Kategori: Genel

  • dostluklar ve alışkanlıklar üzerine (retro zine-sunuş yazısı)

    alışkanlıklar ve dostluklar üzerine
    metin dosyasını aç. sayfa boyutunu A5’e getir. sonra sayfanın ekrandaki görüntü çözünürlüğünü %160’a çıkart. ardından kenar boşluklarını 1mm olarak ufalt. sonra font olarak verdanayı seç. sonra, paragraf arası boşlukları 0nk olarak düzelt. sonra paragraf başı girdi boşluğunu, 0,5mm yap.
    aa pardon, zaten artık, yıllar içinde öğrendiğin ve metne başlarken ezbere yaptığın bu işlemleri, yapmıyordun değil mi? çünkü bunların “default” olarak ayarlanabildiğini öğrenmiştin. hatta zaman içinde MS’in office’inden vazgeçiledebileceğini, yani aslında bir alışkanlıktan vazgeçilebilip, aynı hatta bazen çok daha iyi veya daha kötü olsa da, içine politikası veya bakış açısı veya yaşam anlayışı veya üretim ya da tüketilim biçimi, ya da bir şeyin ses tonu, ya da demlediği çayın güzelliğinden ziyade mekanı patronculuk değil de dost kazanmacılık oynamak için açan bir yeri, farzı misal ya da sırf kendi kendine endüstri dışında var olmaya çalıştığı için üretenini, bir çantayı, tercih edebildin.  
    ama hiç bitmeyip de, tüm ilişki biçimi de, kendiliğinden veya doğuştan default olarak kurulan dostluklar da oldu. hatta o dostluklar sana bazı alışkanlıklardan bile vazgeçirebildi zaman içinde. çünkü kendine ya da başkasına zarar verdiğin veya verebileceğin bir alışkanlık olduğunun farkına varmanı da sağladı. üstelik, bunu, “uyarmacı” “ikazcı” “nasihatçı” bir dil ile veya kendilerine battığı rahatsız ettiği için yapmadığından dolayı dostlar, farkına varınıldı… yoksa inat ederdin öyle değil mi? burnunun dikine gitmek de özellikle de inat ile, üzerine yoktu çünkü. 
    hoş hala yok. ve bu yüzden de, kendiliğinden default olarak gelen o ilişki biçimi sayesinde sürdürülen dostlukların sayısı da azaldı. çünkü insanlar yaşlandıkça, o ayarlar üzerinde oynama ihtiyacı hissetti, çeşitli haklı veya haksız, sana doğru veya yanlış gelen, “önlemler” veya “kaygılar” nedeni ile. 
    sonra, geriye dönüp baktığında, yani bu “geriye” kısmı, kimileri için aşağıya kimileri için de yukarıya bakmak gibi olan ama senin için aynaya bakmaktan farkı olmayan “geriye” kısmında, değişenin sadece bir takım çok da önemli olmayan alışkanlıklar olduğunu gördün. bir de fiziksel yıpranma payının faturaları. daha çok zihinsel olarak aks etti sende gerçi. akıl geriliğinden ziyade, akıl dışılığa doğru bir evrilme. -bilinç dışı gibi alabilirsiniz pek tabii bunu ama ben bilinçten bahsetmiyorum ve neyi kast ettiğimi de gayet iyi biliyorum-
    zaten “mantık” hiç barınmamıştı, yaşam koşulları üzerine bir gelecek hesaplaşmasında. (hesaplama demedim) 
    sonra zaman geçti. çok sevdiğin ve senden zannedersen bir beş altı yedi sekiz yıl zamanın ilerisinde, dünya yolculuğuna başlamış olan, yine ilişki biçimin “default” ayarlı gelen bir dostun, sana yirmi yıl hatta 24 yıl önceni hatırlamana neden olan bir graffiti fotoğrafına denk gelmene aracı oldu. laf lafı açınca, kendi iç aleminde de, balkonunda, daha da geriye giderken, 
    “susmak” ve “konuşmamak” belki de “küsmek” temalı bir görsel anlatıya da, başka bir dostun sayesinde denk gelince, zihinsel bocalaman aynı gün içinde, ikiye katlandı. Sonra geri durdun bu hatırlama safhasından, önce, sonra bıraktın ama kendini müzik ile birlikte çıkılan zaman yolculuğuna. 
    çünkü anılar tehlikelidir. (nostalji demedim ki o da az farkla öyledir.) sizin default ayarlarınızla özellikle oynamaya iten, tabribatları da (“yanlış yol”- milis’in digital dünyada olmayan bir albümüdür, bu yazının fonudur da) tetikleme riski taşırlar. bir kaç kez de başarmışlardır bunu. “olmaz” dediğin her an, o, “olmayacak” hissiyatına evrilir.  her ikisi de kesinlik barındırsa da, ikincisi, vazgeçmenin baskısını biraz daha perçinler. 
    buradaki, “olmayanın” ne olduğu, herkese göre değişse veya adeti çoğalıp azalsa da, benimki beni bağlar ve tektir. 
    hayatım boyunca, tüm bu anlarımda, kaçtığım, tek bir dost oldu. 2001 yılından beri. işte bu fanzinin adı o yüzden retro. çünkü, 
    çünkü, ilk kayışı kopardığımda, yani, zihnim bir savunma sistemi geliştirip kendisinin gerçeklikle bağlarını kestiğinde, pac sweet’imi, bol pantolonumu, şapkamı giyip, aslında bir diğer dostu aramak için, yola çıkıp, yine de o dükkandan içeri girmiştim. o diğer dost hayatımda yok artık. olmasını isterdim ama. bir çok, artık ilişkimizin, kendi istekleri sonucu değiştiği dost gibi. benim isteklerim doğrultusunda değişenler de oldu tabii ama yine yukarıdaki, “yaşamsal kaygı değişimi” ve “uyarıcı telkin” seslenişi mevzusuna dönülür, bunun nedenlerine girilirse, bu yazının o konusu o değil. 
    bazı insanların kendi hayatları ile ilgili bazı miladları vardır. yani vardır herhalde bilmiyorum, benim var çünkü. biri o bahsettiğim, dükkandan, gerçeklik algımın kopuk ve peşinde beş halüsinasyonla, yani bildiğin lsd aldığınız da görebileceğiniz kadar net ama hiçbir uyarıcı kimyasal alınılmadan ortaya çıkıp peşimden gelenlerle, o dükkandan içeri girdiğim gündür. 
    her şey olabilir. yani olabilirdi. sizi o an hastaneye de kaldırabilirlerdi. ama yaşanmadı bu. sonrasında da, o “default” ayar neymiş öğrenmiş oldunuz. herkesin şirazesi bozulabilir zaman zaman. ki bozuldu da bazı kişilerin. ama kalıcı olaraktı onlarınki. bu süreçte, senin de çok bozuldu, yani senin derken kendimi kast ediyorum, toparlamayı öğretmeselerdi, toparlayamazdın. çünkü bazen birinin sana çıkış kapısını göstermesi gerekir ve bunu yaparken kelimeleri kullanmaz. ne demek istediğimi şekil çizerek de anlatabilirim ama şimdi accık matematik bilgimle değişik yöntemler kullanıp kümeler konusu üzerinden gitmicem daha önce bir kaç kez yaptığım gibi, çünkü o yolda çıkmaza battığımı söyleyip duruyor seçil, kavga ediyoruz kendisi ile sonra. 
    hem bir de, sonra, bir şeyi daha öğrenmiş oluyorsun bu süreçte. o da, aslında bir çıkış kapısına da ihtiyacın olmadığını. çünkü öyle bir kapının var olmadığını. çünkü kapana kısılmadığını. böyle hissediyor oluşunun sadece algısal bir tuzağa düşmekten ibaret olduğunu. öğreniyorsun yani gene öğretiliyorsun aslında başka başka durumlarda. başka başka kişilerin hayatından göre göre. kelimelere ihtiyaç duyulmuyor gene ve o başka başka kişi kişi kişiler de sana böyle bir şey anlatayım ihtiyacı içinde de olmuyorlar. yani aslında farkında bile değiller, ben öyle kendime pay çıkarıyorum. deliyim çünkü, farazi olan sayısız vakam var benim. ama bu farazilik dünyası içinde, bir giriş veya çıkış kapısına gerek olmadığını, çünkü aslında herkes için kendince ne ise, aldığı ve algıladığı, ondan ibaret bir yolculuk içinde ilerlediğimizin, idrakine varıp, böylece zihinsel ve yaşamsal bağımsızlık bildirgemizi kendi adıma kendim için imzalayı veriyorum. bunun da tahmini olarak, farkına varılıp, imzalanma süreci, 2007 yılı muğla akyaya’ya filan tekabül ediyor. biraz geç algılıyorum çünkü. geriden geliyorum. ama son düzlükte atağa kalkıcam. çoğunluk yarışı birinci bitirmek için koşarken, start noktasına doğru geriye koşmak için. şimdilik duruyorum, geriden geldiğimde yok aslında. bir kaç insan daha var işte, belki bir çok var muhakkak var,  ama ben bir kaç tane tanıdım. benim bu bahsettiğim noktada doğuştan, veya sonradan, -benimki sonradan- durmaya başlayan. çemberin içimi dışımı, kesişim kümesi neresi, biz nerde birleşiyoruz, kiminleyiz, hade el ele verek, düşman kim, o bununla anlaşamıyor biz de kıl kapak, dostumun hedesi benim de hedemdir, düşmanımın dostu hedesi medesinden azade.
