Kategori: Genel

  • E-zine patlar

    euro dolar kuru, falan fişmekan.. kiraladığımız server’ın aylık tazminatını ödeme kanalımız tıkandığından, patladı. blogdan devam.. kendi kendimize konuşmaya : ))

  • "biraz kimsesiz kalabilir miyiz lütfen?" herkes için geçerli..

    daha önce de face’de ileti olarak yazdım.. ama şu an başka bir ruh hali ile tekrar geçiyorum.

    eski, yani şu hesaptan ” Girdap “şu an kullandığıma geçerken en son Arkana’nın fotosu profil resmi olarak kaldı. sonraki gelişmelerden de inadına değiştirmedim, her gelen arkadaşlık isteğini de inadına onaylıyorum, hemen ardından mesajlar mesajlar. cevap da yazıyorum kimseyi işletmeden. nereye varıcak bilmiyorum.. sadece merak ediyorum. ama biri “sana aşık oldum dedi” eşcinsel misin? dedim ki oladabilirdi, yadırgamam, “yoo hayır” şeklinde ama devamında sert bir tepki verdi, bi profile bak istersen diğer fotolara dedim sonra özürler yağdı. biri de yurt dışından yaşıyor, benle elele verip dünyayı kurtarıcak, sonra duvarlara herkes adımızı yazıcakmış. komik mi!? bana komik gelmiyor, eğlenmiyorum da, nereye varıcak, 450-500 sayısını 11 yıldır aşmayan arkadaş listem, 5000 limitine ardından takipçi sayım on bine filan çıkıcak herhalde orada ama, ben bu durumdan eğlenmiyorum. fazlasıyla da rahatsızım üstelik. sadece nereye varacağını merak ediyorum. başka bir çok şeyden de rahatsızım gerçi. sanal dünya bana giderek giderek giderek daha fazla, iyi gelmemeye başladı. soulseek iyi ama. orada her şey net. dolambaçlı yollar yok. günün her saati oradayım zaten..

    çoğunluğu okuyan eden, belli bir birikime, hadi o sevmediğim tabir ile: “entelektüel seviyede” olduğunu en azından birilerinin veya kendilerinin düşündüğü ve bir çok ortak arkadaşımında (en azından ark listesi bazında) olduğu, solcu-gominist-anarko-kemalist kısaca o birilerinin aşağıladığı insanlardan farklı davranmayan ama farklı bir politik algı tutum söyleme sahip olup, diğerlerini de büyük olasılıkla aşağılayan (tahmin bu, tahmin de bulunmama izin var öyle değil mi?) insanlar olabilir, kendileri de o kesimden sadece içi boş kuru bir “muhalif” olmakla “ayrılan” bahsettiğim “yığın.” olmayadabilir. ben sıkıldım.

    zaten sıkılmıştım da epey bir zaman önce, geçen sene, sonra yazın, sonra geçen kış ortası.. ama bir noktada, “dur” demesi de lazım insanın kendisine..

    arkana’ya da dedim, senin fotoları kullanıp bi de insta’da fake hesap açsam türkçe yazsam ama, izin veriyon mu? fenomen olup reklam filan alayım bare ileride, şarap parası çıksın. “kafana göre takıl” dedi. “la madem öyle para gönder de içek” dedim. “ne parası lan, benle mi kazandın” dedi, cimri çıktı… şaka tabii.. neyse..

    zannediyorum ve umarım, bir süre, kısa ya da uzun, bir süre, sosyal medya platformlarında olmucam. GNU tabanlı sosyal medyalar ve, irc/soulseek, private torrent kanallarındaki forumlar hariç diyelim. onlarda da rahatsızlık veren durumlar yaşanmıyor zaten. daha çok, gerçek paylaşım ve dayanışma üzerine kurulu yapılar olduğu için.

    iletişim için  iletişmek isteyenlerce, var ise yani, iletişmek isteyen, telefon e-posta sitenin “illetişim” kısmında yazıyor.

    olmayan salgınla mücadelesinde başarılar herkese.. bir gün bir çok ülkede planlandığı gibi, karantina sonrası eylem gibi şansımız varsa, oralarda olurum, umarım olur, umarım olurum değil, zaten olurum da, umarım öyle bir şansımız olur ki bu algı ile de umudum az.

