Blog

  • aprobarbital

    şimdi burada
    hafiften esinti eşliğinde
    uzandım ve bekliyorum
    yerine getirmek zorunda kaldığım
    hiçbir şey yok
    yaşama devam etmek için
    iş yok
    çalışma yok
    ve getirisi olmasa da
    bir fanzin tasarlıyorum
    kafamın içinde
    her şey kafamın içinde olup bitmekte
    zihnimin duvarlarına çarpıp duran pingpong
    topları
    ve koridorlarımda geziniyorum
    gözlerimi kapatıp
    sessizce
    ilerliyorum
    yanıp sönen ışıklar
    karanlık odalar
    aydınlık odalar
    loş odalar
    duman altı
    havasız
    ve sonsuz bir ova sonra
    ve sonra bir kuyu
    ve sonra gökyüzü
    yıldızlar ve kara delikler
    geçmiş zamanları düşünüyorum
    tüm o lanet olası kötü zamanları
    şimdikinden pek farkı olmayan
    lanet olası yılları
    gelir ve geçer ve sen izlersin sadece
    ben bunu neden daha önce düşünemedim ki der
    kendini aptal gibi hissedersin
    her şey olup bittikten sonra
    tek sorun geç kalmaktır sadece
    müthiş bir zamanlama hatan vardır
    ya çok geç kalırsın
    o sihirli sözcükleri söylemekte
    ya da erken kafaya çıkar
    ve gelen topu ıskalarsın
    ki sana doğru da ortalanmamıştır zaten
    hiçbir şey senin için yapılmamıştır
    sen kendini plana dahil sanırsın
    ve sonra anlarsın ki
    iflas ettiği söylenen bankada
    bir tek sen hesap açmamışsındır
    ama yaşanan her şey
    tüm bu karanlık ve hengame
    bi tek sende var sanırsın
    herkes gülüyordur
    gördüğün herkes
    bir şekilde yaşama devam ediyordur
    otobüse biner
    ve nefret edersin insanlardan
    herkesin nesi var merak edersin
    bu enerjiyi nerden buluyorlar dersin
    bu kahkaha ve neşenin kaynağı ne dersin
    anlam veremezsin
    çünkü
    sen herkesin yükseldiğini düşünürken
    seni herkes düşüyormuşsun gibi hisseder
    ve herkes düşerken de
    düşüyorsundur onlara göre
    çevreye bağımlı bir yaşam sürmüyorsundur oysa
    hatta bir yaşam sürdüğün bile söylenemez
    dolanıp duruyorsundur sadece
    kendi etrafında dolanıp durmak
    gündüzleri uyuyup
    geceleri yaşadığın için
    kimseyle görüşemezsin
    çünkü sabahın köründe çalan telefon
    sen yatmak üzereyken çalan telefon
    sokağa çıkan bir arkadaşındandır
    açmazsın
    uyursun sadece
    herkes yaşarken uyursun
    herkes her şeyin farkındayken
    ebleh bir şekilde etrafa bakar
    ve neler oluyor bile demezsin
    halinden memnun
    ve halinden memnun olmayan insanlar
    seni de dönüştürmek isteyen insanlardır
    bir bara götürmek
    yeni bir insanla tanıştırmak
    bir bira ısmarlamak ya da
    konsere davet etmek
    isterler
    çok fazla şey
    ve hiçbir şey arasında
    bir seçim yapman gerekir
    arasını düşünmezsin asla
    çalan telefonu duyar
    ve açıp “alo” dersin
    “nerdesin oğlum on kere aradım”
    derken kadın
    “duymadım ya ne bileyim” dersin
    ki doğruyu söylüyorsundur
    ki yalan söylediğini düşünüyordur
    ki kızmazsın yine de
    hiç kimseye kızgın değilim
    hiç kimseye kırgın değilim
    öfkeli değilim
    neşeli değilim
    mutsuz değilim
    mutlu değilim
    aradayım sadece
    herşey’in arasında
    bir tarafa gidersem
    bir süre sonra
    duvara çarpacağımı biliyorum
    rotamın terse döneceğini
    iniş çıkışlar
    gelgitler
    ve bazıları “hayat böyle” derken
    ben “hiçbir şey değil hayat” diyorum
    ve hâlâ zıplamaya devam ediyor
    zihnimin içindeki pingpong topları
    biri “rotherdam’a gelsene moruk” diyor
    ben “bakkala bile gitmeye gücüm yok” diyorum
    “saçmalama” diyor bana
    “kendini bırakmamalısın”
    “ne bırakması lan” diyorum ona
    “para yok anlamıyor musun?”
    ama gelicek
    ve geldiği zaman
    biz burada olmayacağız diyorum
    hayır rotherdam’da da olmayacağız
    çok fazla kötü film şeridimiz var
    oraya dair
    hayır bristol olmaz
    hayır berlin olmaz
    hayır istanbul olmaz
    hayır ölen dostlarımın
    öldüğü yerler olmaz
    bir yerin ölüm ve aşk konusunda
    bekaretini bozmak istiyorum diyorum
    hiç bi insanın ayak basmadığı
    bir yere gitmek istediğimi söylüyorum
    karşılıklı oturuyoruz
    ve ona dönüp
    mutlu bir insan acını endike etmez diyorum
    aynı eroin gibidir acı diyorum
    detoksifikasyonu en zor duygudur acı diyorum
    ve mutluluk denilen o şeyin
    yan etkilerinden biridir de aynı zamanda
    diyorum
    karşılıklı oturuyoruz
    ve hâlâ bana kendimi toparlamam gerektiğini
    söylüyor
    ben iyiyim kızım diyorum ona
    kolumdaki ying yang’ı gösterip gülümsüyorum
    ara bölgedeyim diyorum
    acıdan gebermiyorum
    mutluluktan uçmuyorum
    ve ancak benim durumumdaki biri
    dengeleyebilir beni diyorum
    aşk yok, hiçbir şey yok
    salonda oturuyoruz
    sonra dönüp ben gitmeliyim dedi
    ben de tamam git dedim
    kapıya bile çıkmadım geçirmek için
    geçirmeye bile çalışmadım kaba bir tabirle
    o istedi geçirilmeyi
    ve ruhumun elek gibi olmasını diledim o an
    elek gibi bir şey olmasını istedim
    ama geçirgendi
    iletken bir maddeden yaratılmıştım
    ve iletiyordum
    kara kutu misali her şeyi
    sonra dönüp
    hafiften esen rüzgara karşı uzandım
    ve zihnimdeki pingpong toplarının
    bir an için durduğunu düşledim
    bir an için sadece
    hiçbir şey hissetmediğimi
    gerçekten hiçbir şey hissetmediğimi
    ve emin olduğum tek şey
    hiçbir şeyden olamadığımdı
    hiçbir şeyden emin olamıyordum
    kimseye güvenemiyordum
    ve basit cümlelerime
    olağanüstü hal uygulaması yapan insanlara
    teşekkür etmekten başka
    söyleyecek bir şey bulamıyordum
    bekliyordum öylece
    sıkılmıştım
    ve rüzgar kesildi
    ve terlemeye başladım
    ve daha sonra kendime geldim
    ve gözlerimi açtığımda
    gördüğüm her şeyi anlatacağıma dair
    kendi kendime söz verip
    yazmaya başladım
    kapı çaldı
    açtım
    içeri girip bir şeyler sordu
    cevap verdim
    ve sonra
    bana tecavüz edip gitti
    hepsi bu
    anlattım işte
    şimdi tekrar pusuya yatıp
    kıçımızdan vurulabiliriz
    hiçbir şey görme hiçbir şey duyma
    ama konuşmaya devam et
    ve dokunmaya
    ve koklamaya
    belleğimin kaldırabileceğinden
    çok daha fazlası sıkıştı zihnimde
    takılıp kalıyor monitörüm bu yüzden
    aynı görüntülere
    aynı seslere
    aynı şeylere ve aynı yerlerde
    bu bir tuzak, diyor içimden bir ses
    bir diğer ses de, ya değilse
    sen de şansını deneyip
    belleğini şişiriyorsun biraz daha
    farklı isimlerdeki
    aynı programlar
    ve bu ebleh dizelerin
    bana tek yararı
    sizin
    hardiskinizdeki önemli verilerinizi
    dvd olarak yedeklemenize benziyor aslında
    ve yine de sık sık kullandığınız için
    yedeklemenize rağmen silemiyor
    ve tekrar tekrar üzerine çift tıklıyorsunuz
    yani ben öyle yapıyorum
    odamdayım
    gözlerimi kapatıp
    bekliyorum
    ve artık yeni şeyler yaşamaya
    ya da hafızamı tazelemeye
    gerek görmüyorum
    sakin olalım
    ve neler olduğu
    ya da olabileceği üzerinde
    pek fazla düşünmeden
    bir sigara yakalım
    ve tadını çıkartalım
    akıp gitmeye devam eden zamanın

    18.mayıs.2009
  • karanlık görünmezdir

    o kadar yalnız ki
    yalnız sadece
    yalnız
    bekliyor
    bu karanlıkta
    kimse göremez
    tüm kapılar kapalı
    kapı yok hatta
    duvar sadece
    ve çürük bir duvar
    ve kimsenin o duvara
    sıkı bir tekme atacak kadar
    cesareti yok

    18.mayıs.2009
  • "ben toplumdışı değilim, toplum benim dışımda"