     “elinden geldiğince herkesle iyi geçinmeye çalışan” değil, geçinmek gibi bir kelimenin doğduğu yani icad edildiği andan önceki çağda kalan ilişki biçimi ile, temassız gibi aralardan sıyrılarak geçebilen ama çok büyük bir temas noktasının “elim sende” veya “kulaktan kulağa” gibi bir dağılım frekansı ile var olduğunun bilincinde olarak. 
    o yüzden kitle dediğin şeyin, “bir milyon satış adedi” veya bu çağ için konuşursak  “10K” takipçi olmadığının farkında olarak, bir kişide tutmak. hedefini. hatta hedef bile gözetmeden var olmak. kendini hedef almakta doğru bir yöntem olabilir bak. 
    o yüzden. 2004 yılında, şu hala ürettiğim kağıttan uçakları “sadece” retro adlı dükkana bırakmaya karar vermiştim. çünkü diğer yerlerde zaten kimse almıyordu. retro’da da almıyordu. bir tek emin aga okuyordu. gerçekten ama. şaka yapmıyorum. “bir tek” okuyan var derken, başka kimsenin okumadığının ne kadar farkında olduğumu bilerek ve kendimden emin olarak söylüyorum bunu, çünkü edinmek başka bir şeydi. ki edinenin olmaması daha da trajikleştirirken bunu, trajikomik hale ulaştırıp en sonunda komikleştirip kendi zihnimizde, kendi hayatımız için ekstra dram yaratmama ama bunun yanında da gülme efekti de barındırmadan iplememeyi öğrenebildik galiba, o dükkan sayesinde. yoksa devam edemezdik. çoğul konuşuyorum, çünkü öbür kardeşleri de iç alemimdeki, var sayıyorum. 
    var sayılmak önemli bir hissiyattı çünkü. bir zamanlar. yoklama gibi düşünün. hoca sorar. parmağınızı kaldırır ve “burdayım” dersiniz. bi çizik atar adınızın yanına. ama sesinizi çıkaramadığınız için, sizi duymaz ve orada olduğunuz halde yok sayılırsınız. bu başınıza geldi mi? okuldan bahsetmiyorum burada!
    o yüzden biz hep, konuşarak var olma çabası güttük. ses çıkartarak yani. ses benim içinde çok önemli, ama bunu sadece insan sesi olarak, daha doğrusu “anlam barındıran sesler” olarak almıyorum. ama daima bir anlam çabası peşinde koşunca, kendimize de anlam yüklemeye başlayabiliyoruz. mesela bir iş yaptığınızda, değer görmek olabilir bu. veya o işin ünvanını edinebilmek. bu payeyi size kimse vermiyorsa, siz kendi kendinize kendinize kondurmaya başlıyorsunuz peşi sıra. 
    o yüzden şair sevmiyorum ben abi. tanıdığım tüm şairler, şiirlerini okuma meraklısı çünkü, bir ikisi hariç. iki dakka okuma da sohbet edek be abi. talep gelirse oku. başkası sana ne olduğunu söylesin. sen de kabul et veya onaylama. ama “ben öyle biri değilim” derken de bunu sevimsiz bir içinde kibir barındıran alçak gönülülükle de yapma. çünkü o zaman, benim kendi kafamdaki arkadaşlık ilişkisinin bile (dostluk demedim) kendimce olan default gelen ayarları bozuluyor. ha bu çok umrumda da olmuyor tabii.. ama oradan bakınca bu alan güzel görünüyorsa gözüne, bulaşmayıp kendi haline de bıraksan mesela diye çığlık atasın geliyor bazen. atınca da, suçlu oluyorsun. 
    o yüzden yüce tuşder hazretleri ile aramızdaki şeyhlik muritlik ilişkisi gereği (murit olan benim, yaşasın tuşderizm) mesela, temaslar ve temaşalar neticesinde, tee en yukarıda daha yazının girişinde bahsettiğim, bazı alışkanlıklardan da bazı göze daha güzel gelen alışkanlıklar neticesinde vazgeçiyorsun işte. o noktada ne kimseye “hakkını verelim” gibi bir kendinden üstün görme ve yaltaklanmaya kapılmıyorsan ne de “ben yaptım” veya “ben oldum” gibi bir sonuca varmıyorsan, (daima “oluş” halindeyizdir ölene kadar sonu yoktur bunun çünkü) karşılıklı düzenekte dengeyi bozmadan bozulmasın diye de hassas bir çaba sarf etmeden, (terazi değil bu düzenek, tahtirevalli bu arada) o ilişki biçimin devam ediyor işte.
    ve bu fanzin de, işte bunu yakalayabildiğime inandığım, en azından kendi görüş mesafemden öyle hissettiğim arkidişlerimin dostlarımın işini basıp, veya basılabilir değil de “dinlenir-izlenir-gezilir-görülür-sohbet edilir-çayı içilir-çok güzel okey dönülür-eyleme çıkılır-beraber banka bile soyarız moruk ama sonra alkolik oluruz boşver” minvalli işlerine yer vereceğim.
    çoğunu tek başıma hazırlayıp, bir kısmını da çalıp çırpıyorum.. en büyük hırkız fanzinci benim. sonra sağdan soldan almış fanzin yapmış diyorsunuz komik oluyo ama. napacaktık? vahiy de geliyo bana öbür alemim de, tarihteki kendini ilk deccal ilan eden kişi olarak ortaya mı çıkam istiyonuz? bozmayak psikolojiyi, uslu uslu kendi halimizde takılak. hem zaten virüs de var, bence yok da, herkes eve kapanınca daha güzel oluyormuş alsancak, bi gidip spreyle dalasım vardı, sprey yoktu, marker ile bucaya dadandık o da bitti. çalarız sonra yenisini. 
    “haber verseydin gelirdik?” 
    tek takılmayı seviyom ben eylem biçimlerimde. Yatakta da tek başıma uyumayı sevdiğim gibi çooğ uzun süredir. 
    sözün özü, şu fanzine de, tüm daha önceki işler gibi, yapılası herhangi bir kasti müdahale (eleştiri demek istiyor çocuğum-seçil) kamusal alandan özel alana girilmiş 36 küsüratlı haraketten biri olarak kabul edilip, teknik faul olarak değerlendirilecek ve serbest atış hakkı doğacaktır. 
    o yüzden ücretli oluşuna denirse ki fanzin beleş olur, beleş fanzin isteyen beleş dağıtsın pdf’sini göndereyim, renkli kısımları da renkli bassın dağıtsın. minnattar kalırım. Başkalarının beleş dağıtılmasını istediklerini ben cebimden basıp beleş dağıtıyorum çünkü karın ağrısı yaratmayıp.
    şarap parası için tezgah açıyor diyen, evet aynen öyle yapıyorum. fanzin benim, tezgah benim, davayı sattım ben. üç yaşındayken yanlışlıkla, eniştemin sek rakısını su sanıp içtiğimde satmıştım hatta. yeni değil yani, satışım..
    en çok yapılan faule sebep hareketlerin yapılmadan frikiğini kullandığımıza göre. yolum açık olsun. 
    röportajlarımı yapamadım abi. elektrikler kesildi. pardon virüs çıktı. Yok yok karnım ağrıodu. yok işin doğrusu bütün gün müzik açık uzanıp düşler tarlasında, görüntüler yetiştirmek hoşuma gitti. sonra yaparız. hazır zaten onlar, sözler alınmış.
    sonraki sayıya içerik faslı için de e-posta şu ama keyfime amedeus o yayınlama kısmı: girdap@riseup.net    sosyal medya dm’den içerik atmayın, sevmiyom. yakın arkadaşsak ayrı. onlara sövmem için atabilirler inatla. marsilyadan aşklar, bronx’tan öfkeler ile, gazamız mübarek ola. kazağımızdan sakınıla. (gazabımızdan değil orası da evet)  -”şu parantezlerden illallah geldi, kurtar kendini moruk iç açıklamalardan”-seçil 
    tümünü seç, tüm harfleri küçük olarak değiştir. Dosyayı kaydet. Çıkış yap. Üç ayrı yerde yedekle. (becerilemedi sonra tüm harfler küçültülecek diye not al)
    ‪‬
    zackeva..    
  • retro (street zine) haftaya çıkıyor efenim..

