Etiket: see nothing

  • körebe

    körebe

    sana mektuplar yazıyorum
    asla okumayacağın
    tahrif edilmiş bir haritayı tarif ediyorum sana
    yönümü sen tanımla diye
    görmüyorsun
    bak bu böyle olmaz diyorum
    gitmez yani
    gitmeyecek
    gitmemeli
    hemen yanı başımda bitmeyeceksin hiçbir zaman
    biliyorum

    aranıyorum yine meskun mahallerde
    ihtiyacın olan her şeyle geliyorum
    bir ben eksiğim içinde
    ben hiç olmadım
    ben yokum
    senin için hiçbir zaman özümle olamadım diyorum

    bak bu böyle gitmez
    saklamalısın beni
    olur olmaz her yerde anlatmamalısın hiç kimseye
    bu bir sır anlıyor musun
    ben küçük bir sır olmak istiyorum
    keşfedilmek istemiyorum
    yalnız sana kalayım istiyorum

    parçalarımın yerini değiştirebilirsin
    istediğin kılığa sokabilirsin beni
    ama kafamdaki görünmeyen kukuletama dokunma diyorum
    o beni mutlu gösteriyor
    kendime

    kendime görünmemek için çaba harcıyorum mütemadiyen
    ama sana görünmek isterdim diyorum
    duymuyorsun
    hiç duymadın
    gördün ama aldırmadın
    kovdun beni bir keresinde
    hatırlıyor olmalısın
    hatırlamıyor olamazsın

    gidiyorum ben artık
    olmamaya doğru yelken açtım
    hayır intihar değil bebeğim
    intihar etmeyeceğim
    bunu hiç düşündüm
    bunu hep düşünmedim
    kelimelerimin yerlerini değiştirerek anla beni
    kafam karışık
    hata yapabiliyorum
    kafamı karıştırıyorsun

    ama artık yeter dediğim bir nokta oldu
    ve bu sondu
    afili bir final bekliyordu bizi
    hayır hiç konuşmayalım
    bu konu hakkında konuşmak istemiyorum
    hiçbir konu hakkında konuşmak istemiyorum
    konuşmaya istekli değilim
    seninle
    miyavlayabilirim ama
    havlayadabilirim
    dilediğin ne kadar hayvan sesi varsa
    taklit edebilirim sana
    ama insanın olmak istemiyorum
    artık yani
    her şey bir yere kadar sevgilim
    her şeyi bir yere kadardı sevgilin
    kaldırımda oturmuş yoldan geçenlere ıslık çalıyorum
    kimse dönüp bakmıyor bana
    fanzin var diye bağırasım geliyor
    kendimi tutuyorum
    fanzin yok aslında
    hiç olmadı
    olsaydı onca kişiden biri
    geri dönüp laflardı
    azı döndü geri
    afili dönüşleri oldu
    geriye dönemeyişler festivali düzenlemek istiyorum
    geriye dönemeyen benim

    gelecek peşimden geliyor
    ben zamandan hızlıyım
    olacakları önceden biliyorum
    ben bir süperkahramanım
    zamanı durdurabilen
    az önce durdurdum mesalem
    duvarları izledim sonra
    sadece duvarları izledim
    arkasına bir duvar daha çizdim onun
    sonra bir duvar daha
    gizledim kendimi
    senin içinde de gizlenmiştim
    sonra o kadar öyle bir derine saklandım ki
    beni ararken kaybedersin kendini diye korkup çıktım içinden
    kaybetme kendini
    beni bul
    istedim sadece
    sadece istedim
    istemiyorum artık
    görünmez olucam yine
    böyle iyiyim
    saklanmayan ebe

    26 nisan 2018

  • the same deep water as you

    the same deep water as you
    bazen
    olduğunu sanırsın bazı şeylerin
    düşün gerçekleştiğini
    önce kurarsın düşünü
    ihtimaller dahilinde
    olabilecek en iyi senaryoya hazırlarsın kendini
    her ne kadar karamsar olsan da
    ve bir açık kapı da bırakırsın daima
    ya olmazsa gibi bi his
    kesinlikle olmayacak’a evrildiği anda olur her şey
    bir anda
    pat diye
    oluyor sanırsın
    oldu sanırsın
    ve öğlen ortasında
    en tepedeyken batar güneş bir anda
    kaybolur 
    bir sihirbazlık gösterisi gibi 
    ya da güneşi en tepede iken bir anda çalmışlar gibi
    açık bıraktığın kapıyı da kapatıp
    tamam demişken sen
    puf diye kaybolur
    öğlen ortasında kör karanlığa geçiş yaparsın
    bir anda
    alışman lazımdı
    umut etmemeliydin
    kapılmamalıydın ya da
    yakınlığa
    herkese kapalı olan kapının
    aralanmasına izin vermemeliydin
    yaptın bunu
    sen yaptın
    her şeyi sen yaptın
    senin hatan
    hayaletlerin yetmedi sana
    gerçeği aradın
    gerçeği arzuladın
    hem de defalarca
    ve her seferinde
    bir sigara yakmakla yetindin
    geçip gidenin üzerine
    bir değil bir çok
    sigara üstüne sigara
    gece üstüne gece
    tuncay haklıydı
    umut etme derken de
    kendi bileklerini keserken de
    seninkini de kesmeliydi aslında
    istedin bunu
    kendin cesaret edemedin
    araba da çarpmadı onca kırmızı ışığı
    hayatın boyu umursamama rağmen
    sigara öldürmedi
    alkol koması gelmedi
    ipi bağlayamadın
    silah alamadın
    buradasın
    hiçbir şeyin değişmeyeceğini bildiğin halde
    bir şeyler değişsin diye uğraşıyorsun
    kendin değişmeden
    sessizce yapıyorsun bunu
    politik öfkeni saklı tutarak
    konuşmama hakkına sahibim
    hiç konuşmadım
    anlattım ama anlatılamadım
    alıntılanmadım da
    alındım sadece
    bazen
    hemen hemen her şeye
    ve şimdi
    sabahın beşinde
    bir güneşi daha karşılıyorsun sigara eşliğinde
    votkanı yudumluyorsun annenden gizlice
    iş yerindekiler hiçbir şey bilmiyor
    işportadakiler hiçbir şey bilmiyor
    arkadaşların hiçbir şey bilmiyor
    ailen hiçbir şey bilmiyor
    aslına bakarsan sen de hiçbir şey bilmiyorsun
    hiç anlatmadılar çünkü
    çünkü sormadın
    tamam deyip kabullendin
    sessiz kalma hakkını kullanıp
    kafanda uçuşan tilkiler de cabası oldu bu ebegümecinin
    tek bir gece verin bana
    sahte güneşler’e aldanmadığım
    karanlığa alışkınım
    yeter ki “fosforlu yıldızlar
    gecemin içine sıçmasın
    ben yıldızlara güneşe ve aya 
    ve bütünüyle gökyüzüne aşığım
    ve aradaki kaotik uyuma
    onlarla ve hayaletlerimle
    arama girmeyin
    yeterli
    tüm beklentim bu
    insanlık aleminden
    başlık the cure’ün bir şarkısının adıdır.
    12 nisan 2018
  • yolculuk

