ayyaş

ayyaş

bu mahalleye yeni
taşınmıştım.. kimseyi tanımıyordum ve bana bir mutantmışım
gibi bakıyordu herkes.. çoğu erkek, mahallenin kahvesinde
takılırdı.. işsiz bir yığın tip..

45 yaşında, bira
göbekli, kirli sakallı ve aylak bir adamdım.. evim 2. kattaydı..
ve evin karşısında ise bir bakkal vardı.. mahallenin sularının
kesik olduğu bir yaz günü bakkala gittim ve “bir bira”
dedim.. birayı aldım, parayı ödedim, evimin 5 metre yanında
yıkık dökük bir ev vardı.. evin önündeki bir ağacın altına
oturdum.. birayı açtım..

yoldan tek tük araba
geçerdi.. ve sürekli insanlar.. güzel genç kızlar, pazardan
dönen ev hanımları, okuldan çıkmış öğrenciler, ganyan
bayiinden -ilk ayakta yan gelip- evine dönen işsizler.. biramı
yudumluyordum.. biram bitince bakkala gittim ve “bir bira”
dedim.. birayı aldım.. parayı ödedim.. ağacın altına geçtim..
oturdum.. biramı yudumlamaya başladım.. lüks bir araba geçti
önümden.. ve güzel genç bir hatun.. ve bir de, 2. ayakta yan
gelen bir işsiz.. biramı bitirip yeni bir tanesini almak için
bakkala yönelince, bir ses duydum.. “bakar mısın, bana ekmek
alır mısın?”

şaşırmıştım.. bir
ev hanımı, benim gibi birine ekmek mi aldırıyordu? sepeti
uzattı.. parasını aldım.. kaç tane, diye sordum ve daha sonra
ekmeklerini alıp sepetine yerleştirdim.. 40’larında olmasına
rağmen hayattaydı hâlâ.. o sepeti çekerken, ben bakkala döndüm
ve “bir bira” dedim.. bakkal yaşlı bir adamdı ve üç
tane oğlan yapmıştı aleti hayattayken.. 3 adet oğlan, biri
askerden yeni gelmiş, bir diğeri 25’lerinde, ve en büyükleri ise
30’larında.. üçü de işsizdi.. hayır işsiz değillerdi aslında,
nasıl olsa bir bakkalları vardı, ganyan için para da..
çalışmıyorlardı.. yemek yapan bir anne, çeşmesi akan bir ev ve
at yarışı.. geri dönüp her gün bira yudumladığım ağacın
altına yönelmişken bir ses duydum, evimin yanındaki kahveden bir
adam sesleniyordu.. gittim.. elini uzattı ve tokalaştı.. “merhaba,
bu mahallede kimseyi tanımıyorsunuz sanırım eğer tanışmak
isterseniz.”

merak ettiğiniz şey
ne?” dedim,

şey biz arkadaşlarla
sizi çok gizemli bulduk, ne iş yaparsınız geçiminizi nasıl
sağlıyorsunuz acaba, 2 aydır her gün o ağacın altında
içiyorsunuz, acaba kimsesiz misiniz?”

yazarım” dedim.

yazar mı?” dedi.

evet” dedim,
“öyküler yazarım ve bana para verirler.. ben de parayı biraya
ve yumurtaya, tüpe ve suya yatırırım.”

ilginç” dedi.

evet” dedim “ben
de bilmiyorum nasıl olduğunu ama yazdığım deli saçmaları için
birileri para ödüyor.. neyse tanıştığımıza memnun oldum.”

ben de” dedi,
“bazen aramıza katılabilirsiniz, kumar sever misiniz?”
anlaşılan iki elde yolunacak bir tavuk gibi görünüyordum onlara.

evet” dedim, bir
masaya geçtik, pokerdi oyunun adı ve ben ilk kez oynuyor değildim
elbette.. onlara benim gibi bir ayyaşa bu oyunun nasıl oynandığını
öğretip öğretemeyeceklerini sordum. içlerinden bir tanesi,
gülerek anlatmaya başladı.. ve oyuna başladık.. ve oyunu
bitirdik, acemi şansı işte deyip masadan kalktım.. kazandığım
para ile bakkala girdim ve “2 bira, 1 yumurta bir ekmek” dedim..
az önce ekmek aldığım kadın balkonda oturmuş örgü örüyordu..

ertesi gün sabahın
dokuzunda kapım çaldı.. kiramı ödemiştim bu ay ve başka kimse
de gelmemişti taşındığımdan beri.. yazdığım öyküyü yarıda
bırakıp kapıyı açtım.. ekmek aldıran kadın karşımdaydı..
ya da örgü ören kadın.. ya da her neyse işte, dünya üzerindeki
bilmem kaç milyar çatlaktan biri karşımdaydı.. ve ben tüm
çatlakları doldurmak için yaratılmıştım.. hiç vakit
kaybetmeden ve duraksamadan, “içeri geç” dedim “ve öykümü
bitirene kadar bekle”

çok hızlısın”
dedi “ve nasıl bu kadar eminsin.”

ben anlarım”
dedim, “senin gibi yüzlercesi ile güreştim ben, gözünden
anlarım bir kadının ne istediğini ve şimdi, eğer
başarabiliyorsan –genelde başaramazlar, hiç bir zaman
başaramazlar, asla başaramayacaklar- sesini çıkarmadan otur.”

terliklerini çıkardı
ve öykü yazdığım odada oturacak bir yer aradı

otursana” dedim
“kral suiti için daha 1000 kitap yazmalıyım, ben çok satan biri
değilim güzelim”

halıya oturdu.. rekora
koşuyordu, tam beş dakikadır çıt çıkarmamıştı.

tık tık tık.. tık
tık.. tık tık tık tık tık. durdum ve sigara paketimi attım
önüne, ardından öyküme devam ettim. tık tık tık..

sigarayı yaktı ve bir
kenara atılmış üç beş şiirimi kestirdi gözüne.. kağıtları
eline aldı ve 5 dakika sonra,

sen mi yazdın
bunları” dedi. asla başaramayacaklar diye düşündüm..

susar mısın?”

ama sen mi yazdın
bunları?”

sus”

ama çok güzeller”
derin bir nefes aldım ve

ben yazdım ve sus”

10 dakika sonra “ne
zaman biticek” dedi.

bilmiyorum” dedim
“ve sus!”

öykü bitti.. ayağa
kalktım ve yanına gittim.. ayağa kalktı.. sarıldım..
kalçalarını okşarken boynumda nefesini hissettim.. öptüm..
öpüldüm.. güzel değildik ama boşalmıştık yine de.. giyinip
evine gitti.. ve bende ağacın altında bira içmeye devam ettim..
güzel bir genç kız geçti önümden.. arkasından bakarken biramı
yudumluyordum ve ‘ah keşke’ ile başlayan bir cümle kuruyordum
içimden.. sanırım benden geçmişti artık.. öykü yazacak ve
kaybedecektim.. ama yine de, ben yirmisindeyken on beşinde olan biri
ile kırkbeşine geldiğim bir zamanda vuruşmak hayatta tutuyordu
beni.. ve öyküler öyküler öyküler.. ölmek için daha vakit
vardı.. biramdan bir yudum aldım ve ekmekleri sepete yerleştirdim..

// 08.06.2004

p { margin-bottom: 0.25cm; line-height: 115%; background: transparent }