Etiket: şiir değil bu

  • çok iyiyim

    bir insanın
    kendi reklamını
    kendini överek yapması kadar
    itici bir şey yoktur ve
    böyle bir durumda
    dünyanın en harikulade
    yapıtını da
    ortaya koymuş olsa
    bunu sunarken
    oluşturduğu kibir
    her şeyin önüne geçip
    beni geri çeker

    26.nisan.2014
  • plastik enjeksiyon kalemi

    bu
    gece
    yeni
    bir şeyler yazmaya
    başlamanın
    zamanını aştım
    çünkü
    yarın
    olan
    erken
    kalkmayı
    gerekli
    kıldığı için
    onbirden
    sonra
    başlanılan
    heceleme çabaları
    ertesi
    günün telaşıyla
    yarım
    bırakılabilir
    oysa,
    “önemli olan yazmaktır”
    diyebilir
    şu an biri
    “çalışmaktan
    ya da paradan daha önemlidir de”
    diye
    ekleyebilir hatta başka biri
    her
    şeye tercih edilebilir zannederler
    yazmanın
    yani
    bir şeyler yazabiliyor olmanın
    yarattığı
    sahte çekiciliği
    oysa
    bu gece
    ben
    bedeli
    hayatım
    boyunca hiçbir şey yazmamak olan
    bir
    anlaşmaya imza atıp
    sonucunda
    hiç çalışmamayı
    tercih
    edebilirim
    sadece
    bu gece değil
    hayatımın
    herhangi bir evresinde
    yazmaya
    tercih edebileceğim
    bir
    çok şey olabilir moruk
    o
    kadar da önemli değil bu
    mesela
    şu an
    yani
    az sonra
    yazının
    başından kalkıp
    işeyeceğim
    ah
    evet
    geçmişte
    yazdığım
    bir
    saçmalığı
    farklı
    bir düzeyde
    tekrar
    ettim
    bir
    dakika geliyorum
    geldim
    ne
    diyordum?
    işedim…
    mesela
    abi
    hayatımdaki
    tüm sıkıntıların
    bertaraf
    edildiği vakit
    sadece
    karnımı doyurma telaşından
    mustarip
    olmayacağım gün değil
    bu
    yüzden hiçbir canlının
    fiziki
    veya ruhani
    bir
    katliama maruz bırakılmayacağı an da
    yazmaya
    karşı
    bir
    gereksinim hissetmeyebilirim
    herhangi
    bir ağaçtaki
    meyveyi
    koparma
    özgürlüğüne
    sahip olsak
    yani
    onu aşılamak
    ya
    da tohumunu satmak için
    kafa
    yormak zorunda bırakılmazsak
    neden
    bahsedelim ki
    yazıyla
    bu buhranî
    meselelerin
    getirdiği
    angarya
    sıkıntılardan
    gerçekten
    angarya ama
    çektiğimiz
    çoğu sıkıntı
    sıkıntının
    bizzat kendisi
    burada,
    angarya olan
    mantıksız
    çalışmak
    bizim
    gibi çalışanların
    ürettiği
    materyallere ve masallara
    geçici
    ya da kalıcı
    sahiplik
    belgesini
    hak
    etmek için
    hak
    etmek mi, dedim?
    o
    ne ki?
    kim
    uydurdu?
    çok
    güzel sayaçlarım var
    plastikten
    plastikten
    düğmelerim
    fırınlarda
    kullanılanlarından
    ve
    plastikten her ne varsa
    basıp
    verebileceğim
    makineleri
    kullanma bilgim
    var
    yani
    o
    yüzden gerekiyor
    sabahın
    sikinde
    hatta
    sabahın ereksiyonundan da önce
    uyanıp
    bir yere gitmem
    bu
    bir yer, iş abi
    fabrika
    paprika
    adında bir film var bu arada
    15
    yaşındaydım onu izlediğimde
    onaltı
    yaşından sonra girebileceğiniz
    bir
    salonda görmüştüm
    içeri
    girmeden önce bakılan kimliğimde
    bir
    oynama yapılmadığı halde üstelik
    gişedeki
    elemana
    iki
    yerine dört vermeyi
    teklif
    edince liseden bir arkadaşım
    lisedeydim
    yani
    film,
    erotikti
    ben
    değildim
    hiç
    olmadım
    bizim
    iş yeri çok erotik ama
    hatta
    pornografik abi
    hatta
    tüm işyerleri öyle
    hatta
    işin içinden
    grafiği
    atabiliriz
    direk
    porno bir şey, çalışmak
    patronla
    orgy yapıyoruz
    hepimize
    karşı tekler
    nerden
    nereye
    öyle
    değil mi?
    demiştim
    ama
    daha
    en başında demiştim
    bir
    şeyler yazmak için
    saat
    bir hayli geç
    ertesi
    günün telaşı
    işin
    içine karışıp
    bir
    yılan gibi tıslayabilir
    oysa
    moruk
    bildiğim
    bu
    plastik
    enjeksiyon kamışı
    size
    her şeyini bedelsiz
    sunabilecek
    bir adamın
    hiçbir
    şeyi, para hesabını yapmadan
    alamamasına
    yol açar
    hatta
    çağrıldığın hiçbir yere
    saat
    ve gün hesabı yapmadan
    gidememene
    ve
    zamanla
    beleşe
    verdiğin harf kırıntılarını
    satsam,
    para eder mi düşünc…
    dur
    dur, bi dakika…
    hayır!
    asla!
    gerçekten
    asla!
    hiç
    öyle düşünmemiştim miydim?
    yarın
    iş var
    gideceğim
    muhtemelen
    ve
    bu kelimeleri yazmak için
    uykumdan
    çaldığım dakikalardan
    daha
    ucuz olsaydı
    sekiz
    ile dört arasını kapsayan
    yarın
    ki saatlerim
    sizin
    için oturup
    sabaha
    kadar
    bu
    sikik modernizmin
    ve
    post’unun ve pre’sinin
    çok
    ötesinde ve berisinde
    bir
    zamanı anlatan
    hikayeler
    yazabilirdim
    “gerçek
    mi?” diye
    şüphe
    duyabileceğiniz
    ama
    dediğim
    gibi dostlar
    yarın
    iş var ve
    artık
    uyku vakti geldi
    ve
    çalışmak yerine yazmayı tercih etme
    lüksüne
    sahip olan
    ve
    bu edebi bokları
    bir
    takıntı haline getirip
    amaçsallaştıran
    hıyarlara
    dileyebileceğim
    hiçbir
    iyi gece olmayacak
    gündüzlerinin
    sona ermemesi için
    güneşlerimizi
    kapatanlara karşı
    bizimle
    beraber olup
    kalemlerinin
    de kırılmasından
    endişe
    duymadıkları sürece