    telefon
    çalıyor.
    sevgilim.
    hiç
    yazmıyorsun artık
    ,
    diyor bana
    ve
    haklı
    yazmıyorum
    düşünceler
    piknik yaparken zihnimde
    gerilerinde
    ufak
    bir çöp bile bırakmadan
    gidip
    geliyorlar sürekli
    herşeyi
    silip süpürerek
    tüm
    harfleri
    kelimeleri
    ve cümleleri
    kazıyarak
    zihnimden
    silip
    atıyorlar
    düşünceler
    birbiri  ile savaş ederken
    tüm
    olasılıklar
    geleceğe
    ya da
    bilinmeyen
    geçmişe dair
    elime
    bir sigara alıyor ama
    yakmıyorum
    onu
    bakıyorum
    sadece
    uzun
    süredir yakmıyorum
    ateş
    kes ilan ettik onunla aramızda
    ve
    geçip giden zamanı düşününce
    tüm
    o sağlıksız bir bedende ürüyen
    sağlıksız
    fikirleri
    ve
    kafamın içinde
    adeta
    birbirini boğan düşünceleri
    savaşan
    kesip biçen öldüren
    birbirini
    ekarde eden olasılıklar zinciri
    zannediyorum
    bir sis bombasıydı duman
    ve
    bir kaç furt sonra sağ kalan askerler
    bana
    işlerin
    pek
    de yolunda gitmediğini fısıldıyorlardı
    eksik
    olan bir şey varmış gibi adeta
    eksilmiş
    değil
    başından
    beri eksik olan
    ve
    sonra o
    sakat
    olsa bile beynimin içinde
    vızıldayan
    sinekleri
    öldüren
    alkol
    ve
    zombi halinde
    hayata
    geri dönen ertesi sabah
    olasılıklar
    silsilesi
    adam
    akıllı kusar
    ve
    poğaça alırdım sonra
    sonra
    bir sigara daha
    ertesi
    sabah
    ve
    daha ertesi
    birbirinin
    aynı olan
    günler
    silsilesi
    giderek
    zayıflayan bedenle birlikte
    giderek
    güç kazanan bitkinlik
    şimdi
    her şeyin
    tüm
    ilham pelerinlerinin
    ve
    düşünce askılarının
    oksijenli
    suyla
    yıkanması
    gerekmekte
    senin
    içine çektiğin nefes
    benim
    zihnimi temizliyor
    biraz
    daha iyi diyorum hep
    bugun
    biraz daha iyi
    yarın
    biraz daha iyi olacak
    geçmişte
    olasılıksız görünen
    her
    şey birer birer
    vizyonuma
    düşüyor
    ve
    o zamanlar bunların
    ileriki
    bir tarihe ertelenmiş olduğunu
    ibraz
    eden etiketlerini söküyor
    ve
    yaşamıma katıyorum
    sigarayı
    bırakmalısın yazıyor
    eski
    bir defterin üzerinde
    tarihine
    bakıyorum
    iki
    tane 2nin ortasında
    iki
    tane sıfır var
    sen
    orda benimle
    ben
    burda seninle
    arada
    ikitane sıfır gibi görünen ama
    yan
    yatmış bir sekizi işaret eden
    sonsuzluk
    çizelgesi
    ve
    aradan geçen
    on
    senenin ardından
    on
    sene öncesinde
    on
    sene boyunca
    verilen
    ve kazanılamayan savaşta
    kumandanımın
    olmadığını anlıyorum
    bitkin
    düştüm
    yanlış
    kararlar aldım
    taktikler
    işe yaramadı
    vazgeçtim
    çuvalladım
    gümüş
    kurşun yerine
    gümüş
    yüzük kullan deseydi biri
    beni
    haklamaya çalışan
    iliğimi
    emip tükürmek için çabalayan
    kurt
    kadınları öldürmek için
    yapardım
    bunu
    on
    sene önce takardım künyemi
    parmağıma
    aynen
    filmlerdeki gibi
    yüzüğü
    okşarsın ve
    bir
    peri belirir baş ucunda
    sana
    yaz der
    yaşa
    der
    hayatta
    kal der
    ben
    sana bakarım der
    hasta
    olunca
    ama
    yokken bir perin
    ve
    olasılıklar beynine tecavüz ederken
    çokta
    umursamazsın artık
    olan
    biten bir şeyleri
    işsizliği
    mesela
    veya
    parasızlığı
    veya
    rededilen yazıları ve
    sürekli
    olarak sana
    yazamadığını
    söyleyen kum torbalarını
    umursamazsın
    seni
    seviyorum diyen kadınları
    yanındayım
    moruk diyen adamları
    annenin
    senin için pişirdiğini söylediği pastayı mesela
    doğum
    gününde
    umursamazsın
    olan biten ne varsa
    bir
    işi bırakıp başka bir işe girersin