    Emin Aga’ya ithafen hazırladığım ve kendisinin her sayıda bir playlist ile açılışını yapacağı, aksamaz ise, 9haftada1 periyodlu olan, italyan fanzin mafyası nüfus memurluğuna, RETRO street zine & Zebelliyat ismi ile kayıtlı fanzin için içeriklerinizi, zokağa çıkmama yasağı bitene değin, yani dilediğiniz zaman girdap@riseup.net adresinden gönderebilirsiniz.. ancak “adım adım zokağa çekme yasağı” bitene değin, yani pazar gece 00:00’a kadar iletmeniz halinde, ptesi zabahından alacağım çıktılar sonrası elde kes biçlerime takviye olacağından, ilk sayıda yayınlanma şansı elde edebilirler. edemeyedelirler tabii. yayın politik A’ma uymaz ise basamam.. 
    içerikle; yazı çizi, abaküs takvimine bağıl fonksiyonlu gündemden bağımsız her türlü ivme, müzikal sinemasal veyahut herhangi bir sanatsal akım veya insan/topluluk üzerine güzelleme/röportaj/izlenim olabileceği gibi, bizzat bu güzellemelerin digital kayıtlarından da (mp3/avi/mkv vs) olabilir. elde nakış tekniği ile hazırladığınız işleri, iyi çözünürlükte tarama şansınız yok ise, posta adresimi isteyip (ki blog’da yazıyor), gönderebilme şansına sahipsiniz.. soru görüş ve önerileriniz için, DM ihbar hattını kullanabilirsiniz.. baskı parasına destek olanların kulakları ölene değin dert görmesin. amin. 
    fanzinin içeriği; müzik/sinema ve zebelliyat (edebiyat değil abi) ile, bir takım ulvi olma derdi peşinde koşmayan görsel işlerden oluşmaktadır. yanında dvd vermemiz olasılık dahilindedir.. gönderilen işler redaksiyona/edit’e tabii tutulmaz ancak aşırı harf hatalı, göndermeden bir kez bile okunmamış baştan savma işleri, cildi bozar.. asayişi bozsa keşke. 
    buraya kadar okuma zahmetine katlananların, e-posta adreslerine, fanzinin “degital” versiyonunu talep etmeleri halinde, pdf olarak ışınlanması düşünülecektir.. açık link pdf vermiyorum, nedenlerim de karakutumda muhafıza edilmiyor, açık ve net yani. 
    cuma namazını, (görünmez) maskeli kılmanın güzel vatanımıza ihanet olmadığını ancak dinimizde riyanın en büyük günahlardan biri olduğunu hatırlatır, görünmez maskelerin corona bitimi de, öncesinde de olduğu gibi takılmaya devam edeceğinin bilincinde olduğumuzu bilmenizi isterken, “evde kalın” çığırtkanlarından uzak durmanızı salık veririz.. selametle. 
    bu iş ile birlikte, bir çok başka iş de çıkacak.. olley. 
    müzik dinleyek o halde: 
    ‪Camera Silens – Comme Hier https://youtu.be/8n38hgmT8oI ‬

