Kategori: Genel
-
the same deep water as you
the same deep water as youbazenolduğunu sanırsın bazı şeylerindüşün gerçekleştiğiniönce kurarsın düşünüihtimaller dahilindeolabilecek en iyi senaryoya hazırlarsın kendiniher ne kadar karamsar olsan dave bir açık kapı da bırakırsın daimaya olmazsa gibi bi hiskesinlikle olmayacak’a evrildiği anda olur her şeybir andapat diyeoluyor sanırsınoldu sanırsınve öğlen ortasındaen tepedeyken batar güneş bir andakaybolurbir sihirbazlık gösterisi gibiya da güneşi en tepede iken bir anda çalmışlar gibiaçık bıraktığın kapıyı da kapatıptamam demişken senpuf diye kayboluröğlen ortasında kör karanlığa geçiş yaparsınbir andaalışman lazımdıumut etmemeliydinkapılmamalıydın ya dayakınlığaherkese kapalı olan kapınınaralanmasına izin vermemeliydinyaptın bunusen yaptınher şeyi sen yaptınsenin hatanhayaletlerin yetmedi sanagerçeği aradıngerçeği arzuladınhem de defalarcave her seferindebir sigara yakmakla yetindingeçip gidenin üzerinebir değil bir çoksigara üstüne sigaragece üstüne gecetuncay haklıydıumut etme derken dekendi bileklerini keserken deseninkini de kesmeliydi aslındaistedin bunukendin cesaret edemedinaraba da çarpmadı onca kırmızı ışığıhayatın boyu umursamama rağmensigara öldürmedialkol koması gelmediipi bağlayamadınsilah alamadınburadasınhiçbir şeyin değişmeyeceğini bildiğin haldebir şeyler değişsin diye uğraşıyorsunkendin değişmedensessizce yapıyorsun bunupolitik öfkeni saklı tutarakkonuşmama hakkına sahibimhiç konuşmadımanlattım ama anlatılamadımalıntılanmadım daalındım sadecebazenhemen hemen her şeyeve şimdisabahın beşindebir güneşi daha karşılıyorsun sigara eşliğindevotkanı yudumluyorsun annenden gizliceiş yerindekiler hiçbir şey bilmiyorişportadakiler hiçbir şey bilmiyorarkadaşların hiçbir şey bilmiyorailen hiçbir şey bilmiyoraslına bakarsan sen de hiçbir şey bilmiyorsunhiç anlatmadılar çünküçünkü sormadıntamam deyip kabullendinsessiz kalma hakkını kullanıpkafanda uçuşan tilkiler de cabası oldu bu ebegümecinintek bir gece verin bana‘sahte güneşler’e aldanmadığımkaranlığa alışkınımyeter ki “fosforlu yıldızlar”gecemin içine sıçmasınben yıldızlara güneşe ve ayave bütünüyle gökyüzüne aşığımve aradaki kaotik uyumaonlarla ve hayaletlerimlearama girmeyinyeterlitüm beklentim buinsanlık alemindenbaşlık the cure’ün bir şarkısının adıdır.12 nisan 2018 -
algı düzeyleri ve karartma
-algı düzeyleri ve karartma-
insanlar sizin nasıl bir insan olduğunuza değil özel hayatınızda ki tavrınıza fikrinize duruşuna değil, ne kadar güzel (!)i hoşlarına giden işler yaptığınıza bakar, sanat sepet işlerinde de durum budur. kapitalizm zihnimizde başlar, ne kadar kaypak/dönüşlü bir insan olsan da; iyi şiir yazıyor,resim yapıyor film çekiyorsan değerin de ona göre belirlenir kadardır. senden kralı yoktur o vakit. kişiliğinin de, yaşantının da bir önemi yoktur. çünkü kapitalist algı düzeyi yaşam tarzı ve bakış aşısı zihnimize ruhumuza kadar bizi ele geçirdi.evet bakış aşısı
-
punk is not that
punk
is not thatsanırım
34 yaşındaydı cenk. müzisyendi. baterist. elinden başka bir iş de gelmezdi.