    görüşmelerine sarhoş gider
    ve
    insan kaynakları müdürü olan zatla
    geçersin
    dalganı
    o
    da seni işe alamayacağını ama ilginç bulduğunu söyler
    herkese
    göre ilginçken
    ilgi
    çekmemek için iyice teslim olursun onlara
    ve
    bu iğrençtir aslında
    herşey
    kokuşmuştur
    gerçek
    olan hiçbirşey yok
    siyah
    bayrağını indirir
    yerine
    yırtık pırtık ve yamalı olan
    beyaz
    bir bayrak dikersin
    dikiş
    izlerini görmez kimse artık
    ilginçliğini
    yitirmişsindir
    vampirler
    kanını bile emmez
    ağaçlar
    seni görse
    yönünü
    değiştirir küstükleri için
    yağmuru
    indiren melekler
    ıslanmak
    istediğin için
    kafana
    denk getirmez hiçbirini
    kitaplar
    sihrini kaybeder
    fanzinler
    güneşte parlamaz olur
    gökkuşağı
    gibi
    gazeteler
    kolaj vermez
    baban
    bile sana
    ellili
    yılları anlatmaz olur artık
    telefon
    çalmaz
    konuşabilecek
    bir hamam böceği bile bulamıyorum der buk
    konuşabilecek
    bir hamam böceği bile aramıyorum dersin sen de
    sonra
    bir gün
    tüm
    savaş mağduru askerler gibi
    ganimeti
    toprağa gömmüşken
    ve
    hasta ve sakat ve umutsuz yaşamını sürdürürken
    herkes
    gibi sıradan ve normal bir şekilde
    işe
    gidip eve gelmek dışında
    hiçbir
    şey yapmıyorken
    sanki
    otuz senedir seni izliyormuş gibi
    sanki
    otuz senedir kulağına fısıldayan oymuş gibi
    yazmalısın
    der biri
    sana
    biri sürü şey anlatıyorum yıllardır
    hala
    anlatıyorum
    sana
    neler oldu oğlum der gibidir
    bunlar
    ruhumuzun afyonu olmalı
    umursamazsın
    ama
    içinde
    var olan herşeyi
    o
    kadar derine gömmüşsündür ki
    bulamıyorsundur
    artık ne kadar eşelesende
    kendini
    kaybetmişsindir ve
    ve
    define haritan
    yanlış
    yerleri tarif etmiştir hep
    eline
    düştüğün kişilere
    ve
    onlarda doğru yerleri
    tahrif
    etmişlerdir
    ve
    dikiş izlerini görür o
    göndere
    diktiğin bayrağın
    sana
    ait olmadığını
    emaneten
    orada durduğunu bilir
    bozuk
    bir yapbozun
    eksik
    parçaları gibidir adeta
    önce
    kendini tamamlar
    sonra
    sana
    resmin
    bütününü
    senin
    elindeki parçalar olmadan da
    görebildiğini
    kanıtlar
    hiçbir
    şeye aldırmaz
    defol
    git desen
    küfürler
    etsen hatta
    bunların
    sana ait cümleler olmadığını
    sana
    ait cümleleri sana söylerek ispatlar
    haritası
    yoktur
    pusulası
    yoktur
    nerden
    geldiğini ve nereye gittiğini bilmiyordur
    gitmek
    istemiyordur sadece
    demir
    atmıştır
    kumandanındır
    çok
    uzun zamandır aradığın
    ama
    bulamadığın için okyanusta kaybolduğun
    adandır
    erzağının
    ve cephenenin kalmadığı bir noktada
    sana
    ayağa kalk asker demek için
    oradadır
    otuz
    yıldır kulağına fısıldayan perindir
    otuz
    sene sonra torununu sevicek olan eşindir
    oradadır
    ve
    naparsan yap
    hiçbir
    yere gitmeyeceğini biliyorsundur
    gitmesini
    istemediğini de
    senin
    gitmeyeceğini de
    gitmiyorsunuzdur
    bir
    yerlerden geliyorsunuzdur
    birbirinize
    24.ocak.2012

    bazen,
    yazdığınız bazı şeyleri, herkesler çok beğenir de, “okuduğum en iyi şeyin
    bu” der-ken, siz “siktir lan” dersiniz, hiç bi anlamı yok onun,
    boşluğuma gelmiş, üstteki de öyle bir şey işte.. bazen, okulda, bazı dersleri,
    yanlış anladığınızı, sınavdan sıfır çekince farke-dersiniz, o güne kadarsa,
    herşey çok iyidir, ve sonra, sınıfta kalınca, sınıf tekrarı yazınca, orada,
    farklı bir hocayla, aynı derse girip, gene yanlış anlamaktansa, devamsızlıktan
    ka-lıp, okuldan atılırsınız.. ne demeye 
    çalıştığımı anlayan beri gelsin, ona kukulete örücem, dökülen
    saçlarımdan.. bu arada moruk, yazdığım en iyi şey, bence, a harfidir. keşke
    ge-risini

    öğrenmeseydim.
    alfabeyi yani.. tek harf yeterdi, ruh halimi anlatmama.. “a a!”
    ge-risi, varsa yoksa, laf kalabalığı oldu, onca zaman.. artık şaşırmıyorum
    bile, olan biten hiç-birşeye.. alışkanlık değil. kanıksanmışlık..  hiçbir şey görme, hiçbir şey duyma.. see
    nothing! – see you later.. eyvalle..                                                                                                (2012/eylül/girdo/bedevinin
    son bahtı)
  • lethe