  • işportal faaliyetler yeni dönem

    işportamızın ara verip tekrar başlayacağımız (virüsmanik dönem bitmese de başlayacağımız, başka bölgede açmaya başladı zaten yan tezgah arkadaşlarım) yeni döneminde, tezgahımızda yıllar yıllar yıllar önce de olduğu gibi kaset/cd bulanacak.. bir fark ile: çooğ eskiden olduğu gibi korsan değil. orjinal direkt.. kanal bulduk bu konuda geçen hafta.. üstelik orjinal (zaten hiç korsan kitap işinen girmedim de) kitaplar için de kanal bulduk, elimdeki tüm kitapları kışın satmıştım, grubu ya da üç kağıt tezgahımızı yerinden takip edenlerin bileceği üzre.. 
    eğer, verimli geri dönüş alırsak. yani kaptan köşkümüzdeki şarabımız eksik olmaz da üzerine de para arttırabilirsek, seneye ve öteki daha öteki senelerde de kaset/cd işi devam eder.. ve hatta tr’de müziklerini “fiziksel kopya” ile dağıtan müzisyenlerin de, her zaman olduğu gibi sokakta, parasal geri dönüşlü dağıtımcılığını sürdürürüz. pek kalmadı gerçi öyle müzisyen. olsun.. 
    durmak yok, yoldan çıkmaya ve çıkarmaya devam.. 
    he plak soranlar oluyor iki senedir. o işe girmiyom, yüküm ağır oluyo zaten.. bir de tezgahta plak satamam abi.. zorlar. taşıma sonrası heba olmasın çantada pahalı pahalı plaklar. zarar etmeyek yok yere.. çantamı bırakabileceğim güvenilir ve alma/bırakma saat sorunu yapmayan yer bulursam olursa belki.. bırakmam için mekanı gece yarısı kapatan yer lazım. bir de bırakırken yüzünü somurtmucak mekan sahibi.. yoksa yer çok.. başıma gelenlerden sonra, saçma minnet duygusu beklentisi ve almak isterken girilen tripleri kaldırmıyo bünyem😔