gelsin istemiyordu da aynı zamanda. 34 yaşına kadar her türlü boka batmış ama
elinden geldiğince müzikten geçimini sürdürmeye çalışmıştı. tek sorunu bir
duruşu olmasıydı. yavşaklık yapmıyordu. daha çok para için müziğini satmıyor,
bazı mekanlara inadı yüzünden çıkmayı red ediyor, sevmediği müzisyenlerin
cover’ını çalmıyordu. bir derdi vardı çünkü, anlatmak istediği bir şey, bir his
sadece, ve bir hisse aramıyordu kendinde, anlamdan öte, sanatsal bir takım
işlerle açığa çıkan o hissi ve bunu aksettirmeyi seviyordu. hissi,
hissettiğini, karşı tarafa verebilirse kendini iyi hissediyordu. sahnede,
dinleyicilerle kurduğu göz temasına bayılıyordu mesela. kazandığı paradan daha
çok mutlu ediyordu bu onu. çeşitli yollara saptı çoğumuz gibi, uyuşturucu,
uyarıcılar, sedatifler, genel adı ile ve tıp jargonu ile söylersek
psikotropların her yoluna bulaşmıştı gençlik yıllarında. her şeyden kendini
müzik yapmak için soyutlamış, sadece para bulunca alkol almaya başlamıştı
otuzundan sonra. çeşitli gruplar da çalışmış genellikle gruptan kovulmuş ya da
kafalar uyuşmayınca “sikerim böyle aşkın ızdırabını” tavrı ile gruptan
ayrılmıştı. dostça ayrıldığı da pek söylenemez. ikiyüzlülüklere, dolambaçlılığa
ağzına geleni söylerdi, hayatı boyunca da bunu yapmıştı. kimsenin arkasından
konuşmaz kimsenin arkasından konuşulmasına da izin vermez arkasından
konuşulanları da iplemezdi. ne dedikodulara kulak kabartır ne dedikodu yapardı.
böyle bir adamdı işte, düz, sabit, çoğunluğun deyimi ile kalın kafalı, yani
çakal değil. ne kurnazlıklar bilirdi oysa, hayatta kalmak için yemediği nane
kalmamıştı, torbacılığa kadar, bu yüzden hapse bile girmiş salınıverilmişti.dediğim
gibi, bir duruşu ve derdi olan ender müzisyenlerden biriydi işte. 27 yaşına
kadar verdi mücadelesini. ya intihar edicek ya başı sokakta belaya giricekti
sivri dili nedeni ile, vurulacaktı biri tarafından, ya da yok yere hapse
girecekti. en kötü ihtimalle pes edecekti ki o da öyle yaptı. bıraktı müziği.
iş aramaya başladı. sokak müziğinden de kazanamıyordu çünkü, sevgilisi ile
çıktıkları zaman, ki sevgilisinin de, çiğdem adı, iyi bir vokali vardı, pek
para kazanmazlardı. herkes hayranlıkla izler, pek az kişi üç beş lira atardı.
onu da zabıtaya kaptırdıkları çok oldu. ki gelen para ya ota ya alkole giderdi.
yol parasını ayıramaz eve kadar yürürlerdi. karataştaydı evleri, düşük kiralı
basık rutubetli. hatun mutluydu ama. o da takı yapıyor ve işportaya çıkıyordu.
onun da başı zabıtalarla beladaydı. cenk kaç kez karakoldan toplamıştı
çiğdem’i. zabıtalara ağzını geleni söylerdi çiğdem. kavga büyür devreye polis
girer, polisi de iplemezlerdi. dediğim gibi 27 yaşına kadar verdi mücadelesini.
çiğdemin ki daha uzun sürdü. bir iş aramaya koyuldu cenk. her türlü işe
başvurdu. müziği tamamen sildi hafızasından. hatta evindeki baterisini satıp
kirayı ödedi. o kadar dibe batmıştı ekonomik olarak. kimseye borcu yoktu ama.
ne bankaya ne de şahısa. ölücek olsa borç para almazdı.iş
aradı. her türlü iş. üniversite terk. makine mühendisliği. fabrikalara
başvurdu. tecrübesi yoktu. sakalını saçını kesmediği için ya da, işlerden hep
red yedi. en son hamallık buldu. eşya taşıma işi. evden eve nakliyat.