    “ben toplumdışı değilim, toplum benim dışımda”
    “eğer uyarıcılara bir kez
    bulaşmışsan” diyor gökçe, “günün birinde bıraksan dahi, hiç bir zaman
    tekrar başlamayacağından emin olamazsın, ama eroin farklı” diyor,
    “bütün arkadaşların eroin yüzünden ölmüş olsa bile, bu yüzden hayatta
    sahip olduğun herşeyi, maddi ve manevi herşeyini kaybetmiş dahi olsan, ondan
    kurtulamazsın, pişman olmuş olsan bile, tekrar pişman olacağını bilsen bile,
    tekrar tekrar geri dönmek zorunda kaldığın, gizli bir mağaran gibidir o senin,
    ferah, geniş, sınırsız, özgür. evet, özgür. özgür, çünkü efendin teke inmiştir,
    düşüncelerin teke inmiştir, yaşama amacın teke inmiştir, bir sonraki vuruş.
    sürekli bunu düşünür hale gelirsin, kendine geldiğinde, tekrar hastalanana
    kadar, tek amacın, bir kaç gram bulmaktır, hepsi bu kadar basit, hayat bu kadar
    basit, bedenini önemsemezsin, ahlakı önemsemezsin, örf ve adetleri, ailevi
    değerleri, geçmişini, geleceğini, herşeyin silinir gider, yaşama yükün
    hafiflemiştir, nasıl olsa bir kaç sene içinde ölüceksindir, bunu bilirsin,
    herhangi bir hastalığa yakalanmasan dahi, kendi işini bitirirsin, aynen tuncay
    gibi, sıranın bana geldiğini düşünüyorum”.
    bu hatun, 3 yıldır eroin kullanıyor ve
    izmir’de yaşıyor, kendisiyle 2005 yılında tanıştım ve bu sözleri de o zaman
    sarf etti, yani o zaman, yani 2005 yılında, 3 yıldır eroin bağımlısı olduğunu
    söylüyordu.
    “bu aslında” diyor gökçe,
    “porno bağımlısı olmaktan farksız, kardeşim tam bir porno bağımlısı, her
    gün yeni bir kaç sahne seyredip attırmak zorunda hissediyor kendisini, o sırada
    beyninin salgıladığı hormonlara bağımlı aslında, bunu o bilmiyor, ve halinden
    memnun görünüyor, kendisini bana göre şanslı hissediyor, sonuçta porno, eroine
    göre, daha kolay sürdürülebilir bir bağımlılık, buna rağmen toplumsal ve ahlaki
    açıdan değerlendirdiğimiz de, eroin daha masum görünüyor”.
    ben o zaman, yani aramızda bu konuşmanın
    geçtiği gün, 3 yıllık aradan sonra, amfetaminle öpüşmüştüm, aslına bakarsanız,
    o gün için aldığım, saf amfetamin değildi, metamfetamin de değildi, metilendioksiamfetamin
    bile değildi, parametoksimetamfetamin de değildi, şu bizim şişkoların, iştahını
    kesmesi için reçetelerine yazdırdıkları, mefenoreks içeren bir haptı.
    mefenoreks, amfetamin ve türevleri ile aynı etkiyi gösterir, sadece, etki
    süresi diğerlerine göre oldukça kısadır.
    aslına bakarsanız, dexedrin veya ritalin’i
    tercih ederdim, yani şu an gökçe adında yarattığım sallama karakter yerine, bi
    kaç dexedrin’im olsa, fena olmazdı. en azından etki sonrası, tekrar bir kaç
    tane daha yutma şansım olabilirdi. sahte mutluluk sonrası oluşan ruhsal
    çöküntü, gerçek mutluluk sonrası oluşan ruhsal çöküntüden bin kat daha iyidir.
    yeri gelmişken, asıl sözünü etmek istediğim
    şey şu; bazı duyguların, gerektiğinden yoğun hissedilmesi sonucunda,
    psikotrop’ların yarattığı algı değişikliğini yaratabileceği gerçeği, yani eğer
    siz birine ayaklarınız yerden kesilecek şekilde aşık olduysanız, ya da zafer
    sarhoşuysanız, hayatınızda ki herşey yolunda gidiyorsa, veya diyelim ki ters
    giden hiçbir şey olmadığını düşünüyorsanız, çok ama çok çok çok mutluysanız,
    -bunun nedeni aşk, başarı, para, herhangi bir şey olabilir- bu mutluluk hali,
    sizde, psikotrop’ların yarattığı etkiyi yaratabilir, yani demem o ki,
    zihninizde bir algı değişikliği vuku bulabilir, yani sonuç olarak kim mutlu
    olmak istemez ki? yani sonuç olarak, hepimizin biraz mutluluk halüsinasyonuna
    ihtiyacı var, öyle değil mi? yani sonuç olarak, aynı amfetamin alımı sonucu,
    beyinde gerektiğinden fazla salgılanan noradrenalin’in yarattığı
    halüsinasyonlardan farkı yok diyorum, dünyevi olan herhangi bir aşırı
    mutluluğun, yani demem o ki, ister madde alımı ile, ister yaşanan olaylar
    sonrası meydana gelsin, gerektiğinden fazla salgılanan endorfin, yani opioit
    reseptörleri, zihinde bir tür algı değişikliği yaratabilir, bunun sonucunda
    siz, gerçekte olan bitenin farkına varamayabilirsiniz, ve farkına vardığınızda,
    yani ister kullandığınız madde, ister size mutluluk veren olay, insan, eşya,
    para, başarı, vs vs’nin etkisi geçmiş olsun, sonuç daima aynıdır, siz gerçeğe
    geri dönmüş, ve eskiden içinde bulunduğunuz o gerçekliği kabullenemediğiniz
    için, ruhsal bir çöküntü içersine girmişsinizdir. yani aslında, sizin
    “uyuşturucu” benim “algı değişikliği yaratan maddeler”
    demeyi tercih ettiğim tüm o psikotropların, normal insan hayatında var olan,
    hissedilen, heyecanlardan, duygulardan, hislerden, hiç bir farkı yoktur.
    Depresyon, bu yüzden ortaya çıkar, gerçeği kabullenemediğimiz için, normal
    koşullarda, normal düzeyde salgılanan dopamin, enkefalin, noradrenalin,
    testosteron, endorfin, adrenalin vs vs, tüm vücut içi salgıları ve beyin
    aminleri, normalden fazla salgılandığında, gerçek dünyayla algılarımız arasında
    bir fark oluşur, ve dediğim gibi, bu algı değişikliği, yani bir nevi hafif
    ölçekli ve geçici psikoz durumu, ister herhangi bir uyarıcı veya onirojen ile,
    yani; kokain, amfetamin, efedrin, izoprenalin, klobenzoreks, fentolamin,
    mefenoreks, prenilamin, benzidamin, ketamin, lsd, psilosibin, meskalin vs vs
    ile oluşsun, isterseniz hayatınızdaki herhangi bir değişiklik sonrası aşırı
    mutluluk ile beyninizde normalden fazla seviye de salgılattığınız noradrenalin
    ile, veya adını bile bilmediğim bir sürü beyin içi fonksiyonlar ile, ve tabii
    ki opioit reseptorleri sayesinde, zihninizde, yani algı düzeyinizde, bir
    yanılsama meydana gelebilir, bunun sonucunda, yani herşey tamamladıktan sonra,
    mesela boşandıktan sonra, ya da şirketiniz iflas ettikten sonra, ya da anneniz
    öldüğünde, kısacası size mutluluk veren şey bir an da ortadan kaybolduğunda ya
    da anlamını yitirdikten sonra, ruhsal çöküntü ve depresyon kaçınılmazdır.
    “o nedenle” diyor gökçe, benim eroin
    bağımlısı karakterim, “eroin kesinlikle dünyanın en iyi ve en boktan buluşu”.
    “ama” diyor, “aşk, dünyada ki
    her şeyden daha tehlikeli ve dengeli alınmadığı, yani siz, ayaklarınız yerden
    kesilecek şekilde, kendi özünüzde ve karakterinizde değişiklikler yaratıcak
    şekilde yoğun bir aşk hissediyorsanız, kesinlikle bir tür psikoza
    girmişsinizdir, ve bu psikoz, eroin veya lsd’den daha tehlikelidir.”
    “bir insanın bağımlısı olmak”
    diyor, “bir maddenin bağımlısı olmaktan çok daha tehlikeli bir şey, sonuç
    olarak o maddeyi, eğer paran varsa, ya da bedenin para ediyorsa, ya da
    hırsızlık yapabilecek durumdaysan, ya da başka başka başka yollardan, o maddeye
    ulaşma şansın varsa, kriz geçirsen bile-krizi geçirebilirsin, tekrar tekrar
    aynı şey, damar, şırınga, damar, şırınga”,
    “bir insanın bağımlısı olmak” diyor
    tekrar, “kesinlikle, bir maddenin bağımlısı olmaktan çok daha tehlikeli
    bir şey, sonuç olarak, insanlar ölümsüz değil, hatta daha da ötede, insanlar
    güvenilir değil, sizi herhangi bir zamanda terk edebilir, veya aldatabilir,
    veya hissedilen duygular bir taraf için anlamını kaybedebilir, böyle bir
    durumda yaşadığımız ruhsal çöküntü ve depresyon halini giderebilecek insana
    ulaşma şansınız olmadığı için, daha doğrusu, o insan artık sizi sevmediği için,
    intihar bile edebilirsiniz, ben sadece madde bağımlısıyım diyor, benden daha
    kötü durumda olan insanlar var dünya üzerinde; tek başlarına yaşayamayan
    insanlar… insan bağımlısı olan insanlar… bu, aşk veya arkadaş ihtiyacı olabilir,
    tek başlarına var olamayan insanlar”,
    “bu” diyor, “insan bağımlılığı
    yani, çok zararlı. üstelik, bir süre sonra, biraz da popülerleşirseniz, yani
    herkes sizi sevmeye ve saygı göstermeye başlarsa, yaptığınız işi övmeye
    başlarsa, yani hayatta başarılı olursanız, örneğin son yılların en iyi pop
    şarkıcısı olursanız, ve bunun sonucunda, zihninizde ve algı dünyanızda, aynı
    psikodisleptikler’in yarattığı algı değişikliği meydana gelirse.”
    burada susuyor ve ona uzattığım listeyi
    alıyor eline, herhangi bir eczaneden, reçetesiz veya normal bir reçete ile
    satın alabileceğiniz bir sürü hap ve şurubun adı, ve yanlarında kullanım
    şekilleri yazıyor, dozajlar, ve evet bu noktada yazıyı yarıda bırakıp, bana bir
    mesaj atabilirsiniz, size de böyle bir liste vermemi isteyebilirsiniz, daha
    önce isteyenler oldu çünkü, ama hiç kimsenin, en azından madde alımı ile,
    algısının değişmesini gerekli görmüyorum, ya da hiç kimsenin, girdiği
    depresyondan bir öksürük şurubundan, günde yarım şişe içip sedasyona girerek
    çıkacağını sanmıyorum, yani demem o ki, uyuşturucu kötüdür, bunu artık herkes
    kabul ediyor, ne kadar çok alkol içtiği ile övünüp, bunu da marifet sayan denyo
    türleri dışında tabii, ama gerçeklerden kaçmak için değil de biraz eğlence için
    alınan lsd, sizi üç beş günlüğüne alis harikalar diyarına gönderebilir, ama
    şey, pardon, lsd sizi ilk kullanım sonrası o diyardan geri getiremeye de bilir,
    daha hafif bir şey olarak, içersinde amfetaminin herhangi bir türevi olan,
    herhangi bir hapı kullanabilirsiniz, ama şey pardon, bu kez de, amfetamin ve
    türevlerinin yarattığı mutluluk halüsinasyonlarına ve dünyayı toz pembe görmeye
    bağımlı olabilir, ve bunu hep yapmak isteyebilirsiniz. Aynı, sürekli birine
    aşık olma ihtiyacı hisseden, aşk bağımlısı olan, veya porno bağımlısı olan,
    veya seks bağımlısı olan, veya işkolik olan, veya servet bağımlısı olan, veya
    kariyer bağımlısı olan, veya aile bağımlısı olan, veya tanrı ve din bağımlısı
    olan, veya milli duygularının, şanlı tarihinin, anne babasının veya
    çocuklarının bağımlısı olan insanlar gibi.
    sözünü ettiğim şey, söz konusu tehlikenin,
    uyuşturucudan değil, yalnızlığı kanıksayacak kadar yalnızlığa itilmiş
    olmayışımızdan ya da artık mutsuzluğu önemsemeyecek kadar mutsuzluk çekmemiş
    olmamızdan kaynakladığı, yani demem o ki, herşeyin iyi olması iyi bir şey
    değildir ama herşeyin kötü olması kötü bir şeydir. önemli olan, dengede
    kalmaktır. bu denge hali, iki iyi bir kötü, olabileceği gibi, hep kötü bir iyi
    de olabilir, bu oran kişiden kişiye değişebilir, ama gerçeklik algımızı, yani crispin
    sartwell’in sözünü ettiği gerçeklik algımızı kaybedersek, sonuçta bir hayal
    dünyasında gerçekten delirmiş bir şekilde, sahte sorunlarla mutsuz olabilir
    veya sahte güzelliklerle avunabiliriz. o yüzden alkol, kendini unutmak için
    içildiğinde, ertesi günü katlanılmaz kılabilir, yani gerçeğe dönüş hali
    esnasında, yani akşamdan kalmalık durumlarda, yani amfetamin kişi de bir ruhsal
    çöküntü meydana getirir diye bağıran o gerizekalı psiko-tiyatrocuların, en
    azından uyuşturucu kullanan insanlar ve uyuşturucu maddeler hakkında yaşamsal
    bazda, benim sahip olduğum kadar bilgi sahibi olması gerekir, bu nedenle, bir
    cankinin en yakın dostu, bir başka cankidir, ve bir cankinin en yakın düşmanı
    da bir başka cankidir, neden bahsettiğimi anlayabiliyor musun dominik? gönderdiğin
    öykü, hiç sigara içmemiş olan bir yeşilaycının, sigaranın zararları hakkında
    bir öykü yazmasına benziyor, komik geliyor bana yani, herşey fazlasıyla komik
    geliyor, gönderdiğim 8 sayfalık bir yazıyı, gönderdikten bir dakika sonra
    “beğendim” diyenler de komik geliyor şu lunaparkım haline gelen
    facebook’ta. Yani, kişi okumadığı bir şeyi nasıl beğenebilir, kişi sekiz
    sayfayı bir dakikada nasıl okuyabilir. kişi, kişilik sahibi olmadan nasıl aşık
    olabilir? hadi oldu diyelim, ve aşk bitti, sonrasında girdiği depresyon veya
    psikoz türevlerinin herhangi biri için, ona niye sadece; lityum, diazepam,
    benperidol, zopiklon, trifluoperazin, kloral ve tek tek saymaya devam edersem
    öykünün sıkıcı bir hale dönüşebileceği maddelerden birini içeren sikik bir hap
    verilir? sonrası sedasyon, sonrası kas gevşemesi, hipnotik etkiler, uyuşma, şu,
    bu, vs, sonra kişi normale dönüp, hala tek başına var olamadığı için, tekrar
    bir depresyona girer ve tekrar o sömürgeci ilaç şirketlerini zengin edicek
    reçetelere muhtaç kalır. Çünkü kapitalizm uyuşturucu karşıtı değil, özgürlük
    karşıtı bir ideolojidir, nokta!
    ben ölmeden önce, lsd alıp, heotoskopi (kendi
    halüsinasyonunu görmek) yaşamak istiyorsam, bundan size ne? çalışmadan yaşayıp,
    bir şekilde hayatımı sürdürebiliyorsam, bundan size ne? uyuşturucu zararlıdır,
    evet doğru, uyuşturucu zararlıdır, ama gerçeklik algımızı kaybetmemize yol açan
    medya, uyuşturucudan daha zararlıdır, televizyon dizileri, sigaradan daha
    zararlıdır,
    tıpta artık hiç bir kullanım alanı kalmayan
    bir sürü madde hala üretilmeye devam ediyor, onları da saymamı ister misiniz?
    iyice boka batmak istiyor mu tıp dünyası?
    şunu tekrar etmekte fayda görüyorum,
    uyuşturucu ya da uyarıcı maddelerin tümü, aslında, ruhsal veya fiziksel
    hastalıkları çözümlemek için üretilmişlerdir, ve dahası ruhsal veya fiziksel
    tüm hastalıkların tek nedeni de kapitalizmdir, bu ilaçları hala üretmeye devam
    eden şirketlerde kapitalisttir, o halde kendini kötü hisseden herhangi bir
    insanın, eroin yerine reçetesiz alabileceği sik gibi bir ilaca bile bağımlı
    olması olasıdır, hatta ona depresyona girdiği söylendiği için reçete ile
    verilen bir ilaca bağımlı yapılması da olasıdır. o halde biz hangi sik için
    tartışıyoruz şimdi?
    gökçe, tüm bunlardan sonra bana döndü ve,
    “kardeşim bir porno bağımlısı olduğunu zannediyor ama aslında sadece
    beynindeki salgıların bağımlısı” dedi, “onu kurtarmak istiyorum,
    asosyal kişilik bozukluğu demiş geçen gün doktoru”,
    asosyal kişilik bozukluğu, bunu askerde bana
    da söylediler, bende bu sayede 15 ay boyunca, haftada bir gün, psikolojik
    tedavi görme bahanesi ile, eğitimlerden sıyırdım, çünkü gerçekten ama
    gerçekten, asosyal olmak benim kendi tercihim, ki bunu kabul etmiyorlar, ki
    şunu kabul etmek zorundayız, bir insan, toplumdışı olabilir, toplum onu
    dışlamıştır, toplumda kendine bir yer edinememiş, dışlanmış ve itilmiştir, ama
    şunu da kanıksamak gerekiyor, benim gibi düşünen herhangi bir insanın
    “toplumdışı” olarak nitelendirilmesi, bana tamamen fiyasko bir
    tanımlama gibi geliyor, çünkü gerçekte, toplumu, toplumun yarattığı yaşam
    tarzını, insanları, insanların tutarsız ve çıkarcı dünyasını dışladığım,
    ittiğim, ve toplum içinde kendime bir yer edinmek istemediği için, toplumun
    dışında kalmış olmuyorum, toplumu ben dışlamış oluyorum, yani toplum benim
    dışımda, ben toplumun değil.
    o halde sorun tekrar, uyuşturucuya geliyor.
    bu ülkede çok fazla insan, uyuşturucu üzerine çok fazla şey yazıp çiziyor
    gibime geliyor, ve daha trainspotting’i bile dün bitirmiş  biri olarak, uyuşturucudan ölen insanlara
    karşı saygılı olunulması gerektiğini düşünüyorum ben. çünkü bir insan, istediği
    kadar uyarıcılara, sedatiflere, onirojenlere, halusünajonlere, bulaşırsa
    bulaşsın, onu tüm bu ebegümecinden, sınırın ötesine, yani eroine doğru geçiren,
    temel bir neden var diye düşünüyorum, işte o temel nedeni çözmediğiniz şekilde,
    çözemediğiniz değil çözmediğiniz şekilde diyorum, çünkü çözülemeyecek bir
    mesele değil, ve çözmediğiniz şekilde, hiç bir şekilde, kendi kendinize
    ürettiğiniz hiç bir sorunu çözemeyecek ve bu işin içinden çıkamayacaksınız. ve
    bu işin içinden çıkamayan çoğunluk yüzünden, bazı şeylerin farkında olduğunu
    sanan bizim gibi gerizekalılar da, sefil bir hayat sürmeye mahkum kalıcak,
    yaşadıkları hayattan şikayet etmiyor olsalar bile. tek şikayet ettikleri şey,
    gerizekalı yaşam tarzınız. ve onu da değiştirmeye güçleri yok. kendileri de
    değişmek istemedikleri için, sefil bir hayat sürüyorlar. ya da en sonunda,
    mücadele etme güçleri tükeniyor ve intihar ediyorlar. ya da uyuşturucuya
    başlıyorlar. ya da ya da ya da, bu kadarı yeterli. lafın sonu. sizin boktan
    dünyanızdan nefret edip, kendi içlerinde, bir rüyalar alemine dalmayı, bilinçli
    bir şekilde tercih ediyorlar diye, geri zekalı olmuyor o insanlar.ya da etki
    sonrası oluşan ruhsal çöküntü, sizin dediğiniz gibi amfetamin ya da başka bir
    siktiri boktan maddeden kaynaklanmıyor, gerçek dünyaya, sizin o gerizekalı
    dünyanıza geri döndükleri için meydana geliyor, o ruhsal çöküntü.
    “dünyaya, huzursuz olduğum için, suçlu
    hissettiğimi söyle” 2pac.