    senin aceleci olmamanı seviyorum
    her şey yeterince hızlı akarken
    “biraz sakin takılalım” diyorsun bana
    “tamam” diyorum
    kaldırıma oturup
    arabaları seyrediyoruz
    ve yoldan geçen insanları
    ve bir deniz var arkamızda
    sonsuzluğa doğru uzanan
    ama biz sonsuzluğa değil
    çocukluğa koşuyor gibiyiz
    biraz safça ve
    kaygısız biraz da
    ve senin temkinli halini seviyorum, diyorum sana
    dengede durmamı sağlıyor bu
    gülümsüyor ve
    korktuğunu dile getiriyorsun
    “ama neden” demiyorum
    demiyorum çünkü
    korkuyla kaplandığımızı biliyorum
    her bir hücremizin
    acıyla açılıp kapandığını
    yeni bir aşk
    yeni bir acıya dönüşebilir mi diye soruyor sonra
    susuyor ve denize dönüyor yüzünü
    zaman akşamüstünü biraz geçiyor ve
    güneş yüzmeye hazırlanıyor
    ufukta
    batmasına izin verme, diyor bana
    asla batmasına izin verme
    işte o zaman
    sana güvenebilirim
    “ama bu imkansız” demiyorum
    “deneyebilirim” diyorum sadece
    denemeye değer, diyorum
    sana güvenmem için, diyor
    sözcüklere gerek yok
    bana bak
    kafamı çeviriyorum
    göz göze geliyoruz
    ölümcül sessizlik ve
    dünya kayboluyor o anda
    tüm geçmiş ve
    belirsiz gelecek
    siliniyor
    her ikimiz de biraz
    farkındayız olan bitenin
    itiraf etmeye korkuyoruz sadece
    ve sonra
    istediğimiz bir şeyi
    yapmayı erteliyoruz
    öp beni lethe
    tüm acılarımı al ve
    bu nehirde akalım
    sonsuza dek
    yeniden doğmak gibi bu
    sıfır yaşında olmak gibi
    her şeyi hatırlayarak
    hiçbir şeye doğru akmak
    yeniden başlamak
    belki biraz fantastik ve
    dengeli mutluluk biraz
    sonra titrediğini görüyorum onun
    ve soğuk değil hava
    üşümediğini biliyorum
    hayır ben de üşümüyorum
    insanlar yok
    hayvanlar sadece
    ve bi kaç ağaç
    mavi gökyüzü
    beyaz bulutlar
    keder ve neşe arasında
    gidip gelmişiz yaşamımız boyunca
    sonra ona bakıyorum
    ve o da bana bakıyor
    karanlık
    parlıyor gözleri
    öp beni diyor
    bırakma diyor
    korkuyorum diyor
    gerçekten korkuyor
    öp beni diyor
    nasıl yapılacağını unuttuğumu söylüyorum ona
    çok uzun zaman geçti üzerinden diyorum
    korkuyorum diyorum
    gerçekten korkuyorum
    müzik açalım o zaman diyor bana
    hatırlamamıza yardım etsin diye
    ve radyoda
    jori ve robert’in
    birlikte söyledikleri
    ve ilk kez dinlediğim
    mutlu bir şarkı çalıyor
    sonra bir anda
    acı üzerine kurulmuş
    bir şelaleden aşağı
    düşüyoruz beraber
    nehrin adı lethe
    suyu acıdan gelip
    hiçliğe gidiyor
    bizi her şeye karşı yabancılaştırıp
    birbirimize hapsederken
    akıyor
    sakince