    yeni bi zine vs yaparsam da, siteye eklerim zaten pdf’ini ama taratamıyorum yaptıklarımı, fotokopyacım da tükkanı kapattı, virüs dalgasına, üniv de kapalı olunca. du bahalım. corona geçer de (ki kısa vadede sanmıyorum) sokaklara çıkılmaya başlanırsa da, tezgahta olurum, müzik, alkol, ve fanzinlerle..

    peace..

    love

    RÉVOLTE

    “beni kavganıza çağırın” 😉

    diğer siteden de farklı bişiler paslarım arada, e-zine. bura sadece yazı mazı gönderileri için.

    kelime kelime tane tane.. aşağıdakiler.. zaten bugüne kadar 10bin sayfa yazı, 100 saatten fazla kendi kendime konuştuğum radyo yayını yapmışım. kendi cümlelerime bile yabancılaştım. o yüzden müzik:

    bir playlist, isyan umut, barış ve aşk’ı içinde sentezlediğim, kendim için:

    https://www.youtube.com/playlist?list=PL1pJioMITRUY22DQ3c5VQ8AXGhHuFBN92

  • hem ora hem bura hem cuvara hem niagara

    bu blogchaini kaldırmamaya hem oradan hem buradan yeni/eski verileri, ortaya çıktığı tarih itibari ile aktarmaya karar verdim. bilginiz olsun. ancak burada sadece metinlerimi paslıcam.

    he bir de yavrum, face mase twit insta’dan iletişim ağını kestim, dm filan bakmıyorum yani.. slsk, lastfm, e-posta, adını bile söylesem ilk kez duyacağınız underground ve politik, GNU tabanlı sosyal medyalar, ve tabii ki, irc üzerinde iletişimli halde takılmak daha güzel..

    e-zine link: https://girdapzack.unthatow.appboxes.co

    he evet gene taşındım, digital evlerimden, alışkanlığımdır, nedenini bir kaç kişi biliyor zaten. böyle iyi. onların da adresi şu:

    https://www.facebook.com/yahyavural

    https://twitter.com/ZemtGalaksisi

    https://www.instagram.com/seniuzaktanizledim_1996/

  • geriye dönüşler season 2 / part 2 / ep1 "entre les zemt"

    “artık hep bir arada olucaz” dedi seçil. “seni asla bırakmıcaz.”

    çok yalnız hissettiğimi söyledim ona. ağlıyordum. kapalı kapalı. duman altı odamda bir başıma. telefon kapalı. ışık kapalı. her şey kapalı. zihnim uçuş modunda iken.

    “tamam” dedi seçil, “geçti.”

    “zırlamayı kes lan” dedi tuncay, “çek şundan bir nefes” cigarayı uzattı.

    kendi odamda, dünyadan bir haber olarak yaşama kararı aldığımda beş yaşındaydım. hiç çıkmıyordum sokağa. çıkmak istemiyordum çünkü orada canavarlar, bukalemunlar, ad sinekleri ve yılanlar vardı. zehirsiz olup zehirli taklidi yapan.

    “arılar güzel ama” demişti o zamanlar zack, ilk arkaşım, zihnimin içinde bir ses olarak var olan. “arılar güzel” demiştim karşılık olarak “beni hiç sokmadılar.”

    sonra zorla gönderildim okula. sonra zorla çıkarıldım evden. sonra zorla gitmek zorunda kaldım oraya ve buraya, okullarına ya da fabrikalarına. bir de askere. ama hep bir sığınak buldum kendime. bulmuştum. bulmuştum ya da var etmiştim bir şekilde. ama artık çıkmak istemiyordum kendime inşa ettiğim, duvarları  impermeabl ile kaplı olan odamdan. hiç yalnız hissetmiyordum orada kendimi ben. tekrar geri dönmem gerekiyordu. tekrar saklanmam. tekrar hayaletlerimle başbaşa kalmam. ama gelmiyorlardı pezevenk çocukları.