    17mayıs2009
  • the river

    the river
    doktora gittim bugün. kardiyoloji. bana,
    sigara içmeye devam ettiğim sürece, kısa süre sonra ölebileceğimi söyledi. “ne
    güzel” dedim bende. herif suratıma aptal aptal baktı ve “lütfen çıkar mısın,
    hayatta kalmak isteyenlerle ilgilenmek istiyorum” dedi. tamam dedim.
    arkamı dönüp çıkıyordum ki, “bir saniye bakar mısın” dedi, dönüp baktım, “sana
    bir psikiyatrist önersem hemen şimdi gider miydin” dedi. “şey, aslında, şu an
    yapacak bir işim yok” dedim “gidebilirim, severim psikiyatristleri, eğlenceli oluyorlar”.
    kağıda bir şeyler yazıp uzattı, “ben şimdi arıyorum, benim gönderdiğimi
    söylersin” dedi. “tamam” dedim “hemen şimdi gideyim mi yani?”
    ve gittim. sabahın on biri. öğlenin on biri.
    gecenin on biri. zamansal algımı kaybettim. zamanın biri işte. gittim. girişte
    duran ve bir hayli hoş olan hatuna, “beni doktor apostalakis gönderdi” dedim, “iletir
    misiniz?”
    “tamam iletiyorum” dedi o da bana.. ve biraz
    beklemem gerektiğini söyledi, bekledim bende.. bir köşeye geçip oturdum.
    yanımda her zaman bir kitap taşımaya çalışıyorum. ve bir de ipod. o günde bu
    ikisi birleşip bana bir karadelik inşa ettiler.
    kulağımda river, pj harvey, önümde zen
    üzerine yazılmış bir kitap, oturup beklemeye başladım. insanlar tuhaf bakıyordu
    bana. yani o muayenede sırada bekleyen insanlar demek istiyorum. tuhaf
    bakıyorlardı. ben tuhaf değildim oysa. hayatım boyunca, tuhaf biri olduğumu
    düşünmedim. içimden geldiğince yaşamaya çalıştım daima. ama insanlar,
    içlerinden gelen doğal afete, bir set çekip, maskeler edinirler. aslında bende,
    şöyle seksen üç bin dört yüz yetmiş beş tane maske alsam fena olmaz, ancak
    yeter bana. o kadar çok insan tanıyorum ki, kendimi unuttum..
    doktor bey, hastası çıkınca, hastası ile
    beraber kapıya çıktı ve sekreteri olan hoş bayana, “kim” dedi, bayan gösterdi
    beni, deşifre edildim, ve bana dönüp, “randevusu olan hastalarım var beyfendi,
    zamanınız varsa, onlardan sonra alacağım sizi” dedi,
    “zaman problemim yok” dedim ona, “beklerim”
    kendimde, ilginç bir değişiklik fark ettim o
    sırada, artık kekelemiyordum, yani hemen hemen hiç kekelemiyor, kendimden emin bir
    şekilde ve sakince konuşuyordum. Bu, iyi bir şeydi, böylece ağzıma gelen
    şeyleri, çocukken yaptığım gibi, başkalarını kekemeliğimle meşgul etmemek için,
    yutmak zorunda kalmayacaktım.
    bu yüzden yazdığımı düşünüyordum eskiden,
    yani kekeme bir çocukluğun getirdiği, kendini bir şekilde anlatma isteği,
    içinden geçenleri, yolda başına gelenleri, söylemen gerekip de söyleyemediğin
    şeyleri. ama hayır, yani tamam belki, başlangıçta bu şekilde başlamış olabilir,
    ama artık bu şekilde gitmiyor. çünkü artık, nerede ve hangi konumda olursam
    olayım, söylemek istediklerimi söyleyebiliyor, buna rağmen hala yazıyorum. ha
    sahi, hala yazmaya devam etmeli miyim sizce? yoksa artık tedavi oldum mu?
    yazmak bir hastalık benim için, bir tür bağımlılık, yazamadığım zaman, kendimi
    çok rahatsız ve işe yaramaz hissediyorum. yazdıklarımın bir işe yaradığı
    söylenemez gerçi, en azından benim bir işime yaramıyor, yani genel toplum
    algısına göre demek istiyorum… toplumun büyük bir kesiminin, yazdığımı
    öğrendikten sonra, sordukları klasik sorulara göre, elle tutulur hiç bir artısı
    yok yazmamın;
    para kazandırıyor mu?
    hayır
    peki ya hatun düşürüyor musun?
    hatunlardan dolayı düşüyorum
    o ne demek lan?
    evrenin iki bilinmeyenli ve çözümsüz olan tek
    denklemi. kadın ve erkek.
    aşk, sahip olmaktan, ve sahip olunulmaktan
    başka bir şey değil gördüğüm kadarıyla. ve ortada, herkesçe sahip olunulmaya
    çalışılan bir erkek varsa, kadınlar ona aşık olur, elde etmeye çalışır. elde
    ettikleri takdirde de, aşkları biter. nokta.
    burada bir kadın düşmanlığı gütmüyorum. kadın
    düşmanı değilim ben. aksine, profeminist bile sayıldım bir dönem. ama inandığım
    bir şey var ki: aramızda fizyolojik farklardan çok daha öte bir şey var.
    kromozomlar. xx ve xy. bunu araştırmam gerekiyor aslında, yani o “y” farkının,
    hayatımıza kattığı karmaşayı. fark var, ama herhangi bir üstünlük yok. eşitlik
    de yok. bir denklemde, birbirine eşit olmayan ama birbirinden üstün de
    olamayan, iki değerin, birbirine göre olan konumunu, nasıl ifade edebiliriz?
    denklik desem doğru demiş olur muyum? bingo. doğru cevap. bir adet elma
    kazandınız sayın girdap unthatow. afiyetle yiyip, çöpünü çöpe atınız. hayır
    hayır, yarısını bir kız arkadaşınıza vermeniz gerekmiyor, hepsi sizin. evet
    hepsi benim… kendimi seviyor, kendimden iğreniyorum…
    bu düşüncelere dalmış kitabı okurken, ipodun
    pilleri bitti ve sigara krizim geldi. sigara içmeden duramıyorum. bağımlıyım
    sigaraya. seviyorum. aşığım. n’apabilirim? hayatınızın iki yılını, yüksek dozda
    ve her türden uyuşturucu maddeleri alarak geçirmiş ve en sonunda boktan bir
    psikoza girip kafayı yemişseniz, sonrasında kendinize bir oyuncak edinmek
    zorunda kalıyorsunuz. benim oyuncağım da tütün. beni öldüreceğini söylüyor
    herkes, ben de biliyorum sigaranın beni öldüreceğini, farkındayım, istiyorum da
    bunu, evet, doğru, sigara beni öldürecek, ama istediğim şekilde yaşayamıyorum
    ki zaten, madem istediğim şekilde yaşamama izin vermiyorsunuz, o halde bırakın da
    istediğim şekilde ölebileyim. ha? ne dersiniz? buna hakkım olmalı, öyle değil
    mi?
    “seni çok seviyoruz.” hayır beni
    sevmiyorsunuz, yazdıklarımı seviyorsunuz, ve yazdıklarım, ben değilim, beni
    görünce kaçacak delik arıyorsunuz, sıkılıyorsunuz çünkü benden, sararmış
    dişlerimden iğreniyorsunuz, duyulmayan sesimden bıkıyorsunuz, bir idiota
    benzeyen tipimden utanıyorsunuz, ve hemen uzaklaşıyorsunuz… iş bitti yapı
    paydos. bu nerden çıktı lan?
    bazen zihin, kendi kendine, anlamsız ifadeler
    üretebiliyor, ben onları da yazıyorum, hiç durmadan, düşünmeden, yaz babam yaz,
    bakalım sonu nereye varacak…
    zack, nerdesin moruk, gel kurtar beni, bu
    ebegümecinden. insanlardan kurtar beni, aşktan kurtar, yazmaktan kurtar,
    yayınlamaktan kurtar, annemden kurtar, kadınlardan kurtar, arkadaşlardan,
    dostlardan, yabadabadu’culardan, herkesden ve herşeyden kurtar. bir odaya kapat
    beni. ve aynı Emily Dickinson gibi, ölmeyi bekleyelim… fosillerimiz bile
    kalmasın geriye. amin.
    ne diyordum? gidip bir sigara yaktım işte
    sonra. pil alamadım hayır, çünkü param yok, çünkü paramız yok, siz parasızlığın
    ne olduğunu bilir misiniz? ben unutmak istiyorum bu şeyi, öğrendiğim herşeyi
    unutmak istiyorum, hafıza kaybı geçirmek, kafamı bi taşa çarpmak, hatta yeniden
    amfetaminle öpüşüp, psikoza girmek, sonrasında da bir tımarhaneye kapatılmak
    istiyorum. gerçekten istiyorum yani bunu, çünkü sizin iki yüzlü, adi, çıkarcı,
    yavşak dünyanıza, daha fazla tahammül edemiyorum. ben de iki yüzlü adi çıkarcı
    ve yavşak bir herifim ama ben bunu inkar etmiyorum, benim inkar ettiğim tek
    gerçeklik girdap zack unthatow, kısaca gzu, ona da siz inandığınız için,
    anlaşamıyoruz… anlaşamamak kötü bir şey aslında, yani gerçekten kötü bir şey,
    aynı evi paylaştığınız insanlarla anlaşamadan yaşamak zorunda kalmak kötü bir şey,
    anlaşamadığınız insanlarla bir fanzin çıkarmaya çalışmak da kötü bir şey. biri
    diyor, adı öyle olsun, biri diyor, yok şöyle olsun, e iyi de bilader, bunu
    neden bana söylüyorsun, ve neden bunu şimdi söylüyorsun?
    genelden sorduğum sorulara daima geç ve özel
    cevap alıyorum. o yüzden, az önce, bilgisayarıma bir format attım ve, msn,
    skype, gtalk, ve bilimum anında iletişim ve biletişim programlarını defettim
    başımdan. bir de üzerine, kendimi kapattım diye ilan verecektim, ama vazgeçtim
    bu ilanı vermekten, çünkü sonra soruların ardı arkası kesilmeyecek. kesilmeyecek
    candan umut çıkmazmış… o da ne demekse.. saçmalıyorum. yo hayır, alt
    metinlerle derdimi anlatmaya çalışıyorum. yok daha neler, yazdıklarımı,
    yazdığım şekilde anlayabilen birini buldum da sanki, bir de alt metinlerle
    donatıcam, bu gereksiz, eblek, basit, boş, anlamsız cümlelerimi… geçiniz. bir
    sonraki paragraf lütfen…
    aslına bakarsanız, hayat gerçekten boş ve bu