  • degitalizm

    2007 sonlarında, zaten inciğine cıncığına kadar bildiğim bir konuda sertifika almak için, kursa yazıldım, havadan bir para girince eve. 
    bugün biraz, aşı konusundaki, tutarlı ve bilime, araştırmaya dayalı bir kaç makale ve video ile oyalanırken, araya kaynayan “saçma” komplo teorilerine de denk gelince ki severim komplo, ciddiye alınacak minik bir kısmı dışında çöpe atabiliyorsan geri kalanını, eğlenceli oluyo. ama aklıma o kurstaki öğretmenim geldi bir kaç komplocu eblek zihnin teorisi sonrası.. doğal olarak konu gates’e dayandırılınca ki kendisi işin vizyon yüzü zaten, tıpkı bir çok politikacı ve liderin de vizyon yüzü olduğu, dünyayı yöneten güç denilenlerin de arkasında reptilianların olduğu gibi. şaka şaka, tek gerçek reptilianlar bir müzik grubu olan Reptilians From Andromeda benim için de. ; )
    öğretmen ve kurs ne alaka, şu: 
    kurs php ile ilgili. o dönem öncesi, yıl boyunca, içine javascript de ajax da gömüp, grafik tasarımını da kendim yapıp hazırladığım taslaklarla iş arıyoz, bulamıyoz. bildiğimiz şeyi bildiğimizi kanıtlamamız için resmi belge isteyen iş görüşmeleri ile muhatabız, gittik kursa.. 
    öğretmen feci microsoft fanı çıktı sayılır. tam olarak fanı değil de, tarafı “açık kaynak kodlu” yazılımlar değil. benim tarafım belli. viva linux.
    söylediği şu oldu: “bu linux’u kapitalist yazılımcılar çıkardı. hindistan gibi bölgelerdeki yazılımcıları, açık kaynak kodlu yazılımlara yöneltip, onların yazdığı ürettiği veya icad ettiği orjinal fikirleri kodları beleşe çalıp kullanıyorlar” 
    bir şey demedim tabii üzerine artık, koca sınıfta, on kişiyiz, yankı yapmasın haklı gerekçelerimiz diye, sustuk es geçtik.. ciddiye almadık, ama diğer her konuda yetenekli ve bir öğretmen olarak anlatım becerisi güçlü idi, hakkını da yemeyek, bildiğimiz şeyi bildiğimizi ispat eden belgeyi aldık yani sonuçta; )) 
    kısaca, eğer yeni dünya düzeni ile planlarla ilgili de, şu an günümüzde medyada (ailem izlio bazen denk geliom bu ara tv’de akıl sır ermeyen teoriler çok) ve çok aboneli kanallarda uzman kesilen “milli değerci” teorisyenler de, o benim 12 sene önceki öğretmen gibi, “bilgi” konusunda daha donanımlı olabilirler.. 
    ancak, önemli olan eldeki (zihindeki) malzelerle ortaya ne koyduğun, kısaca bakış açının yönünden ziyade görüş açının kaç megapiksel olduğudur. 
    zannediyorum o yüzden, yan tezgahımdaki okuma yazma bilmeyen işportacı kardeşim, çok daha iyi görüyor olan biteni.. 
    diyceklerim bu kadar efenim. bilgi önemlidir, ama şu aşağıdaki alıntım ile süslersem, kast ettiğim daha net anlaşılıp, bilgi fetişizminin değil, eylem (ki aktivistlik aslı) ve söylem uyumunun daha saygı duyulası olduğunu ifade ettiğim anlaşılır. 
    bunu neden yazdığıma gelirsek, bi yerde gene sscb güzellemesine karşı üç cümle kurup yanlış yerlere taşınınca mevzu, kendimi de savunmasız bulunca, yazasım geldi. Tuşder biliyor detayını zaten, ben ölünce anılarımı yazıp parayı vuracak kendisi.. ; )) 
    coronaydı, aşıydı, gatesti, windowstu, komplo teorisiydi derken olay soğuk savaş yıllarına kadar uzuyor, kaynakça kaynakçayı link linki getirince karşına vs vs.. biraz da kodlama merakın varsa gates dolaylı başka linkler çıkıyor karşına dönen diğer mevzular hakkında. (android/ios/sosyal medya/bilgilerimizi konumlarınızı verilemizi saklıyorlar paylaşıyorlar “artık” diye, daha önce yokmuş da yeni çıkmış gibi) 
    teori/bilim/felsefe/sanat vs vs bağımsız veya kendi ideolojisini/devletini/kültürünü ya da savunduğu hedeyi futbol takımı gibi bir fanatizm ile tutan bir kafadan çıkmıyorsa iyidir elbet ve resmi tarih resmi gündem resmi kurum resmi örgüt resmi medya resmi BELGE ise benim için değersizdir vs vs  bunun yerine yaşanan deneyimlere ve o yaşayış tarzlarının/bölgelerin/canlılığın gördüğü zararlar üzerine deneyimsel ifadeleri kaale alıyor olmak, öncelikli tercihim çünkü.. sonra bunu düzenleyip, meramımı uzun bir metne dökçem.. fanzin için. çala kalemden çıkarıp. tutarlılıklı.. verili merili.. 
    ne sscb imiş.. üzerine de ne google/apple imiş başka kafalarda arkadaş, bi kurtulamadık övülmesinden, hiçbir yanlışını dile getiremicez, dövüyolar: )) 
    .. 
    alıntı değil, kendi cümlen (veya ifaden/düşüncen, deneyimin de denilebilir)
    düşüncelerini
    sürekli olarak
    bir alıntıyla dile getiren insanlar
    aslında
    hiçbir şey anlatmıyorlardır
    çünkü
    öğrenilen bilgi
    yeni bir fikir oluşturmak yerine
    tekrarları geçerli kılmıştır
    ve bu durum
    annenizin anlattığı
    tarife göre
    yemek pişiremeyip
    misafirlerinize
    hazır çorba ikram etmenize
    benzer
    16.nisan.2009