beceremiyordu. daha doğrusu hızlı olamıyor, hızlılık derken aynı anda üç dört
koliyi sırtlanıp yüklenmekten bahsediyorum, hızlı olamıyor ve çuvallıyordu.
kırdığı eşyalar sonrası bir ay içinde işten atıldı. maaşı da alamadı üstelik.
orda da karakolluk oldu. amirlerle kanka olmuştu artık. birilerinin şikayeti
üzerine karakola düşer, amir biraz tutar salardı. onlarda yılmıştı cenk ve
çiğdemden.sonra
evden yapabileceği, bir internet sitesine burç yazma işine girdi. freelance.
günlük burç yorumu, iyi pazarladı kendini iş görüşmesinde, ve işi sevmişti, ve
sevgilisi de anlardı burçlardan, geceleri burç yorumu yazmaya başladılar, çok
didaktik ve bazen çok karanlık yazdıklarını söyledi patron, ve uzun. aslan
burcuna günlük otuz cümle yorum yapıyorlardı mesela, eğleniyordu bunu
yaparlarken de, cigarayı ve alkolü bırakıp, burç uydurmaya işine dalmışlardı.
işten atıldılar. sonra bir fabrika. montaj hattı. yine hızlı olamadığı ve
üstelik işçilerin kafasını karıştırdığı için işten atıldı. bi çok işe girdi
çıktı, sorun genellikle hızlı olamayışıydı. “hız çağınınızı ve seri seri seri
üretimlerinizi çoğaltarak sikiim” dedi çoğu insan kaynakları müdürüne ve çıktı
işlerden. parasını aldı alamadı.üç
yıldır görmüyordum kendisini. geçen karşılaştık. ne telefonu vardı ben de ne de
evini biliyordum. en son istanbula gitme kararı almışlar diye duymuştum.
lafladık biraz. köye yerleşmişler. hatun köylülere ve civar insanlara takı
yapıp karşılğında yumurta süt peynir almaya başlamış, bir de az biraz para
tabii, kemik bulmak sorun değil ama, tarçın incik boncuk için çalmıyorsanız
para gerekir. iyi bilirim, ben de yaptım çünkü daha önce.. her neyse, cenk ise
müzik yapıyor bir de bahçeye bakıyor. köyde terk edilmiş bir eve yerleşmişler.
sahipleri ölmüş evin. arayıp soran çıkmamış. onlar da gezerlerken, otostopla,
bir ara denk gelmişler işte. köylülerle sohbet muhabbet derken kalmışlar orada.
“daha iyi aga” dedi bana, “sikmişim şehri, sikmişim mücadeleyi, mal bu
insanlar, uğraşmaya değmez. pes etmedim, hala müzik yapıyorum, internetim yok
ama, onu çözeyim bir de kayıt cihazları, vericem internete aga, genç dimağları
zehirlemek lazım.. gerçi bizimkisi zehir değil şeker ama, iktidara göre zehir
zıkkım insanlarız biz, ölmemiz için elinden geleni yapıyor sistem, sikeyim
sistemi, sorun sistem değil insanlar abi, en küçük çarkından en büyüğüne, iki
yüzlü bencil ve asalaklar. olsun ama. iz bırakmak lazım. ses yayılmalı. his
dolaşıma girmeli”aynen
bunları dedi bana. sonra kendi yaptıkları şaraptan içip müzik dinledik benim
alıp taksite bağlanıp beş gün sonrasında atıldığım fabrikadan kalma iphone’dumdan. iş
için aldım. iş için. anlıyor musunuz? beyaz yaka olup haftasonları partilerde
dans etmek yerine işçi olmuştum ben ve telefona basıcaktım parayı. iş için
kullanıcaktım onu. anlıyor musun umut? iş için. başka iş için. zehri yayma işi.