    boş hayatı anlamlı kılabilen tek şey, aşk gibime geliyor. daha doğrusu ve daha
    geneli: hissettiğimiz duygular. sevgi ve dostluk gibi. korku ve sevinç gibi.
    öfke ve şefkat gibi. ve daha bir sürü heyecan. ben yine ve yeniden heyecanımı
    kaybettim. hiç bir şey hissetmiyorum artık. ölüyorum ve yaşıyorum. ölerek
    yaşıyorum. ölmeye de çalışmıyorum aslında. yani sigara içerek ölmeye
    çalışmıyorum ben, hayatta kalmaya çalışıyorum. gerçekten. inanmıyor musunuz?
    öyleyse anneme sorun. bu sabah nefes nefese uyandım ve kalbim feci halde
    çarpıyordu. bu arada bende bir ritim bozukluğu var ve kan dolaşımım normal bir
    insanınkine göre, bir kaç kat yavaş. gittikçe yavaşlıyor, eski bir doktor, öyle
    söyledi. tüm doktorlara selam gönderiyorum buradan. beni karantinaya alıp,
    insanlık tarihinde adı sanı duyulmamış bir takım hastalıklar keşfedebilirsiniz.
    mesela burgu. burgu, dünya üzerinde sadece bende görülen, ve teşhisini benim
    koyduğum, fizyolojik bir rahatsızlık. alkol alınca burnum akıyor. komik bir
    hastalık lan bu. tekel bayiine gidiyor, ve iki bira bi paket selpak diyorum.
    sizce de komik değil mi? gene başladı anasını satayım, ne güzel geçmişti.
    pardon ya, ben bir şey anlatıyordum de mi?
    laf karıştı gene… sabah uyandım ve anneme, bir daha sigara içmeyeceğim, sakın
    verme dedim. aradan iki saat kadar geçti, normale döndüm, ve tam olarak bir
    saat, evde büyük bir kavga çıkartıp, sigarama kavuştum. gerçekten büyük bir
    kavga. ailevi. şiddet dozu yüksek, bol gerilimli bir aksiyon: girdo-mammy.
    yakında sinemalarda….
    kendimle dalga geçiyorum. tanrısını satayım,
    vallahi kendimle dalga geçiyorum sadece, yok imalarmış, yok bir insandan nefret
    etmelermiş, kin tutmalarmış, intikam planlarıymış. yok bende öyle şeyler.
    hayatımın içine eden herkesi hayatımın içinde tutmaya devam ediyor, üstelik
    hala onların iyiliği için savaşıyorum…
    peki ya kendi iyiliğin girdap? aynaya hiç
    baktın mı?
    ayna ayna söyle bana, benden daha kibirli
    biri var mı bu dünyada…
    cevap yok. aynalar bile benimle ilgilenmiyor,
    tanrısını satayım. bakıma muhtaç bir fareden farkım yok. ehaha. sakat bir
    fareyim ben. ha bu arada aklıma gelmişken, lsd kullandığım zamanların birinde,
    mor bir fare görmüştüm, o kadar güzeldi ki, çizgi filmlerdeki gibiydi lan, mor
    bir fare.
    mor fare, beni ele verme.
    ne diyordum? diyordum ki, yine hiçbir şey
    hissetmemeye başladım. geçenlerde bir dostum, bana bir psikolojik test yapıp,
    sonunda da, “senin huzurunu ve eğlenceni öldürmüşler abi” dedi, haklısın dedim,
    haklıydı çünkü. ölmüştü eğlencem. huzurlu değildim. yastığa sarılıp uyur,
    uyanınca da bir sigara yakardım batan güneşe karşı. güneş batmalı bence. hep
    gece olmalı. Amiraller de batmalı. ve gerçek su yüzüne çıkmalı artık: insan;
    hatalı bir seri üretimdir.
    ne diyorduk? açıkçası ne yazdığımı
    hatırlamıyor ve geriye de dönüp bakmıyorum asla. gidiyor işte, gittiği yere
    kadar gider. ben giderim adım kalır. gölgem beni hatırlasın..
    insanın, gölgesine bakması, tuhaf bir duygu
    aslında. yani siz evde otuyorsunuz, arka balkonda, ve batmaya yakın olan
    güneşten dolayı toprağın üzerinde bir gölge oluşuyor. bakıyorsunuz ona. ve “bu,
    ben miyim” diyorsunuz. ben bugün bunu dedim. sonra dönüp, acaba gölgesine aşık
    olduğum bir kadını var edebilir miyim dedim… çünkü daha önce, böyle bir şey
    geldi başıma. bostanlı sahilinde otururken, sabahın dördüne doğru, karanlığın
    içinde, belli belirsiz bir kadın silueti gördük. sonra güneş doğdu, ve siluet
    öldü. bu kadar. nokta.
    öksürüyorum. durmadan öksürüyor ve kendimi
    acındırmaya falan da çalışmıyorum. iğreniyorum kendini acındıran insanlardan.
    ay çok hastayım diyenlerden mesela. lan ben ölüyorum, sen bana nezleyim
    diyorsun, bana ne. ben sana, içimde titreşime alınmış ve sürekli çalıp duran
    ağrılarımdan bahsediyor muyum? kendi kendime, kendi kendimle, kendi ‘kendi’me!
    ne diyordum? en son sigara içmek için ofisten
    çıkmıştım, hani ipodun da pili bitmişti. hatırladınız mı? hastane, doktor,
    kardiyoloji, sonra bir psiki-aktrist.
    külliyen olmasa bile, yalan söylüyordum.
    kardiyoloji kısmı doğru, meraktan gittim, insanın başına ne gelirse ya meraktan
    ya da aşktan gelirmiş. nokta.
    sonra işte, bu kardiyoloji bölümündeki
    doktor, bana “sırtını aç ve derin derin nefes al” dedi. ben de öyle yaptım.
    sonra “daha derin” dedi. bende daha derin aldım. sonra “biraz daha derin al”
    dedi. ben de biraz daha derin aldım. sonra “kardeşim nefes alsana” dedi. “alıyorum
    ya” dedim. “anlaşıldı bir röntgen çekmemiz lazım, ve bir de kalp ve damar
    bilmem nesi” dedi. zack’le beraber, oradan oraya koşturuverdik. hastaları
    gördük. ve korkmadık ama yine de. çünkü biliyoruz ki, o duruma gelmeden intihar
    ederdik. hiçbir şey hissetmiyorum. bitkiden farkım kalmadı. arada bir yazıyorum
    işte, hepsi bu. ha bir de, maddi ihtiyaçlarımı sağlamak için, bazı web sitesi
    kodları yazmaya çalışıyorum. sonra? sonrası yok.. sonrası hiç bir zaman olmadı.
    sonrasını hiçbir zaman düşünmedik. zack ve girdap. aynen bonnie ve clyde gibi.
    aynen, Mickey ve Mallory gibi. natural born killers. hatırladınız mı?
    sonra işte sonuçlar geldi, sonrası sansürlü.
    sonra dişlerimi temize çektirdim. sonra da bir sigara daha yakıp otobüsü
    beklemeye başladım. sonra? sonra eve geldim. bilgisayarımı açtım. ve bu
    saçmalığı karalamaya başladım. karalamaya da devam ediyorum. düşünecek olursak,
    yani kendi adımıza, hayatımızın bize ne getirdiği, ve bizden neleri götürdüğünü
    düşünecek olursak, yani ben bunu düşününce, artık bir sonuç elde edemiyorum.
    heyecan duymaktan bahsediyorum size. herhangi bir heyecandan. müzik dışında
    hiçbir şey heyecanlandırmıyor artık beni. ve artık gerçekten hiçbir şey
    hissetmiyorum. bitkiden farkım yok. bekliyorum. beklerken yazıyorum. her
    şekilde yazıyorum, hem bu saçmalıkları, hem de bilgisayar programlarını,
    beklerken fanzin çıkartıyorum, beklerken sigara içiyorum, beklerken yaşama
    devam ediyor ve niye beklediğimi de gerçekten bilmiyorum. hayır, bir mesihe
    inanmıyorum. inancımı yitirdim. düşlerimi yitirdim. sadece kendim için bir şeyler
    yapıyorum artık. kendim için dişlerime iyi bakıyor ve kendim için ingilizce
    öğreniyorum. kendim için programcılık bilgimi geliştirip, maddi olarak da
    hayatta kalmaya çalışıyorum. ama artık hiçbir şey için umut etmiyorum. kimseyle
    konuşmuyorum. kimseye açıklama yapmıyorum. kendimle konuşuyorum sadece. bir de,
    bana bir web sitesi siparişi veren insanlarla konuşuyorum. yani artık öyle
    yapacağım. yani artık yeni kararlar aldım. yani artık ben yarı zack yarı girdap
    olacağım. ara evredeyim. ara evrede kalmak istiyorum. ortada bir yerde. zack
    gibi, kimseyle sevişmeden beklemek, girdap gibi, başına gelen herşeyi yazmak
    istiyorum. başına gelmeyen şeyleri de tabii, “farklı kaydet” gibi..
    ve yazacağım, ve yazıp, sonra hepinize kayacağım. kayan bir yıldızım ben. bir
    kara deliğe doğru kayıyorum. hala gökyüzüne bakınca görülebiliyorum ama, o
    halde bir dilek tutun. belki gerçek olur dilekleriniz. umarım gerçek olur.
    umarım hayattan tüm beklentilerinize, bütün arzu ve isteklerinize kavuşursunuz.
    umarım istediğiniz herşey gerçek olur. umarım hayatınız boyunca hayal kırıklığı
    yaşamazsınız. umarım hayatınız boyunca asla canınız yanmaz. umarım hayatınız
    boyunca acı çekmezsiniz. umarım. gerçekten. iyi dilekler. hepimizin iyi bir
    dileğe ve şansa ve yalnız kalmaya ihtiyacı var bence.
    ne diyordum? başım ağrıyor. çünkü doğru
    düzgün uyuyamıyorum artık. umarım güzel düşler görürsünüz rüyalarınızda.. ben
    artık düş görmüyorum. görmemeyi umuyorum yani. umarım görmem. umarım bir rüya
    görüp, uyanınca, kendimi aptal gibi hissetmem. rüyalar aldatıcıdır. ve sizi,
    aslında gerçek olmayan bir acıya gark edebilirler, ya da sevince. hayat sevince
    güzel demiş atalarımız. atalarımız mı? evet atalarımız… ne var bunda?
    şimdi gidip uyuyacağım. uyandığımda hepinizi
    burada görmek istiyorum. daha söyleyeceklerim bitmedi…
    zack & girdap
    ying yang’ın ikiyüzü
    14.mayıs.09 – 18:45
    * başlık, pj harvey’in bir şarkısının adıdır.