  • buy THAT life

    BUY THE SELF

    buy the empty

    buy the own

    buy THENothing


    ölü
    adamın parmakları 

    boşluk 
    artı boşluk 
    boşluk yutacak boşluğu 
    arda kalan hiçbir şey yok 
    hiçlik dışında 
    ve son zamanlarda dostlar 
    balkonumdan ya da ekranımdan  
    geçip giden akışı  
    izlemek dışında 
    yapabileceğim 
    hiçbir şey yok 
    arda kalan zaman 
    koca bir sıfır 
    zihnimin içinde 
    sessizliğin korosu 
    son yeni hitini fısıldamakta 
    eksi bir desibelde 
    hâlâ ölmedin derken seçil 
    bunu 
    çoktan ölmem gerektiği için mi 
    yoksa 
    hâla ölmediğimin farkında olayım diye mi 
    söylediğini 
    bilmiyorum 
    evet ölmedim 
    ne yazık ki 
    ya da iyi ki de 
    ama ölmedim ve 
    hayatta kalmak için yerine getirilmesi gereken 
    fiziki şartlar dışında 
    hemen hemen hiçbir şey 
    yapmıyorum 
    balkona çık-odana dönl 
    nefes al-nefes ver 
    arada bir yemek ye 
    su 
    uyu ve uyan ve uyu ve uyan 
    terle ve duş al 
    tırnaklarını kes 
    traş ol 
    tamam tamam pekala 
    son üçünü yapmadan da 
    yaşayabilirsiniz ama 
    hakkınızda pek iyi şeyler 
    söylemeyecektir sessiziğinizi 
    tek duyabilen 
    ev arkadaşlarınız 
    aileniz? 
    öyle de denilebilir bir bakıma 
    ki pek kötü şeyler işitmedin de sen 
    bugüne kadar 
    onlardan ya da şunlardan 
    ama iyi şeyler işitmediğin de aşikar 
    hatta gerçekleri işitip işetemediğin bile 
    şüpheliyken 
    kafandaki durağanlığı 
    üç beş dizeyle 
    anlatamazsın 
    anlayamayacakları için değil 
    bir anlamı olmadığı için 
    bunun ya da 
    herhangi bir şeyin 
    her şekilde 
    her çıkmaz sokağın bir girişi vardır 
    mühim olan 
    arkanı dönebilme cesaretini 
    ortaya koyabilmek 
    vazgeçebilmek yani 
    çıkılamayadabileceğini 
    kabullenebilmek ve 
    başka bir yol aramak 
    herhangi birisini 
    olası ufacık bir ihtimali 
    farklı bir yol dene 
    şarap yerine meyve suyu mesela 
    ya da tuz yerine eroin 
    arap kağıdı yerine jilet 
    uhu yerine idam ipi 
    başka bir şey 
    ya da çalışmak yerine dilencilik yapmak 
    fanzin yerine domino taşı 
    edebiyat yerine dedikodu 
    karınca yerine ağustos böceği 
    ya da ağustos böceği yerine karınca 
    aşk yerine haset 
    anlayış yerine ambargo 
    bugüne kadar ne yaptıysan tersini 
    herhangi başka bir şey değil yani 
    ölmeden önce son kez 
    gülümseyebilme çabası bu 
    içten bir şekilde 
    içinde zihnimin var olmadığı 
    her koşula olasıyım 
    hepsi bu 
    son zamanlarda 
    epey uzun bi 
    son

    görseller reklam değildir 

    bilinçli yerleştirilmiştir metne 

    image

  • zaman makinem olsaydı bu ana dönüp bu yoldan gitmezdim

     image

    2002- CSNS Yayımları..
    Basılısının Başlangıcı. P.R #1 – arka kapak

    ..
    söylenicek çok şey olsa da, susmak iyidir. ve susmak her zaman ve her koşulda erdem anlamına gelmeyebilir..

    ..
    280
    Bir tören hissettim, beynimde,
    Matemliler bir aşağı-bir yukarı-
    Yürüyüp duruyordu-yürüyordu-ta ki
    Anlam siliniyor gibi gelene dek

    Ve hepsi oturtulunca
    Bir ayin-bir davul gibi-
    Gümleyip duruyordu-gümbürdüyordu-ta ki
    Zihnim sağırlaşıyor sanana dek-

    Ve sonra işittim-bir kutuyu kaldırırlarken
    Ruhumu açtıklarını çatırtıyla-
    Aynı kurşundan botlarla, yine
    Derken Uzay-başladı çınlamaya-

    Bir çan olduğundan gökler
    Ve varlık bir kulak yalnızca
    Ve ben ve sessizlik ve tuhaf bir ırk
    Yalnız, kazazede-hurda

    Ve sonra bir tahtası kırıldı aklın
    Ve düştüm de düştüm
    Ve bir dünyaya çarptım
    Ve bitirdim bilmeyi o sıra.
    Emily Dickinson
    Çeviren: Oğuz Cebeci

  • fake pandemiğe imanınızda kusur etmeyin. çarpılırsınız.

    çorana bitkisi geçsin, “evde kalın” diye çığırtkanlık yapanlar tezgaha düşer elbet. feci derece de yakınım olan insanlar (1 değil birçok) en başından beri, “yasak la şişt hoop” dendiği günler de bile çalıştı.kendi tercihi dışında fabrikalar azadlı kölelerden olmasam (yani işsiz) ben de çalışırdım. “tablom 1000 lira ama evde kalın” “yemeğim evime gelsin ama evde kalın” “kargomu da postaladım ama evde kalın” “hepsiçoranada indirim var ama evde kalın” ‬
    ‪bak İŞine.. ‬tezgahı hala açmıyorsam, ki sokağa çıkıyom yani, çıkıyom diye laf eden olursa uluslarası tezgahtaki figüranlığına devam edebilir.. aşırı zorda olmayıp, bir çok ihtiyaç halinde camı kırma isteğimden imtina edişimden, şimdilik dönüyoruz, sar başa.. elbet kırarız böyle giderse, camı da, canı da, kafayı da, kirişi de, neyin kırılması gerekiyorsa onu da.. hiçbir zaman normal bir hayatımız olmadı. o yüzden normal hayata dönme arzusu, bana uygun bir slogan değil.. kendini riske atmıyorsan, hala kaybedeceğin bir şeyler vardır. bir de hiç olmayanlar var.. bu koşullar da 4. kitabını yazdığında (ben değilim o kişi) ilk üç kitabı övgüler alıp ödüllere aday olup/kazanıp sonra “araba çizmekten/sabotajdan/yağma’dan” bahsedilen şiirler yazınca “şiir böyle olmaz” denilen bir dostum.. “imla hatası var”

    koskoca bir sistem hatası var! imla değil!
    hay sanatınıza.. hay sanala açmalarınıza.. kaçtım ben.. uzun uzun kaçtım.. ‪