    5.şubat.2014
    – 23:45
  • mary come alive

    uzanıp
    yatağa
    duvarları
    izlemek
    telaşsız
    yerine
    getirmek zorunda bırakıldığın
    hiçbir
    şey olmadan
    sorumluluksuz
    sorumsuz
    değil ama
    sorumluluksuz
    sadece
    üzerine
    yığılan
    herhangi
    bir şeyin
    yaratabileceği
    baskıdan
    azade
    ve
    işsiz
    ve parasız belki
    ama
    boş bir dolabı açmaya
    ihtiyaç
    bile duymayacak kadar
    isteksiz
    bir mide ve
    boş
    bir beyinle beraber
    bunların
    derdinde olmadan
    ezan
    okununca müziği
    kapatma
    zorunluluğundan mesela
    ya
    da işyerinde sana
    her
    allahın günü
    ölümün
    de var olduğunu
    ve
    dirilmenin de
    hatırlatan
    arkadaşların
    varlığından
    habersiz
    ve
    sana artık
    saat
    geçince biraz biri
    uyuman
    gerektiğini çünkü
    ertesi
    gün işe gideceğini
    söylemeyen
    bir anneyle
    babayla
    ve
    kardeşlerle yaşadığın
    o
    sonsuz saçma tartışmaların
    henüz
    başlamadığı
    ölümüne
    umursamaz
    boş
    zaman dilimlerin
    zamanın
    berisinde kaldı moruk
    zaman
    makinesi icat edilmiş olsaydı bile
    ve
    isteseydin
    çekip
    gitmeyi
    eski
    kötü
    daha
    kötü bir ruh haline sahip olduğun
    eski
    kötü ama güzel günlere
    gidemezdin
    burada
    varlığına
    çalışmana
    ya da konuşmana
    ya
    da arada sırada
    sıkıcı
    ve aptal
    ve
    senin dışında herkesin güldüğü
    espriler
    yapmana
    ihtiyaç
    duyan
    bir
    takım zincirleri
    çözerek
    karışık
    her
    şey fazlasıyla karışık
    ve
    yanmış bir pizzadan
    ve
    böyle ebleh bir alegori-tmadan
    tırlatmadan
    ya da
    daha
    kötü de olabilirdi
    eğer
    sen on iki saatlik vardiyanın
    yarısında
    çıkılan yarım saatlik
    tek
    molanda gelen
    pizzayı
    yiyebilseydin
    sevebilseydin
    yani hemen hemen her şeyi
    kötü
    de olsa bir şeyler
    ya
    da kötü gitse de genelde
    isyan
    etme gücünden
    mahrum
    olduğuna
    inandırılmış
    olsaydın
    güçsüz
    olduğuna yani
    bir
    şeyleri belki bencilce
    sadece
    kendin için değiştirmeye
    uğraşabilecek
    kadar
    aptal
    bir azme
    sahip
    olmasaydın
    her
    şey
    evet,
    daha kötü olabilirdi
    kötü
    olduğunun
    farkına
    varmayacak bile olsan da o an
    tıpkı
    onlar gibi
    tıpkı
    diğerleri gibi
    tıpkı
    dünyanın
    yaşanabilecek
    kadar güzel bir yer olduğuna
    aldanan
    dünyanın bütün o insanları gibi
    her
    şey çok daha kötü
    olabilirdi
    değil
    ama
    onlar
    için değil
    sen
    sadece
    var
    olanı göremeyen
    imkanları
    değerlendirmeyen
    haline
    şükretmeyen
    ve
    bir yerlerde
    yanlış
    giden bir şeyler olduğunu
    iddia
    edebilen
    pis
    bir nankörsün
    işin
    var
    ailen
    var
    nefes
    alıp veriyorsun
    sakat
    değilsin
    özürlü
    değilsin
    üstelik
    başka bir çok insanın da
    yerinde
    olsa soluksuz kayabileceği
    askıntılara
    sahipsin
    yaşamın
    tadını çıkar
    aynen
    böyle
    bu
    şekilde
    kurulabiliyorsa
    bir cümle
    senin
    için
    karşındaki
    o
    ultra
    eksantrik
    prion
    tarafından
    filmi
    yanlış çekmişler demektir
    yanlış
    izletmişler
    ya
    da yanlış bir rol vermişler sana
    ya
    da sen yanlış oynamışsın bilader
    fasulyedendin
    çünkü bir zamanlar
    gerçekten
    fasulyeden olmuştun belki
    leylekler
    getirmişti seni
    oyunlarına
    alınmaz
    ve
    buna da aldırmazdın
    elindeki
    kirli çubukla
    toprağı
    eşelerdin durmadan
    solucan
    çıkarmak için
    sonra
    bir gün
    ruhundan
    bir solucan çıkmasın diye
    hem
    de priapulida türünde bir tanesi
    çıkmasın
    diye
    hiçbir
    şeyi değiştiremeyeceğini
    ve
    böyle gelmiş olanın
    böyle  de gideceğini
    söylediler
    uzanıp
    yatağa
    duvarları
    izledin
    yine
    telaşsız
    ve
    yerine getirmek zorunda bırakıldığın
    şeylerin
    duyarsızlığı ile
    sikmişim
    işi
    parayı
    ve geleceği
    ve
    ayakları yere
    sağlam
    basan bir adam olabilmeyi
    diyerek
    bir
    masal kahramanıyım ben
    sihirli
    aletini
    otuzbir
    kez okşayınca
    içinden
    çıkan periye
    arzın
    merkezinden geçen
    büyük
    bir fay hattı olmayı dileyen
    ama
    masallar gerçek değildir ve
    gerçek
    olarak öne sürülen
    tüm
    o kötü olasılıklar
    yaşamı
    askıya alan
    betonarme
    bir duvar
    örmekten
    öteye geçmez
    o
    yüzden
    olabilecek
    en kötü şeye
    kulaklarını
    tıkayıp
    yatağa
    uzanabiliyorsun hâlâ
    işe
    gitmek yerine
    çalan
    telefonu açmadan
    anneyi
    duymazdan gelip
    duvardaki
    örümceği göstererek
    ondan
    olur mu diyorsun
    adam
    benden
    olmaz tamam da
    ondan
    olduğuna inandırmıştın çocukken
    gülümsüyor
    istemsiz bir şekilde
    gülüyorsun
    çevrendeki
    tüm o vızıldayan
    benzodiazepin
    türevi insanlara
    yüksek
    dozda flumazenil bastığını
    hayal
    ederek
    hâlâ
    gülebiliyor olmanın
    *
    başlık marisse nadler’in bir şarkısının adıdır
    8mayıs2013

  • görsel katalizör

    hiç
    kimsenin okumadığı
    aptal
    bir yazar olarak
    ya da
    kendimi yazar sanarak
    onca
    yılı geçirmiş olsam da
    şimdi
    daha
    iyi anlıyorum
    okunması
    gereken hiçbir şey yazamamama karşılık
    aslında
    yazılması
    gereken çoğu şeyi
    okumadığımı
    da
    bu
    durum
    aynen
    urfada
    oxfordun
    olmayışına
    benzememekte
    olsaydı
    da gitmezlerdi yani
    ya da
    gidemezlerdi
    veya
    akıllarına
    gelse de
    yazmazlardı
    okunulması
    gerekli olan
    asıl
    meseleyi
    yayınlatamazlardı
    da
    yazmış
    olanları
    çünkü
    okuyabilecek
    kimsenin
    olmadığını
    söyleyecekti
    yayınevleri
    basamayacaklardı
    satılamazdı
    ve
    satılamayacak şeyler
    basılamazdı
    ve
    işin doğrusu
    ufak
    dergileri
    silik
    harfli
    siyah
    beyaz ürünleri
    hiç
    kimse
    gerçek
    anlamda
    dikkate
    değer
    bulmazdı
    ve o
    dergilerdeki
    çoğu
    harf
    aynı
    sırayla
    daha
    alımlı ve
    güzel
    kapaklı
    bir
    kitapta
    isim
    yapmış bir yazarın
    adı
    altında
    çok
    satanların ikamet ettiği
    bir
    rafta
    vizyona
    girmiş olsaydı
    emin
    olun herkes
    hakkında
    hiçbir şey bilmeden
    ve
    kütüphanelerine girdikten sonra da
    öğrenmeden
    ilk
    baskısını
    harcardı
    22.kasım.2012

  • telepatik alarm

    ufak
    umutlarla yaşıyoruz
    ufak
    umutların, büyük yankısı ile
    birde
    uyanıyorum ve babam
    “bak
    bakalım” diyor
    “yakalamış
    mıyız”
    neyi
    diye sormuyorum ben ama
    siz
    okurken içinizden
    sormuşsunuzdur
    belki
    kendinize
    neyi
    olduğunu
    “babayı
    almak” diye bir deyim vardır
    bilir
    misiniz?
    “bakalım”
    diyorum babama
    “şans
    topu muydu adı”
    “hayır”
    diyor “süper loto”
    süper
    bir de
    süper
    süper süper
    star
    olamadık ama
    kendi
    düşlerimizde
    kediler
    gibi dört ayak üstüne
    düşeriz
    bazen
    yılmadan
    veririz mücadelemizi
    zaman
    zaman yılsak da
    genel
    anlamda yılmayız
    budur
    bizi intihardan alıkoyan
    gerçekte
    ne olacağını
    önceden
    biliyor olmak değil
    olmayacak
    düşlere
    tövbe
    diyememek
    istemli
    bir şekilde
    oysa
    hayal dünyamızda
    evhama
    kapılıp gidişimizdir çoğu zaman
    her
    şeyden vazgeçişimizin nedenleri
    birde
    uyanıyorum
    birden
    telefon
    çalmadı
    annem
    seslenmedi
    kediler
    ciyaklamadı
    uyandım
    ve
    içeri
    geçtiğimde babam
    o
    malum periyodik sorularından biri ile
    karşıladı
    beni
    günlerini
    bir türlü
    ezberleyememiştim
    şu
    bizi
    bir düşten
    kurtaracak
    olan rakamların
    çekildiği
    masalların
    şans
    topu
    süper
    loto
    arada
    iddaa
    at
    yarışı
    kasatura
    banka
    soygunu
    kiralık
    katil olmak
    emekli
    ikramiyesi
    işten
    atılma tazminatı
    zengin
    bir hatunu kafalamak
    yeni
    bir iş
    yeni
    bir roman
    ya da
    çoğu zaman
    boş
    bir cüzdan
    eşlik
    eder
    devinimsiz
    biteviyeliğimize
    birde
    uyandım ve rüyamda
    sevgilimi
    gördüğümü anımsadım bi an
    pardon
    eski
    sev
    gi
    limi
    eski
    sevgili mi?
    böyle
    de yazılabilir tabii
    gerçekte
    olup bitenin
    henüz
    bitmemiş olan algısına
    yapılan
    yolculuk
    uyandım
    ve rüyamda eski sevgilimi gördüm
    siz
    nasıl okuyorsunuz bilmiyorum şu an
    bu
    harfleri ama ben bazen
    bir
    çırpıda
    bazen
    hecelerle dilimleyerek
    ya
    da dilimler halinde kekeleyerek
    servis
    ettiğimi
    hayal
    ediyorum
    parçalara
    bölemediğim
    bi
    linç altımı
    “sabah
    da görmüştün” dedi annem
    rüyamda
    ne gördüğümü
    ona
    anlatınca