  • kara delikler

    zihnimde bir kara delik var
    yoksa size tahammül edemezdim
    odamda bir kara delik var
    yoksa bu dünyaya tahammül edemezdim
    gözlerimde görünmez bir lens var
    yoksa sizi görmeye bile tahammül edemezdim
    kulaklarımda yankılanan ölümsüz melodiler
    yoksa otobüse bile binmezdim mesela
    ve ellerimdeki plastik poşetlerle uçaklarda
    tuvaletleri temizledim bir dönem
    ve poşetleri çıkartıp sonra ellerimden
    zihnimdeki kara deliği ittim kağıda
    filtresiz zihin
    parmaklarıma ‘yaz’ dedi
    yaz kızım
    madde bir
    yazılan her şey
    yaşanan ya da
    yaşanabilecek her şeydir
    internette bir kara deliğim var
    kitabevlerine kara delikler bırakıyorum
    ben bir kara deliğim
    deli değilim yani
    kara deliğim
    delik
    ‘vaow’ dedi biri buna
    ‘kendini beğenmiş ve küstahça’ dedi
    ‘evet’ dedim ben de ona
    evet evet evet
    kabul ediyorum
    kendimi beğendiğim doğru
    ve küstahlaşmam gerekirse eğer
    küstahlaşırım da bilader
    ve gocunmam ayrıca
    bana dair kuracağınız
    hiçbir silinebilir cümlenizden
    kendi üzerime milyonlarca
    harf kazımış biriyim sonuçta
    ve tek nedeni
    unutmamak
    yaşamak zorunda bırakıldığım
    o sahte gerçekliği
    ruhumu korumaya çalışıyorum sadece
    başka bir amacım yok
    ve inanın ya da inanmayın ama
    bir kara delik var şu an
    vizyonumdaki cennette
    ve zaman zaman ona bakıp
    sigaramı içerken
    annem odaya geliyor
    ‘içerisi duman altı’
    acaba diyorum
    yani acaba kimse düşünmüyor mu
    asıl duman altı olanın
    akciğerim olduğunu
    ve düşünüyorum da
    içimi havalandırmak için
    ağzımı açık bıraksam
    işe yarar mı acaba?
    ve dahası
    zihnim
    evet, aslında zihnim duman altı
    ve şu gördüğünüz şiirler
    öyküler
    yazılar
    harf bulamacı
    hepsi
    her şey
    sadece ve sadece
    içerisini havalandırmak için
    zaman zaman açtığım
    bir pencereden dışarı çıkan
    dumandan farksız
    ve zihnimdeki kara delik olmasaydı
    inanın bana
    şu an bir tımarhanede
    kafamdaki dumanları
    temizletmeye çalışıyor olurdum
    kimi resim yapar bu yüzden
    kimi şarkı söyler
    ben de yazıyorum işte
    çok da önemli değil aslında
    kimin okuduğu
    veya ne düşündüğü
    yazıldıktan sonrası
    yazıya etki edemeyecek bir süreç
    yazarken çok saf ve yalın bir haldesin
    sadece işte
    ne bileyim bazen
    başka insanların beğenmesi
    ya da küfretmesi
    hoşuna gidebiliyor
    hepsi bu
    zihnimin penceresini kapayacağım şimdi
    içerde boğulursam tekrar
    yazmaya devam ederim
    siz de deneyin bence bunu
    sadece kendiniz için
    saf ve yalın olarak
    bir şeyler üretin
    yoksa yaşama katlanamayıp
    intihar edebilir ya da
    delirebilir ya da
    teslim olup beyaz bayrağı
    göndere dikebilirsiniz
    bize kazık atanları da siktir edelim bence
    kazık çakmalarından iyidir
    yalnız yalnız yapayalnız
    ve bu yüzden huzurlu
    ve bu yüzden huzursuz
    iki derede bir arada
    evde tek başına
    odada tek başına
    hayatta tek başına
    zihinde tek başına