karanlığımızı ve öfkemizi yayma işi. ve sonunda, üç kişi de zehirlenirse,
tepekilerin algısına göre zehirlenmek, üç kişi üç kişidir. savaşa devam. cenk
mi? cenk iyi, size selamı var.. ziyaretine gitmeyin ama olur mu, o sizi
çağırmadan. davet etmezse geleyim diye atlamayın hemen.. cenk ve çiğdem’i rahat
bırakın artık. ve onun gibi nice canı sıkılan ve canı sıkıldığı için müzik
yapan, canını sıkan nesneyi eylemi olayı durumu; ritme, hisse, yazıya, resime, heykele, takıya,
tsörte, çantaya aktaran insanları rahat bırakın. aptal saptal röportaj soruları
sormayın mesela. olur mu canikom? ben kaçtım. sigara almam lazım.. tütüncü
kapatmadan. dengesiz bir tütüncüm var, keyfe keder açar dükkanı, canı sıkılınca
kapar. tütünü sağlam ama. görüş açısı da.. bakış açısından ziyade görüş açısı
önemlidir çünkü bu hayatta. ve anlamdan önce his. ve bilgiden önce fikir. bye
bye baby.11 mart 2018 -
gd 2 bölüm 15: ses
gd 2 bölüm 15: sesnaber dedi kafamın içinde bir ses sadece..
ince. güçlü ama her an kırılabilecek kadar da narin.git burdan dedim.bence insanlara hala halüsinasyon gördüğünü itiraf etmelisin dedi..hasta damgasından yıldım dedimyılma dedi sallama sadece bu hep olucak biliyorsun. özlem di gelen. sesi sadece.seni neden göremiyorum dedimgördüğüne pişman olursun dedi. ama sana hep sadık kaldım biliyorsunama gittin dedim beni terk ettin en kötü zamanımda..gitmem gerekiyordu dedi anlaman için çaba sarfetmeyeceğim biliyorsun inatçıyımdır yükselenim oğlak sendenim en az senin kadar inatçıyım oğlumbenim kadar olamazsınotobüs durağındaydım. otobüsü kaçırmayayım da dedim.
ben hatırlatırım dedi bugüne kadar her şeyi hatırlattığım gibieksik olma dedim adın özlem yerine ajanda olmalıydıotobüs geliyor. bu arada neden söylemiyorsun gerçek adımı o çok değerli okuyucularına.okuyucu kelimesini sevmediğimi biliyorsunbiliyorsun ne. özlem mi yoksa?adımı esçümento mu koydu yoksa yalan mı söylüyor puştyalan söylüyor da onu boşver eve varınca sen sevişelim mi ilk kezşarap alıcam yoldan dedim bitince ayık kalırsambeni görmek istediğini söylemiştin hanipişman olucak mıyım seni görüncebi kez bile hiçbir şeyden pişman olmadın sen özürlerinin pişmanlıkla alakalı olmadığını anlamadı insanlaraptallık ediyorum özlem dedim pişman olmadım aptalık ediyorum sadecepişman olmayarak mıallah egomu korusun amin dedimamin dedi kafamın içindeki ses evde görüşürüz..gelicek misin dedimcevap gelmedi..11 mart 2018 -
moving through streets
birileri geldi
birileri gitti. işportaya. saat sekize geliyordu. meto “bi saatin kaldı” dedi.