    hı, dedim
    sabah
    da
    sabahta
    ya da
    numaralara
    baktım
    hayır
    lotonun süperinin numaraları değil
    telefonuma
    gelen mesajın numaraları
    bazı
    şeyler numaradan olmak zorunda bu arada
    telefonuma
    gelen mesajın numaraları
    istemdışı
    bir şekilde ya da
    tam
    o an o dakika
    sesi
    kısıkken intihar metotlarımdan birinin
    nasıl
    olur da uyandığım dakikada
    beni
    dürtmüş olabilir diye
    sofistik
    bir felsefeye
    sizi
    gebe bırakmak istemem ama
    bir
    sigara yakacaksanız eğer
    ateşiniz
    benden olsun isterim
    asla
    başaramasam da
    ateşimi
    çıkartan
    sayıklamalarımdan
    bir
    iş göremez raporu almayı
    çalışamıyorum
    abi
    bulaşık
    bile
    yıkayamıyorum
    bu aralar
    bu
    arada trt geldi
    bizi
    çekip gittiler
    çekilir
    dert değilim oysa
    ve
    konturum yok
    ve
    param var
    keşmekeş
    değil bu
    telefon
    çalınca vakitli vakitsiz
    açamayayım
    diye ya da
    geri
    dönemeyeyim diye
    bozdu
    tuşlarını
    her
    ihtiyacımı anında karşılayan
    fanzin
    tanrısı
    var
    öyle bir tanrı
    ve
    peygamberleri
    son
    bulmuyor bir türlü
    gerçekten
    bizi
    bizim
    bilmediğimiz anlarda
    birbirimize
    yaklaştırıyor
    var
    öyle bir tanrı
    inanıyorsam
    vardır yani
    düş
    değil bu
    serap
    sadece
    telefon
    çaldı ve ben uyuyordum
    ben
    uyanmışım ve telefon çalmış
    sesi
    kısık daima
    benim
    çünkü
    benim
    olan her şeyin
    sesi
    kısıktır bu arada
    namütemadiyen
    açarım
    eski
    sevgililerimin
    ağzındaki
    bandı
    sonra
    işte efendim
    her
    iki numarasal fiyaskodan da
    büyük
    bir piyango düşü ile
    sağ
    çıkamayan babam ve ben
    ayrı
    odalarda
    gerçeği
    aradık
    interneti
    açtım
    fanzin
    tanrısı
    bu
    yalnız gecede
    imdadıma
    başka
    bir peygamberini
    gönderdi
    radyodan
    Aşkın
    gevelerken
    kayda
    alınması gereken
    -kayıt
    değil-
    anekdoktrinlerini
    telefonu
    duvarla
    öpüştürmekten
    vazgeçip
    -radyomuzun
    sesi sayesinde-
    kelimeleri
    şiir haline
    sokamayan
    bilincimi
    size
    naklettim
    hepsi
    bu
    şimdi
    süper
    lotodan
    daha
    süper bir ikramiye için
    bir
    hafta daha düşteyiz, ailecek
    devretmiş
    gene
    orospu
    çocuğu
    başkalarına
    devreden
    bir
    şeyler de olacaktır daima
    bu
    hayatta
    eski
    sevgililer ya da
    …lili
    lili lililer
    kayda
    değer şeyleri
    kaybetmeme
    uğraşındaki bizlerse
    ucuz
    silik kağıt parçalarındaki mürekkeplerden
    yansıyan
    güneşin ışıltısını
    merceğimize
    tutup
    yakmaya
    çalışırız
    üstümüzde
    can çekişen
    kara
    parçasını
    aşağıda
    bir hayat var
    yaşam
    mücadelesi vermiyoruz
    sistemde
    nefes almaya da çalışmıyoruz
    herhangi
    bir şeyin protestosunun
    ya
    da eylemsel didaktiratların
    çığırtkanlığı
    peşinde de değiliz
    bir
    şeylerin değişeceği günlerin hayalini değil
    ölene
    dek değişmeyeceğimizin hayalini kuruyoruz
    halinden
    memnun
    yön
    duygusundan azade
    sistemde
    ufak bir delik açıp
    oradan
    nefes almayı ya da
    ses
    çıkarmayı
    sağlayan
    bir fırsat gibi
    görünüyorsa
    gözünüze
    fotokopik
    zilzuratlar
    lütfen
    acilen
    elinizdeki
    telsizin
    akortlarını
    tamir edin
    çünkü
    fanzin denilen yanıcı madde
    bizim
    nefes alabilmemizi değil
    başkalarının
    da suni teneffüse gereksinimi olmadığını
    anlatmaya
    yarar
    ve
    bunu
    sessizlik
    içinde yaparız
    limon
    satar gibi
    değil
    ve
    isteseydik
    bandrol
    de alırdık ama
    o
    zaman
    bin
    yıllardır teneffüste olduğumuzun bilincini
    çalmaya
    devam edemezdik
    derslerine
    gireceğimiz için
    bizi
    özgürleştirmeye çalışan
    tutsakların
    bu
    arada
    baba
    doğru harfleri hâlâ bulamadım
    -şiir
    içinde şiir-
    sevgili
    gargamel
    bu
    şirinin maliyeti
    12
    sigara
    ve
    bir kahvedir
    kadeve
    olarak
    üç
    sigara verebilirim
    ama
    pardon siz
    sigarayı
    bıraktırmayı dert edinmiştiniz
    iyi
    kazanıyor olmalısınız
    bu
    savaşın
    bedelinden
    kaçaklar
    dahil
    yoksa
    dükkan yerine
    torbacıdan
    alırdık
    bu
    bizi öldüreceği söylenen
    yaşam
    destek ünitesini
    not:
    “şiir değil bu” türünde bestelenmiştir