    “tamam” dedi özlem “sakin ol adamım, burdayız işte, geçti gitti”
    “gitmemeliydin” dedim ona. “gitmemen gerekiyordu.”
    çakmağı gösterdi, elindeki. sallayarak, gülümseyerek,
    “bunu senden çalmam gerekiyordu bebeğim, o yüzden gittim, anlattım ya. unutmuş olamazsın”

    gülümsüyordu bunu söylerken ama ağlamam kesilmiyordu. hız kazanmıştı. titriyordum. bir nefes daha çektim hastalıklı ciğerlerime. 3. pnömotoraks operasyonunu da geçirebilirdim. hiç dert değildi. öledebilirdim. bu sikimde olmazdı. sadece, annemden önce ölmek istemiyordum. sonra da yeğenimi bahane ederdim belki. belki sonra da devleti, devletleri, alayının yıkıldığını, tüm üst düzey düzenbazların idam sehpalarında, altları asit dolu bir havuza düşmek üzere, boyunlarındaki iplerinin bağlı olduğu sandalın batışını görmeden ölmemek mesela. bahane çoktu hayatta kalmak için ve hiçbiri feyk değildi benim için. feyk olan insanlardı. kaçmıştım hepsinden. yıllarca.

    “tamam girdo” dedi refik, rüya gelcek birazdan, eleman gecikmiş varış noktasına

    eleman derken torbacıyı kast ediyordu.

    idil iyi mi dedim

    iyi iyi dedi annnesine bakıyor evinde

    tamam

    pencere çaldı

    esçümento, arka bahçede nöbet tutuyordu pezevenk her türlü tehlikeye ve yılanlara karşı

    açtı panjuru refik, kalanı uzattı cuvarının ve kapattı tekrar

    seçil “müzik?” dedi gülümseyerek.
    “kaset çalarım bozuldu” dedim

    “sikerim kasetini de çalarını da” dedi tuncay “hala 2000 yılında mı yaşıyon lan puşt. internetimiz var ya lan”

    “keşke hiç yeni yıla geçmeseydik çocuklar” dedi özlem “hiçbir zaman hiçbir yıl başında yeni yıla geçmeseydik”

    “hatta” dedi seçil, “her yıl yeni değil de eski yıla girseydik”

    “doğru lan” dedim, ağlarken bir anda kahkaha atarak “hakket ya, 2000 yılından başlayarak yapsaydık bunu züber olurdu”

    “hala şansınız var” dedi arky, tartışmanın başından beri, kapının girişinde oturmuş, kulaklığı kulağında, yeni albümü için çalışıyordu, elinde kağıt kalem. sihirleri olduğunu biliyorduk, “yılı falan geçin, her gün bir gün önceki tarihe uyanabileceğimizi biliyorsunuz”

    “nası” dedim aşklarımdan birine

    “sence bunu yapmamız doğru mu?” dedi arky

    “bilmem arky” dedim “zemt’e kaçamıyoruz o malum, giriş çıkışlara kalın bir set örmüş sikik merkez gezegen, onu aşamıyor muyuz hakket ya?”

    “yakalanırız” dedi refik, “sonra da ağzımıza sıçarlar”

    “sence bunu yapmamız doğru mu” dedi tekrar arky, öfke ile bakıyordu gözlerime, “dünya bu haldeyken, zemte de gidemiyoruz diye, geçmişemi kaçmamız gerekiyor sence?”

    “bilmiyorum” dedim, “ben çok yoruldum”

    panjur tekrar çaldı. açtı refik. rüya idi gelen. yüklü miktarda toz amfetamin, etil alkol ve anason ile. bir de biraz şarap, on litre kadar, tütün çarşaf arap kağıdı filan getirmişti. yüklü miktarda.

    “parayı nerden buldunuz siz ya” dedim tuncaya dönerek, onun başının altından çıktığı kesindi.