dokuzda kapatacağımı söylemiştim ona. dokuzdan sonra kalmanın anlamı yoktu. iyi
biliyordum bu sokağı, ezberlemiştim artık, hayatım bu sokakta geçmişti ve adını
“korku parkı istasyonu” koymuştum. çünkü her ne yaşarsam kötü, soluğu bu
sokakta alıyordum tam 20 yıldır. çok değişti sokak. logos kapandı. yaşıtım olan
ve zamanında o sokakta içen, yani gençken, kimse kalmadı. yeni ve abuk subuk ve
sokağın eski ruhu ile alakasız mekanlar açıldı. kilise aynı hiç olmazsa,
papazla aramız iyi. arada şarap istersem onu da verir de, ben ona bira vermem,
içmez çünkü, şaraptan başkası isa’nın kanından sayılmıyor çünkü, renginden dolayı
olabilir, ama isa’ya, 2018 yıldır çarmıktan bir türlü indirmediğimiz isa’ya
artık bi sigara uzatmamız ve sol yanağını çevirmesinden vazgeçmesini iletmemiz
gerekiyor. onun yerine sol elini yumruk yapıp havaya kaldırmalı bence. ve
dahası dostlar, dediğim gibi, saat sekize geliyordu ve herkes gitmişti,
yanımdan, ben de köşeme çekilip bekledim gelmekte olanı, portalın kapıları
açılmıştı..esçümento geldi, şu
çatlak, zemt galaksisinden, gelirken de yanında zemt yapımı votka getirmişti,
ben içmezdim, söyledim ona, içmeyeceğimi, “keşke aynı nezaketi sigaraya da
göstersen piç” dedi, “gösteririm” dedim, “nefes alamayacak kadar kötüleşmeyi
bekliyorum, gece öksürüklerimin ölümüme neden olacak bir kalp krizine yol açana
denk bekleyeceğim” dedim, “alkolden de bu şekilde sıyrılıp azalttım ve durmayı
bildim biliyorsun”“nah biliyorsun” dedi“biliyorsun dedim”
dedim “biliyorum demedim”“ben de biliyorsun
dedim” dedi “ne dediğini biliyorum göt sağır değilim.” esçümento’dan yeni
küfürler öğrenmesini rica ettim, “kendini tekrar ediyorsun amigo” dedim ona,“amigonu sikerim”
dedi, “sen de kendini tekrar ediyorsun yazarken”“en azından aynı
sırada tekrar etmiyorum” dedim, “parçaların yerlerini değiştiriyorum sürekli”“ama aynı muhabbet”
dedi, “işporta, alkol, uyuşturucu, fanzin, kadınlar, ne kadar dipte gezdiğin”“bir dakika bir dakika”
diyerek kestim sözünü, “dipte falan değilim ben, yeraltı bir uydurmadan ibaret,
biliyorsun bunu konuştuk”“evet biliyorum, büyük
palavra, biri sana şu an otuz bin verse tüm telifini verirsin alın ne bok
yerseniz yiyin diyerek”“o kadar da değil”
dedim“ne o kadar da değil
puşt” dedi“otuzbin az” dedim, “yüzbine
fitim”“kendine çok
güveniyorsun” dedi, “bu özgüven iyi değil sana söyliim sürünerek ölüceksin en
sonunda”“aynen pinero gibi”
dedim “sigara sigara sigara aynen figaro figaro Figaro” gibi, çıkarıp yaktım
bir tane, ona vermedim çünkü esçümento boş içmez, hayatında boş sigara içtiğini
görmedim adamın. hatta su bile içmez, suyu sadece rakı da kullanır, çay bile
içmez, alkolsüz olan tek gram sıvı sürmez ağzına, dahası yemek konusunda da
tutumludur, dolu dolu bir sabah kahvaltısı dışında yemek yemez ve o kadar küfür
etmesine karşın aseksüeldir, sakın kendisini cinsiyetçi falan sanmayın,
cinsiyetlere de inanmaz çünkü, onun küfrü ağız alışkanlığı, annesinden geçme,
genlerinde var,“genlerini sikerim”
dedi ben ondan yanımıza gelen bir hayalete bahsederken ve hayaleti de “siktirgit
lan özel konuşuyoruz” diyerek kovdu.“seçil napıyor?”
dedim, “yolu düşmüyor mu bu taraflara”“sana kızgın biliyorsun,
hepsi sana kızgın, onları terk ettiğin için”“onlar beni terk etti.