    9kasım2012
  • her şey hâlâ aynı

    “sanırım
    gözlerim bozuldu” dedi
    “güneşe
    çıplak gözlerle baktığım için” dedi
    “güneşe
    aldandım” dedi
    hiç
    batmayacağını söyledi bana
    hiç
    gri bulutların ardına saklanmayacağını söyledi
    bana
    hiç zarar vermeyeceğini söyledi
    gözlerim
    kör olmuştu gerçekten dedi
    gittiği
    zamanlarda bile
    onu
    görüyordum karşımda
    karanlıkta
    yağmurlu
    havalarda
    en
    kötü zamanlarda bile
    farkına
    varamıyordum
    gerçekten
    düşüşte olduğumun
    sonra
    birden
    aslında
    benim gibi
    herkesin
    onu görebildiğini
    ve
    herkese aynı şeyleri söylediğini fark ettim
    herkesi
    aldatıyordu dedi
    herkese
    yalan söylüyordu
    “peki
    ya sonra” dedim
    “buradayım
    sonrasında
    hiçbir
    şekilde kurtuluşa inanma
    herhangi
    bir şeyin
    herhangi
    bir şekilde
    bir
    gram bile değişmeyeceğine inan
    her
    şey kötü olabilir
    ama
    düş kırıklıkları yerine
    gerçek
    nedenlerden dolayı
    kötü
    hissedersin kendini
    hiç
    olmazsa dedi
    kendini
    aptal gibi hissetmezsin ve
    pişmanlık
    duymazsın böylece dedi
    düş
    kurma
    hiçbir
    şey için düş kurma
    buradasın
    böylesin
    ve
    bu durumun
    herhangi
    bir zamanda
    herhangi
    bir şekilde
    değişme
    ihtimalini sil kafandan
    sigaraya
    aban
    alkole
    aban
    bir
    hiçin peşinden koşma
    bir
    hiç gibi yaşayıp öl
    nefesini
    boşa harcama
    zamanını
    boşa harcama
    ve
    ölmeyeceksin inan buna
    gerçekten
    ölmeyeceksin ve
    gerçek
    olmayan şeylerin farkında olduğun için
    kendini
    iyi hissedeceksin
    mutlu
    değil
    huzurlu
    değil
    iyi
    sadece
    iyi
    ve
    herkes kötü göründüğünü söyleyecek sana
    herkes
    kendini toplamanı söyleyecek
    kendine
    değer vermeni söyleyecek
    kulaklarını
    tıka onlara
    değer
    verilen her şey
    istediği
    değeri yükseltir bir süre sonra
    daha
    fazlasını ister her zaman herkes
    peşinden
    koşmanı ister
    onları
    sevmeni ister
    ilgilenmeni
    ister dedi
    sen
    değerlisin dedi
    çöldeki
    bir kar tanesi kadar değerlisin dedi
    daha
    dört yaşındayken
    arkadaşlar
    arasındaki her konuşmanda kekelediğin zaman başladı
    deliliğinin
    evresi
    güldüler
    hâlâ
    gülüyorlar
    sen
    de gülüyorsun kendi kendine
    bir
    odada tek başına otururken gülüyorsun
    aklına
    gelen bir şeye gülüyorsun
    başına
    gelen saçmalıklara gülüyorsun
    inandığın
    her şeye gülüyorsun
    ve
    artık hiçbir şeye inanmadığın için gülüyorsun
    hiç
    bir şeye inanmıyorsun artık
    hiç
    bir şeye sevinmiyorsun
    hiç
    bir şeye ağlamıyorsun
    “hissetmiyorum”
    dedim evet
    hiç
    bir şey hissetmiyorum
    ruhumu
    dondurdular dedim
    böylesi
    daha iyi dedi
    böylesi
    daha iyi dedim
    düş
    yok
    gelecek
    yok
    inanç
    yok
    buradayız
    ve
    çıkmak istemiyoruz içimizden
    içimize
    girmenizi de istemiyoruz
    ben
    ve kendim
    sessizce
    bir köşede saatlerce oturup
    tek
    laf etmeyen kendim
    gülmeyen
    ağlamayan
    tepki
    vermeyen
    ama
    tepki alan
    hepsi
    bu
    en
    çok neyi seversin diyor
    en
    çok kendi kendime konuşmayı severim diyorum
    kendi
    kendime gülmeyi severim diyorum
    kendi
    kendime ağlamayı severim
    iyiyim
    kendimle
    iyi
    geçiniyorum
    ve
    dışarıdan gelecek
    her
    türlü itkiye karşı
    paranoyakça
    yaklaşıyorum
    ciddiye
    almıyorum hiçbirinizi
    kendimi
    de ciddiye almıyorum
    hiç
    bir şeyi ciddiye almıyorum
    sigaramı
    içip bekliyorum sadece
    birileri
    konuşurken bekliyorum
    birileri
    ölürken bekliyorum
    birileri
    yardıma ihtiyacı olduğunu söylerken bekliyorum
    ve
    yardım istemiyorum kimseden
    bir
    yardıma ihtiyacım yok
    düzelmeye
    ihtiyacım yok
    psikolojik
    bir tedaviye
    bir
    kadına
    cennete
    paraya
    sekse
    veya aşka
    tanrıya
    hiç
    bir şeye ihtiyacım yok
    yeni
    bir film izlemek istemiyorum
    yeni
    bir kitap okumak istemiyorum
    yeni
    bir insan tanımak istemiyorum
    hayatımın
    sonuna kadar
    bedenimi
    felç eden işlerde çalışıp
    fotokopi
    kağıtları katlıcam
    dağıtmak
    bile gelmiyor içimden onları
    röportaj
    yapmak içimden gelmiyor
    beğenilerinizi
    dinlemek içimden gelmiyor
    burada
    böylece oturup
    mesai
    sonraları
    jori’ye
    kulak vericem
    bana
    ben bir hiçim diyecek jori
    sonra
    fikir değiştirip ben her şeyim diyecek
    hiçliği
    gör diyecek
    işe
    yaramaz ve boş şarkılar söyleyecek bana
    işe
    yaramaz ve boş şiirler yazmaya devam edicem bende
    işe
    yaramaz ve boş bir adam olmaya
    işe
    yaramaz ve boş fanzinler çıkarmaya
    her
    şey hâlâ aynı kısaca
    ve
    şikayetçi değilim bundan
    hiçbir
    şey için şikayetçi değilim
    ve
    şikayetlerinizi dinlemiyorum artık
    evet
    bu bir şiir değil
    evet
    ben bir gerizekalıyım
    ve
    her ne söylerseniz söyleyin
    en
    baştan onayladım
    tepkisiz
    heyecansız
    hiçbir
    şey beklemeden
    ve
    hiçbir şeyin peşinden koşmadan
    günleri
    geçirmeye devam edicem
    çünkü
    güneş yok
    güneşe
    ulaşma şansımız yok
    hayatta
    kalma şansımız yok
    huzurlu
    olma şansımız yok
    tüm
    kapılar üzerimize kapandı
    ve
    içerde mahsur kaldık
    çıkış
    yolunu bilmiyoruz
    ama
    bilmek de istemiyoruz
    bağırıp
    çağırmıyoruz da burada
    imdat
    çığlıkları atmıyoruz
    kendi
    kendimize iyi hissediyoruz kendimizi
    yalnızken
    kendimizle
    inanmıyoruz
    bir çıkışa
    mutlu
    olmaya da inanmıyoruz
    hiçbir
    şeye inanmıyoruz ve
    arayış
    içinde yaşamıyoruz
    bir
    tekrarın tekrarının tekrarını yaşıyoruz her gün
    ezberledik
    başımıza gelebilecek her şeyi
    şaşırmıyoruz
    da bu yüzden
    olan
    biten hiçbir şeye
    ama
    ölmüyoruz da
    bekliyoruz
    sadece
    hepsi
    bu
    bekliyoruz
    ve
    neyi beklediğimizi soranlara
    bilmediğimizi
    söylüyoruz
    “madem
    her şey bu kadar karanlık
    o
    halde neden intihar etmiyorsun” diyenlere mesela
    bekliyorum
    diyoruz
    ve
    “bir şeylerin değişmesini mi” diye soruyorlar
    “o
    zaman hala umut ediyorsundur” diyorlar
    hayır
    diyoruz
    hayır
    umutlu
    değiliz
    umutsuz
    değiliz
    bekliyoruz
    sadece
    bu
    şekilde yaşamayı seviyoruz belki de
    sigara
    içmeyi seviyoruz
    votka
    ile birayı harmanlamayı seviyoruz
    gazetelerden
    kolaj kesmeyi seviyoruz
    this
    empty flow’u seviyoruz
    yazmayı
    seviyoruz
    ve
    inan bana
    bir
    karamsarlık gütmüyoruz hiçbir konuda
    beklentin
    olmazsa diyoruz
    karamsar
    sayılmazsın
    depresyonda
    da değiliz diyoruz
    ben
    ve kendim söylüyor bunları
    kendi
    kendine konuşmayı seviyor
    kendi
    kendine yazmayı da
    her
    şey hâlâ aynı kısaca
    bizim
    tarafımızda da
    sizin
    tarafınızda da
    ama
    biz bu durumdan rahatsız değiliz
    siz
    de bizim adımıza rahatsız olmayı bırakın lütfen