    7.mayıs.2009
  • boşluğa akışın sonsuz döngüsünde dolanan aptal

    ben aptal mıyım?
    söyle bana, ben aptal mıyım?
    yaşanan herşeyi biliyorsun!
    şimdi söyle bana, ben aptal mıyım?
    odanın halini gördün!
    söyler misin, ben aptal mıyım?
    çöpten bir dünya yarattım
    sence hâlâ aptal mıyım?
    odamdaki çöpleri bir koliye yığdım
    şimdi sence ben bir aptal mıyım?
    hey bak, bu şiir nasıl akıcak bilmiyorum
    sence aptal olmak için mi yaratıldım?
    bir sonraki dizeyi bile kestiremiyor zihnim
    sence ben bir aptal olabilir miyim?
    yatağımın üstü kâğıt parçası dolu
    ve 27 yıldır kustuğumu topluyorum son üç
    gecedir
    sence ben aptal mıyım?
    27 yılımı gözden geçirmeye başladım
    sence aptallığım bulaşıcı mıdır?
    tüm fanzinlerimi az önce rafa kaldırdım
    sence aptal olan ben miyim?
    raflarım hâlâ koliden çünkü param yok hâlâ
    sence aptallığın ilacı kaç paradır?
    iki şiiri iç içe sarıyorum bu arada
    sence aptallık kalıtsal mıdır?
    zack’i öldürdü bir hatun beş gece önce
    sence ben aptal mıyım?
    plüton oğlaktaymış 13 sene
    sence ben ne kadar aptalım?
    hep aynı şarkıları dinliyorum sabahlayıp son
    üç gece
    sence ben katatonik bir aptal mıyım?
    çünkü ipodumda empty flow var sadece
    sence ben düzelme ihtimali olan bir aptal
    mıyım?
    çünkü bilgisayarım bozuldu bir kaç gün önce
    sence ben artık aptal olmamalı mıyım?
    kötü bir işi ret ettim üç gün önce
    sence ben hâlâ aptal mıyım?
    temizlik işçisi olmak istemiyorum gene
    sence ben kaybeden bir aptal mıyım?
    yazarlık emek gerektiren bir uğraş bence
    sence aptalların kazanan olma şansı var
    mıdır?
    yazar oldum bile ben bence
    sence aptallığım üzerine artık yazmamalı
    mıyım?
    Bazı yazarlar kutsaldır ama kitaplar kutsal
    olamaz bence
    sence ben gerçekten mi aptalım?
    oturup 27 yılımı temize çektim son üç gecede
    sence ben temize çıkamayacak olan bir aptal
    mıyım?
    hâlâ dolmadı ama zihnimdeki sayısız çekmece
    sence aptallığın kitabı var mıdır?
    dizeler ölümcül olabilir ama zorlayarak
    çıkmaz kafiye
    sence zihin akışım aptallığa mı
    programlanmıştır
    hey bak burada oyun oynamıyorum ben bence
    sence ben gerçekten aptal mıyım?
    ben burada kazanmaya da çalışmıyorum bence
    sence ben tükenmiş bir aptal mıyım?
    bir şeyi ispat etmeye çalışmıyorum bence
    sence sen aptal mısın?
    sadece sırnaşıyorum kendime
    sence aptallar aynaya bakmalı mıdır?
    kendi kendimin kedisiyim kendimce
    sence sen bir aptal mısın?
    kendi ‘kendi’mi korumaya çalışıyorum sadece
    sence sen bana aptal demekte haklı mıydın?
    kendi ‘kendi’min varlığından sıkılmam bence
    sence sen artık aynaya bakmaz mısın?
    herşeyi kendi üzerine yazmak çok zor bence
    sence sen benden daha mı az aptalsın?
    çünkü mesela sırtını kaşıyamazsın bence
    sence ben artık susmalı mıyım?
    bir de sırtına yazı yazamazsın kendi kendine
    sence bir sonraki aptal dizem ne?
    ve herşeyini kendi üzerine yazmak doğru bir
    şey bence
    sence ben bir gün akıllanır mıyım?
    şiirin mezesi müzik ve sigaradır bence
    sence hâlâ ben mi aptalım?
    bir sonraki dizeyi düşünmedim bir kez bile
    sence aptallar kaygısız mıdır?
    ama bir sonraki günü düşünüyorum yine de
    sence aptallar aç mı kalmalıdır?
    şiir sarpa sarabilir her an her şekilde
    sence ben gerçekten yüzde kaç aptalımdır?
    şiir akışı kaybedebilir müzik kesilirse
    sence ben hâlâ mı aptalım?
    ve hayat akmalı bence bu gece de
    sence ben yine de mi aptalım?
    çünkü odamı toplayamadım son üç gecede
    sence ben her saniye daha da mı aptallaşırım
    şiir bitecek ama bir kaç dize içinde
    sence ben sigara içerek mi aptallaştım?
    ve şu an saçmalıyorum aslında kendi kendime
    sence tanrının aptal olma olasılığı var
    mıdır?
    ve hâlâ iyi bir son bulamadım şiire
    ben sana anlatayım durumunu, bence sen gerçekten
    aptalsın
    ve galiba kalemim bitmek üzere
    ve bana kalırsa benden daha aptalsın
    ve galiba ben daha fazla yazamayacağım
    ve bence ben de en az senin kadar aptalım
    ve galiba boşlukta sıkışıp kaldı zihnim bu
    gece de
    ve bu hayatta herkes biraz aptal olmalı bence
    ve o boşluktan kurtulunca şiir kesilecek
    bence
    sence anlamsız bir hayatta aptallık mantıklı
    mıdır?
    ve herşey boşlukta hareket ediyor geçen her
    saniye
    sence anlam aramak gerçekten aptallık mıdır?
    ve boşlukta hissetmek anlamlı geliyor bana
    nedense
    sence anlamsızlık aptallık mıdır?
    ve boşluk çok anlamlı bir şey bence
    sence içi boş bir kelime mi aptallık?
    bu boşluğun anlamı değerli bence
    sence zihni boşaltılmış mıdır aptalların?
    boşlukta akmak gerçek özgürlüktür bence
    sence aptal olmak boş ve anlamsız mıdır?
    yazarak boşlukta akıyorum bence
    sence boşluk aptallığın kaçta kaçıdır
    boşlukta akmakta özgürleşmektir bence
    sence aptallığın kaynağı boşlukta hissetmek
    olabilir mi?
    bu boşlukta var olabiliyorum ben bence
    sence boşluk anlamsız ve aptalca mıdır?
    bu boşluk beni özgür kıldı bence
    sence anlamsızlık boş ve aptalca mıdır?
    bu özgürlük yazarak boşaltılamaz bence
    sence aptallık boş ve anlamsız mıdır?
    ama boş bir kâğıda akmak zihni özgürleştirir
    bence
    sence ben bir aptal olarak boşuna mı yazdım
    onca sene?
    zihnin özgürlüğü kutsal bir şey bence
    sence boşuna yazdığını bilip devam etmek
    aptallık mıdır?
    sadece özgür bir zihin boşluğu yazıya
    akıtabilir bence
    sence yazarak en fazla ne kadar hayatta
    kalınmalıdır?
    boşlukta akmak aptallık ve aptallık özgürlük
    bence
    sence aptalca olan yazılar uzayda bir boşluk
    kaplamalı mıdır?
    özgürlük ancak boş bir zihinle mümkün
    kılınabilir bence
    sence boşluk ve aptallık eş anlamlı mıdır?
    yazmak beni özgür kıldı boşa uğraşsam da
    sence
    ve sen tutun tutunabildiğin herkese
    ben kendiminkini tuttum sadece
    ve herkesin tuttuğu da kendine
    ve herkesin aptallığı da kendine
    ve bence sen beni aşağılayarak
    susturamayacaksın
    çünkü ben aşağılandım yıllarca ve yeterince
    ve doymuş aşağılanma oranıma
    tahammül edebildim aptallığım sayesinde
    çünkü sen ve senin gibileri takmadım asla
    sikime
    ve değer verdim önümdeki uzayıp kısalan alete
    onu isteyen her deliğe sokamadı hiç kimse
    ve beni de hiç bi kalıba sokamayacak hiç
    kimse
    evet aptalım
    evet boşum
    evet anlamsızım
    ve dağıttığım odamda
    son 27 yılımda dürülüp
    götüme sokulan hayatımı
    acı ve zevkle çıkarmaya çalışıyorum son üç
    gecede
    çıkarıp buruşukluğunu gidererek sayfalarımın
    aptallığımı okumaya çalışıyorum
    silik harfleri hatırlıyorum
    siken insanları hatırlıyorum
    siktiğim insan olmadığını biliyorum
    ve seviştiklerimin
    içime boşalması sonucu doğacak olan zack’i
    henüz ceninken öldürdü evrenin cenini
    bana, kendine gel, dedi
    eziksin oğlum, dedi
    dişlerinin hali ne böyle, dedi
    üzerine başına dikkat et, dedi
    üzerine basmalarına izin verme, dedi
    kendi üzerine de basma dedi
    kendini sevmeye başla dedi
    ve evet evet evet
    sizce ben hâlâ aptalım
    ve bir aptal olarak kalmaktan da
    anlamsızca akmaktan da
    içimdeki sınırsız boşluktan da
    asla feragat etmeyeceğim üzerine
    bir yemin ederek başladım üç gece önce
    ve şimdi bugün burada
    kısa bir şiir arası verdikten sonra
    yani az sonra
    bu şiir bittikten sonra
    kâğıda yazmak zorunda kaldığım bu şiir
    bittikten hemen sonra
    devam edeceğim
    odamı
    kendimi
    ve zihnimi toplamaya
    sence ben hâlâ aptalım
    bence herkes hâlâ çok aptal
    ve anlamsız da aslında herşey hâlâ
    ve herşey büyük bir boşlukta akmakta
    ve o boşluğu varlığımızla doldurmaya çalışmak
    da saçma
    bir hiçiz oğlum aslında hepimiz
    evrene baksana oğlum
    bir kara delik olup
    başka bir boyuta aktarmaya çalışıyorum seni
    ve kendimi
    sen geleceğin yıldızı olup
    vakti gelince sönebilirsin
    ve sen sönsen de ışığın sönmeyebilir bir süre
    ama ben bir kara deliğim moruk
    boşluğa akıyor dizelerim
    başka bir boyuttan geliyor zihnim
    ve sana anlamsızlığın
    gerçekte özgürlük olduğunu söylüyor şiirlerim
    hâlâ benim bir aptal olduğumu mu
    düşünüyorsun?
    pekâlâ, sana itiraz etmeyeceğim
    ama ne var biliyor musun?
    az önce jori “i am nothing” dedi
    ve bunu o kadar içten söyledi ki
    bir hiç olmak istedim bir an önce
    bir hiç olarak herşeyi kaplamak istedim yani
    tao benim, tao sensin
    herşey tao
    hiçbir şey tao
    herşey, ayrı yazılmamalı
    ve hiçbir şey bitişik
    çünkü ne var biliyor musun?
    herşey ayrı çünkü
    ve herşeyi birleştirip
    kendi içinde ayıran şeydir hiçlik
    o yüzden susup
    sessizliği var edelim
    sonra da bulutsuz bir gecede
    gökyüzünü izleyip
    anlama veda edelim
    çünkü evrenin içinde
    sonsuz bir döngü akıyor boşluğa doğru
    ve geçmişten günümüze
    ve geleceğe kadar var olmuş ve olacak olan
    her şey
    şu an bir yerde yaşanıyor hâlâ
    tek bir evren yok
    sonsuz bir döngü var
    merkezdeki bir kara delik
    dışa doğru genişleyip
    sonsuzluğu büyütüyor
    ve sen her öldüğünde
    aynı yerden tekrar doğup
    aynı şeyleri yaşamaya başlıyorsun
    ve hâlâ aptal olduğumu düşünüyorsan
    bunu daha önce de düşündüğün içindir
    ve gelecekte de düşüneceksindir
    gelecekte derken
    bir kaç yıl sonrasını değil
    tekrar eden hayatını kast ediyorum
    o yüzden nietzsche’yi seviyorum bazen
    ama bazen de nefret ediyorum
    ve ying yang işte böyle bir şey
    ve kendini kendi akışına
    bu boş akışını da boşluğa bırakıp
    wu wei’yi yaşamak öylesine
    eğer sence aptallıksa
    ben
    aptal
    boş
    anlamsız
    ezeli ve ebedi
    ve özgürümdür
    sen kendi ‘kendi’ni
    başkalarının ‘kendi’lerine
    beğendirebilmek için
    budamaya devam et
    ilk 27 yıl kayıp ama
    geriye kalanı gelicek sonuçta
    ve onlarda kaybedilecek nasılsa
    ben saydamım
    boşum
    ve akışkanım
    sonsuzum
    ama aslında herkes sonsuz
    marifet değil bunlar yani
    asıl marifet
    bunları hatırlamam için ayna tutan da
    ve şiire elveda
    not: “bir şiir asla bitmez, terk edilir” –
    paul valery

    5 mayıs 2009
  • relax stella relax

    insanların
    senin
    hakkında ne düşündüğü ya da
    arkandan
    ne konuştuğu ile
    çok
    fazla ilgilenmeye başladığın anda
    gerçekten
    kendin olmaktan da
    ödün
    vermeye başladığın
    o
    tuhaf sürece giriyor olmalısın
    dedim
    ona
    ve
    ben bunu
    gerçekten
    hiç düşünmedim
    bir
    mekandasın
    konuşuyorsunuz
    saçma
    zırvalıklar
    bir
    kaç cümle kuruyor
    ve
    sonra üzerine
    kimse
    hiçbir şey demediği için
    “ben
    bi tuvalete gideyim abi” diyorsun
    geri
    döndüğünde
    birilerinin
    bir
    şeyler hakkında bir şeyler zırvaladığını görüyor ve
    yaklaşınca
    sustuklarına şahit oluyorsun
    daha
    sonra
    gecenin
    geç bir vaktinde
    mekandan
    ayrılırken
    durakta
    kalan son iki kişiden biri sana
    masada
    sen yokken dönen
    geyikten
    bahsediyor
    napayım
    diyorsun ona
    hakkımda
    ne düşündüklerini
    gerçekten
    ciddiye alıyor olsaydım
    kendim
    olamazdım
    ve
    ayrıca
    öğrenmek
    de istemiyorum bunu
    kafa
    bile yoruyor sayılmam yani
    ben
    kendimle ilgileniyorum
    insanların
    benim hakkımda
    ne
    düşündüğü ile değil
    ve
    sonra
    birden
    bire
    yüzü
    değişiyor kahramanın
    yani
    diyor
    onların
    senin hakkında
    düşündüğü
    şeyleri öğrendikten sonra bile
    onlarla
    görüşmeye devam edeceksin
    öyle
    mi?
    sen
    diyorum ona
    sen
    benim hakkımda ne düşünüyorsun
    susuyor
    ya
    da benim
    onlar
    hakkında ne düşündüğümü
    bundan
    bir ay önce
    sadece
    onların anlayacağı bir tarzda
    yazdığımı
    ve
    o
    yazının yer aldığı fanzini de
    kendilerine
    verdiğimi
    biliyor
    musun
    okumadılar
    okumadılar
    ve sonraki diyaloglarımızda
    kendilerine
    de söyledim
    muhteşem
    olduklarını onların
    benim
    aciz kaldığımı
    büyüklülükleri
    karşısında
    bu
    durumda aptal olan kim söyler misin?
    ben
    yine de dedi bana
    yerinde
    olsam
    onlardan
    uzak dururdum
    iyi
    insanlar olmayabilirler dedim ona
    ama
    bir şekilde
    bana
    verdikleri
    yani
    kazandırdıkları
    bilgi
    ve
    paylaşımları
    yadsıyamayız
    bu
    durumda da
    sene
    de bir veya
    iki
    kez takılıp
    derinlemesine
    analiz yapmadan
    bir
    kaç sigara paylaşmanın
    bir
    mahsuru olmamalı
    ve
    sözünü ettiğin gibi
    bir
    yakın ilişki de
    söz
    konusu değil
    onlar
    kendileri için
    ne
    düşünüyorlarsa
    ben
    de kendileri için
    onu
    düşünüyorum
    muhteşemler
    gerçekten
    gerçekten
    muhteşemler
    o
    kadar muhteşemler ki
    benim
    bir salak olduğumu düşünüyorlar
    ve
    ben de açıkçası
    buna
    gülüyorum çünkü
    ortada
    var olan bir gerçeğin
    farkında
    olmayan bir taraf
    diğer
    tarafı salaklıkla suçlarken
    gerçeği
    bilen taraf, onların
    ne
    kadar iğrenç ve
    kendini
    beğenmiş ve
    ikiyüzlü
    ve
    sahte
    varlıklar olduğunu, bilip
    bunu
    onlara söylediği halde
    hâlâ
    tutup
    “alo,
    abi görüşelim” diyorlarsa
    bu
    biraz
    kimin
    kime gerçekten ihtiyacı olduğunu
    ve
    kimin
    gerçekten aciz olduğunu
    hmm
    nasıl
    derler
    neyse
    demesinler
    hakkımda
    arkamdan söyledikleri
    kötü
    yani aslında
    gerçekten
    kötü
    ama
    birinin size
    ne
    olmadığını söylemesi
    onun
    gerçekte
    ne
    olduğunu ele veren
    bir
    ipucu taşıyabilir
    ve
    yüzüme aptal aptal bakıp
    hiçbir
    şey anlamadım dedi
    anlatılamadığımı
    söyledim bende
    boş
    ver
    dik
    19
    nisan 2009

