aylak

aylak

bir öykü yazmaya
çalışıyorum.. bir odadayım.. hep aynı odadayım! 3 kişi
horluyor. ve kulaklık taktığım halde, seslerini
engelleyemiyorum.. müziğin sesini fazla açarsam, kısmamı
istiyorlar, ve onlara horlamamaları gerektiğini, lanet bir öykü
yazmaya çalıştığımı anlatamıyorum. “yarın okula gitmicen
mi? yatsana sen artık, saat sabahın beşi olmuş” diyorlar.

yatıcam bişi
yazıyom”

ve yazmaya çalıştığım
şeyin içine ediliyor, ardından da duvarda bir yanılsama
görülüyor, bir saniye bile durmuyor ama ürkütüyor beni,
sonrasındaysa peder kalkıyor tuvalete girmek için.. odaya
giriyor..

“yatmıyon mu sen?
okul yok mu yarın?”

“yarın öğleden
sonra gidicem, işim var, şimdi yatıcam” diyorum.. ve sanırım
yalan söylüyorum, çünkü yarın sabahın yedisinde uyanacak ve
derse girmek için evden çıkacağım.. bir hatun gelecek yarın,
garajdan onu alacam.. ya da, du bi saniye, yoksa bu hatun sınıftan
biri mi olsa? barda karşılaşsak? klasik öykü kurguları hepsi…
basit.

bir öykü yazmaya
çalışıyorum.. bir odadayım.. hep aynı odadayım! ve sanırım
bir öykü yazamadım.. olsun.. şimdi de uyuyacağım…

***

uyuyamıyor, kalkıp
defterimin arasına sakladığım 10’luk paketten 6 adet
dimenhidrinat etkili atraksiyonu alıyorum avucuma.. midem bulanıyor
onları her görüşümde! özellikle elimde iken onlar.. bi de suyu
alınca diğer elime.. midem bulanıyor.. acı değiller! tatları
çok da kötü değil aslında.. ama bazı şeyleri hatırlatıyor bu
haplar.. attım ağzıma.. ve su.. kusmak üzereyim ama olmaz.. 15
dakika.. sadece 15.. sonra yoluna girecek her şey.. girecek mi
gerçekten? valide uflayıp pufluyor oğlu hâlâ uyumadı diye..
bişi de diyemiyor.. hadi yat anlamında bir ‘uff’ sesi.. sanki
sıcaktan bunalmış da öylesine söyleniyormuş gibi.. ama öyle
değil işte..

telefonumu elime alıp
bir numarayı tuşluyorum, karşı taraftan bir ses geliyor;
“aradığınız numara geçici olarak servis dışı olmuştur,
lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.”

daha sonra? her gün
aynı şeyi duymaktan bıktım.. 2 yıldır aynı şeyi söylüyor bu
karı bana; daha sonra dene! ‘geçici olarak’mış demek?

telefonumu başucuma
koyup gece lambasını söndürüyorum, saat 6 olmuş.. güneş
doğmak üzere.. midem hareketleniyor.. unutmuşum.. birden
seviniyorum.. işte.. başlıyor.. hemen yatağıma yatıyorum.. 3
dakika sonra şakaklarım uyuşuyor.. sonrada parmaklarım.. gözlerim
ağırlaşıyor.. yarım saat sonrasındaysa -ne kadar çabuk geçti
bu zaman- çalar saat.. valide kalkıyor, peder de, birileri işe
gidiyor işte.. gözlerim kapalı.. ağırım.. ama uyku yok..
bitkisel hayat gibi bişi.. dış dünyada nelerin olduğunu
hissedebiliyorsunuz ama aynı zamanda rüya görüyor da
olabilirsiniz, halüsinasyonlar da.. ya da rüya gördüğünüzü
zannediyorsunuzdur hatta her şeyi zannetmeye başlarsınız bu akış
içinde.. her şeyi zannettiğiniz bir zaman dilimi.. hiçbir şeyden
emin olamıyorsunuz..

sanrılar görmeye
başlamadan önce her cümlenin sonunda ‘sanırım’ dersiniz..
olaylar karşısındaki emin olma duyunuzu yitirdikten sonra sanrılar
kendiliğinden belirecektir.. bunları nerden mi biliyorum? hayır
bir psikolog değilim ben ama emin olun psikologlar da hastalarına
verdikleri hapları kendi üzerlerinde denemiş değiller..

bir yarım saat daha
geçiyor, annem kardeşlerimi kaldırıyor bu kez, ve yeğenimi, işe
ve okula gitme vakti.. daha sonra ben.. ben? ama.. ama ben..

“hasta mısın
oğlum?”

“şeey.. eeaeaa”
konuşamıyorum, git başımdan anne, git, bırak beni, böyle iyiyim
ben, bırak..

“okula gitmicek
misin?”

“gi..de..rim..”