    2
    eylül 2009
  • gerçekçi hayaller ve hayali gerçeklikler

    “gerçek sevgi” diyorum ona
    “hiç bir zaman nefrete dönüşmez”
    “benimki dönüştü” diyor
    “hayır değişti” diyorum ben de
    “çünkü” diyorum
    “aşık olduğun kişi
    değişince ya da
    özüne dönünce
    ya da maskesi düşünce
    ya da sana olan aşkından dolayı
    gizlediği yönleri
    deşifre edilince
    illüzyon bozulur
    evet doğru tanımlama bu
    illüzyon”
    beni anlamadığını söylüyor
    “sevginin farklı evreleri vardır” diyorum ona
    “popülerizmden kaynaklanabilir” diyorum
    “ya da kendini boşlukta hissetme halinden
    ve bunun gibi
    bir çok neden sayabilirim sana
    gerçekte sevmeyeceğin birini
    sevmene neden olabilecek
    etkenler silsilesi”
    hâlâ anlamadığını söylüyor
    “ondan nefret ediyorum” diyor bana
    “onu seviyordun” diyorum
    “ölüyordun onun için”
    “artık sevmiyorum” diyor
    “onu hâlâ istiyorsun” diyorum
    “hayır, istemiyorum” diyor
    ve aradan geçen
    üç hafta sonrasında
    el ele görüyorum onları tekrar
    bana doğru yaklaşıyorlar
    gözlerine bakıyorum hatun olanın
    ve çaresizliğini
    ve kendini kurban edişini
    görebiliyorum
    görüyor ama umursamıyorum
    her koyun kendi bacağından asılmaz ama
    her koyun kendi bacağını astırır
    dahası
    eğer bir toplumda çoğunluk koyunsa
    asıl koyun olmayanlar asılır
    ve tekrar
    aşkın
    bir kaçış şekli olarak
    hissedildiği
    evrelere şahit oluyorum
    yoldan geçenleri gördükçe
    bir insanın
    başka bir insan üzerinden
    kendi egosunu
    belki şehvetini ve
    sadizmini ya da
    mazoşizmini
    tatmin etme çabası
    bu da olabilir aşk
    her şey aşk olabilir
    yaşadığımız dünya
    buna imkan tanıyacak düzeyde
    yapaylaştı
    ve yapay olmayan her şey
    çürümeye terk edildi
    ve insan hâlâ
    tek bir insanın bağımlısı
    geriye kalan hayatı
    doğayı ve dünyayı
    ve her şeyin bir anda patlayacağı
    o zamansız kıyamet zamanını
    unutmak ve
    kendi hayatını
    yaşanabilir kılmak için
    yaratılan aşk illüzyonları
    hayır iksir değil
    illüzyon
    burada
    hareketsiz bir şekilde
    beklerken
    bir zamanlar bana da anlatılan
    tüm o tatlı masalların
    masal olarak kalmasını sağlayan
    anlatıcılarıma
    teşekkür ederim
    ben kendi masalımdaki
    kedi ruhuna sahip
    bir çizgi kahramanım nasılsa
    yani somut gerçekliğinizle
    hayalî bir şekilde de
    yüzleşebilirim
    ve siz
    hayallerinizle bile
    somut bir gerçeklikte
    yüzleşmekten
    uzak durmaya
    devam edebilirsiniz
    her şey hâlâ aynı kısaca
    o tarafta da
    bu tarafta da
    ama biz bu durumdan hâlâ şikayetçi değiliz
    daha önce de olmadığımız gibi

    24.mayıs.2009
  • kara delikler

    zihnimde bir kara delik var
    yoksa size tahammül edemezdim
    odamda bir kara delik var
    yoksa bu dünyaya tahammül edemezdim
    gözlerimde görünmez bir lens var
    yoksa sizi görmeye bile tahammül edemezdim
    kulaklarımda yankılanan ölümsüz melodiler
    yoksa otobüse bile binmezdim mesela
    ve ellerimdeki plastik poşetlerle uçaklarda
    tuvaletleri temizledim bir dönem
    ve poşetleri çıkartıp sonra ellerimden
    zihnimdeki kara deliği ittim kağıda
    filtresiz zihin
    parmaklarıma ‘yaz’ dedi
    yaz kızım
    madde bir
    yazılan her şey
    yaşanan ya da
    yaşanabilecek her şeydir
    internette bir kara deliğim var
    kitabevlerine kara delikler bırakıyorum
    ben bir kara deliğim
    deli değilim yani
    kara deliğim
    delik
    ‘vaow’ dedi biri buna
    ‘kendini beğenmiş ve küstahça’ dedi
    ‘evet’ dedim ben de ona
    evet evet evet
    kabul ediyorum
    kendimi beğendiğim doğru
    ve küstahlaşmam gerekirse eğer
    küstahlaşırım da bilader
    ve gocunmam ayrıca
    bana dair kuracağınız
    hiçbir silinebilir cümlenizden
    kendi üzerime milyonlarca
    harf kazımış biriyim sonuçta
    ve tek nedeni
    unutmamak
    yaşamak zorunda bırakıldığım
    o sahte gerçekliği
    ruhumu korumaya çalışıyorum sadece
    başka bir amacım yok
    ve inanın ya da inanmayın ama
    bir kara delik var şu an
    vizyonumdaki cennette
    ve zaman zaman ona bakıp
    sigaramı içerken
    annem odaya geliyor
    ‘içerisi duman altı’
    acaba diyorum
    yani acaba kimse düşünmüyor mu
    asıl duman altı olanın
    akciğerim olduğunu
    ve düşünüyorum da
    içimi havalandırmak için
    ağzımı açık bıraksam
    işe yarar mı acaba?
    ve dahası
    zihnim
    evet, aslında zihnim duman altı
    ve şu gördüğünüz şiirler
    öyküler
    yazılar
    harf bulamacı
    hepsi
    her şey
    sadece ve sadece
    içerisini havalandırmak için
    zaman zaman açtığım
    bir pencereden dışarı çıkan
    dumandan farksız
    ve zihnimdeki kara delik olmasaydı
    inanın bana
    şu an bir tımarhanede
    kafamdaki dumanları
    temizletmeye çalışıyor olurdum
    kimi resim yapar bu yüzden
    kimi şarkı söyler
    ben de yazıyorum işte
    çok da önemli değil aslında
    kimin okuduğu
    veya ne düşündüğü
    yazıldıktan sonrası
    yazıya etki edemeyecek bir süreç
    yazarken çok saf ve yalın bir haldesin
    sadece işte
    ne bileyim bazen
    başka insanların beğenmesi
    ya da küfretmesi
    hoşuna gidebiliyor
    hepsi bu
    zihnimin penceresini kapayacağım şimdi
    içerde boğulursam tekrar
    yazmaya devam ederim
    siz de deneyin bence bunu
    sadece kendiniz için
    saf ve yalın olarak
    bir şeyler üretin
    yoksa yaşama katlanamayıp
    intihar edebilir ya da
    delirebilir ya da
    teslim olup beyaz bayrağı
    göndere dikebilirsiniz
    bize kazık atanları da siktir edelim bence
    kazık çakmalarından iyidir
    yalnız yalnız yapayalnız
    ve bu yüzden huzurlu
    ve bu yüzden huzursuz
    iki derede bir arada
    evde tek başına
    odada tek başına
    hayatta tek başına
    zihinde tek başına