zemt’te işler nasıl gidiyor, ben hala bu zemt’in ve sizin uydurduğum bir şey
olduğunu düşünüyorum ama siz inatçısınız bana gerçek olduğunuzu ikna etme
çabanızda”“gerçeğiz lan” dedi, “yan
boyuttan geliyoruz, portallardan geçerek, işte bunun sayesinde” elini cebine
atıp poşet içinde toz bir madde gösterdi, “ve bunun” iç cebini açtı, size tarif
etmemin yasak olduğu parıldayan bir cisim gösterdi. tam bu sırada geldi zabıta,
tabii ki ne meto ne zabıta esçümento’yu görmüyordu, göremezlerdi, görünmezlerdi
kahramanlarım, hayaletten oluşma embriyolarım, meto’ya “fanzine de mi başladın
artık” dedi zabıta, “yok arkadaşın tezgahı” dedi meto, müdürmüş adam, inceledi
inceledi inceledi, “bana okuncak bir şey ver” dedi, broşürü verdim, okuyormuş
fanzin, okuyabilir, herkes her şeyi okuyabilir, söz konusu problem okuduğun
şeyler üzerinden alıntılarla ve isimlerle konuşmaya başlayınca ve yeni bir
fikir, sizin dünyanızda tez diyorlar galiba, oluşturmayınca başlıyor, şu şunu
demiş bu bunu demiş tarzı bir muhabbete hayatım boyunca iştirak etmedim
etmeyeceğim, ancak hayaletlerim söz konusu ise, tuncay şunu demişti özlem böyle
kesti kendini şunu derken diye hikaye sandığınız vizyonlarımı anlatabilirim, bu
arada nasıl gidiyor hayat, haliniz vaktiniz yerinde mi? dedikodu ile müsemma
dünyanızda bir yenilik var mı? tarikatınız party kafasından çıkıp iş yapma
kafasına erebildi mi bare, yoksa hala bizim gibi kara cahillere vaaz verme
derdinde misiniz? ne diyordum seçil?“kes girdo, al şunu
ateşle, siktirtme belanı” dedi esçümento, “seçil meçil yok, gelmeyecek, anladın
mı beni, büyük konuştu hatun, bi daha yüzümü nah görür dedi, son kavganızı
hatırlıyorsun”“ben özür dilemiştim”
dedim“sen de hep özür
diliyorsun ha, adını girdo yerine affet koysaymışız keşke”“adımı koyduğunuzu da
nerden çıkardın” dedim“öz be öz ben koydum”
dedi, “dolambaçlı yollarından dolayı çocukluğunda, bi de içine düşüp dışına
çıkamadığımız için”“İçim dışım birdir”
benim“he he aynen öyle, bu
yüzden çuvallıyorsun, bu yüzden insanlar sana selam vermeyi kesiyor, bu yüzden
konuşurken gülümsemiyorlar ateşle şunu sikmiim belanı”“içmicem” dedim “komple
bıraktım ben artık”“votka?”“onu da içmicem”“bi yudum al bare”“ağzımı sürmem”“sigara ver o zaman”napacan sigarayı diye
sormadım pezevenge, sarıcak tütünü kalmamıştı çünkü, biliyordum bunu, son
cuvarısını içiyordu ve mutlaka yedekte bir tane bulundurmalıydı, tam bu sırada “gidiyorum
ben” dedi, kalktı ve taksi durağının olduğu tarafa doğru yürüyüp seçil’le
selamlaştı ve gözden kayboldu. seçil selam vermeden yanıma oturup bağdaş kurdu,
sigara uzattı, diğer elinde yarım ekmeği vardı, benim için hazırladığı“yemeyeceğimi
biliyorsun” dedim“iyi mesefa kat ettin”
dedi alkollü gözlerle bakıyordu, “esçümento’yu seni test etmesi için ben
gönderdim, sağlıklı yaşamaya karar verirsen barışırız”“sağlıklı yaşamak
yemek yemek anlamına mı geliyor seçil” dedim, “özellikle ruhen ve maddi anlamda
iflasın eşiğindeyken”“bedenen de iflasın
eşiğinde olmanı istemem” dedi, “biliyorsun seviyorum seni, kan kardeşimin
sevgilisisin bir kere”“o öldü” dedim“ölmediğini sen de
biliyorsun cicim” dedi “sadece sana kızgın”“bütün dünya bana
kızgın tanrısını satayım” dedim, “kötü giden her şeyin sorumlusu benim, evet bi