  • uyusana

    hasta olduğunda
    seviniyorsan eğer
    yataktan çıkmadığın için
    annene uyduracak bir bahane
    aramak zorunda kalmadığından
    ve gözlerini açtığında
    sabahın altısında
    on dakika daha kestireyim gibi
    bir tembellik hissi barındırmadan
    uyumaya devam edebiliyorsan
    rapor alırım düşüncesi ile
    ve önemsemiyorsan doktorun vereceği
    üç günlük istirahat için
    işyerinin
    dili çarmığa gerilesi şefi
    sana sorduğunda
    neyin vardı diye
    yüzündeki
    bişeyin yoktu demi
    deme çabasındaki, alaycı sırıtışı
    elindeki kağıdı uzatıp sadece
    ona
    susarak
    uzanmak istiyorsan bi üç gün daha
    evde veya sokakta
    veya kar üstünde
    yağmur altında
    çöp bidonunda
    kanlarla kaplı savaş alanlarında
    dünya kupasının finalinde
    veya yılbaşı günü güneş batmadan önce
    uzanmak istiyorsan
    sanki erişebilecekmişsin gibi huzura
    boşlukta köşe kapmaca oynayan
    zihninle beraber
    üzerine yorganı çekip
    “hâlâ hastayım anne” diyerek
    telefonun baş ucunda olsa da
    günün birinde sana
    aynı yatakta
    “uyusana” diyen sevgiline inat belki
    sessiz kalarak yeni bir günün götüreceği
    her şeye
    ve bağnaz bir fikirle
    hiçbir şeyin değişmesini beklemeyerek
    tembelliğini ele verip
    üç gün üç gece
    ateşler içinde yanarken tenin
    baş ağrın düş gücünü emerken
    sıkılmadan kendinden
    yorganın altında
    ellerini bacaklarının arasına sokup
    dizlerini karnına çekerek
    güneşe veya aya aldırış etmeden
    üç kat yorganı
    başının üç kat üzerine serip
    kefenin içinde kefen gibi bedenini
    saklayıp her şeyden
    görünmez bir adam olarak
    orada öylece
    kalmak istiyorsan eğer
    aslında bu dizeleri yazmanın da
    bir anlamı yoktur bence
    okuyanlar için
    çünkü çoktan boku yemişsindir ve
    kimseden senin için canını dişini takıp
    bir fedakârlık göstermesini bekleyemezsin
    o yüzden uyanma bir daha
    vakitli vakitsiz
    ya da uyansan da
    gözlerini açıp
    rüyanda gördüğün şeyi
    sana soracak olan
    bir başka göz arama
    16.nisan.2009

  • murder murder, my mind state

    şimdi ben burada
    çeşitli şekillerde öldürülmüş olan
    adamların hayatlarını inceliyorum
    kafaya tek kurşun
    patlayan bomba
    idam
    işkence
    intihar süsü
    vesaire vesaire vesaire
    ister istemez üzerinde düşünüyorum bunların
    bize gösterilen olaylar diyorum
    kendi kendime
    bize gösterilen olaylar
    gerçekte olan bitenin
    kaçta kaçı?
    şimdi ben burada
    bir şekilde öldürülmüş olan
    ve çoktan unutulan
    adamların hayatlarını inceliyorum
    tanımıyorum bu adamları
    çoğunu tanımıyorum
    adını bile bilmiyorum çoğunun
    çocukları napıyor bilmiyorum
    düşünceleri hâlâ dolaşımda mı bilmiyorum
    okuyorum sadece
    nasıl öldürüldüklerine bakıyorum
    neden öldürüldüklerini tahmin edebiliyorum az çok
    çenesini tutmamak
    yani aslında cesur olmak
    böyle diyelim şu işe
    ne dersiniz?
    cesur olmak!
    silgisiz kalemle yazmak
    olabilir değil mi?
    ve inatçı olmak bir de
    evet evet, inatçı olmak
    hemen hemen hepsinin
    bir diğer özelliği de
    bu işten pek bir şey kazanmamak
    tabii diğer tarafta
    adil bir yaşam uğruna ölenleri de
    kendisine boyun eğmedi diye
    şehit saymayacaksa tanrı-nız
    gerçekten pisi pisine
    tüm bu cinayetler
    pis bir şekilde
    korkak bir şekilde
    kalleş bir şekille
    öldürülen insanlar
    “e öldün işte salak” demişlerdir arkalarından
    “o kadar şey yazdın da noldu?” demişlerdir
    “ne değişti, sen öldün de bu uğurda?” demişlerdir
    mesela Uğur Mumcu’ya demişlerdir bunu
    eminim diyen olmuştur yani
    “noldu susmadın da?” demişlerdir
    “ne değişti?”
    gazete arşivlerine bakıyorum şimdi
    internetten gazete arşivlerine bakıyorum
    gündemi takip etmeyen biri olarak
    on sene geriden takip ediyorum sizi
    ve görüyorum ki
    değişen hiçbir şey olmamış
    adamın biri
    “ıssız adam’ı izlemelisin” diyor
    ben de ona
    “seyirci kalmak istemiyorum olan bitene”
    diyorum
    yani anlatabiliyor muyum meseleyi?
    seyirci kalmaktan söz ediyorum
    olan biten her şeye seyirci kalmaktan
    ya da üç beş gün eylem yapıp
    mesela “hepimiz ermeniyiz” diye bağırıp
    sonra evlere dağılmaktan
    hayır efendim, hepimiz ermeni falan değiliz aslında
    hepimiz vicdanımızı rahatlatmak
    ve biraz da çoğunluk içinde güvende kalarak
    koro olmanın kamuflajı sayesinde
    bağırıp çağırmak istedik
    stres attık yani
    slogan değil, stres!
    sonra da evlere dağılıp
    her gün ne yapıyorsak, onu yaptık
    patronumuz bize “geri zekalı karı” dedi
    biz de içimizden “orospu
    çocuğu” dedik
    böyle yürüdü yani yaşam süreci
    çoğumuz için böyle yürüdü
    sonra da eve gelip çocuğumuzu sevdik mesela
    onu dünyaya getirdiğimiz için gurur duyduk kendimiz ile
    ve “senede bir gün” şarkısına nispet yaparcasına
    sadece ölüm yıl dönümlerinde andık insanları
    Bahriye Üçok’u mesela
    “ekspres kargo tarafından ulaştırılan ve gönderici olarak ilmi
    araştırmalar vakfı’nın göründüğü kitap paketini saat 16.30 sularında kapısının
    önünde açmaya çalışırken, paketin içine yerleştirilmiş olan bomba patladı”
    dehşet verici bir şey olmalı bu
    dehşet verici bir şey
    ama hayır
    bizi dehşete alıştırdılar
    artık her akşam bir cinayet izliyoruz televizyonda
    her allahın günü
    bir cinayet izliyoruz
    senaryo gereği ölüyor birileri
    işte ne bileyim, parada anlaşamıyor
    başka kanalla anlaşıyor
    tatile çıkmak istiyor
    canı diziden çekilmek istiyor
    ve ölüveriyor aniden
    biz bunu izleyip gözyaşı döküyoruz
    sonra gerçekten biri öldürülünce
    hiçbir şey hissedemiyoruz
    bunu da dizi-film sanıyoruz
    gerçekten öyle sanıyoruz ama
    algı düzeyimiz değiştirildi
    bilinç düzeyimiz yok edildi
    tepki mekanizmalarımız eritildi
    artık haberlerde “bir çocuk intihar etti” denilince
    rol icabı öldü diye düşünüyoruz
    yani elbette direkt böyle düşünmüyoruz ama
    birileri bizi buna alıştırıyor
    çünkü tepemizdeki tepilesicelerin
    aldıkları yeni özel uçak haberinden sonra
    yaşamak istediğimiz hayatları izliyoruz
    gerçekleri unutup mutlu oluyoruz böylece
    bize sürekli yeni kahramanlar üretiyorlar
    yeni mutlu aşk hikayeleri
    yeni mahalle delikanlıları
    modern robin hood’lar
    ve ertesi gün işe giderken
    yanı başımızda patlayan bir bombayla
    kimin öldürüldüğünü merak etmekten çok
    hayatta kaldığımız için şükrediyoruz
    her şeye şükrediyoruz tanrısını satayım
    beterin beteri var diyoruz
    hiç olmazsa bir işimiz var diyoruz
    hiç olmazsa karnımız doyuyor diyoruz
    sonra günün birinde
    oğlumuz veya sevgilimiz
    bir hiç uğruna öldürülünce doğuda
    allah belanı versin pkk diyoruz
    allah belanı versin apo diyoruz
    kürtleri sınır dışı etmeyi falan düşünüyoruz sonra
    sanki tüm yaşananların nedeni
    tek bir adammış gibi
    başka nedenleri es geçiyoruz
    süre giden savaşın kazanç kapısı olduğunu görmüyoruz
    bizi kutuplara bölen kutup ayılarını görmüyoruz
    sürekli didişiyoruz tanrısını satayım
    sürekli özgürlük istiyoruz
    sürekli barış
    sürekli sağlık
    ama anlayamadığımız şey
    yaşayacak tek bir hayatımızın olduğu gerçeği
    ve onu ertelediğimiz sürece
    bizim için ölen insanlar
    sizin de dediğiniz gibi
    pisi pisine ölmüş olmakta
    uğur mumcu mesela
    adına dernekler açılan
    anma geceleri düzenlenen
    uğur mumcu
    “karlı sokak’taki evinin önünde, arabasına konan c-4 tipi plastik
    bombanın patlaması sonucu vahşice ve kalleşçe katledildi.”
    bu bana vahşice geliyor
    bu bana insanlık dışı geliyor
    bu bana oldukça trajik geliyor
    yani olayın komik bir tarafı falan yok
    saf olarak trajik
    ve gerçek
    ve olayların gerçek olması
    sizi artık rahatsız etmiyor
    çünkü televizyondaki
    veya gazetedeki dünyanın
    bir başka gezegende yaşandığını düşünmek
    hoşunuza gidiyor
    hayır öyle yapmıyor musunuz?
    yani gerçekleri görebiliyor musunuz?
    öyleyse neden isyan etmiyorsunuz?
    çünkü korkuyorsunuz galiba
    içeri alınmaktan korkuyorsunuz
    sınır dışı edilmekten korkuyorsunuz
    öldürülmekten korkuyorsunuz
    ya da ailenizin başına
    siz ortadan kaybettirildikten sonra
    sinsi felaketler silsilesinin getirileceğinden
    ya da size sunulan nimetlerin
    satın aldığınız ürünlerin
    elinizden alınmasından korkuyorsunuz
    yani bir tazminat davasından korkuyorsunuz
    ve gün geçtikçe sevmeye başlıyorsunuz
    sahip olduğunuz her şeyi
    arabanızı seviyorsunuz
    evinizi seviyorsunuz
    televizyonunuzu seviyorsunuz
    bir gün birileri koşulları değiştirirse
    bu rahat yaşamı da elinizden alırlar diye korkuyorsunuz
    hiçbir şeye sahip olmayanlar da şükrediyor zaten
    birilerinden hallice olanlar hallerine şükrediyor
    adam asgari ücret alıyor
    ve “hiç değilse bir işim var” diyor
    hiç değilse bir işim var
    evet haklısınız aslında
    hiç değilse bir işiniz var
    hiç değilse benim de bir işim var
    yoksa yazamayabilirdim mesela
    yoksa fanzin çıkaramayabilirdim
    peki ya siz naapıyorsunuz?
    yani kazandığınız parayla napıyorsunuz diyorum?
    burada bir devrim düşü kurmuyorum
    öyle bir şey olamayacak zaten
    isyanlar ve savaşlar artacak
    ve sonra mad max gerçek olacak
    sonra tarih kaybolacak
    sonra tüm bu teknoloji yerle bir olacak
    sonra dünya kendini yenilemeye başlar belki
    belki de hep bu olmuştur milyonlarca yıldır
    belki de sürekli kendi kendine reset atıyordur insanlık
    sonra da işte ne bileyim
    tanrıyı icat ediyordur
    adem ve havva gibi iki ilk insanı icat ediyordur
    sonra işte kabil ve habil’i anlatıp
    bir şeyleri hak etmiş olmak için
    bir şeylerini feda etmen gerek diyordur
    doğru olabilir bu
    kısmen doğru olabilir
    ama bana tamamen yanlış gelen birileri varken tepemde
    hatta tepemde birinin olması yanlış gelirken
    siz kendi kendinize yeni yeni tepeler inşa ediyorsunuz
    sonra da böyle yazılar yazan adamları
    ilgili diye gösterilen kurumlara şikayet ediyorsunuz
    çünkü, ilgiliniz onlar sizin
    ilgiliniz
    ilgili kurumlarınız
    ama benim başımda bir ilgilim yok ne yazık ki
    çoğu ölen adamın başında da bir ilgilisi yoktu
    sonra, sahip olamadıkları insanları öldürdüler
    sonra düşüncelerine susturucu takamadıkları adamlar öldü
    pisi pisine öldü ama
    gerçekten pisi pisine öldü
    ve ben, şimdi o adamları inceliyorum burada
    canım sıkıldı inceliyorum
    size ne kardeşim
    elimde internet var
    devletin yasaklarını delecek kadar bilgim var
    sadece kendi ‘kendi’me ait olan bir iradem var
    inceliyorum
    sonra da dizeler inşa ediyorum
    şiir mi bu, bilmiyorum
    olmayadabilir şiir
    şiir olmasın hatta
    girdap koydum ben onların da adını
    var mı itirazı olan?
    dava kapanmıştır!
    krizi bahane eden patronlar
    ve yeni bir uçak alan kaçıklar
    hayatlarını yaşamaya devam edebilir
    ben sevmedim bana sundukları hayatı
    o yüzden vır vır konuşuyorum
    kara kutu gibi yaşıyorum ben
    hayatın kara kutusu
    duyduğu sesleri
    gördüğü görüntüleri
    ve yaşamak zorunda bırakıldığı köleliği
    durmadan nakleden bir kara kutu
    ki unutmayın ki
    düşen uçaktan sonra açığa çıkar
    hatanın kulede mi yoksa
    kaptanda mı olduğu
    ama siz, bunu bile
    kılıfınıza uydurabilir
    ve daima kazanabilirsiniz
    çünkü aptal bir halk
    kendilerine aptal diyen insanların
    bunu niye söylediklerini düşünmektense
    “kalp krizinden öldü” der geçerler
    ve şükrederler daima
    daima şükrederler
    daha kötüleri de var çünkü
    ve daha kötüleri gelmeye devam edecek
    daha kötüleri
    daha da kötüleri
    kötülerin kötüleri
    ve siz çalışarak özgürleştiğinizi düşünüp
    hayatınıza kayanlara teşekkür edeceksiniz
    size iş imkanı sağladıkları için
    ama çivileri üzerinize çakıp
    toprağın altına sakladıklarında sizi
    yaşamış olmayacaksınız
    öldürülen insanlar kadar
    Not: başlık,
    2pac’ın “Outlaw” (kanun kaçağı) adlı şarkısındaki bir dizesinden alınmıştır. o
    dizede, “tek görebildiğim cinayet, cinayet. zihin halim” der ve 7 eylül
    1996’da, içinde bulunduğu araba taranmış, bir hafta komada kaldıktan sonra, 13
    eylül 1996’da, sizin deyiminizle “bir hiç uğruna” geberip gitmiştir. zihin halini
    anlatan yüzlerce şarkıyı bize bırakarak… 
    öldükten sonra fikirleri tamamen çarpıtılıp ilahlaştırılarak… tüm
    öldürülen veya intihar eden insanlar gibi… çünkü birini ilah yapmak, onu
    ulaşılmaz, bizi de değersiz yapar… bu bir insan, bir heykel, veya “görünmez
    canavarlar” olabilir..
    16.nisan.2009
  • kendimi beğenmiş