    7.mayıs.2009
  • boşluğa akışın sonsuz döngüsünde dolanan aptal

    ben aptal mıyım?
    söyle bana, ben aptal mıyım?
    yaşanan herşeyi biliyorsun!
    şimdi söyle bana, ben aptal mıyım?
    odanın halini gördün!
    söyler misin, ben aptal mıyım?
    çöpten bir dünya yarattım
    sence hâlâ aptal mıyım?
    odamdaki çöpleri bir koliye yığdım
    şimdi sence ben bir aptal mıyım?
    hey bak, bu şiir nasıl akıcak bilmiyorum
    sence aptal olmak için mi yaratıldım?
    bir sonraki dizeyi bile kestiremiyor zihnim
    sence ben bir aptal olabilir miyim?
    yatağımın üstü kâğıt parçası dolu
    ve 27 yıldır kustuğumu topluyorum son üç
    gecedir
    sence ben aptal mıyım?
    27 yılımı gözden geçirmeye başladım
    sence aptallığım bulaşıcı mıdır?
    tüm fanzinlerimi az önce rafa kaldırdım
    sence aptal olan ben miyim?
    raflarım hâlâ koliden çünkü param yok hâlâ
    sence aptallığın ilacı kaç paradır?
    iki şiiri iç içe sarıyorum bu arada
    sence aptallık kalıtsal mıdır?
    zack’i öldürdü bir hatun beş gece önce
    sence ben aptal mıyım?
    plüton oğlaktaymış 13 sene
    sence ben ne kadar aptalım?
    hep aynı şarkıları dinliyorum sabahlayıp son
    üç gece
    sence ben katatonik bir aptal mıyım?
    çünkü ipodumda empty flow var sadece
    sence ben düzelme ihtimali olan bir aptal
    mıyım?
    çünkü bilgisayarım bozuldu bir kaç gün önce
    sence ben artık aptal olmamalı mıyım?
    kötü bir işi ret ettim üç gün önce
    sence ben hâlâ aptal mıyım?
    temizlik işçisi olmak istemiyorum gene
    sence ben kaybeden bir aptal mıyım?
    yazarlık emek gerektiren bir uğraş bence
    sence aptalların kazanan olma şansı var
    mıdır?
    yazar oldum bile ben bence
    sence aptallığım üzerine artık yazmamalı
    mıyım?
    Bazı yazarlar kutsaldır ama kitaplar kutsal
    olamaz bence
    sence ben gerçekten mi aptalım?
    oturup 27 yılımı temize çektim son üç gecede
    sence ben temize çıkamayacak olan bir aptal
    mıyım?
    hâlâ dolmadı ama zihnimdeki sayısız çekmece
    sence aptallığın kitabı var mıdır?
    dizeler ölümcül olabilir ama zorlayarak
    çıkmaz kafiye
    sence zihin akışım aptallığa mı
    programlanmıştır
    hey bak burada oyun oynamıyorum ben bence
    sence ben gerçekten aptal mıyım?
    ben burada kazanmaya da çalışmıyorum bence
    sence ben tükenmiş bir aptal mıyım?
    bir şeyi ispat etmeye çalışmıyorum bence
    sence sen aptal mısın?
    sadece sırnaşıyorum kendime
    sence aptallar aynaya bakmalı mıdır?
    kendi kendimin kedisiyim kendimce
    sence sen bir aptal mısın?
    kendi ‘kendi’mi korumaya çalışıyorum sadece
    sence sen bana aptal demekte haklı mıydın?
    kendi ‘kendi’min varlığından sıkılmam bence
    sence sen artık aynaya bakmaz mısın?
    herşeyi kendi üzerine yazmak çok zor bence
    sence sen benden daha mı az aptalsın?
    çünkü mesela sırtını kaşıyamazsın bence
    sence ben artık susmalı mıyım?
    bir de sırtına yazı yazamazsın kendi kendine
    sence bir sonraki aptal dizem ne?
    ve herşeyini kendi üzerine yazmak doğru bir
    şey bence
    sence ben bir gün akıllanır mıyım?
    şiirin mezesi müzik ve sigaradır bence
    sence hâlâ ben mi aptalım?
    bir sonraki dizeyi düşünmedim bir kez bile
    sence aptallar kaygısız mıdır?
    ama bir sonraki günü düşünüyorum yine de
    sence aptallar aç mı kalmalıdır?
    şiir sarpa sarabilir her an her şekilde
    sence ben gerçekten yüzde kaç aptalımdır?
    şiir akışı kaybedebilir müzik kesilirse
    sence ben hâlâ mı aptalım?
    ve hayat akmalı bence bu gece de
    sence ben yine de mi aptalım?
    çünkü odamı toplayamadım son üç gecede
    sence ben her saniye daha da mı aptallaşırım
    şiir bitecek ama bir kaç dize içinde
    sence ben sigara içerek mi aptallaştım?
    ve şu an saçmalıyorum aslında kendi kendime
    sence tanrının aptal olma olasılığı var
    mıdır?
    ve hâlâ iyi bir son bulamadım şiire
    ben sana anlatayım durumunu, bence sen gerçekten
    aptalsın
    ve galiba kalemim bitmek üzere
    ve bana kalırsa benden daha aptalsın
    ve galiba ben daha fazla yazamayacağım
    ve bence ben de en az senin kadar aptalım
    ve galiba boşlukta sıkışıp kaldı zihnim bu
    gece de
    ve bu hayatta herkes biraz aptal olmalı bence
    ve o boşluktan kurtulunca şiir kesilecek
    bence
    sence anlamsız bir hayatta aptallık mantıklı
    mıdır?
    ve herşey boşlukta hareket ediyor geçen her
    saniye
    sence anlam aramak gerçekten aptallık mıdır?
    ve boşlukta hissetmek anlamlı geliyor bana
    nedense
    sence anlamsızlık aptallık mıdır?
    ve boşluk çok anlamlı bir şey bence
    sence içi boş bir kelime mi aptallık?
    bu boşluğun anlamı değerli bence
    sence zihni boşaltılmış mıdır aptalların?
    boşlukta akmak gerçek özgürlüktür bence
    sence aptal olmak boş ve anlamsız mıdır?
    yazarak boşlukta akıyorum bence
    sence boşluk aptallığın kaçta kaçıdır
    boşlukta akmakta özgürleşmektir bence
    sence aptallığın kaynağı boşlukta hissetmek
    olabilir mi?
    bu boşlukta var olabiliyorum ben bence
    sence boşluk anlamsız ve aptalca mıdır?
    bu boşluk beni özgür kıldı bence
    sence anlamsızlık boş ve aptalca mıdır?
    bu özgürlük yazarak boşaltılamaz bence
    sence aptallık boş ve anlamsız mıdır?
    ama boş bir kâğıda akmak zihni özgürleştirir
    bence
    sence ben bir aptal olarak boşuna mı yazdım
    onca sene?
    zihnin özgürlüğü kutsal bir şey bence
    sence boşuna yazdığını bilip devam etmek
    aptallık mıdır?
    sadece özgür bir zihin boşluğu yazıya
    akıtabilir bence
    sence yazarak en fazla ne kadar hayatta
    kalınmalıdır?
    boşlukta akmak aptallık ve aptallık özgürlük
    bence
    sence aptalca olan yazılar uzayda bir boşluk
    kaplamalı mıdır?
    özgürlük ancak boş bir zihinle mümkün
    kılınabilir bence
    sence boşluk ve aptallık eş anlamlı mıdır?
    yazmak beni özgür kıldı boşa uğraşsam da
    sence
    ve sen tutun tutunabildiğin herkese
    ben kendiminkini tuttum sadece
    ve herkesin tuttuğu da kendine
    ve herkesin aptallığı da kendine
    ve bence sen beni aşağılayarak
    susturamayacaksın
    çünkü ben aşağılandım yıllarca ve yeterince
    ve doymuş aşağılanma oranıma
    tahammül edebildim aptallığım sayesinde
    çünkü sen ve senin gibileri takmadım asla
    sikime
    ve değer verdim önümdeki uzayıp kısalan alete
    onu isteyen her deliğe sokamadı hiç kimse
    ve beni de hiç bi kalıba sokamayacak hiç
    kimse
    evet aptalım
    evet boşum
    evet anlamsızım
    ve dağıttığım odamda
    son 27 yılımda dürülüp
    götüme sokulan hayatımı
    acı ve zevkle çıkarmaya çalışıyorum son üç
    gecede
    çıkarıp buruşukluğunu gidererek sayfalarımın
    aptallığımı okumaya çalışıyorum
    silik harfleri hatırlıyorum
    siken insanları hatırlıyorum
    siktiğim insan olmadığını biliyorum
    ve seviştiklerimin
    içime boşalması sonucu doğacak olan zack’i
    henüz ceninken öldürdü evrenin cenini
    bana, kendine gel, dedi
    eziksin oğlum, dedi
    dişlerinin hali ne böyle, dedi
    üzerine başına dikkat et, dedi
    üzerine basmalarına izin verme, dedi
    kendi üzerine de basma dedi
    kendini sevmeye başla dedi
    ve evet evet evet
    sizce ben hâlâ aptalım
    ve bir aptal olarak kalmaktan da
    anlamsızca akmaktan da
    içimdeki sınırsız boşluktan da
    asla feragat etmeyeceğim üzerine
    bir yemin ederek başladım üç gece önce
    ve şimdi bugün burada
    kısa bir şiir arası verdikten sonra
    yani az sonra
    bu şiir bittikten sonra
    kâğıda yazmak zorunda kaldığım bu şiir
    bittikten hemen sonra
    devam edeceğim
    odamı
    kendimi
    ve zihnimi toplamaya
    sence ben hâlâ aptalım
    bence herkes hâlâ çok aptal
    ve anlamsız da aslında herşey hâlâ
    ve herşey büyük bir boşlukta akmakta
    ve o boşluğu varlığımızla doldurmaya çalışmak
    da saçma
    bir hiçiz oğlum aslında hepimiz
    evrene baksana oğlum
    bir kara delik olup
    başka bir boyuta aktarmaya çalışıyorum seni
    ve kendimi
    sen geleceğin yıldızı olup
    vakti gelince sönebilirsin
    ve sen sönsen de ışığın sönmeyebilir bir süre
    ama ben bir kara deliğim moruk
    boşluğa akıyor dizelerim
    başka bir boyuttan geliyor zihnim
    ve sana anlamsızlığın
    gerçekte özgürlük olduğunu söylüyor şiirlerim
    hâlâ benim bir aptal olduğumu mu
    düşünüyorsun?
    pekâlâ, sana itiraz etmeyeceğim
    ama ne var biliyor musun?
    az önce jori “i am nothing” dedi
    ve bunu o kadar içten söyledi ki
    bir hiç olmak istedim bir an önce
    bir hiç olarak herşeyi kaplamak istedim yani
    tao benim, tao sensin
    herşey tao
    hiçbir şey tao
    herşey, ayrı yazılmamalı
    ve hiçbir şey bitişik
    çünkü ne var biliyor musun?
    herşey ayrı çünkü
    ve herşeyi birleştirip
    kendi içinde ayıran şeydir hiçlik
    o yüzden susup
    sessizliği var edelim
    sonra da bulutsuz bir gecede
    gökyüzünü izleyip
    anlama veda edelim
    çünkü evrenin içinde
    sonsuz bir döngü akıyor boşluğa doğru
    ve geçmişten günümüze
    ve geleceğe kadar var olmuş ve olacak olan
    her şey
    şu an bir yerde yaşanıyor hâlâ
    tek bir evren yok
    sonsuz bir döngü var
    merkezdeki bir kara delik
    dışa doğru genişleyip
    sonsuzluğu büyütüyor
    ve sen her öldüğünde
    aynı yerden tekrar doğup
    aynı şeyleri yaşamaya başlıyorsun
    ve hâlâ aptal olduğumu düşünüyorsan
    bunu daha önce de düşündüğün içindir
    ve gelecekte de düşüneceksindir
    gelecekte derken
    bir kaç yıl sonrasını değil
    tekrar eden hayatını kast ediyorum
    o yüzden nietzsche’yi seviyorum bazen
    ama bazen de nefret ediyorum
    ve ying yang işte böyle bir şey
    ve kendini kendi akışına
    bu boş akışını da boşluğa bırakıp
    wu wei’yi yaşamak öylesine
    eğer sence aptallıksa
    ben
    aptal
    boş
    anlamsız
    ezeli ve ebedi
    ve özgürümdür
    sen kendi ‘kendi’ni
    başkalarının ‘kendi’lerine
    beğendirebilmek için
    budamaya devam et
    ilk 27 yıl kayıp ama
    geriye kalanı gelicek sonuçta
    ve onlarda kaybedilecek nasılsa
    ben saydamım
    boşum
    ve akışkanım
    sonsuzum
    ama aslında herkes sonsuz
    marifet değil bunlar yani
    asıl marifet
    bunları hatırlamam için ayna tutan da
    ve şiire elveda
    not: “bir şiir asla bitmez, terk edilir” –
    paul valery

    5 mayıs 2009
  • murder murder, my mind state

    şimdi ben burada
    çeşitli şekillerde öldürülmüş olan
    adamların hayatlarını inceliyorum
    kafaya tek kurşun
    patlayan bomba
    idam
    işkence
    intihar süsü
    vesaire vesaire vesaire
    ister istemez üzerinde düşünüyorum bunların
    bize gösterilen olaylar diyorum
    kendi kendime
    bize gösterilen olaylar
    gerçekte olan bitenin
    kaçta kaçı?
    şimdi ben burada
    bir şekilde öldürülmüş olan
    ve çoktan unutulan
    adamların hayatlarını inceliyorum
    tanımıyorum bu adamları
    çoğunu tanımıyorum
    adını bile bilmiyorum çoğunun
    çocukları napıyor bilmiyorum
    düşünceleri hâlâ dolaşımda mı bilmiyorum
    okuyorum sadece
    nasıl öldürüldüklerine bakıyorum
    neden öldürüldüklerini tahmin edebiliyorum az çok
    çenesini tutmamak
    yani aslında cesur olmak
    böyle diyelim şu işe
    ne dersiniz?
    cesur olmak!
    silgisiz kalemle yazmak
    olabilir değil mi?
    ve inatçı olmak bir de
    evet evet, inatçı olmak
    hemen hemen hepsinin
    bir diğer özelliği de
    bu işten pek bir şey kazanmamak
    tabii diğer tarafta
    adil bir yaşam uğruna ölenleri de
    kendisine boyun eğmedi diye
    şehit saymayacaksa tanrı-nız
    gerçekten pisi pisine
    tüm bu cinayetler
    pis bir şekilde
    korkak bir şekilde
    kalleş bir şekille
    öldürülen insanlar
    “e öldün işte salak” demişlerdir arkalarından
    “o kadar şey yazdın da noldu?” demişlerdir
    “ne değişti, sen öldün de bu uğurda?” demişlerdir
    mesela Uğur Mumcu’ya demişlerdir bunu
    eminim diyen olmuştur yani
    “noldu susmadın da?” demişlerdir
    “ne değişti?”
    gazete arşivlerine bakıyorum şimdi
    internetten gazete arşivlerine bakıyorum
    gündemi takip etmeyen biri olarak
    on sene geriden takip ediyorum sizi
    ve görüyorum ki
    değişen hiçbir şey olmamış
    adamın biri
    “ıssız adam’ı izlemelisin” diyor
    ben de ona
    “seyirci kalmak istemiyorum olan bitene”
    diyorum
    yani anlatabiliyor muyum meseleyi?
    seyirci kalmaktan söz ediyorum
    olan biten her şeye seyirci kalmaktan
    ya da üç beş gün eylem yapıp
    mesela “hepimiz ermeniyiz” diye bağırıp
    sonra evlere dağılmaktan
    hayır efendim, hepimiz ermeni falan değiliz aslında
    hepimiz vicdanımızı rahatlatmak
    ve biraz da çoğunluk içinde güvende kalarak
    koro olmanın kamuflajı sayesinde
    bağırıp çağırmak istedik
    stres attık yani
    slogan değil, stres!
    sonra da evlere dağılıp
    her gün ne yapıyorsak, onu yaptık
    patronumuz bize “geri zekalı karı” dedi
    biz de içimizden “orospu
    çocuğu” dedik
    böyle yürüdü yani yaşam süreci
    çoğumuz için böyle yürüdü
    sonra da eve gelip çocuğumuzu sevdik mesela
    onu dünyaya getirdiğimiz için gurur duyduk kendimiz ile
    ve “senede bir gün” şarkısına nispet yaparcasına
    sadece ölüm yıl dönümlerinde andık insanları
    Bahriye Üçok’u mesela
    “ekspres kargo tarafından ulaştırılan ve gönderici olarak ilmi
    araştırmalar vakfı’nın göründüğü kitap paketini saat 16.30 sularında kapısının
    önünde açmaya çalışırken, paketin içine yerleştirilmiş olan bomba patladı”
    dehşet verici bir şey olmalı bu
    dehşet verici bir şey
    ama hayır
    bizi dehşete alıştırdılar
    artık her akşam bir cinayet izliyoruz televizyonda
    her allahın günü
    bir cinayet izliyoruz
    senaryo gereği ölüyor birileri
    işte ne bileyim, parada anlaşamıyor
    başka kanalla anlaşıyor
    tatile çıkmak istiyor
    canı diziden çekilmek istiyor
    ve ölüveriyor aniden
    biz bunu izleyip gözyaşı döküyoruz
    sonra gerçekten biri öldürülünce
    hiçbir şey hissedemiyoruz
    bunu da dizi-film sanıyoruz
    gerçekten öyle sanıyoruz ama
    algı düzeyimiz değiştirildi
    bilinç düzeyimiz yok edildi
    tepki mekanizmalarımız eritildi
    artık haberlerde “bir çocuk intihar etti” denilince
    rol icabı öldü diye düşünüyoruz
    yani elbette direkt böyle düşünmüyoruz ama
    birileri bizi buna alıştırıyor
    çünkü tepemizdeki tepilesicelerin
    aldıkları yeni özel uçak haberinden sonra
    yaşamak istediğimiz hayatları izliyoruz
    gerçekleri unutup mutlu oluyoruz böylece
    bize sürekli yeni kahramanlar üretiyorlar
    yeni mutlu aşk hikayeleri
    yeni mahalle delikanlıları
    modern robin hood’lar
    ve ertesi gün işe giderken
    yanı başımızda patlayan bir bombayla
    kimin öldürüldüğünü merak etmekten çok
    hayatta kaldığımız için şükrediyoruz
    her şeye şükrediyoruz tanrısını satayım
    beterin beteri var diyoruz
    hiç olmazsa bir işimiz var diyoruz
    hiç olmazsa karnımız doyuyor diyoruz
    sonra günün birinde
    oğlumuz veya sevgilimiz
    bir hiç uğruna öldürülünce doğuda
    allah belanı versin pkk diyoruz
    allah belanı versin apo diyoruz
    kürtleri sınır dışı etmeyi falan düşünüyoruz sonra
    sanki tüm yaşananların nedeni
    tek bir adammış gibi
    başka nedenleri es geçiyoruz
    süre giden savaşın kazanç kapısı olduğunu görmüyoruz
    bizi kutuplara bölen kutup ayılarını görmüyoruz
    sürekli didişiyoruz tanrısını satayım
    sürekli özgürlük istiyoruz
    sürekli barış
    sürekli sağlık
    ama anlayamadığımız şey
    yaşayacak tek bir hayatımızın olduğu gerçeği
    ve onu ertelediğimiz sürece
    bizim için ölen insanlar
    sizin de dediğiniz gibi
    pisi pisine ölmüş olmakta
    uğur mumcu mesela
    adına dernekler açılan
    anma geceleri düzenlenen
    uğur mumcu
    “karlı sokak’taki evinin önünde, arabasına konan c-4 tipi plastik
    bombanın patlaması sonucu vahşice ve kalleşçe katledildi.”
    bu bana vahşice geliyor
    bu bana insanlık dışı geliyor
    bu bana oldukça trajik geliyor
    yani olayın komik bir tarafı falan yok
    saf olarak trajik
    ve gerçek
    ve olayların gerçek olması
    sizi artık rahatsız etmiyor
    çünkü televizyondaki
    veya gazetedeki dünyanın
    bir başka gezegende yaşandığını düşünmek
    hoşunuza gidiyor
    hayır öyle yapmıyor musunuz?
    yani gerçekleri görebiliyor musunuz?
    öyleyse neden isyan etmiyorsunuz?
    çünkü korkuyorsunuz galiba
    içeri alınmaktan korkuyorsunuz
    sınır dışı edilmekten korkuyorsunuz
    öldürülmekten korkuyorsunuz
    ya da ailenizin başına
    siz ortadan kaybettirildikten sonra
    sinsi felaketler silsilesinin getirileceğinden
    ya da size sunulan nimetlerin
    satın aldığınız ürünlerin
    elinizden alınmasından korkuyorsunuz
    yani bir tazminat davasından korkuyorsunuz
    ve gün geçtikçe sevmeye başlıyorsunuz
    sahip olduğunuz her şeyi
    arabanızı seviyorsunuz
    evinizi seviyorsunuz
    televizyonunuzu seviyorsunuz
    bir gün birileri koşulları değiştirirse
    bu rahat yaşamı da elinizden alırlar diye korkuyorsunuz
    hiçbir şeye sahip olmayanlar da şükrediyor zaten
    birilerinden hallice olanlar hallerine şükrediyor
    adam asgari ücret alıyor
    ve “hiç değilse bir işim var” diyor
    hiç değilse bir işim var
    evet haklısınız aslında
    hiç değilse bir işiniz var
    hiç değilse benim de bir işim var
    yoksa yazamayabilirdim mesela
    yoksa fanzin çıkaramayabilirdim
    peki ya siz naapıyorsunuz?
    yani kazandığınız parayla napıyorsunuz diyorum?
    burada bir devrim düşü kurmuyorum
    öyle bir şey olamayacak zaten
    isyanlar ve savaşlar artacak
    ve sonra mad max gerçek olacak
    sonra tarih kaybolacak
    sonra tüm bu teknoloji yerle bir olacak
    sonra dünya kendini yenilemeye başlar belki
    belki de hep bu olmuştur milyonlarca yıldır
    belki de sürekli kendi kendine reset atıyordur insanlık
    sonra da işte ne bileyim
    tanrıyı icat ediyordur
    adem ve havva gibi iki ilk insanı icat ediyordur
    sonra işte kabil ve habil’i anlatıp
    bir şeyleri hak etmiş olmak için
    bir şeylerini feda etmen gerek diyordur
    doğru olabilir bu
    kısmen doğru olabilir
    ama bana tamamen yanlış gelen birileri varken tepemde
    hatta tepemde birinin olması yanlış gelirken
    siz kendi kendinize yeni yeni tepeler inşa ediyorsunuz
    sonra da böyle yazılar yazan adamları
    ilgili diye gösterilen kurumlara şikayet ediyorsunuz
    çünkü, ilgiliniz onlar sizin
    ilgiliniz
    ilgili kurumlarınız
    ama benim başımda bir ilgilim yok ne yazık ki
    çoğu ölen adamın başında da bir ilgilisi yoktu
    sonra, sahip olamadıkları insanları öldürdüler
    sonra düşüncelerine susturucu takamadıkları adamlar öldü
    pisi pisine öldü ama
    gerçekten pisi pisine öldü
    ve ben, şimdi o adamları inceliyorum burada
    canım sıkıldı inceliyorum
    size ne kardeşim
    elimde internet var
    devletin yasaklarını delecek kadar bilgim var
    sadece kendi ‘kendi’me ait olan bir iradem var
    inceliyorum
    sonra da dizeler inşa ediyorum
    şiir mi bu, bilmiyorum
    olmayadabilir şiir
    şiir olmasın hatta
    girdap koydum ben onların da adını
    var mı itirazı olan?
    dava kapanmıştır!
    krizi bahane eden patronlar
    ve yeni bir uçak alan kaçıklar
    hayatlarını yaşamaya devam edebilir
    ben sevmedim bana sundukları hayatı
    o yüzden vır vır konuşuyorum
    kara kutu gibi yaşıyorum ben
    hayatın kara kutusu
    duyduğu sesleri
    gördüğü görüntüleri
    ve yaşamak zorunda bırakıldığı köleliği
    durmadan nakleden bir kara kutu
    ki unutmayın ki
    düşen uçaktan sonra açığa çıkar
    hatanın kulede mi yoksa
    kaptanda mı olduğu
    ama siz, bunu bile
    kılıfınıza uydurabilir
    ve daima kazanabilirsiniz
    çünkü aptal bir halk
    kendilerine aptal diyen insanların
    bunu niye söylediklerini düşünmektense
    “kalp krizinden öldü” der geçerler
    ve şükrederler daima
    daima şükrederler
    daha kötüleri de var çünkü
    ve daha kötüleri gelmeye devam edecek
    daha kötüleri
    daha da kötüleri
    kötülerin kötüleri
    ve siz çalışarak özgürleştiğinizi düşünüp
    hayatınıza kayanlara teşekkür edeceksiniz
    size iş imkanı sağladıkları için
    ama çivileri üzerinize çakıp
    toprağın altına sakladıklarında sizi
    yaşamış olmayacaksınız
    öldürülen insanlar kadar
    Not: başlık,
    2pac’ın “Outlaw” (kanun kaçağı) adlı şarkısındaki bir dizesinden alınmıştır. o
    dizede, “tek görebildiğim cinayet, cinayet. zihin halim” der ve 7 eylül
    1996’da, içinde bulunduğu araba taranmış, bir hafta komada kaldıktan sonra, 13
    eylül 1996’da, sizin deyiminizle “bir hiç uğruna” geberip gitmiştir. zihin halini
    anlatan yüzlerce şarkıyı bize bırakarak… 
    öldükten sonra fikirleri tamamen çarpıtılıp ilahlaştırılarak… tüm
    öldürülen veya intihar eden insanlar gibi… çünkü birini ilah yapmak, onu
    ulaşılmaz, bizi de değersiz yapar… bu bir insan, bir heykel, veya “görünmez
    canavarlar” olabilir..
    16.nisan.2009