiğin bilekliğini saklarsın, bahsettiğim
    çizginin iki sene sonrasına tekabül eder bu. 2009’da ani bir histeri krizinin
    yol açtığı zihinsel karışıklık, karanlıkta sakladığın zihninin açığa çıkmasına
    neden olur ve bu da insanlar tarafından psikoz olarak nitelenir. çünkü
    göremediğimiz ama bu dünyada yaşayan varlıkları görüyor olman halüsinasyon,
    yaşadığın galaksi hayal gücü olarak nitelenir. ilaçlarla uyutulmak kapitalizmin
    silahlarından biridir, nokta.
    eğer modern psikiyatri ve psikanaliz yerine eski uygarlıkların
    bitkilerini ve esrarını kullanmış olsaydık, sorunumuz kalmazdı. ikisini
    karıştırmak ise, paranoyadan başka bir şey getirmez hayatınıza. ve ne yazık ki
    çoğu paranoyanızda haklı çıkmış olmanız, bunların paranoya olmadığı, altıncı
    his olduğu anlamına da gelebilir, ama diplomanız olmadığı için, kaale
    alınmazsınız. eğer bir felsefe veya sosyoloji lisansı üst lisansı dış lisansı
    doktorası konçertosu, çalmış olsaydınız, sakalınızı edinmiş olurdunuz.
    bakış açısı farkına tahammülsüzlük günümüz dünyasında var
    olan kutupların nedenidir ve bu kutuplar güney kutbu ile kuzey kutbu (eğer
    varlarsa bunlar ama yok) arasında zihnen kazdığınız tünel sayesinde attığınız
    dünya turu, mıknatanıstan yapılma uçağınız sayesinde, size her şeyi
    öğretmiştir. ama öğrenilen her bilgi, yeni bir soruna gebedir. her şeyi çözmeye
    çalışan zihninizin seri bağlanmış atmosferi sayesinde oluşan algısal
    tekinsizlik, sizin tıpsal yaftalanmalara gebe kalmanızı sağlar. o doktorların
    ağzına sıçabilme potansiyelinizi ve onların okuduğundan daha fazla şey okumuş
    olduğunuz gerçeğini gizlersiniz içinizde. çünkü biz kez yaptınız ve sizi
    kapattılar. on üç gümüş gün kaldınız orada. o yüzden transatlantik adını
    verdiğiniz geminizle yaptığınız görsel uçuşunuz, kapalı anlatımlara gebe artık.
    yerseniz. daha önce de dediğim gibi, zihinsel dondurmamla başa çıkabilecek bir
    küheylan olursa, isterse ordinaryüs olsun, kapım açık, yeterki elinde ki gücü
    kullanıp, beni kapatmasın. tek ricam ve son dileğim bu, tüm dünyadan.
    delirmeyi, uluslarası düzeyde kardeşlerim ile verdiğim
    mücadele olmasaydı, ve eşik kertmem izin verseydi, ben de isterdim.. en azından
    anılarımı tahrif edebilmeyi. nokta. 
    4 mart 2018

  • taşınma işlemleri

    yakın zamanda yeni bir websitemiz olucak. blogçuluktan webçiliğe geçiş yapiiçiiz.

  • biraz sessizlik lütfen part 2

    yazılabilecek her şeyi yazdığımı düşünüyorum
    anlatılabilecek her şeyi anlattım
    yerseniz
    pardon ben kördüm
    ve sağır
    ve dilsiz
    unutmuşum
    affedersiniz

    şimdi karanlığıma çekilme vakti
    kendi iç sessizliğimle
    kendi hayaletlerime
    kendi ölülerime
    galaksimin en dış galaksisine gidiyorum
    ve oranın gerçek olmadığını söyleyip
    uzaylılara inanların mantığına papuçla vurayım
    amerikyalan ya da avruparan felsefesi ve sineması ile
    bilinçaltınızı sikin

    müzik her şeyi değiştirdiğinde
    umarım burada olmazsınız

    büyük yalancılara elvada

    27072018-2235

    zackeva