    Çağrı Sinci – Bak İşine düet Gazapizm & SvA #13 https://youtu.be/7Y5WHNb-nEU ‬





  • gül gül öldük

    anı ile karışık anektod: iki sene önce. benim yaşlarımda (otuzların son yılları) bir hatun tezgaha geldi. tezgaha bakıyor.sonra gözü benim kitaplara gitti. kendi yazdıklarıma yani. fiyatını sordu.dedim 20 lira. bunlar niye pahalı diğerleri ucuz dedi (5-10 fiyat. bir kaçı 50-100 onları sormadı) dedim ben yazdım kendimiz basıyoz vs. maliyet yüksek. aldı ikinci kitabı. ayağa kalktı. okuyor rast gele. sayfaları. dizeler var. kahkalarla gülüyor. ama nasıl kahkaha. hayret ettim. felakat acılara garg olduğum bir dönemin mahsülü onlar çünkü. on onbeş dk filan hem okuyor hem gülüyor, yoldan geçen de bakıyor garip garip. ki kötü bir özelliktir bu bakış olayı. neyse. aha dedim şarabı alacaz galiba,sattık kitabı. “ben bunu dönüşte alayım” dedi, “kaça kadar burdasın.” dedim en erken 23:15 veya sabaha kadar duruyorum. dönüşte alayım. gitti. biz de kahkalardan aldığımız keyfimizle kaldık (keyiflendirdi yani beni de, cidden, ama acı var o kitapta) dönmedi, almadı, bir daha görmedim. sokaktan sık geçen biri ise hatırlarım abi. simayı. isim hafızam bok gibi, sima hafızam sağlam. neyse bu arada bazı başkasının ya da benim, gülünecek hiçbir yanı olmayan postlarına da gülücük atanlar var. ama yüzde doksana doksan beşe komik gelmez yani. 
    he ben de ortada hiç bi bok yokken, mesela film izlerken bir iki üç beş kişi ile veya yalnız, alakasız yerde kahkaha atarım, millet de neye güldüğümü anlamaz. anlatmam da. bireysel o. 
    güzel yani.. gülebiliyo olmak da.. 
    o hatun gibi “dönüşte uğrarım” olmasın.. dönülmez akşamın ufkundayız çünkü. şaka değil. zamanı gelince zaten haklı çıkçam da. zaman makinem var benim. gördüm geleceği. zemt ışınlanma teknolojiisi ile de geziyom dünyayı. galaksiyi. simetrik/asimetrik evrenleri.. biliyonuz. dönüşte uğranılmayacak zamanlar. yol bitiyor. “geriye dönüşler” de..
  • Rap Müzik, Kelime Haznesi, Epidemanic Dünya ve Yeraltı Kültürü üzerine kısa bir zırvalama

