kutsal çöp tenekesi

kutsal
çöp tenekesi

uyandı.
sabahın altısında. sabah ezanı okunurken. ve herkes uyurken.

ve
ile cümle başlamaz” dendi ona. azarlar işitti. edebiyatla ilgili
edepsizce azarlar. haksızdı herkes. kendi bile. tao dışında
haklı olan yoktu. herkesi haklamalıydı bu dünyada, tao. ama
yapmazdı.

uyandı
demiştim. uyandıktan beş dakika sonra bir sigara sardı. oysa
öksürükler içinde, ev halkını komple bir şekilde uyandıracak
şekilde öğürtüler eşliğinde uyanmıştı. ve uyandıktan
birkaç dakika sonra bir sigara sardı, annesinden yediği azarlar
eşliğinde. herkesten azar işitiyordu. haksızdı herkes. kendi
bile. herkes haklanmalıydı. melekler buna dahildi. tao hariç dedi
içinden. o iyi. en iyimiz o. bizden biri tanrı. içimizden çıktı.
onu biz yücelttik. herkesin tanrısı kendisine mahsustur. herkesin
tanrısı kendine meşhurdur.

uyandı
demiştim. uyanan bendim. öksürük ve öğürtü karışımı acı
bir tiksinti ile başlamıştım güne. her sabah olduğu gibi.
annesi namazı da kılmıştı uyanmışken. sevap kazanmış
olabilir miydim, annemi öksürüğümle namaza kaldırdığım için.
olabilirdim. olabilirdi. her şey olasılık dahilinde iken yaşamak
zordu. olasılıkları teke indirmek imkansızdı. olasılığı tek
olan tek şey tao’nun varlığıydı ve çoğu arkadaşları hiçbir
yüce güce inanmazdı. oysa tao çok güzeldi, keşke
görebilselerdi. tanısalardı çok severlerdi.

uyandım
ve öğürdüm ve öksürdüm. kusmadım bu kez. herkes benim
harikulade olduğumu düşünüyordu. umutlu ve mutlu. değildim
oysa. değildi. çok iyi rol kesiyordu. doktora hiç depresyona
girmediğimi ve karamsar olmadığımı söylerken, herkesten
gizlediğim bir gerçeği ele vermeme gayreti içindeydim: psikoz
zamanlarım haricinde, depresyonda ve karamsarlıkta yüzdüğümü.
tamamen karanlıklar içinde..

tao’ya
dua edilmezdi. dua, kendin için, kendi ‘kendine’, kendi ‘içine’
yazılan bir dilekçeydi. kendini iteklemek için umut ışığı
yakan bir dilekçe. tao’nun insanlığa yazdığı dilekçe, “iyi
insanlar olun” şeklinde olsa idi, kimse kulak asmazdı. yin ve
yang arasında ki çatışma kıyaktı. bu ikisi arasına giren her
şeyi alnından mıhlamaya söz vermiştim oysa.

uyandı.
cehennemin sol köşesinde. sol kroşe yemişçesine gırtlağına,
öğürdü ve öksürdü. dün kusmuştu. bugün değil. arada bir
kusardı ve buna rağmen arkadaşları ona iyi göründüğünü
söyler dururdu. kilo almışsın derlerdi. ilaçlardı aldıran
kilo. hala az yemek yer, çok su içer, ve sigaraya abanırdı, en
kısa zamanda nefes almasına izin vermesin diye.

ve’den
önce virgül konmazdı. bir küfür patlattı içinden, tüm edebi
olduğunu iddia edip, o’na ahlaksızca hakaretler yağdıran
eleştirmenlerine. allah’a küfürler yağdırdığı zamanlar
geldi aklına. af dilenmedi. üzüldü sadece. artık allah ile
arkadaştı ve o’nun adı 20 yıldır tao idi.

uyandı.
gerçekten. zihinsel anlamda 20 yıl önce, 14 yaşındayken, uyanmış
ve dünyayı farklı görmeye başlamıştı. bunun adı,
psikiyatristlere göre, deliliğe kapı açan bir perdeydi.
delirmemişti. asıl delilik, normallik algısına çekilme peşinde
koşup, bu uğurda çeşitli doktorlarla veya uzak doğu kimyasıyla
yelpazelenmekti. tao da doğudan çıkmıştı. bir çin belası idi.
konfüçyüs belası ile, ama gerçek anlamda belası ile, beraber
yaşayan bir evliyaya aitti tanımı ve kitabı. belki de “yol ve
erdem” kitabı da gökten zeplinle inmişti. bilemezdik. eskiydi
çok zaman, o zamanlar. ama tao güzeldi, kusmak kötü. üstelik
nerdeyse, hemen hemen her sabah.

ardından
bir sigara yaktı. önce özenle sardı onu. özenle içti. ve tekrar
uyumak için uzanıp, öğlene doğru kalktı. arkadaşı ile
buluştu, izban durağında. izban, izmirdeki hızlı şehir içi
trenin ismi idi. alsancak’ta indiler. kulaklığını taktı.
yürümeye başladı arkadaşı ve arkadaşının sevgilisi ile.
kulaklığında ise kendi sevgililerinden biri vardı. yıllardır
kadın vokalistlerle platonik aşklar yaşıyordu. bilmiyorlardı
onlarla arasında olan özel çekim kuvvetini. başkaca boyutlarda,
simetrik evrenlerde yaşadıkları, çok özel aşkları. sadece
sesten ibaret evrenlerin paradigması..

arkasından
polis geliyor imiş onun. onun kulaklığında sevgilisi. korna
çalmış polis. bilerek duymazdan gelmiş. motoru sürterek geçerken
iki polis amca, ters ters bakmışlar buna. o da ters ters bakmış
ama. yiyosa alsınlar içeri. öyle diyormuş. öyle diyormuşum
herkeslere. alamazlar. baş edemezler. ilk aldıklarında anladılar
baş edemeyeceklerini, artık dokunmuyorlar. hani o, eski sevgilisini
-bu kez platonik bir vokalist olmayanı- göz altına aldıkları
gün, ağzında sigara ile artis artis girmiş ya, girmişim ya,
kantar polis karakoluna, o günden beri özgüveni de yerine gelmiş,
yerime gelmiş, arkadaşın, benim.

dünya
zihninize, sigara kalbime. duman’dır sevgiden öte içime işleyen
ahenk. tüm öksürüklerin ve kusmaların ağzına edeyim. yaşamak
güzel moruk. güzel olmayan, kapitalizm. nokta!

10.şubat.2016
– 06:55

p { line-height: 115%; margin-bottom: 0.25cm; background: transparent }