    “kırsaldaki yazlığında karantinaya giren bir kodomanın şehirdeki lüks dubleksine daldık”

    “bardak alayım” dedim verdiği cevabı umarsamaz bir şekilde

    “sen otur” dedi özlem “ben alırım”

    şarapları doldurdu rüya

    no pain no gain’i açtı seçil, döngüye alarak, mp3 arşiviminden.

    sigara üstüne sigara

    kapalı kapalılar

    camlar örtük

    sonra uyanmadım

    hayır uyanmadım çünkü

    bir rüya değildi gördüğüm

    “o hayranıma işime karışma demeliydin” dedi arky

    “senin hayranın o kızım” dedim “banane senin kibirli fransız hayranlarından. dilini bildikleri halde, anlamıyorsa seni, suç benim mi? uğraşamam valla”

    “boşverin” dedi seçil, “napıcaz onun düşünelim”

    “bir süre daha çıkmayacağız” dedi tuncay “zamanı var ağızlarına sıçmamız için. önce zemte koydukları dış kalkanı delmemiz lazım”

    “doğru” dedi seçil şarkıya eşlik etmeye ara vererek “onu delmeden bu dünyada bir bok yiyemeyiz”

    “zamanı var” dedi arky, “hayatta kalın yeter. telaşa mahal yok. çok içmeyin bir de, ayık kalmanız lazım”

    26.03.2020 – 10:35

  • taşınma sonrası, eski eşyaları toparlamaca

    yavaş yavaş bu blog içeriğindeki herşeyi yeni e-zine götürmeye başlıyorum, taşıdıkça silicem. en sonunda tamamen silenecek, bilginize.

    yeni evimizin adresi: https://girdapzack.unthatow.appboxes.co/

  • taşındık

    bu blog artık ve nihayet miladını tamamlamıştır. yeni sitemize alalım sizi: https://girdapzack.unthatow.appboxes.co

    açılış/sunuş yazısı:

    “Sevmedim Söylediklerini”

    2014 yılı eylül-ekim gibi, geniş kapsamlı bol içerikli, çok
    kişilikli, e-zine’miz, parasızlıktan patlayınca, aynı yılın sonuna
    doğru, bir kişisel bir de ana label için iki blog oluşturmuştum,
    blogspot dalgasından. her ikisine de, geriye dönük, güncellemelerle
    geçmişte olan biteni nakletmiştim. ancak tabii ki, kapanan e-zine gibi
    işlevsel değildi. o günden bugüne değin de bir türlü, zihnen organize
    olup da, siteyi oluşturamamıştım. ara ara girişsem de, hevesizlikten ve
    bazı çalkantılı durumlardan, hep başlanıp yarım kalmıştı. bu yüzden
    sadece, artık var olmayan eski iç iletişim şeyimizde duyurmuştum sitenin
    yapıldığını.
    bu kez, geriye dönüşsüz (“geriye dönüşler?”) bir şuuriyete
    eriştiğimden ve ürettiğim(iz) 20 yıllık işi/eylemliliği/varoluşsal
    sezgileri/yokoluşsal kaygıları sitenin içeriğine iki-üç aya upload
    edeceğimden emin olduğumdan kelli, e-zine’nin henüz tamamlanmamış
    halini, herkese açık bir şekilde duyurmak istedim. neden bu kez eminim?
    çünkü efenim, uzun bir süre önce, artık tamamen ve edebiyen ve ebediyen,
    sosyal medya kullanmama kararı aldığımdan ötürü, oralardaki geçmiş bazı
    içerikleri de buraya kopyalarak, o faslı da bir an önce sönümlendirme
    telaşımdan mukabil, ve ve ve dahası dahası dahası, geçenlerde kişisel
    blogumda, 1 kasım kararları diye süslü bir başlıkla ilettiğim bir takım
    dönüşümlerimin sonucunda, 23 ocak 2018’den beri bi ileri üç geri giden
    ruhsal dengesizliğimi kendi içimde absorve ederek, kendi işime bakma
    gayretimin bir sonucu olarak, şu siteyi bir an önce bitireyim de, bu
    esnada da yeni işlerimi de sadece buradan duyurup, sessiz sessiz kendi
    kendime kendi halimde oyalanayım istedim. yani tıpkı eskisi gibi.
    (“geriye dönemeyişler?”)