boklar yedim, evet bencilim, evet gerizekalıyım, ama bir şeyleri yoluna koymaya
çalışıyorum hayatımda, bunun farkında mısınız seçil hanım? ve bu yoluna koyma
işlemi yemek yemeye başlayarak sigarayı bırakarak olmucak, işlerime odaklanarak
ve bazı insanlarla arama mesafe koyarak olucak, bazıları ile bozuşarak hatta,
gerçek benliğimi ortaya koyarak, biliyorsun bunu, başka şansım yok, bu son
şansım”“her zaman bir şansın
vardı” dedi, “ama bu defa haklısın galiba, bu son”“her zaman haklıydım”
dedim, “başından beri ben haklıydım, hislerimde bi gram yanılsaydım adına
paranoya diyebilirdik belki ama haklı çıktığım için ben altıncı his diyicem ya
da sekizbinyüzonikinci teferruat” diyelim.“suyu uzatsana” dedi “kafamı
sikiyorsun şu an, sigara mı ekmek mi?”“kokoreçe hayır
diyemem” diyerek yarım ekmeğe elimi uzattım. kahvaltı yapmamıştım henüz ve saat
akşamın sekiz buçuğuydu, öğlen uyanmış sadece sıvı tüketmiştim.“hadi kalk” dedi ben
ekmeği bitirince, tiryaki kediye gidiyoruz, etkinlik var, insanlar vardır, bi
bira iç, ama sadece bir tane, başka yok. ve kafanı dağıt biraz, sohbet
muhabbet, sonra eve dönüş yolunda sana eşlik ederim..dediğini yaptım. yine
bir çıkmazımda, derin kuyulara taş atmışken zihnim, taşımı aldı ordan, kafama
atabilirdi, yapmadı, saçları mı okşadı, “düzelecek” diyerek, izbana girerken, “başarıcaksın
moruk, hep beraber olucaz yine.. sadece kurallara dikkat et, hepsi bu..”kurallar dediği, bizim
koyduğumuz kurallardı, on sekiz sene önce, hayat içinde kendimize koyduğumuz
kurallar, her seferinde benim bozduğum, içinden çıkılmaz bir hale soktuğum her
şeyi, sonra geri dönmek için tırmaladığım ruhen ve bedenen, “bu kez izin
vermicez” dedi, özlem, gaipten bir serzenişle, “bu kez olmaz çocuk, yanındayım,
yakında gelicem, sen zihnine mukayyet ol yeter, yoldayım, çakmağın hâlâ ben de,
biliyorsun, unutma verdiğimiz sözleri..“* başlık psycho realm
adlı grubun bir şarkısının adıdır..10 mart 2018 -
sigara sigara sigara aynen figaro figaro figaro gibi
uyanınca yataktan çıkmadan sonra yedi tane sigara içmezse fondip tarzında işleri rast gitmiyordu. yedi uykulu sayısı değildi. kalp atışını hızlandırma limitiydi. ciğerleri kusursuzken kalbi her iki anlamda da can çekişiyordu. yapılacak bir şey yok deyip çakmağı ateşledi.. sigarayı bırakırsa ölürdü. sigarayı bırakmazsa ölürdü. iki ucu iğneli sopayı kırmak için çaba sarfetmiyordu. ellerinin metamorfozu delik deşik olmuştu.
-
kitaplarım
ilk yedi kitabımın pdf’si, ilk ikisi basıldı, üçüncüsü mayıs ayında basılıyor, yılda bir tane basıyorum işte, ya tutarsa..indirilip basılabilir olan orjinal pdfler: https://yadi.sk/d/HZa0I0m23T8HEAonline okunabilir versiyonlar: https://issuu.com/girdapzackunthatownot: ilk sekizi hazırdır. 9 10 11 şu aralar aynı anda yazılmaktadır.. -
Entre les lignes 36: des étoiles et des paillettes
Entre les lignes 36: des
étoiles et des paillettesbazen, sadece bazen ama, ya da çoğu pazar diyelim, bazı
günlere, kötü başlarsın. aşağıda ve geride. bir sürü kare akar gözünün önünden,
üçgenler beşgenler çokgenler hatta. genlerinden kaynaklanan inatçılığın
yüzünden kaybettiğin onlarca şeyi göz ardı eder, bir sigara yakarsın. burnunun
dibine gitmekte de üstüne de yoktur. dikine değil dibine.. tekrar her sabaha
öksürerekle uyandığın ve sağlam bir şekilde kustuğun günlere geri dönmüş olmasının