    uzun yazcem, müzikten girip virüsten devam edip, zihin/algı/şuur/kelime ile orta yapıp, en son yeraltından çıkan.. okuyan olursa, “ya tutarsa” hesabı, önce söz konusu e.p linkini verem: https://www.youtube.com/playlist?list=PLCTtIudAmKdW96JrIUwpKsY6wt0e_iUQZ
    E.P’den kısa bir kesit videoda. 20Mart2020’de yayınlandı. Sadece bu yılın değil, 30 yıllık Türkçe Rap tarihinin, (bilinen ilk kayıt 89’da) lirikal açıdan en güçlü, en iyi alt metinlerini barındıran, sound olarak da gayet “gerçek hip hop” diyebileceğimiz alt yapılara sahip… üstelik, içinde bulunduğumuz “virüsmanic” dönem itibari ile de dikkata değer görüşler barındırıyor.. gel gelelim, her zaman olduğu gibi, bilinmiyor, dinlenmiyor, tıpkı son dört beş hatta belki on yıldır yayınlanan gayet sağlam sayısız yeni işlerin  (sadece rap türünde değil, sadece müzikte de değil) sallanmadığı gibi. (10K dinlenmeden falan bahsetmiyorum 300-500 gibi rakamlardan bahsediyorum ki, 10 yıl önce yayınlanmış olup hala 1000’i aşamayan bu şekilde en az 1000 tane gerçekten harikulade track sayabilirim) 
    Oysa baktığımız vakit, herkes rap dinliyor gibi görünüyor artık, üstelik herkes üstüne üstlük başka bir açıdan da hem filozof hem en “asil” anarko (lise dönemlerimde 90’s de, 2000’s başları üniv’de benle taşak geçen bazı metalci ve punk’lar  veya milliyetçi/sağcı hatta etliye sütliye karışmayanlar dahil) rap trend imiş.  (anarkoluluk da öyle gerçi, veganlık da, feministlik/pro-feministlik de) 
    çağımızın başka bir sikko trendi olan spoRtify’da da, youtube oranlarının hadi iyimser olarak 10 katı olduğunu düşünülelim ki gerçeğin bu olmadığını üstelik bir takım şirketlerin hem politik hem ekonomik çakallıklarının hüküm sürdüğü alanlar olduğunu da biliyoruz tüm digital platformların.. (netclicks türevleri dahil)
    sayılar çok mu önemli? burada takınılan yer, sayı, rakam. dinlenme oranları heeeç değil. ki madem önemsiz, son iki aydır, insanlar neden gene “sayıya” dönüştükine? ki asıl rap dinleyicisi olan kitlem de fakebook’ta değel, twit de zaten. bu metni bloğa atıp oreye link atıcam zaten. ileride çıkması, dünyaya meteor çarpma ihtimalinden bile düşük olan musikili fanzinimin yeni sayısına kısa pasajlar bunlar.. 
    rica ediyorum.. rap dinliyor iseniz, ucundan kıyısından, es geçmeyin.. atlamayın.. bu ve benzer işleri.. mesela Bendis var, Notra var. Forte var.. orchi, milis, impala.. daha kayıt almamış ama yavaş yavaş ısınma turlarına başlayan 14-18 arası isimler var.. 
    sokağa adım adım çekme yasağını” tamamlarız, bu işleri bir takım kendince haklı sebeplerle bırakanları da işin içine katarak saymaya devam edersek, geçelim. 
    he şimdi Çorona bitkisi veya sevimli virüsümüz gündem iken bu mu derdin diyen olacak. banane çakma virüsten, olmayan salgından.. bugüne kadar var olan “intihar salgınını” “açlık salgınını” “hayvan ve doğa katliamı salgınını” “savaş salgınını” dünyanın çoğu bölgesinde epidemi oranı giderek artan “kadın cinayetleri salgınını” önemsemeyip, kendisinin ve sevdiklerinin canı yanacak ya da ülkesine vatanına milletine veya o çok bi işimize yarıyormuş gibi ülke ekonomisine zeval gelecek diye.. virüsmanik olmak çok doğru sanki… veyahut yangına mal sokarcasına (kaçırırırcasının aksine) bütün ZANATSAL üretiminizi online ebegümecine aktarma telaşı ya da bir an önce ” #EvdeKal ” Lanetine gatkı amaçlı ilhamların çoşması çooğ doğru sanırım.. şu altı günlük digital garantinamdan sonra, bu hesaptan devam edip, (isimden güme gitmezse) profil fotosunu da hep Arky üzerinden seçip tüm diğer platformlarda da; bu yaşımdan sonra -hiçbir ürettiği işi -yeni gelen “aha gadın ekleyek” kafalı içi boş- çoğunlukça siklenmeyen trend bir sosyal plasenta, (pardon platform) halüsinasyonu (pardon hesabı) olmaya karar verdim. sabah sabah twitten “aha wu tang dinleyen kadın” diye dm almak kolay değil.. sabırlıyım gene.. abisi hiç görmemiş wu tang dinleyen kadın. bir de mc abimiz. rap yapıyor yani.. “9 yaşından beri dinliyorum” dedi bir de.. 
    buraya kadar dirayetle okumaya direnen varse, (evet “varse) şunu sorucam.. bu ülkede, yani DünKine Cumhuriyetinde, herkese 9 yaşında “rap dinle uleyn” diye vahiy mi iniyor; asla toplistime giremeyen bir kaç şarkısı dışında da sevemediğim ama rap müzik adına verdikleri emekler adına saygı duyulması gereken Sagopa&Ceza ikilisinin yerüstüne çıktıkları yıllardan sonra? bana 11 yaşımda izmir yerel kanalı SkyTv’den geldi “rap dinle” vahiyi.. sonra yavaş yavaş ilerledik, son on yıldır cerahat ve cahillikle kaplanan bu kültürün yolunda.. iniyosa, benim yeğenlerin bebelere de insin.. en küçük yeğenim 11 oldu hala tık yok.. diğerlerine indiremedik zati de.. büyüdüler keratalar. 
    yoruma cevaplarınızı bekliyorum.. 9 yaşında inen vahiy, 26 yaşına geldiğinizde, bir başka müzikal virüs olan Massaka fanı olmanıza yol açtıysa, buradan kültürel, sosyolojik, politik analize bile giderim de, gerek yok.. 
    #SevdeKal en azından #EvdeKalamayanlarAşkına #EvindeSessizKal hani yakınlarım ve ülkedeki birçoğusu işçi #SokağaÇıkmaYasağınaRağmenİşeGidebiliyor da!  olmadı ücretsiz izin hatta işten şutlanma başlarına geliyor..
    #AdımAdımSokağaÇekmeYaSSağı yani durum. tüm dünyada.. 
    tek başıma uğraşmak zorunda olmasam bir çok isimle bağladığım röportajları filan da gerçeğe dönüştürüp musikili fanzinimi de, hazırlayacaktım bu aralar da olmuyor işte.. başka karın ağrıları mevcut bünyede.. 
    burada yazdıklarımın, dinlenme oranlarından öte gayet başka bir politik düzlemde eşleştirdiğim bir gündemim var, ona sonra girecez. adım adım.. 
    twitter’da her önüne gelen “Hip Hop Head” oldu zati, ya biosuna ya sabitesine yazıyor.. ama müzik üzerinden, sinema üzerinden, (çoooğ yaşa netcliks ve vb.) tv ile erişilemeyen algılar da kültür zehirlenmesine gebe. üstelik zehri kendimiz üretip kendimiz pazarlıyoruz artık… kelimelerin tükendiği, kelime haznelerinin sığlaştığı yerde, tabii ki içi boş görsel ve “kendini gösterme” çabalı insta en popüler Zonksal Mania, T-Rap de en popüler müzik zafiyeti olur.. çünkü kelimeler giderse, o hiç kelimelere gerek kalmadan hissiyatını veya fikriyatını verebildiğin sanatsal işler de üretilemez hale gelir.. bak bu sefer zanatsal demedim-ZanAAtsal işler ayrı ama, onu kast etmiyorum. 
    anlatabiliyor muyum? buraya kadar okuma sabrını gösterip zaman ayıran var ise tekrar sorayım, 9 yaşında bu ülkede insanlara “Allah’ım emri peygamberin kavli ile rap dinle çocuğum” gibi bir vahiy mi geliyor? 
    Oku (İkra) OUT
    Dinle: orta karar
    İzle(yici ol): IN
    azzz sonra: Kendini İzle: Trend! 
    Welcome to “Mirror Age”
    do you under fake starlit you or do you yourself understand YOU..
    Ex Motto
    do it yourself | stay underground | fuck copyright 
    New Motto: 
    Do It KILLself | sLay kandırgrand | Fuck All Right! 
    not: Rap müzik dünyanın en derin ve en büyük kütüphanesidir. üstelik 2002’den beri soulseek üzerinden ücretsiz erişimi de olan dünyanın en büyük ve en derin online kütüphanesidir.. 93-95 arası keyfiyetten yasaklanılmaya çalışılmadı bir takım bahanelerle. elbet tr’de de, hiçbir elit kaygı gütmeden gözü kapalı isyana teşne olabilen, varoşlardaki dimağları zehirleme hacmi ve gücüne, tüm dünyadaki gibi ulaşacaktır. her şeye geriden takip edip bir de kaseti başa osmanlıya sarma çabası güden ülkede olmak başa bela.. 
    Ep Linkini tekrar verek: