Etiket: şiir değil bu

  • alıntı değil, kendi cümlen

    alıntı değil, kendi
    cümlen
    düşüncelerini
    sürekli
    olarak
    bir
    alıntıyla dile getiren insanlar
    aslında
    hiçbir
    şey anlatmıyorlardır
    çünkü
    öğrenilen
    bilgi
    yeni
    bir fikir oluşturmak yerine
    tekrarları
    geçerli kılmıştır
    ve
    bu durum
    annenizin
    anlattığı
    tarife
    göre
    yemek
    pişiremeyip
    misafirlerinize
    hazır
    çorba ikram etmenize
    benzer

    16.nisan.2009
  • takır tukur ne yazıyorsun gene?

    klavye
    seslerini düşünüyorum şu an
    yazarken
    çıkan sesleri
    ayak
    seslerine benzetiyorum, zaman zaman bu sesi
    birçok
    şey sırayla yürüyormuşçasına
    yani
    sıraya girmiş bir şekilde değil
    yani
    aynı anda değil
    sırayla
    adım atan
    birçok
    şey
    her
    tuşta farklı bir ses duyuyorum
    her
    harfte farklı bir nota
    ve
    yürüyormuşçasına işte
    birçok
    şey bir arada yürüyormuşçasına
    engel
    olmadan birbirine
    didişmeden
    kendi içinde
    sıra
    halinde ve
    düzen
    içinde
    ama
    aynı zamanda belirli bir düzensizlikte
    siz
    bunu anlayabiliyor musunuz bilmiyorum
    ama
    anlatmaya çalışıyorum
    yazarken
    duyduğum sesleri anlatmaya
    gördüğüm
    görüntüleri
    içimde
    olan biteni
    zihnimin
    akış halini
    önce
    sert bir tak geliyor
    ardından
    yumuşak bir tık
    sonra
    daha farklı bir tıkırdama
    zaman
    zaman hızlanan
    zaman
    zaman yavaşlayan
    bazen
    duran
    ama
    hiç mola vermeyen
    geri
    gitmeyen asla
    hedefinden
    şaşmayan
    karşısına
    çıkacak olan düşmanlardan korkmayan
    ve
    arasına katılmak isteyenlere kapısını açan
    büyük
    bir ‘şeyler’ bütünü
    “şey”
    diyorum ben bunlara
    tanımlamıyorum
    sınırlamıyorum
    yazıyorum
    sadece
    tak
    tuk tık tın
    geçip
    gidiyor zaman
    geçip
    gidiyor harfler gözümün önünden
    geçip
    gidiyor kelimeler
    cümleler
    oluşuyor
    anlamlar
    oluşuyor
    fikir
    oluşuyor
    tuk
    tak tık tın
    geriye
    dönüp bakmıyorum asla
    ne
    yazmışım lan ben diye düşünmüyorum
    çünkü
    ne yazdığımı biliyorum
    ne
    yapmaya çalıştığımı biliyorum
    kendinden
    emin
    tutarlı
    özgür
    ve
    saydam bir stil
    dolaylı
    anlatımlar yok
    art
    niyetli düşünceler yok
    çıkar
    ilişkisi yok
    kaygı
    yok
    korku
    yok
    kazanç
    yok
    kayıp
    yok
    yazı
    var sadece
    inşaata
    da benziyor yazmak
    tuğlalar
    ve çimento
    ve
    demirler
    ve
    kiremitler
    boya
    badana
    sonra
    dönüp bakıyorum oluşan yapıya
    birkaç
    hatasını düzeltiyorum
    sonra
    dayalı döşeli bir eve daha sahip oluyor
    isteyen
    herkesin gelip dolaşması için
    kapısını
    sonuna dek açıyorum
    yazmaktan
    bahsediyorum sadece
    klavye
    tuşlarına basmaktan
    ve
    çıkan seslerden
    ve
    şişen işaret parmağımdan
    evet
    şişen işaret parmağımdan
    üç
    gündür acıyor bir parmağım
    nedeni
    klavye
    düşünsenize
    bi
    ne
    kadar komik değil mi?
    10.nisan.2009

    *başlık,
    annemin bana sersenişinden çalınmıştır
  • yaşlı ve pişman bir bok parçası

    bazen
    tam
    olarak kendini değil ama
    içinde
    var olan bir şeyi öldürmek ister insan
    bir
    düşünceyi belki
    bir
    anıyı
    bir
    davranışını ya da
    bu
    tip bir şeyleri aldırmayı
    kesip
    atmayı
    unutmayı
    ve
    başarılı olunulsa bile
    böyle
    bir durumdan sonra
    geriye
    kalan yapı da
    pek
    bir işe yaramaz
    *
    başlık palaniuk’in “günce” isimli kitabındaki bir betimlemedir