    (böyle eksantirik cümleler kurmama
    alışkın olanlar için sorun yoktur, ki bu basit, bunu takip edemeyip
    kafam düzüldü ne diyon hacı diyorsanız, hiç bulaşmayın bana, ben neyi
    deyip neyi diyemediğimden gayet eminim, bok atmadan önce, dilini içine
    sok ve başka bir şeyle meşgul ol baby)
    bu e-zine’de neler olacak diyorsanız, eskisi gibi çoğul yapılanmada
    olamadığımız için bir tek benim ürettiğim işler olacak. tek istisna
    olarak distromuzun yurtdışı temsilcisi Efe Tuşder’in nanelerine
    erişebileceksiniz. he arada bazı hoşuma giden sağda solda gördüğüm
    bişiciklerin duyurusunu da geçerim, ki derinlikli arşivime bağlı olarak
    bir çok, pek kimseciklerde olmayan musikiler ile izlenesi şeyleri de
    paslarım. eskisi gibi yani. blogda bunu yapamıyor oluşumun nedeni,
    server yetersizliği ve minik alanlar ile drive/cloud gibi nanelerle
    uğraşmaya enerjimin olmayışı. onun dışında bugüne kadar üretilen yazı
    çizi radyo yayınları görsel işler, videosal bazlı bir takım hevesler,
    konur, sadece basılı olarak lanse ettiğim, pdf olarak sunulmasını hoş
    görmediğim zırvalarımın bilgisini kapağını adını soyadını hacmini
    iletirim, edinip edinmemek size kalır.
    şimdilik, yavaştan, geçmişe dönük olarak, siteyi güncelliyorum. 20
    yıllık tefarruatı hazmetmek kolay değil. o yüzden ağırdan giderek,
    düzenli bir şekilde, yavaş yavaş, tahmini nisan mayıs’a kadar geçmişin
    dökümünü burada sunmayı tamamlamış olucaz. o esnada yeni bir şeyler de
    üretirsek, yaparsak edersek duyarsak görürsek, atarık..

    sosyal
    medyanın her alanında ki her türlü boşluğumda, yakın bir zamanda
    kaybedilecektir, iletişimde ya da dikizlemede kalmak isteyenler için,
    burası var sadece..

    eyvallah..

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=iLENL7hgy3Y]

  • yeni zine: Tükürük

    Tükürük / CSNS Yayımları / 2020
    yılın ilk yayını.. edinmek için iletişim kurabilirsiniz..



  • "Kalemde bir sıfat yok uykudan umar medet"

    bugün paylaştığım (zonksal medyalarda) “şiirdeğilbu” türündeki bestelerim 2008/2009’dan.
    2009 eylülde bırakmıştım bu işleri, 2 sene sonra döndük. hata etmişiz. 2015’de Aşkın Yücel Seçkin istifa ederken emekli olmuştum, Istanbul International Zine Fest‘te
    olamadık. istifa etmek, ya da istifra da olabilir, en iyisi..

    (ardımdan yapılacak yorumların sikimde olmadığını da biliniz, esat
    abinin (nova kozmikova) “iki cennet” olarak anlattığı anısını
    hatırlamama neden olursunuz sadece, yanlış anlamlandırmalar yanlış
    ithamlar yanlış hafızalanmalar)

    eyvalle..😉

  • "İnatla cayıyorum akla her gelen satırdan"

    2007’e keşfedip ardından röportaj yaptığımdan beri,en yakın arkadaşım (Kayra(of Gına))

    bir zamanlar ya arayarak ya yazarak az kafasını düzmedim, sarhoş
    kafalarla, uzun zamandır yapmıyorum gerçi, iççek para da cümle kurcak
    hal de yok. o konuşuyor gerçi hala şarkılarla

    [youtube https://www.youtube.com/watch?v=FGC8-UgUQZM]

  • yılın son işi

    #csnsyayımları
    / ?! no11 – 24 sahife full handmade… yılın son fanzini.. bununla
    beraber CSNS Yayımları’ndan 2019’da 20 zine çıkmış oldu. 20 yılda,
    hesaplamam doğru ise 104’ü benden olmak üzere 156 zine hazırlamış
    olduk..
    aslında bu 10. sayı olacaktı ama konsept bir içeriği öne aldığım için 11 oldu.

    CSNS Yayımları / İzmiryer6 distro