şerefine bir bira içmek istersin. paran yoktur. paran, bazı bedenini patronlara
sattığın ender zamanların hariç hiç olmamıştır. o işten çıkar o işe girersin,
üstelik artık kovulmaya da başlamışsındır. dikiş tutturmak ile çift dikiş
gitmek arasında kalın bir çizgi vardır ve bu çizgi senin hayatında 2007’de
çekilmiştir. sonrasında bir sinir krizi sonucu kestiğin bilekliğini saklarsın, bahsettiğim
çizginin iki sene sonrasına tekabül eder bu. 2009’da ani bir histeri krizinin
yol açtığı zihinsel karışıklık, karanlıkta sakladığın zihninin açığa çıkmasına
neden olur ve bu da insanlar tarafından psikoz olarak nitelenir. çünkü
göremediğimiz ama bu dünyada yaşayan varlıkları görüyor olman halüsinasyon,
yaşadığın galaksi hayal gücü olarak nitelenir. ilaçlarla uyutulmak kapitalizmin
silahlarından biridir, nokta.eğer modern psikiyatri ve psikanaliz yerine eski uygarlıkların
bitkilerini ve esrarını kullanmış olsaydık, sorunumuz kalmazdı. ikisini
karıştırmak ise, paranoyadan başka bir şey getirmez hayatınıza. ve ne yazık ki
çoğu paranoyanızda haklı çıkmış olmanız, bunların paranoya olmadığı, altıncı
his olduğu anlamına da gelebilir, ama diplomanız olmadığı için, kaale
alınmazsınız. eğer bir felsefe veya sosyoloji lisansı üst lisansı dış lisansı
doktorası konçertosu, çalmış olsaydınız, sakalınızı edinmiş olurdunuz.bakış açısı farkına tahammülsüzlük günümüz dünyasında var
olan kutupların nedenidir ve bu kutuplar güney kutbu ile kuzey kutbu (eğer
varlarsa bunlar ama yok) arasında zihnen kazdığınız tünel sayesinde attığınız
dünya turu, mıknatanıstan yapılma uçağınız sayesinde, size her şeyi
öğretmiştir. ama öğrenilen her bilgi, yeni bir soruna gebedir. her şeyi çözmeye
çalışan zihninizin seri bağlanmış atmosferi sayesinde oluşan algısal
tekinsizlik, sizin tıpsal yaftalanmalara gebe kalmanızı sağlar. o doktorların
ağzına sıçabilme potansiyelinizi ve onların okuduğundan daha fazla şey okumuş
olduğunuz gerçeğini gizlersiniz içinizde. çünkü biz kez yaptınız ve sizi
kapattılar. on üç gümüş gün kaldınız orada. o yüzden transatlantik adını
verdiğiniz geminizle yaptığınız görsel uçuşunuz, kapalı anlatımlara gebe artık.
yerseniz. daha önce de dediğim gibi, zihinsel dondurmamla başa çıkabilecek bir
küheylan olursa, isterse ordinaryüs olsun, kapım açık, yeterki elinde ki gücü
kullanıp, beni kapatmasın. tek ricam ve son dileğim bu, tüm dünyadan.delirmeyi, uluslarası düzeyde kardeşlerim ile verdiğim
mücadele olmasaydı, ve eşik kertmem izin verseydi, ben de isterdim.. en azından
anılarımı tahrif edebilmeyi. nokta.4 mart 2018 -
taşınma işlemleri
yakın zamanda yeni bir websitemiz olucak. blogçuluktan webçiliğe geçiş yapiiçiiz.
-
biraz sessizlik lütfen part 2
yazılabilecek her şeyi yazdığımı düşünüyorum
anlatılabilecek her şeyi anlattım
yerseniz
pardon ben kördüm
ve sağır
ve dilsiz
unutmuşum
affedersinizşimdi karanlığıma çekilme vakti
kendi iç sessizliğimle
kendi hayaletlerime
kendi ölülerime
galaksimin en dış galaksisine gidiyorum
ve oranın gerçek olmadığını söyleyip
uzaylılara inanların mantığına papuçla vurayım
amerikyalan ya da avruparan felsefesi ve sineması ile
bilinçaltınızı sikinmüzik her şeyi değiştirdiğinde
umarım burada olmazsınızbüyük yalancılara elvada
27072018-2235
zackeva