    5
    nisan 2009
  • diş ve aşk arasında

    sen
    yanında değilken
    kendini
    eksik ve
    mutsuz
    hisseden bir insanla
    bir
    ilişkiyi sürdürmek
    nerdeyse
    imkânsızdır
    sürekli
    telefon açarlar size
    nerede
    olduğunuzu sorarlar
    yanınızda
    kimlerin olduğunu
    “özledim
    seni” diyerek de bitirirler sözü
    her
    şeyleri sizsinizdir ve
    onu
    terk edememenin baskısı
    hayatınızı
    karartır
    giderseniz
    öleceğini söylerler
    ve
    yaparlar da bunu
    denemişlerdir
    daha önce
    ve
    kıskançlıklarından değil de
    kaybetme
    korkusundan meydana gelir
    sizi
    merak edişleri
    aşk
    acımaya dönüşmüş
    ve
    bir tiksinti halini almıştır
    bu
    tarz bir kadınla
    hiç
    beraber olmadım ama
    tanıdığım
    bir herifle
    tanıdığım
    bir hatun
    benzer
    durumlardan mustarip
    biri
    sürekli arayıp soran bir hatunla
    bir
    diğeri intihara hazırlanan bir adamla
    bana
    meseleyi anlatıp yardım istemediler elbette
    isteselerdi
    de edemezdim
    konu
    hakkında yazabilirim sadece
    ve
    yazıyorum da
    her
    konu hakkında yazıyorum
    ne
    görürsem
    ne
    hissedersem
    ben
    bir kara kutuyum
    hayatınızın
    kara kutusu
    rahatsız
    oluyorsanız
    uzak
    durun
    ne
    diyordum angelika?
    terkedilmeye
    mahkûm insanlar
    acı
    çekmeye mahkûm insanlar
    kötü
    değiller
    iyi
    değiller
    yanlış
    bir gözlük takıyorlar sadece
    ve
    bu yanlış gözlük
    kendi
    varoluşlarını
    yalnız
    olduklarında görünmez adam yapıyor
    kendileri
    için görünmez
    herkes
    görüyor onlar dışında gerçeği
    hiç
    kimse kendini feda etmeye değmez
    hayat;
    yaşamaya
    değer bir ürün olmadığı gibi,
    uğrunda
    ölmeyi hak edecek bir ürün de içermez
    insanlar
    tanrının icat ettiği ürünlerdir
    hepimizin
    farklı bir barkodu vardır ve
    herkes
    herkes için
    mutlak
    değer içine alınmadığı sürece
    başkalarının
    hareket tarzından dolayı
    acı
    çekmeye mahkûmuz
    acıyı
    dışlamıyorum
    dışardan
    bakan insanlara
    komik
    görünen acıları dışlıyorum
    acı
    gibi görünmeyen acıları
    “o
    olmadan yaşayamam”ları mesela
    yaşarsınız
    herkes
    herkessiz yaşar
    kimsesiz
    kalmaktan daha kötüdür
    kimseyi
    konuşmaya değer bulamamak
    diş
    ağrısı
    aşk
    ağrısına beş basar ve
    yine
    de çözümü intihar değil
    alkol
    ya da
    dişçi
    olur
    ve
    dişimiz
    sevgiliden
    daha önemli olabilir çünkü
    yerine
    yenisi çıkmaz
    ne
    dersiniz?
    çocukça
    şeyler yazıyorsun girdo

    4.nisan.2009
  • stabil olana zıt yönde stabil ruhlar

    içimde
    bir boşluk var
    ben
    sığamıyorum ama onun içine
    çok
    klişe biliyorum
    ben
    de çok klişe yazıyorum
    derine
    diyorum sadece
    daha
    derine
    kaçıp
    saklanma ihtiyacı
    hiç
    bir şeye saplanıp kalmadan
    aptalca
    olduğunu biliyorum
    ama
    iyi değilken sen
    komik
    olan her şey aptalca gelir sana
    güldüğün
    her şey aptalcadır aslında
    ve
    bunun farkına varıp
    hâlâ
    izlemeyi sürdürürsen
    kendinden
    nefret edebilirsin
    ben
    ederim en azından
    ve
    en azından her şeye “bence” diyebilirim
    sizin
    fikirleriniz
    veya
    değer yargılarınız
    benim
    için “hiç”
    bunu
    söylemiş olmam gerekiyor
    her
    şeyi anlatmış olmam gerekiyor size
    o
    halde sorulan tüm bu sorular
    daha
    önce gözden geçirilmemiş
    yanıtlar
    bütününün
    bir
    tekrarını gerekli kılabilir
    ve
    ben artık tekrarlardan sıkılmış biriyim
    konuşmak
    bile istemiyorum çoğu zaman
    kendimi
    zorluyorum yine de
    buna
    ihtiyacım olduğunu düşünüyorum
    yo
    hayır!
    buna
    ihtiyacım olduğunu biliyorum
    ertesi
    günü getirmek için sadece
    bazen
    kendini itekler insan
    itekler
    çünkü
    her
    geçen gün
    birbirinin
    aynı olsa da
    araya
    sıkışan
    ufak
    tefek farklar
    sürprizler
    ve
    gülümsemeler
    veya
    hıçkırıklar
    bir
    anlam taşıyabilir
    boşluğu
    genişletebilir
    ve
    bu genişleyen boşlukta
    sen
    de genişlersin
    büyürsün
    bir anlamda
    büyürsün
    büyürsün
    büyürsün
    ölene
    dek büyürsün
    yani
    ölene kadar sürebilir bu
    bu
    durum
    sen
    ölene kadar sürebilir
    hiçbir
    şey değişmez aslında
    sen
    de değişmezsin
    hayatta
    kalma olasılığın
    gittikçe
    azalırken
    zihnindeki
    derinliğin
    içindeki
    boşluğun
    ve
    övünmeden sevebildiğin geçmiş hanesinin
    kendi
    geçmiş hanenin
    giderek
    doldurulduğunu bilirsin
    doldurduğunu
    ya da
    senin
    ve başkalarının
    sen
    dahil herkesin
    sana
    ve her şeye bir anlam yüklediğini bilirsin
    ve
    algı sistemin
    tüm
    bu anlamlar bütününü
    taşıyamayacak
    duruma geldiğinde
    tamam
    dersin
    yeni
    bir şeye ihtiyacım yok
    yeni
    bir sürprize mesela
    değişikliğe
    ani
    virajlara
    geriye
    dönüşlere
    sağa
    ve sola sapmalara
    gerek
    yok dersin
    yolum
    yola benzemiyor sizce ama
    ben
    yolumdayım yine de
    rota
    yok
    istikamet
    yok
    uzay
    boşluğuna bırakılmış bir kuş tüyünün
    her
    şeye rağmen
    aşağı
    düşmeme çabası gibi aynen
    yaşama
    devam etme süreci
    ve
    birde yaşama devam ettirme süreci var aslında
    başkalarının
    başka
    başka insanların
    varlıkların
    şeylerin
    hep
    birlikte kol kola verip
    kol
    kola girip hatta
    önüne
    çıkmaları
    “burası
    çıkmaz sokak beyefendi” demeleri
    hayır,
    dersin
    görmüş
    olduğunuz duvarları
    ben
    göremiyorum
    ikaz
    ve uyarı sistemleriniz de fayda etmiyor
    o
    yüzden bırakın geçeyim
    geçersin
    de biliyor musun?
    yani
    engel olamazlar sana
    isteseler
    bile bunu başaramazlar
    ve
    sürdürürsün yürümeyi
    yarı
    aç yarı yok belki
    yarı
    aç yarı yok!
    belki
    gerçekten sefil denilebilecek bir halde
    sefilleşmiş
    bir ruh hali ile
    zihnindeki
    yolculuğa ve
    her
    şeye karşı yabancılaştığın evrenine
    derinlemesine
    inmeyi seversin
    kimse
    seni anlamaz
    kurulan
    cümleler ve
    karşılıklı
    konuşmalar
    boş
    beyaz bir kağıt parçasına dönüşür
    rüzgar
    çıkar
    uçar
    o sözcükler
    hatırlamazsın
    kimle neyi ne zaman konuştuğunu
    çünkü
    tüm bu süreç
    senin
    sıkıldığın
    sürekli
    “hı hı” demekten yorulup
    bir
    süre sonra sadece kafanı salladığın
    bir
    süre sonra sadece gözlerini kapatıp açtığın
    bir
    hale dönüşür
    sonra
    sonra
    bu süreç
    senin
    teslim olmuş bir ruh olarak algılanmana yol açar
    savaşı
    kaybetmiş bir ceset torbası
    ceset
    bile değil yani
    içinde
    capcanlı
    heyecanlar
    barındıran
    gülüp
    ağlayabilen
    ama
    bunu kimseye çaktırmamak için
    ruhuna
    giydirdiğin
    bir
    ceset torbasına dönüşür etin
    kelimeleri
    duvarların olur
    gözlerini
    kaparsın
    git
    dersin ona
    git,
    çünkü seninle konuşmak istemiyorum
    git
    çünkü, konuştuğum zaman dinlemiyorsun bile
    sadece
    git…
    daha
    sonra
    zihnin
    ayılır
    ve
    söylediğin her şeyin
    sadece,
    içinden kurduğun cümleler olduğunu anlarsın
    ve
    karşındakinin
    senin
    onu anladığını düşünüp
    konuşmaya
    devam ettiğini
    anlarsın
    anlamasına
    anlıyorsundur
    yani
    ama
    bu konuda
    söyleyebileceğin
    hiçbir
    şey yoktur
    hiçbir
    konuda söyleyebileceğin
    hiçbir
    şey yokmuş gibi hissedersin kendini
    ve
    her konuda söyleyebileceğin her şeyin
    daha
    önce
    bir
    başkası tarafından da söylenmiş olabileceğini
    ve
    bir film izler
    ben
    bunu biliyordum dersin
    bir
    kitap okuyup – ben bunu biliyordum
    ben
    her şeyi biliyordum aslında
    unutmuşum
    hatırlıyorum
    zamanla
    kendime
    geliyorum
    ayılıyorum
    27
    yıldır
    komadan
    çıkmaya çalışan
    bir
    adam gibiyim
    ve
    çıktığımı hissedebiliyorum
    yani
    üzerime geçirdiğim
    ceset
    torbasını yırttığımı
    hâlâ
    bazı plastik parçaları duruyor
    eriyorlar
    yavaş yavaş
    eriyip
    yok oluyorlar
    ruhumun
    sıcak bir lavdan farkı yok
    ve
    en başından beri
    şiirin
    en başından beri
    süregelen
    akan
    aşağı
    doğru inen bu şey
    bu
    ruh hali
    aslında
    bir anlamda
    kesik
    kesik gibi görünse de
    belli
    bir bütünlüğü taşıyor
    kesilip
    koparılmış ve
    sonra
    düzenli bir şekilde dikilmiş
    elbiseye
    benziyor
    yaması
    olmayan eski bir elbise
    sadece
    kesilmiş olan yerlerine
    içerden
    dikiş atılmış
    ben
    görüyorum o izleri sadece
    ve
    daha sonra alışıyorum
    ve
    daha sonra sıcaklık artıyor
    ceset
    torbası ergimeye devam ediyor
    ruhum
    ısınıyor
    ruhum
    yaşamayı öğreniyor
    konuşmayı
    öğreniyor
    dinlemeyi
    öğreniyor
    yazmayı
    sonra
    veya
    okumayı
    ve
    yürümeyi belki
    ve
    bir yerden bir yere gitmeyi
    ama
    sakat kalmış bir savaş gazisi gibi
    yıllarca
    çarpışmış olmanın
    etkisiyle
    birlikte
    ardından
    olan bitene öfke duyuyor
    “ben
    bunlar olsun diye savaşmadım ki”
    hayır
    ben savaşmadım
    ben
    kendimi savundum sadece
    savunurken
    arada bazı kesikler oluştu
    ve
    sonra bunları diktim
    ve
    dikiş yerleri belli olmasın diye
    içeriye
    açılan iki kapıyı
    gözümü
    ve ağzımı
    kapalı
    tutmayı seçtim
    ve
    zaman geçti
    yeni
    kesikler ve
    kesikler
    sonrası ortaya çıkan
    içime
    doğru dönen sarmal yollar
    uzun
    çok
    uzun yollar
    o
    kadar uzunki
    sıkılıp
    yarıda kesebilirsin
    o
    kadar uzun ki
    sıkılıp
    geri dönebilirsin
    ve
    hatta geri dönmeye çalışıp
    içerden
    çıkamayabilirsin
    o
    yüzden devam et
    sonunda
    iyi
    bir son için
    vaat
    edebileceğim
    hiçbir
    şey olmasa da
    devam
    et
    kendini
    çözümlemeye başladın artık
    çözülmeden
    yapıyorsun üstelik bunu
    çözünmeden
    hatta
    ve
    aptal kelime oyunları gibi görünen her şey
    aslında
    birer anlamı olan
    figüran
    gibi görünüyor sana
    tek
    karelik bir sahne
    üç
    saniyelik bir yüz ifadesi
    ya
    da bir fotoğraf
    her
    şeyi anlamana yeter
    eğer
    anlayabilirsen
    ve
    sadece
    benzer
    duyguları
    kendi
    ceset torbanın içinde
    saklayabiliyorsan
    yapabilirsin bunu
    ben
    açıklayamam
    ama
    sen açabilirsin
    kendi
    içini
    kendi
    içine
    birinin
    yolu
    sana
    tarif etmesini bekleme
    bilmediğini
    biliyorum
    ve
    anlamlandıramadığını da
    ama
    hissediyor olmalısın
    başarı
    yok
    kazanç
    yok
    umut
    yok
    zarafet
    var sadece
    ve
    akış
    ve
    hiçliğe gidiyor olduğunun
    bilincinde
    olarak
    bunu
    önemsemeden
    devam
    etme arzusu
    yapman
    gerekeni değil
    yapmak
    istediğini yapmak
    yapabildiğin
    kadarıyla
    ya
    da evden çıkmamak söz gelimi
    içindeki
    boşluğu
    tüm
    dünyayı yutabilecek kadar
    boşaltmak
    bir
    sonraki dizeyi düşünme
    bir
    sonraki notayı düşünme
    bir
    sonraki çizgiyi
    bir
    sonraki rengini
    boya
    kalemleri senin olabilir
    yüzünü
    boyamadığın sürece
    problem
    olacağını sanmıyorum bunun
    seni
    rahat bırakmaları için
    yazmanı
    söylediklerini yazmadığın sürece
    ruhundaki
    hava deliklerinden sızabileceklerini sanmıyorum
    rahatsız
    olmaya devam etmelisin
    rahatsız
    olduğun için rahatsız ediyorsun
    ve
    o yüzden anlayamıyorsun
    mutlu
    ferah ve isyan barındırmayan
    tüm
    o suratları
    halinden
    memnun yaşamlar
    sunulana
    razı edilen insanlar
    ortadaki
    her şey yanlışken
    tek
    yanlış gibi görünmekten korkma
    devam
    et
    devam
    etmelisin
    hiç
    bir şey değişmeyecek
    ama
    hiç olmazsa
    ben
    de değişmedim, diyeceksin
    sonra
    sonra
    ölüp yok olduğunda
    insanlar
    methiyeler sıralayacak arkandan
    merhumu
    nasıl bilirdiniz?
    konuşabilsen
    hiç
    bir şey bilmiyorsunuz, diyebilirdin belki o an
    hiç
    bir şey bilmediniz
    dinlemediniz
    çünkü
    söylemedim
    odamda
    odamda
    ve tek başımayken
    hayır,
    söylememeye devam edeceğim
    ve
    bu sır perdesi
    bir
    artistik patinaj için çekilmedi
    çekindiğim
    zamanlar
    çekinmeyi
    bilselerdi
    ortada
    rahatsızlık verecek
    bir
    rüzgar esmeyecekti
    ama
    var olan ruhların
    oluşturduğu
    basınç farkları
    gerçekten
    ama gerçekten
    beni
    eve hapsetti
    şimdi
    durup düşününce
    dışarıdaki
    rüzgar
    bu
    rüzgara karşı savunması olmayan ruhuma
    ağır
    geliyor
    o
    yüzden
    pencereler
    açık olsa da
    perdeler
    çekili
    ışıklar
    sönük
    öğlenin
    birinde
    loş
    bir odada oturmuş
    müzik
    dinliyorum
    ne
    dediğini anlamadığım insanların
    söylediği
    şarkılar
    size
    anlatamayacağım kadar
    sihirli
    geliyor bana
    sihirli
    resimler
    sihirli
    fotokopi kağıtları
    ve
    sihirli insanlar
    dünyanın
    aslında, hiç de iyi bir yer olmadığını ama
    bi
    tek benim böyle düşünmediğimi anlatıyorlar
    beraber
    hareket etsek bile
    kıramayacağımız
    kadar kalın zincirler var
    birbirimizin
    üzerine çıksak bile
    en
    üstümüzdeki aşamaz, onların duvarlarını
    o
    yüzden yazıyoruz
    o
    yüzden müzik yapıyoruz
    o
    yüzden film
    resim
    de o yüzden
    ve
    şimdi
    her
    şeyin defalarca başa sardığı bir noktada
    hiçbir
    ilerleme kaydedemeden
    ama
    gerilemeye sebep verecek bir değişim de geçirmeden
    bekliyorum…
    bekliyoruz…
    beklentisiz
    bir şekilde
    kendi
    halimizde
    bir
    şeyler yapmayı

    sürdürürken
    1nisan2009
  • kum saati

    seçimi
    kazanan partilerden bahsediyorlar televizyonda
    “hepsi
    kazanmadı mı aslında?” demek istiyorum
    sistem
    kazanmadı mı yani aslında?
    insanlar
    yine gidip oy verdiler yani!
    ve
    yine verdikleri oyun
    bir
    işe yaramadığını gördüler
    sonucun
    değişmediğini
    üstün
    zekalı bir grup adamın
    bize
    bir süre daha hükmedeceğini
    insanlar
    oylarını verdiler
    evlerine
    geldiler
    ve
    televizyonlarındaki rakamlar
    onları
    aslında sinir etti
    yani
    birazını sinir etti demek istiyorum
    o
    insanları anlatıyorum ben şiirimde
    ve
    evet lan şiir bu, var mı itirazı olan?
    düelloya
    tutuşabiliriz
    kim
    daha hızlı bir dize yazabiliyor ölçebiliriz
    ama
    şiir kişiseldir ve
    ne
    kadar çok kişiye hitap ettiğin ile
    ölçülmez
    kalitesi
    hiç
    bir şeyin kalitesi ölçülmez aslında bu şekilde
    çünkü
    karşımızda
    üstün
    zekalı bir halk var
    şanlı
    bir tarihi olan
    düşmanı
    denizden atan bir halk
    ve
    sen de anormal olarak
    her
    an vatan haini ilan edilebileceğin bir konumda
    denize
    yakın oturuyorken
    hiç
    mırın gırın etme girdap
    haritayı
    gördün
    geliyorlar
    yavaş yavaş
    yavaş
    yavaş geliyorlar
    az
    kaldı sıfırlanmanıza
    ve
    biraz da pis bir kumar var işin içinde
    sen
    hayatında hiç oy vermemişsin
    ve
    aptal bir korkuya kapılıp
    diğerlerinden
    hiçbir farkı olmayan
    ama
    hani yine de daha az korkunç olan bir filme
    zorunlu
    bir figüran olabilmek adına
    seneti
    imzalayanlar sarmış çevreni
    katılmışlar
    yani demokrasi savaşına
    ve
    senin gibi insanları
    düşman
    ilan ettikten sonra
    kafalarını
    kesmeseler bile
    denize
    döker gibi
    ülkeden
    gitmeye zorlayacaklar
    hayır
    “git” demeyecekler sana
    asla
    resmi bir işlem gerçekleştirmeyecekler
    sadece
    ve sadece
    boktan
    bir inat uğruna
    hâlâ
    vatan demediğin sürece
    gideceksin
    bu ülkeden
    kendini
    gitmek zorunda hissedeceksin
    gitmek
    zorunda hissettirecekler
    yaşanmaz
    hale gelecek çünkü içine doğduğun sınırlar
    yaşanmaz
    hale gelecek dünya
    ama
    sen yine de
    en
    azından ölene dek
    hâlâ
    yaşanabilir bir kara parçası kaldı mı diye
    merak
    edenlerle birlikte
    kendini
    tıktığın kafeste esir alınmamak için…
    için
    ne amına koyim?
    niye
    yazıyorum ki?
    her
    şey boşa akıyor nasılsa
    bu
    bir kum saati ve
    tersine
    çevrilmesi için
    aşağı
    düşmesi gereken tane
    biz
    ölene dek sona ermeyecek
    30.mart.2009

  • aptallara karşı bir aptal

    şimdi
    ben burada oturmuş
    hiç
    bir şey yapmadan bekliyorum
    insanlar
    gereksiz işlerde çalışmaya devam ederken
    ben
    sıramı savdım
    oturdum
    ve bekliyorum
    sıranın
    tekrar bana gelmesini
    uyumayı
    uyanmayı
    ve
    işe gitmeyi
    ve
    eve gelmeyi
    ve
    sıranın tekrar bana gelmesini
    böylece
    devam ediyor bu oyun
    kimine
    göre yaşamın
    şu
    anki formuna göre
    sürebilmesi
    için
    herkes
    çalışmak zorunda
    çünkü
    ihtiyaçlarımızı üretmek zorundayız
    çünkü
    paraya ihtiyacımız var
    çünkü
    o parayla
    bizim
    gibi paraya ihtiyacı olanların ürettiği
    giysiler
    yiyecekler canavarlar satın almamız gerekiyor
    çünkü
    o parayla faturalarımızı ödemek zorundayız
    çünkü
    bizim gibi çalışan insanların
    bizim
    satın aldığımız şeylerden gelecek olan paraya ihtiyacı var
    yani
    olay tamamı ile bir ihtiyaç meselesi
    karşılıklı
    yardım ve dayanışma
    hep
    beraber üreticez
    hep
    beraber tüketicez
    olay
    bu kadar basit yani
    yaşamaya
    ihtiyacımız yok
    nefes
    almaya ihtiyacımız yok
    şöyle
    keyfimizce oturup
    “evet
    lan karşımdaki duvarda sonsuzluğu gördüm” diyemeyiz
    çünkü
    sürekli hareket halinde olmamız gerekiyor
    bir
    yere gitmemiz – bir yerden gelmemiz
    telefonumuzun
    çalması
    ve
    çalınan hayatlarımızı umursamamamız gerekiyor
    çünkü
    bir çıkış yolu kalmadığında
    içine
    sokulduğun kafesi görmezden gelirsin
    kendini
    aptal yerine koymak için
    ve
    ben kendimi aptal yerine koymadan nefes alamıyorum
    ama
    bu aptallık rolünden de
    hiç
    hazzetmiyorum
    yani
    her şey normal aslında
    normal
    olmayan benim
    her
    şey aslında sadece bana ters geliyormuş diye düşünüyorum
    aslında
    ben de sizler gibi
    “aa
    evet adam haklı personel eksikliği var” demeliyim
    aslında
    ben de sizler gibi
    “ekonomik
    kriz var adamlar haklı” demeliyim
    sonra
    gözlerimi kapatıp
    bana
    sunulan yaşam şeklini
    gayet
    doğalmış gibi kabul etmeliyim
    başka
    bir yaşam şekli olamazmış gibi yani
    sonra
    işe gidip eve gelmeli
    hatta
    iyice kafeslenmek için evlenip
    bir
    çocuk dünyaya getirmeliyim
    pardon
    3 çocuk istemiştiniz öyle değil mi?
    sonra
    ne vardı?
    emekli
    olucam da nolucak ki
    ben
    dünyaya çalışmak için geldim
    üretmeliyiz
    ki tüketebilelim
    herkesin
    bir işe ihtiyacı var
    herkesin
    paraya ihtiyacı var
    yani
    olay sadece
    yaşamın
    sürmesi için
    günde
    birkaç saatini satmak
    hafta
    içini satarak
    hafta
    sonunu kazanmak
    ben
    işe gitmeliyim ki misal
    siz
    yolculuk yapabilesiniz
    yoksa
    bagajlarınızı kim taşırdı
    mesela
    bir başkası da
    son
    derece moderen bir restoranda
    “buyurun
    ne alırdınız” demeli
    sonra
    bir başkası
    girdiğiniz
    bir sinemada siz yer göstermeli
    birileri
    bir film çekmeli
    biz
    de işte ne bileyim
    zaman
    geçsin ya da
    kız
    arkadaşımızı götürelim diye
    onu
    sinemaya götürmeliyiz
    sonra
    birileri bu işten para kazanmalı
    o
    kazandıkları para ile uçağa binmeli ki
    biz
    de para kazanalım
    yani
    olay karşılıklı alışveriş
    her
    şey olabilecek
    en
    normal halinde yani
    giderek
    de olağanlaşıyor her şey
    yani
    kabul edilir bir şekle falan giriyor
    ve
    birileri bundan hiç hoşlanmasa da
    onların
    da paraya ihtiyacı var
    onlar
    da çalışmak zorunda
    ama
    emin olun ki
    kafaları
    çok ani atar
    ve
    geleceği düşünmezler
    ve
    siz onlara böyle ukalaca
    “geleceksin
    işe, izin yok” derseniz
    bir
    de bakmışsınız ki
    yeni
    bir işe yerleşmiş
    sonra
    başka yeni bir işe
    sonra
    başka yeni bir iş
    yani
    aslında o da çalışıyor
    ama
    sürekli çalışmaktan kaçıyor
    oradan
    oraya oradan oraya
    orta
    oyunu geldi aklıma
    birde
    orta dünya
    birde
    ortalık orospusu
    bunlar
    öyle rastgele
    bir
    anlık çıkıveren
    çağrışımlar
    sadece
    bir
    anlamı yoksa bile
    hoş
    bir akış sağlıyor
    ve
    açıkçası hepiniz aptalsınız
    ve
    açık olan şu ki ben de aptalım
    ve
    biz bu dünyanın en aptal türü olarak
    zeki
    falan olduğumuzu zannediyoruz
    dünyanın
    tek zeki varlığı biziz
    ve
    zannediyorum ki
    örneğin
    kuşlar
    bizden
    nefret ediyor
    sonra
    balinalar
    onlar
    da bizden nefret etmekte
    ayılar
    bize gülüyor mesela
    ve
    sonra biri
    böyle
    işte ne bileyim
    abuk
    sabuk dizeler yazıp
    onları
    boşluğa fırlatıyor
    ve
    sadece sadece sadece
    şöyle
    bir on sekizinci dünya savaşından sonra
    geriye
    kalan on sekiz bin insanın
    çok
    daha güzel bir dünyada
    fazla
    üremeden yaşayabileceğini düşünüyor
    ama
    bir insanı öldürmek suç olduğu için şimdilik
    kalabildiği
    kadar dışında kalmaya çalışıyor aptallık dehanızın
    bu
    abuk sabuk yaşam anlayışınızın
    evden
    dışarı çıkmak istemiyor mesela
    ve
    eğer bir gün başarırsa
    hiç
    evden çıkmadan
    sadece
    yazarak
    ve
    sizi aptal yerine koyarak
    ama
    harikulade olduğunuzu sandırarak
    yazmaya
    devam edecek
    ve
    gülecek insanlara
    ve
    her ne kadar huzurlu olmasa da
    biraz
    nefes alacak dört duvar arasında
    kendiyle
    baş başa
    ve
    çok küstahça bu
    evet
    evet çok küstahça

    22.mart.2009
  • içime siniyorum

    hiçbir
    şeyin peşinden koşmadan geçen yıllardan sonra
    şimdi
    daha iyi anlıyorum
    aslında
    huzurlu olduğumu
    içsel
    huzurdan söz ediyorum size
    denge
    de olma halinden
    bir
    iyi ve bir kötüden
    ya
    da iki iyi bir kötü
    veya
    hep kötü
    önemi
    yok bunun
    işlerin
    yolunda gidip gitmediğinin önemi yok
    aşkların
    yolunda gidip gitmediğinin
    parasızlığın
    ve çalışmak zorunda olmanın
    can
    sıkıcı günler silsilesinin
    etini
    kemirip duran insanlar silsilesinin
    ruhunu
    sindirip giden insanlar silsilesinin
    dışımda
    olup biten her bi şeyin
    içinizde
    olup biten her bi şeyin
    önemi
    yok – önemi yok – önemi yok
    zaman
    bir şekilde gelip geçiyor dostlar
    iyi
    veya kötü
    günler
    tepelerden aşağı koşan vahşi atlar sürüsü
    ve
    durup dönüyorum sonra kendime
    hiçbir
    şey için istemediğin bir şey yapmadın diyorum
    hiçbir
    şey için bir şeylerini satmadın diyorum
    buradasın
    hâlâ
    ve
    işlerin iyiye gittiğini düşünse de herkes
    sen
    kendi ruhunun iyiye gitmediğini biliyorsun
    bedeninin
    iyiye gitmediğini
    hiçbir
    şeyin iyiye gitmediğini
    yolunda
    gitmediğini işlerin
    gider
    gibi yaptığını sadece
    herkesin
    gider yaptığını çıkarları uğruna
    gerçek
    yüzlerini as yaptıklarını
    ve
    onların kazandıklarını
    ancak
    bu şekilde kazanıldığını
    daima
    kaybediyor olma nedeninin
    bu
    olduğunu da aslında
    ve
    kazanmaya değer bir şey de
    olmadığını,
    bu dünyada
    hayır,
    ben hiçbir şeyi gizlemiyorum moruk dedin
    zihnimde
    dönen her şey dilimin ucundadır dedin
    ne
    hissettiğimi yüzümden anlarsın hemen dedin
    ve
    gidenler gitti
    sen
    hâlâ buradasın
    kendin
    dışında hiçbir şeyin sahibi olmayarak
    ayakkabın
    su almaya başladı
    ve
    çorapların ıslak
    yürüyorsun
    eve doğru
    işten
    dönüyorsun
    ve
    yeni bir ayakkabı almayacağım bu kış diyorsun kendi kendine
    ama
    hiç olmazsa elimi cebime atınca
    bir
    sigara daha kaldığı için
    şanslı
    hissediyorsun kendini
    fotokopi
    makinen dolu olduğu için şanslı
    inkar
    etme boşuna
    kendine
    isyan etme
    her
    şey senin seçimin
    isteseydin
    sadece
    isteseydin eğer
    çok
    daha iyi bir yaşam sürebilirdin
    ama
    yapmadın bunu
    onların
    istediği gibi davranmadın
    onların
    istediği gibi çalışmadın
    onların
    istediği gibi yazmadın
    ve
    şimdi burada durup bana
    boktan
    bir hayat yaşıyorum diye hayıflanma
    boktan
    olmasına boktan, evet
    evet
    ama
    hiç
    olmazsa kendine dönüp baktığında
    hâlâ
    hiç bir şeyin pişmanlığını yaşamıyorsun
    hâlâ
    hiçbir hata göremiyorsun
    mükemmel
    değilsin
    neysen
    o’sun sadece
    neysen
    o
    ve
    her şeye rağmen
    huzurlusun
    hâlâ
    böyle
    hayata sokayım, derken bile huzurlusun
    bir
    gram çelişki yok içinde
    bir
    gram keşke yok
    ve
    sırf bu yüzden bile
    kendini
    sevmeye devam edebilirsin
    her
    şeyi sen seçtin
    seçtiğin
    yolda devam et o halde
    kötü
    evet
    daima
    kötü
    insanlar
    yüzünden kötü
    insanların
    yaşam şekli yüzünden kötü
    insani
    ilişkiler yüzünden kötü
    bu
    yüzden huzursuz
    bu
    yüzden karanlık her şey
    ama
    içinde hâlâ
    kimsenin
    ulaşamayacağı bir güneş var
    ve
    pişman değilsin hâlâ
    hiçbir
    şey için pişman değilsin
    hiçbir
    şey için pişman olmadın
    ve
    her şey kötüye de gitse
    her
    geçen gün
    yaptığını
    yapmaktan vazgeçmeyeceksin
    inatçı
    piç
    hayır
    azim değil
    başarma
    hırsı değil
    kendin
    olarak kalmaya çalışmak sadece
    hemen
    hemen her şey
    sadece
    bununla ilgili
    neysen
    o olarak kalmak
    neyse
    ne işte
    şimdi
    bir pall mall yakıp
    sex
    pistols’ı açacağım
    ve
    bağıracağım en umursamaz halimle
    no
    future, diye
    “we’re
    the flowers in the dustbin”
    “we’re the poison in your human machine”

    6.mart.2009
  • 11.

    bazen
    bir
    sigarayla başım döner ve
    nefesim
    sıkışır
    ve
    “tamam” derim
    “üçüncü
    ameliyat geliyor”
    ve
    düşünmem asla
    en
    yakın hastane nerede diye
    ya
    da etrafıma bakınmam
    bana
    kim yardım edebilir diye
    öylece
    beklerim
    kontrol
    ederim ciğerlerimi
    tekrar
    mı ediyor?
    birkaç
    alveol daha mı patladı?
    üçüncü
    ameliyat yolda mı?
    ölecek
    miyim doktor?
    bir
    daha sigara içmemelisin der doktor da
    alkol
    yok
    ve
    ne yediğine dikkat etsen iyi olur evlat
    ağır
    kaldırman da yasak
    bronşit
    başlangıcı
    2
    pnömotoraks ameliyatı
    giderek
    yavaşlayan kan akışı
    kalpte
    ritim bozukluğu ve
    zaman
    zaman nükseden
    mide
    spazmları
    ve
    hâlâ ölümün
    bana
    çok uzak olduğunu düşünürken,
    zaman
    zaman
    nefesim
    sıkışır ve
    öylece
    beklerim ben de
    neler
    olacak diye
    hiçbir
    şey olmaz ama
    ve
    birkaç dakika içinde
    hiçbir
    şey olmadığının farkına varır
    ve
    kaldığım yerden devam ederim yaşamaya
    her
    ne yapıyorsam yapmaya
    ölümün
    üzerine sürerim arabamı
    o
    yoldan kaçar inadına
    bir
    çarpışma için erken der azrail
    yaşamana
    bak evlat
    yaşamın
    tadını çıkar

    2
    ocak 2009
  • 9.

    bir
    noktada anlaşalım istiyorum küçük dostum
    ben
    hiçbir şeyim
    ve
    öyle de kalıcam
    en
    azından kendi gözümde
    kendi
    görüş mesafemde
    aynaya
    bakınca gördüğüm tek şey
    tıraş
    olmaktan nefret eden ve
    yine
    de onu zorladıkları hiçbir şeye
    karşı
    gelemeyen bir aptal oluyorken
    nasıl
    olur da bir şair olabilirim?
    saçmalık
    ve
    gerçekten boşa harcanmış
    geçmişte
    kalkılan
    tüm
    ataklar
    şimdi
    burada oturmuş
    yarınki
    vardiyanın
    derdine
    düşmüşken
    senin
    gözünde bir tanrı olduğumu duymak
    bana
    hiç iyi gelmiyor
    çünkü
    aldatıcı her şey
    tüm
    çaba
    azim
    gibi görünen ama
    can
    sıkıntısından başka hiç bir şey olmayan
    tüm
    bu çaba
    çaba
    bile değil hatta
    görülen
    hiçbir şey
    ya
    da sadece benim öyle gördüğüm
    varsa
    yoksa can sıkıntısı
    insanlar
    gülerken
    ben
    sigaramı aranıyorum şimdi
    sanki
    tek kurtarıcımmış gibi
    grunge
    şarkıları çalarken kulağımda
    senin
    övgülerini dinliyorum
    şiir
    yazmak bizi kurtarmaz
    öyküler
    de öyle
    ya
    da fanzinler
    yapılan
    röportajlar
    yazılan
    saçmalıklar
    onca
    kağıt parçası
    kağıt
    parçası olarak kalacak
    üzerindeki
    harfler
    onları
    diğerlerinden farklı kılamayacak kadar
    silik
    bir ruhun ürünü
    sadece
    farklı hissediyor kendini
    bu
    yüzden batışta zaten
    bu
    yüzden soruyor kendine
    “tüm
    dünyanın nesi var böyle” diye
    “neden
    herkes her şey yolundaymış gibi davranıyor” diye
    ama
    cevabı bilmiyor
    ve
    hiç kimse de kulak vermiyor ona
    şimdi
    bana
    küçük
    dostum
    çok
    iyi gittiğimi
    ve
    bir gün başaracağımı söyleme olur mu?
    becerebileceğim
    tek şey
    burada
    oturup beklemek sadece
    sigara
    içmek
    müzik
    dinlemek
    ve
    bu arada
    kendim
    için
    bazı
    iyi
    bazı
    kötü
    bazı
    işe yaramaz
    cümleler
    kurmak
    ayak
    tırnaklarıma bakıyorum şimdi
    uzunlar
    ve kesmiyorum
    sakallarımı
    kesicem ama

    elbiselerimi de giyicem tabii
    botlarımı
    eldivenlerimi
    ve
    yüklenicem kolilere
    ve
    yüklenicem kendime
    daha
    çok yüklenicem
    itip
    debelenicem
    ve
    sen gelip bana
    benim
    bir tanrı olduğumu söyleyip
    benden
    çok daha klas bir şekilde
    yaşamını
    sürdürürken
    “keşke
    yerinde olsaydım” diyeceksin
    “keşke
    yerinde olsaydım” diyicem ben de
    işte
    o zaman belki,
    sana
    göre çok güzel
    bana
    göre çok ebleh olan
    şiirler
    yazamadığım halde
    kendimi
    iyi hissedebilirdim
    senin
    gözünde
    bir
    tanrı olmamın
    bana
    yararı olmaz
    ama
    sen benim gözümde
    bir
    azize olarak kalmayı sürdüreceksin daima
    bundan
    şüphen olmasın
    ve
    bunun seni
    mutlu
    edeceğinden de eminim
    benim
    mutlu olmam için
    bir
    tomar kağıt
    uhu
    ve makas
    yeterli
    olur zaten
    geriye
    kalan ne varsa,
    dünya
    da olup biten
    onların
    sorunu
    onlar
    kurdular
    onlar
    yaşayıp
    onlar
    kudursunlar
    bir
    şeyleri korumak ya da
    değiştirmek
    için
    ki
    bana göre
    savunulması
    gerektiği düşünülen her şey
    bir
    saldırıya uğrar
    o
    yüzden mülkiyetle eş zamanlıdır
    hırsızlığın
    doğuşu
    veya
    savaşın, sınırlarla
    solun
    tarihi
    sağınki
    kadar eskidir ama
    her
    şeyden önce var olan ve
    daima
    hiçliğe akan
    tek
    şey
    hiçbir
    zaman yok olmaz
    o
    yüzden küçük dostum
    bırakalım
    onlar kazanıp
    onlar
    kaybetsin
    ve
    sende benim yerime
    kendini
    tanrı ilan et
    ben
    öyle yapıyorum çünkü
    ufak
    hayatlarımızın
    yarı
    tanrılarıyız bizler
    mutlu
    olmamız için
    düş
    kurmamız gerekmiyor
    veya
    başarmış olmamız için
    herhangi
    bir şey ispatlamaya
    ihtiyacımız
    yok
    kazanç
    yok
    kayıp
    yok
    her
    şey bir gün uçup gidicek nasıl olsa
    şu
    an burada
    ihtiyacım
    olan tek şey
    bir
    sigara içmek,
    paket
    sende kalabilir ve
    her
    şey iyi de olabilir
    kötü
    de olabilir
    ama
    sonrasını
    sonra
    düşünelim olur mu?

    27
    aralık 2008