    belki fazla küstah
    ya da burnu büyümüş olarak
    değerlendirileceğim
    bu
    şiir olarak
    kabul görmeyen dizeleri
    yazdıktan sonra
    ama yazmak zorundayım
    yazmak zorundayım çünkü
    kendimi
    fazlasıyla mahcup hissetmeye başladım
    sizin o uzun
    ve anlamlı
    ve okunmaya değer olan
    ama okumaya fırsat bulamadığım için
    cevap bile yazmadığım
    postalarınızdan
    ki fazlasıyla
    iyi niyetli bakıyorum meseleye şu an
    ama aslında gerçek olan
    bu işin biraz da
    anlamsız olduğu
    çünkü 
    söz konusu sevgi veya nefreti
    hakkedecek olan bir adamın
    var olmadığı gerçeğini
    kanıksamamız
    her iki taraf için de
    rahatlatıcı olacaktır
    ben bunun farkındayım
    yani
    sizce kayda değer dahi olsa
    işe yarar bir şeyler yapmadığımın
    ben sadece
    kendi ruhumu kutsuyorum burada
    gördüğünüz üzere
    kendi üzerime yazıp çizmek dışında
    başka hiçbir şey yapmıyorum
    ve bir de bunun üzerine
    sizin benim üzerime karaladığınız
    övgü veya kin dolu
    kelimelerinizi çekmeye
    hiç ama hiç gücüm yok
    başka bir varlığa karşı duyulan
    hayranlık duygusunun
    nerden kaynakladığını bilmiyorum henüz
    ama ben hayran olduğum
    hiç bir koca ayağa
    uzunluğu en az bir sayfa olan
    mektuplar ya da
    e-postalar atmıyorum
    ya da onlara
    sırf laf olsun diye
    merhaba demek gibi
    alışkanlarım da yok
    ya da ya da ya da
    daha da kötüsü
    tutup ambjörnsen’e
    aramızdaki diyaloğa güvenerek
    “abi yarın ilk uçakla almanya’dayım”
    demezdim
    eğer almanya’ya
    gidecek olsaydım
    anlatabiliyorum umarım
    ve umarım anlayabiliyorsunuz
    ve umarım benim
    kendini beğenmiş bir
    domuz olduğumu düşünüp
    nefret etmezsiniz
    ki gerçekten ama gerçekten
    nefret etmeye bile başlasanız
    bu değişiminiz ve
    içsel tavrınızla ilgili bile
    bir üzüntü hissetmezdim
    ki işin doğrusu da
    bu olmalı bence
    yani gerçek çevrenizde bile
    var olmayan insanların
    size karşı olan tepkilerine göre
    bir duygusal değişim
    veya üzüntü içinde
    olmamak
    anlatabiliyor muyum?
    7 sayfalık posta da nerden çıktı john?
    benim o kadar vaktim yok
    benim sana o kadar uzun cevap yazabilecek kadar
    hassas ve düşünceli
    bir ruhum da yok
    kendini bana anlatma
    bunun yerine oturup
    bir şeyler karala mesela
    ve onu da bana gönderme lütfen
    okuyamam
    yani gerçekten okuyamam
    çünkü
    çünkü ben kitap bile okumuyorum pek fazla
    senin yorumun bu
    gözlerim hassastır
    egom şişmiştir
    ve kendim dışında
    hiç kimsenin yazdığına
    değer vermem
    bunu diyorsun bana sonra da
    ben de senin söylediğini tekrar ediyorum işte
    yazdığına karşılık
    hemen akabinde
    hiç bir cevap yazmadım diye
    ki sana cevap yazmak için e-postamı açtığım sırada
    okuyabileceğim kadar kısa olan
    bir nefret mektubu döşediğini görüyorum
    neden?
    çünkü insan bağımlılığı
    ve kendini
    kendinden daha üst gördüğün
    bir başka insana sunma
    ve değer görmeyi bekleme
    ve sonucunda
    kendini başka biri üzerinden olumlama
    ilk anda
    tamamen fiyasko ile sonuçlanmayacak dahi olsa
    sonucunda bir özgüven yitiminin
    açığa çıkmasına sebebiyet verecektir
    ki işin başında da
    o özgüven oluşmadığı için hissedilir
    karşı taraf tarafından olumlanma ihtiyacı
    umarım anlatabiliyorumdur
    ve umarım kızmıyorsundur
    insan insanın kurdu olmadan önce
    kendi kendinin kurdu olur
    bunu unutma
    ve başına gelen hiçbir şeyden dolayı
    tanrıyı
    anneni
    sevgilini
    veya arkadaşlarını suçlama
    her şey senin elinde
    sistemin izin verdiği ölçüde
    ve imkanlar dahilinde
    bir çok ihtimalden birini seçip
    kendi yolunda ilerleyebilirsin
    veya benim gibi
    tamamen kaybetmeyi göze alıp
    her şeye karşı durabilirsin
    seçim senin seçimin
    ve sonucu da sen belirleyeceksin
    sonucunda nasıl hissedeceğin de
    sadece sana bağlı
    hissettiğin duygular
    başına gelen olaylardan ve
    çevrendeki insanlardan çok
    sende var olan
    özgüven ve
    bilinç ile ilgilidir
    krishnamurti, bu sıralamayı
    deneyim – bilgi – bellek – düşünce – hareket
    olarak sıralar
    ben bu sıranın sonuna
    duyguyu ekliyorum
    ve bu evrede
    hissedilen acının
    gerçek nedenlerden mi
    yoksa
    kendini olumlatma ihtiyacını doğuran
    yanlış yalnızlıktan mı
    kaynaklanlandığı
    açığa çıkar
    yanlış yalnızlık diye
    sözünü ettiğim şey
    tam olarak yalnızlığı kanıksamaktan
    duyulan korku ile ilgilidir
    ve bu korku
    yaşamı zorlaştıran
    ve hareket alanını kısıtlayan
    ve içten gelen itkileri saklamamıza yol açan
    bir korkudur
    sonrasında
    bir öğretmen
    yol gösterici
    veya ideolojiye
    bağlı kalıp yaşamayı
    tercih edebilirsiniz
    oysa
    geçmiş geçmiştir ve
    gelecek henüz gelmemiştir
    an dışında var olan
    hiç bir gerçek
    tam olarak gerçek değildir
    ve anlık duygular dışında
    geriye kalabilecek tek şey, acıdır
    ve bu acıyı hissetmek yerine
    bir arayış veya
    kaçış içine girdiğimiz takdirde
    doğal sonuç
    bir başkasında
    kendimizi aramamıza yol açar
    ve hiç bir insan
    bir diğer insanın aynası durumunda değildir
    hepimiz farklı
    ve bir o kadar da dengiz
    ve denkliğimizi bozanlarla savaşmak yerine
    küçük meseleler üzerine
    birbirimizle savaşıyoruz
    evet evet evet
    senin için bir dâhiyim thomas
    kabul ediyorum bunu
    dâhi ben
    teşekkür ediyorum bu yüzden sana
    ama neden
    sadece teşekkür edebildiğim için
    yani nezaketen değil de
    içimden geldiği için
    bir teşekkür ettiğimde
    ağzıma sıçıyorsun bilmiyorum
    hayır biliyorum bunu
    bunu bilmeyen sensin
    düşüncenin farkında değilsin
    düşüncenin nasıl oluştuğunu bilmiyorsun
    bilincinin nasıl işlediğini
    nasıl hareket ettiğini
    ve neden acı çektiğini bilmiyorsun
    bunu sana öğretemem
    hiç kimseye hiçbir şey öğretemem
    çünkü deneyimler sonucu oluşan
    bilgi ve bilinç ve algı ve duygu
    öğretilebilir şeyler değildir
    o yüzden lütfen ama lütfen
    sen ve senin gibi insanlar
    önce sevip sonra nefret eden insanlar
    önce övüp sonra küfür eden insanlar
    her iki durum için de
    bir üzüntü veya sevinç hissetmediğim için
    beni suçlamasınlar
    ben ruhumu bıçaklayanlarla bile
    bir kavgaya tutuşmuyorum
    size karşı ne yapabilirim?
    asıl sorunum
    büyük başlarla benim
    büyük başların vurdumduymazlığı ve
    doğal yaşamı felç eden
    otoriter ve bencil
    düşünceleri ile
    epidemik bir mikrop gibi
    bulaştırıyorlar bu hastalıklarını
    en sıradan adama kadar
    onlarla savaşmayı yeğlerim
    sizin gibi mesnetsiz ve
    yüreksiz cengaverlerle
    kişisel bir savaşa girmektense
    ama bu uzun ve
    bir o kadarda sıkıcı şiiri
    yazmak zorunda kaldığım için
    kendimi rahatsız hissediyorum
    yani gerçekten rahatsız
    bencil
    düşüncesiz
    kaba
    ve insan bazen
    bazı durumlarda
    ve bazı insanlara karşı
    kendini veya
    çevresindeki bir şeyi
    korumak adına
    küstahlaşabilir
    ve küstahlık
    hakkedenlere karşı kullanıldığı takdirde
    işe yarar bir
    duvar örer
    ve o duvarın arkasında da
    yine aynı saçma hayatı
    tüm sıkıcılığıyla
    yaşamaya
    devam edersiniz
    yerinizde saydığınızın
    bilincinde olarak
    başka şansınız yoktur
    tanımadığınız
    hatta yüzünü bile görmediğiniz insanların
    hakkınızda düşündükleri için
    veya hakkınızda hiçbir şey düşünmedikleri için
    oturup kederlenmek
    gerçekten ama gerçekten
    tam bir saçmalıktır
    ve bu saçmalık
    kendi ruhunuzu
    ıskalamanıza
    ve kendi kendinize yarattığınız
    sahte bir üzüntüden dolayı
    acı çekmenize yol açar
    ve bu sahte acının nedeni
    gerçek acıdan ve
    içinde bulunduğunuz boşluktan
    kaçma çabasıdır
    ve genel durumun tersine
    bu gibi durumlarda
    kaçanı kovalayan bir
    başka kaçak
    takibe maruz kalmaz
    16 nisan 2009