“hadi kalk”

“ta..mam”

“hadi kalk”

“gitmicem bugün”

“olmaz, hadi kalk”

kalkıp, soğuk suyu
yüzüme vuruyorum bir kaç kez. kahvaltı yapacak mısın sorusuna
sert bir şekilde, hayır diyorum, midem berbat ötesi, başım
dehşet, tonlarca demir atmışlar sanki beynime, ağır, çok ağır..
valide yeğenimi okula geçiriyor.. sene başından beri üzerine tek
satır yazılmamış bir defteri alıyorum yanıma, ve bir de içine
uzun süredir uç koymadığım bir kalemi.. yola çıkıyorum.. kent
kart parası cebimde.. kartı doldurmuyorum.. okula yayan gidiyorum..
2 saat sürüyor.. insanları izliyorum.. napıyor bunca insan?
nereye koşuyor? servisleri görüyorum.. içindeki işçilerin hepsi
uyuyor.. kaçırılan otobüslerin arkasından küfürler
savruluyor.. ne bu telaş? anlam veremiyor ve yoluma devam ediyorum..

okula vardım..
girişteki güvenlik görevlisi gıcık edici bir şekilde bakıyor
yüzüme.. dün tartışmıştım onunla, “sana her gün öğrenci
kartımı göstericem lan ben” demiştim, kafam çok iyiydi..

seni şikayet edicem”
dedi bana.. atılmak için uğraşıyorum.. atmıyorlar.. neden?
neden atmıyorlar beni? neden? biliyorum derse girdiler ve geç
kaldım ve kafam çok iyi ve bir cümle içinde bu kadar çok ‘ve’
kullanılmaz.. hepsini biliyorum.. c blok 4. kat, 408 numaralı
sınıf.. gidiyorum.. merdivenleri çıkıyorum.. öncelikle tuvalete
giriyorum.. yüzümü yıkıyorum.. bir kat daha çıkıp koridorun
sonuna kadar yürüyorum.. kulağımı kapıya dayadım, hoca sınıfa
girmiş mi, ders başlamış mı öğrenmek için, bir gürültü
duyuyor ve gerisi geriye dönüp merdivenlerden inmeye başlıyorum..

bir tiple
karşılaşıyorum, beni uzun süredir görmediğinden bahsediyor,
iyi de bana ne, ben senin arada bir göresi geldiğin için ziyaret
edebileceğin bir müze miyim? telefon numaramı soruyor, işte bu
yüzden telefon taşımıyorum genelde, arada bir çağrı atarım
diyor, veriyorum numaramı ama sanırım son rakamı yanlış
söyledim.. görüşelim diyor ve elini uzatıyor..

en aşağıya iniyor ve
kütüphaneye giriyorum.. bakalım ne varmış? hiç bişi yok! bugün
de japon edebiyatından bir şeyler tırtıklayalım.. bir kaç kitap
deniyorum.. sarmıyor.. ayağa kalkıp aşağı iniyorum.. okuldan
çıkıyorum güvenlik görevlisine dik dik bakarak.. otobüse binip
eve geliyor ve bir yalan uyduruyorum; ders boştu, erken çıktık,
vs..

bişiler yazmak için
pc’yi açtım.. annem komşuya gideceğini söylüyor, kapı çarpılıp
evde yalnız başıma bırakılınca bir porno takıp izliyorum..
boşalıyorum.. sonrasındaysa uyuyorum.. akşam uyandırılıyorum..

“dayı dersim var”

“banane senin
dersinden”

“ya lütfen ama ya”

“iyi de banane
yapma ödev”

“zayıf alıcam”

“al”

oysa dünya üzerinde
benim için en değerli varlık kendisi.. yeğenimin annesi bana
bakıyor, kötü şeyler öğretiyorum kızına diye.. ödevine
yardım edeyim diye girdiğim odasında, duvarlardaki bir ton poster
ile yüz yüze kalıyorum.. ve küçük notlar, şarkı sözleri gibi
şeyler, maniler..

telefonum çalıyor,

“alo canım, bugün
görmedim seni okulda, derse de girmemişsin, bişi mi var?”

“bişi yok”

“yarın görüşelim
mi?”

“her gün görüşmek
zorunda mıyız?”

“kırıyorsun
beni?”

“neden?”

“sensiz eksik
hissediyorum kendimi”

“ama ben kendimi
senin yedek parçan gibi hissetmiyorum”

“ya tamam ama keşke
başarabilsem.”

“başarırsın, iyi
geceler”

“kapatıyor musun?”

“bişimi diceksin?”

“yoo oo”

“ee o zaman?”

“hattın diğer
tarafında olman bile bana….” sözünü kesiyorum,

“iyi geceler”

“sana da”

sevgilim falan değil
kendisi. bir sevgilim var zaten. yurt dışına gidip hayaletini
geride bırakan. ve bu yüzden her şeye tersoyum bu aralar. en çok
kendime.

gece.. bir öykü
yazmaya çalışıyorum.. bir odadayım.. hep aynı odadayım! 3 kişi
horluyor! ve kulaklık taktığım halde seslerini engelleyemiyorum..
sanırım ben öykü yazmasını beceremiyorum yaşamayı
beceremediğim gibi.. okula da gittiğim yok, yakında atılırım,
sanırım bir fabrikada da çalışmayacağım.. genlerimde
asırlardır süregelen çalışmışlığın bir yorgunluğu var..
intihar etmem, telaş etmeyin, zaten beceremiyorum.. böylece sürüyor
işte.. sürükleniyorum..

// 09.06.2004

p { margin-bottom: 0.25cm; line-height: 115%; background: transparent }