    4.temmuz.2009
  • illuminatize

    ben ve sen
    ben ve hiçlik
    ben her şeyim
    ve biz hiçbir şeyiz
    “biz” hiçbir şeydir
    biz de “ben” hiç olunca
    ve sen her şeysin
    ve ben, sen olmayan her şeyim
    ve her şey senin
    senin olamayan sadece benim
    sen de olmayan her şey benim
    ve her şey elindeydi senin
    sana iplerini ben verdim
    oysa sen benim iplerimi tutmak istedin
    ip atlıyordum ben – eğlenceliydi
    ve sen üzerimden atladın – eğlenmiş olabilirsin
    ve eğildim ben düşmemen için
    ve sen üzerime basıp yükseldin
    sen ve ben
    sen ve her şey
    sen her şeydin benim için
    ve hiçbir şeye sahip değildim
    dekore et zihnimi
    kır dök parçala böl
    böl ama yönetme dedim
    sen bende olan her şeyi istedin
    özümdeki hiçbir şeyi sevmedin
    ve ben ip atlamaya devam ettim
    yürüyen bir banttır yaşam – söyledim sana
    uzaklaşamazsın dedim – ne kadar koşsan da
    arkanı dönme bana
    dünyayı sırtına alma
    sakin ol
    her şey olur, dedim
    ve sırtımı döndüm sana
    sonrası hiçlik
    sen ve sen
    sen ve insanlar
    sen insanlardan hoşlanmam dedin
    sen insanları umursamıyorum dedin
    insanlığı umursuyorum dedin
    insanî duyguları dedin
    insanları değil dedin
    yalanlar yalanlar yalanlar
    sen ve sen
    sen ve arkadaşlar
    aşağıladılar
    bir paranoyak olduğumu sandılar
    bunu sana da inandırdılar
    oysa onlara bunu inandıran da sendin
    sar başa
    sar başa ve oyun dışı kalayım
    aslında ben fasülyeden varım hayatınızda
    sen ve sen
    sen ve para
    sana hiçbir şey sorun olmayacak dedim
    bir gün çok uzaklara uçucaz
    ve geçmiş geride kalacak dedim
    geride kalmamı isteyen sendin
    ve ip atlıyordum ben
    sen beni atlatmayı seçtin
    sen ve sen
    sen ve kaygıların
    sana beni bile umursama dedim
    en sonunda bi tek bunu becerebildin
    ben ölürken kendim için
    sen kendi üzerine yenilerini ekledin
    sen ve sen
    sen ve dünya
    sana dünya ölür dedim
    sen kendini dünyaya hapsettin
    ben harikulade bir hiçim
    harikuladeler diyarında yaşar zihnim
    ve her şeyi başa almaktansa
    hiçbir şey hissetmemeyi seçtim
    hiçliği hissettim
    her şey alev aldı kendi içimde
    parıldadığını sanmaya devam ettin
    güneş
    göz alıcı güneş
    yakıcı güneş
    güzel güneş
    kendi kendine yanan güneş
    hayır hiçbir şey hissetmedin
    acı her şeydir
    hayır hiçbirşey’i hissetmedin
    hissetmek her şeydir
    hayır – ben hiçbirşey’im
    ben ve ben
    ben ve kendim
    psikosamatik görüş açışı
    psikozlu yaşantı
    bir illüzyonda yaşandı
    bitti ve tekrar başladı
    başladı ve tekrar bitti
    bir kez bitti ve tekrarları başladı
    film şeritleri başa sardı
    film şeritleri defalarca başa sarıldı
    koptu
    film koptu
    ve zihin özgür kaldı
    alıcılarının ayarları ile oynamadı
    karıncalanmış ekrana aldırmadı
    bitti ve tekrar başlatmadı
    hiçbir şey anlamaya çalışmadı
    hiçbir şey anlatmaya çalışmadı
    sanrılara aldırmadı
    gerçeği kavradı
    bekliyor
    beklemeyi seçti sonra
    ve bekliyor
    sen ve sen
    ben ve ben
    iki ayrı kutup
    doğu ve batı gibi
    kuzey ve güney gibi
    her ikisi de soğuk
    her ikisi de aynı
    güneş onlara ulaşmadı
    biri güneşe aldırmadı
    biri battı sonra
    güneş doğarken
    biri battı
    diğeri doğarken
    güneş ve ay
    ay kendini bir şey sandı
    güneşe muhtaçken
    ay kendini her şey sandı
    güneş battı sonra
    ay parladı
    parladı ve
    yansıttığı ışığı
    kimden aldığına aldırmadı
    ay parladı güneş ölürken
    ay değişti
    ufaldı ve daraldı
    büyüdü ve çoğaldı
    tekrar tekrar aynı şey
    geçici ölümsüzlük aşkı
    gerçek görünmezlik şarkısı
    ben ve ben
    tek kişilik bir oyuna başladı
    kendi kalesine gol atarak kazandı
    kendini yenerek kazandı
    tek bir kişilik bir oyun bu
    tek bir kişilik bir yaşantı
    sen ve herkes
    benim dışımda gelişen her şey
    dünya senin olabilir
    dünya seni yıldız sanabilir
    ve sonra gelip bana
    anlatırsın ve bilirim
    senden geldiğini o sesin
    gecenin karanlığında
    kulağımda kibirle
    öfke haykıran iblisin
    ve benim hakkımda
    senin de hakkından gelenlerin
    ne düşündüğünü bilmek ister misin?
    ama ben sana daha önce de söyledim
    arkamdan konuşulanların
    arkamda kalmasını yeğlerim
    o yüzden lütfen
    bana gelip
    başına gelenler hakkında
    ne hissettiğin hakkında
    arkadaşlarının ne hissettiği hakkında
    konuşma
    benim cennetimde
    senin cehennemine ayrılacak
    bir köşe kalmadı
    ve senin cennetinde
    benim cehennemim
    hiçbir zaman var olmadı
    o yüzden lütfen
    o harikulade kaldırım taşlarını
    yerinde bırakmama
    izin ver
    sen kafama
    yeni bir gök taşı daha düşürebilirsin
    problem değil

    26.haziran.2009
  • alev alan karlar

    izlanda’ya
    gitmek istiyorum dedi
    izlanda
    olması şart değil aslında
    sessiz
    bir yer
    karla
    kaplı bir dağ
    insan
    yok
    hayvanlar
    sadece
    hayvanlar
    ve bitkiler
    başka
    hiçbir şey olmamalı
    hiçbişi!
    anlıyo
    musun?
    karlı
    kaplı bir dağdaki bir mağara
    tek
    başıma yaşamak istiyorum dedi
    anne
    yok
    sevgili
    yok
    dost
    yok
    arkadaş
    yok
    bir
    dakika dedi sonra
    benimle
    gelmek ister misin?
    ne
    olarak gelmemi istiyorsun ki dedi diğeri
    bilmem
    hiç
    olarak olabilir
    gelir
    misin?
    nasıl
    yaşıycaz orda dedi diğeri
    nerde?
    izlanda’da mı?
    nereye
    gitmek istediğini bile bilmiyorum ki
    izlanda
    merkeze
    uzak bir yerde ev tutarız
    sessizliği
    dinleriz
    nasıl
    yaşıycaz peki?
    para?
    yazarlık?
    ve
    ardından sessizlik
    sessizlik
    sessizlik
    sonra
    arkasını
    döndü diğerine
    ve
    sen
    bilirsin dedi
    ben
    gidiyorum
    nereye?
    izlanda’ya mı?
    hayır
    cehennemin
    dibine
    ve
    oraya hiç kimseyi götürmek istemiyorum
    yalnız
    gidicem
    2.haziran.2009
  • aprobarbital

    şimdi burada
    hafiften esinti eşliğinde
    uzandım ve bekliyorum
    yerine getirmek zorunda kaldığım
    hiçbir şey yok
    yaşama devam etmek için
    iş yok
    çalışma yok
    ve getirisi olmasa da
    bir fanzin tasarlıyorum
    kafamın içinde
    her şey kafamın içinde olup bitmekte
    zihnimin duvarlarına çarpıp duran pingpong
    topları
    ve koridorlarımda geziniyorum
    gözlerimi kapatıp
    sessizce
    ilerliyorum
    yanıp sönen ışıklar
    karanlık odalar
    aydınlık odalar
    loş odalar
    duman altı
    havasız
    ve sonsuz bir ova sonra
    ve sonra bir kuyu
    ve sonra gökyüzü
    yıldızlar ve kara delikler
    geçmiş zamanları düşünüyorum
    tüm o lanet olası kötü zamanları
    şimdikinden pek farkı olmayan
    lanet olası yılları
    gelir ve geçer ve sen izlersin sadece
    ben bunu neden daha önce düşünemedim ki der
    kendini aptal gibi hissedersin
    her şey olup bittikten sonra
    tek sorun geç kalmaktır sadece
    müthiş bir zamanlama hatan vardır
    ya çok geç kalırsın
    o sihirli sözcükleri söylemekte
    ya da erken kafaya çıkar
    ve gelen topu ıskalarsın
    ki sana doğru da ortalanmamıştır zaten
    hiçbir şey senin için yapılmamıştır
    sen kendini plana dahil sanırsın
    ve sonra anlarsın ki
    iflas ettiği söylenen bankada
    bir tek sen hesap açmamışsındır
    ama yaşanan her şey
    tüm bu karanlık ve hengame
    bi tek sende var sanırsın
    herkes gülüyordur
    gördüğün herkes
    bir şekilde yaşama devam ediyordur
    otobüse biner
    ve nefret edersin insanlardan
    herkesin nesi var merak edersin
    bu enerjiyi nerden buluyorlar dersin
    bu kahkaha ve neşenin kaynağı ne dersin
    anlam veremezsin
    çünkü
    sen herkesin yükseldiğini düşünürken
    seni herkes düşüyormuşsun gibi hisseder
    ve herkes düşerken de
    düşüyorsundur onlara göre
    çevreye bağımlı bir yaşam sürmüyorsundur oysa
    hatta bir yaşam sürdüğün bile söylenemez
    dolanıp duruyorsundur sadece
    kendi etrafında dolanıp durmak
    gündüzleri uyuyup
    geceleri yaşadığın için
    kimseyle görüşemezsin
    çünkü sabahın köründe çalan telefon
    sen yatmak üzereyken çalan telefon
    sokağa çıkan bir arkadaşındandır
    açmazsın
    uyursun sadece
    herkes yaşarken uyursun
    herkes her şeyin farkındayken
    ebleh bir şekilde etrafa bakar
    ve neler oluyor bile demezsin
    halinden memnun
    ve halinden memnun olmayan insanlar
    seni de dönüştürmek isteyen insanlardır
    bir bara götürmek
    yeni bir insanla tanıştırmak
    bir bira ısmarlamak ya da
    konsere davet etmek
    isterler
    çok fazla şey
    ve hiçbir şey arasında
    bir seçim yapman gerekir
    arasını düşünmezsin asla
    çalan telefonu duyar
    ve açıp “alo” dersin
    “nerdesin oğlum on kere aradım”
    derken kadın
    “duymadım ya ne bileyim” dersin
    ki doğruyu söylüyorsundur
    ki yalan söylediğini düşünüyordur
    ki kızmazsın yine de
    hiç kimseye kızgın değilim
    hiç kimseye kırgın değilim
    öfkeli değilim
    neşeli değilim
    mutsuz değilim
    mutlu değilim
    aradayım sadece
    herşey’in arasında
    bir tarafa gidersem
    bir süre sonra
    duvara çarpacağımı biliyorum
    rotamın terse döneceğini
    iniş çıkışlar
    gelgitler
    ve bazıları “hayat böyle” derken
    ben “hiçbir şey değil hayat” diyorum
    ve hâlâ zıplamaya devam ediyor
    zihnimin içindeki pingpong topları
    biri “rotherdam’a gelsene moruk” diyor
    ben “bakkala bile gitmeye gücüm yok” diyorum
    “saçmalama” diyor bana
    “kendini bırakmamalısın”
    “ne bırakması lan” diyorum ona
    “para yok anlamıyor musun?”
    ama gelicek
    ve geldiği zaman
    biz burada olmayacağız diyorum
    hayır rotherdam’da da olmayacağız
    çok fazla kötü film şeridimiz var
    oraya dair
    hayır bristol olmaz
    hayır berlin olmaz
    hayır istanbul olmaz
    hayır ölen dostlarımın
    öldüğü yerler olmaz
    bir yerin ölüm ve aşk konusunda
    bekaretini bozmak istiyorum diyorum
    hiç bi insanın ayak basmadığı
    bir yere gitmek istediğimi söylüyorum
    karşılıklı oturuyoruz
    ve ona dönüp
    mutlu bir insan acını endike etmez diyorum
    aynı eroin gibidir acı diyorum
    detoksifikasyonu en zor duygudur acı diyorum
    ve mutluluk denilen o şeyin
    yan etkilerinden biridir de aynı zamanda
    diyorum
    karşılıklı oturuyoruz
    ve hâlâ bana kendimi toparlamam gerektiğini
    söylüyor
    ben iyiyim kızım diyorum ona
    kolumdaki ying yang’ı gösterip gülümsüyorum
    ara bölgedeyim diyorum
    acıdan gebermiyorum
    mutluluktan uçmuyorum
    ve ancak benim durumumdaki biri
    dengeleyebilir beni diyorum
    aşk yok, hiçbir şey yok
    salonda oturuyoruz
    sonra dönüp ben gitmeliyim dedi
    ben de tamam git dedim
    kapıya bile çıkmadım geçirmek için
    geçirmeye bile çalışmadım kaba bir tabirle
    o istedi geçirilmeyi
    ve ruhumun elek gibi olmasını diledim o an
    elek gibi bir şey olmasını istedim
    ama geçirgendi
    iletken bir maddeden yaratılmıştım
    ve iletiyordum
    kara kutu misali her şeyi
    sonra dönüp
    hafiften esen rüzgara karşı uzandım
    ve zihnimdeki pingpong toplarının
    bir an için durduğunu düşledim
    bir an için sadece
    hiçbir şey hissetmediğimi
    gerçekten hiçbir şey hissetmediğimi
    ve emin olduğum tek şey
    hiçbir şeyden olamadığımdı
    hiçbir şeyden emin olamıyordum
    kimseye güvenemiyordum
    ve basit cümlelerime
    olağanüstü hal uygulaması yapan insanlara
    teşekkür etmekten başka
    söyleyecek bir şey bulamıyordum
    bekliyordum öylece
    sıkılmıştım
    ve rüzgar kesildi
    ve terlemeye başladım
    ve daha sonra kendime geldim
    ve gözlerimi açtığımda
    gördüğüm her şeyi anlatacağıma dair
    kendi kendime söz verip
    yazmaya başladım
    kapı çaldı
    açtım
    içeri girip bir şeyler sordu
    cevap verdim
    ve sonra
    bana tecavüz edip gitti
    hepsi bu
    anlattım işte
    şimdi tekrar pusuya yatıp
    kıçımızdan vurulabiliriz
    hiçbir şey görme hiçbir şey duyma
    ama konuşmaya devam et
    ve dokunmaya
    ve koklamaya
    belleğimin kaldırabileceğinden
    çok daha fazlası sıkıştı zihnimde
    takılıp kalıyor monitörüm bu yüzden
    aynı görüntülere
    aynı seslere
    aynı şeylere ve aynı yerlerde
    bu bir tuzak, diyor içimden bir ses
    bir diğer ses de, ya değilse
    sen de şansını deneyip
    belleğini şişiriyorsun biraz daha
    farklı isimlerdeki
    aynı programlar
    ve bu ebleh dizelerin
    bana tek yararı
    sizin
    hardiskinizdeki önemli verilerinizi
    dvd olarak yedeklemenize benziyor aslında
    ve yine de sık sık kullandığınız için
    yedeklemenize rağmen silemiyor
    ve tekrar tekrar üzerine çift tıklıyorsunuz
    yani ben öyle yapıyorum
    odamdayım
    gözlerimi kapatıp
    bekliyorum
    ve artık yeni şeyler yaşamaya
    ya da hafızamı tazelemeye
    gerek görmüyorum
    sakin olalım
    ve neler olduğu
    ya da olabileceği üzerinde
    pek fazla düşünmeden
    bir sigara yakalım
    ve tadını çıkartalım
    akıp gitmeye devam eden zamanın

    18.mayıs.2009
  • uyusana

    hasta olduğunda
    seviniyorsan eğer
    yataktan çıkmadığın için
    annene uyduracak bir bahane
    aramak zorunda kalmadığından
    ve gözlerini açtığında
    sabahın altısında
    on dakika daha kestireyim gibi
    bir tembellik hissi barındırmadan
    uyumaya devam edebiliyorsan
    rapor alırım düşüncesi ile
    ve önemsemiyorsan doktorun vereceği
    üç günlük istirahat için
    işyerinin
    dili çarmığa gerilesi şefi
    sana sorduğunda
    neyin vardı diye
    yüzündeki
    bişeyin yoktu demi
    deme çabasındaki, alaycı sırıtışı
    elindeki kağıdı uzatıp sadece
    ona
    susarak
    uzanmak istiyorsan bi üç gün daha
    evde veya sokakta
    veya kar üstünde
    yağmur altında
    çöp bidonunda
    kanlarla kaplı savaş alanlarında
    dünya kupasının finalinde
    veya yılbaşı günü güneş batmadan önce
    uzanmak istiyorsan
    sanki erişebilecekmişsin gibi huzura
    boşlukta köşe kapmaca oynayan
    zihninle beraber
    üzerine yorganı çekip
    “hâlâ hastayım anne” diyerek
    telefonun baş ucunda olsa da
    günün birinde sana
    aynı yatakta
    “uyusana” diyen sevgiline inat belki
    sessiz kalarak yeni bir günün götüreceği
    her şeye
    ve bağnaz bir fikirle
    hiçbir şeyin değişmesini beklemeyerek
    tembelliğini ele verip
    üç gün üç gece
    ateşler içinde yanarken tenin
    baş ağrın düş gücünü emerken
    sıkılmadan kendinden
    yorganın altında
    ellerini bacaklarının arasına sokup
    dizlerini karnına çekerek
    güneşe veya aya aldırış etmeden
    üç kat yorganı
    başının üç kat üzerine serip
    kefenin içinde kefen gibi bedenini
    saklayıp her şeyden
    görünmez bir adam olarak
    orada öylece
    kalmak istiyorsan eğer
    aslında bu dizeleri yazmanın da
    bir anlamı yoktur bence
    okuyanlar için
    çünkü çoktan boku yemişsindir ve
    kimseden senin için canını dişini takıp
    bir fedakârlık göstermesini bekleyemezsin
    o yüzden uyanma bir daha
    vakitli vakitsiz
    ya da uyansan da
    gözlerini açıp
    rüyanda gördüğün şeyi
    sana soracak olan
    bir başka göz arama
    16.nisan.2009

  • biz çoktan ölü bulduk birbirimizi

    sen artık benim için
    inandırıcılığını yitirmiş bir oyuncusunun
    o yüzden boşuna ağlayıp sızlama karşımda
    bir zamanlar kandım evet
    çünkü kanmak istiyordum sadece
    senin rol yapma yeteneğin
    hiç ama hiç yokken
    yani tamamen doğruyken
    ben gerçekleri görmek istemedim
    korkuyordum çünkü
    gerçekten korkuyordum yalnızlıktan
    hayatınız boyunca yalnız kalmış
    ve belli bir yaşa kadar
    sizi seven birini bulamadıysanız
    gördüğünüz ilk uçan balonu
    asla sönmeyecek sanırsınız
    sonra zaman geçti
    ve insanlar gelmeye başladı
    beni sevdiğini söyleyen insanlar
    yüzüme değil de posta kutuma söven insanlar
    telefonum açık olduğu halde
    adresim açık olduğu halde
    internetten saldıran insanlar
    ve bir de seven insanlar tabii
    seven ve aşık olan
    hiç görmeden üstelik
    “waov” dediğimi anımsıyorum
    neler oluyor?
    başım döndü ilk başta
    bu yeni durumdan dolayı başım döndü
    garip bir sarhoşluk halinde
    kendimi kaybettim
    çabuk toparladım ama
    çabuk toparladığıma inanıyorum
    ve seni sevmeye devam ettim
    gerçek olduğuna inanıyordum çünkü
    ve zaman zaman gelip giden
    orospu ilham perileri gibi
    sen de zaman zaman girip çıktın hayatıma
    ama şimdi anlıyorum ki
    o lanet olası gecede
    lanet olası yerde
    gecenin bir yarısı tek başıma otururken
    sadece yağmurcu geldi yanıma
    ve “moruk” dedi
    “moruk siktir et”
    “siktir edildik zaten” dedim
    “haklısın”
    sonra?
    sonra sen geldin ve
    ben yine kandım aslında
    başlangıçta kandığımı sandım
    hayır, sen beni kandırmıyordun
    ben kendimi kandırmaya çalışıyordum
    çünkü bir çizgi film kahramanınızın
    çocukluğunuzdan ölümünüze dek
    kahramanınız olarak kalmasını istersiniz
    ve sonra bir gün
    yeterince büyüdüğünüz zaman
    bir kahramana ya da
    sevgiye ihtiyacınız olmadığını fark edip
    kendi kendinizi seversiniz bir şekilde
    seversiniz çünkü
    kalmaz başka bir seçeneğiniz
    ilk siz sevmeye başlarsınız kendinizi
    ilk siz güvenirsiniz kendinize
    ilk siz inanırsınız
    gerisi gelir bir şekilde
    dün gece yine yalnızdım evde
    gecenin dördüydü
    telefonum çaldı
    gelen bir mesaj:
    “moruk” diyordu yağmurcu
    “moruk taşaklı adammışsın
    ama korkma
    farkındayım yaptığın her şeyin
    hem de her şeyin
    en önemlisi de
    yanımda olduğunu bilmek
    büyüksün
    dostsun
    koca moruk”
    gülümsedim buna
    gülümsedim ve telefonu yerine bırakıp
    kendimi sevmeye devam ettim
    kendimi ve sizi
    birilerinin geçmişte
    “sen benim kahramanımsın” demesi
    hiçbir şeyi değiştirmez
    kahramanım olan üç beş adamın da
    sikinde olmaz
    onlar için bir şiir yazmam
    ama yazarım ben yine de
    içimden gelir yazarım
    içimden gelir her hafta taş plak’a kaçarım
    ne bileyim işte, içimden gelir ölürüm hatta
    ve yalnız kaldığım gecelerde
    intiharın eşiğinde oturduğum gecelerde
    gelip benle beraber oturup ağladın diye değil
    yani bir minnet borcu değil bu şiirin nedeni
    sadece ve sadece
    seni sevdiğimden lan bu
    seni sevdiğimden
    iyi ki varsın dediğimden
    iyi ki varsın
    yoksa ben kimden sigara isterdim oğlum dün gece?
    sikmişim yaşamayı
    sigara olmadıktan sonra

    16.nisan.2009 
  • “sen çok iyi bir insansın”

    kendimi
    özel hissetmek istiyordum
    biri
    için özel olmak istiyordum
    dünya
    umurumda değildi, anlıyomusun?
    yani
    düpedüz aptallıktı
    şimdi
    sigaraya daha sıkı abanıyorum
    nefes
    almama izin vermesin diye
    evet
    bu daha mantıklı
    kendim
    için yaptığım her şey daha mantıklı
    kimse
    için en özel değilsin
    kimse
    için hayatının aşkı değilsin
    kimse
    için hayatının anlamı değilsin
    ama
    senin için de bir anlamı yok hayatın
    senin
    bir anlamın yok
    kimsenin
    bir anlamı yok
    fazlasıyla
    tutarsız herkes
    buna
    rağmen fazlasıyla mantıklı
    duygu
    yok, his yok
    süreklilik
    yok
    sadece
    bir oyun oynuyoruz
    ve
    ben bu oyundan sıkılıyorum
    gelişi
    güzel vuruyorum önüme düşen toplara
    nereye
    gittiğini önemsemiyorum
    nereye
    gittiğimi önemsemiyorum
    kendi
    kaleme gol atıyorum sürekli
    çünkü
    rüzgar bana karşı esiyor
    her
    şey bana karşı esiyor
    ve
    ben, hiçbir şeye karşı gelemiyorum
    kabul
    ediyorum her şeyi en baştan
    sert
    bir bakış bile fırlatmıyorum
    beni
    uçurumdan aşağı süreklerken birileri
    bunu
    istiyorum belki de
    hayır
    bunu istemiyorum
    ama
    karşı gelemiyorum
    sıkıldım
    karşı duruşlardan
    isyan
    etmekten sıkıldım
    mücadeleden
    sıkıldım
    bir
    şeylerin peşinden koşmaktan
    ve
    “hadi başarabiliriz” diyenlerin
    arkamdan
    izleyip beklemesinden sıkıldım
    fazlasıyla
    sıkıcı bir şiir bu
    fazlasıyla
    sıkıcı biriyim ben de
    espri
    yapamam
    esprilere
    gülemem
    soğuğum
    ve
    içimde
    buz tutmuş olan bir kütleyi
    eritebileceğini
    söyleyen kimseye güvenmiyorum
    sürekli
    yanımda kalacağını söyleyen kimseye güvenmiyorum
    paranoyakça
    yaklaşıyorum olaylarla
    paranoyakça
    yaklaşıyorum insanlara
    inancımı
    tamamiyle yitirdiğimi düşünüyorum
    ve
    herhangi bir şeyin doğruluğundan emin olamıyorum
    doktorlar
    bunun psikolojik olduğunu söylüyorlar
    doktorlar
    bunun aldığım haplarla ilgili olduğunu söylüyorlar
    doktorlar
    karaciğerimin bitmek üzere olduğunu
    akciğerimin
    çürüdüğünü
    ve
    kesinlikle sigara içmemem gerektiğini söylüyorlar
    öleceksin
    diyorlar bana
    ölmüyorum
    ama
    gerçekten
    ölmüyorum
    ve
    gerçekten özel olduğumu hissetmiyorum
    o
    yüzden kovuyorum başımdan herkesi
    tüm
    övgüleri çöpe atıyorum
    tüm
    insanlara kulak tıkıyorum
    tüm
    kadınlara gözümü kapatıyorum
    odamdayım
    tek
    başıma odamdayken iyiyim sadece
    insanlar
    yokken iyiyim
    09.nisan.2009