Kategori: Genel

  • hiçbir şey görme – hiç birşey duyma

    şimdi
    birkaç
    fotoğrafa göz atıyorum da
    bazı
    kareler canlanıyor gözümün önünde
    hayır fotoğraflar yeni
    canlanan kareler eski sadece
    yeni
    fotoğraftaki yeni tiplerin
    yanındaki eski birinin
    yanımda olduğu günlere ait
    bazı anı kırıntıları
    sarhoş
    olunan geceler
    tüm o uzun telefon konuşmaları
    kahkaha
    aşk
    delilik ve düşler ve sihir
    silinmeye yüz tutmuş olan her şeyin
    bir anda renk kazanması zihninde
    ve tekrardan her şeyi
    bir çırpıda başa saran
    yeni birkaç fotoğraf işte
    sözünü ettiğim
    birileri
    eğleniyor
    ellerinde sigara var
    müzik
    alkol
    kadınlar ve erkekler
    ve böylesi partilere
    ayak uyduramayan biri olarak
    evde oturmuş
    aptal şiirler uyduruyorum
    zihnim bana oyun oynamayı
    sürdürürken
    her
    şeyin sonrasını biliyorum
    tüm gecelerin sonrasını mesela
    herkes dağıldıktan sonra
    kimin kiminle ne yaptığını
    ve
    mahkum olmadığımı da biliyorum
    bir odada tek başına
    aptal düşler eşliğinde
    aptal müziklerle
    saatlerimi öldürmeye
    şu an buradan çıkıp
    sabahın beşinde dahi olsa
    bir kadın bulabilirim
    telefonu açar
    ve alo derim mesela
    ve evlerine alırlar
    herhangi birisi olabilir bu
    düşünmeye bile gerek duymam
    hatta
    seçmek için
    ama
    şıklar arasında
    herhangi bir fark göremiyorsan
    kestirmeden gidersin
    ve ben de öyle yapıyorum
    galiba
    orada veya burada
    tek başına ya da kadınlarla
    değişen bir şey olmayacak
    diyorum
    sonuç
    olarak
    anlatmak istediğim
    yalnız olmaktan sıkıldığım
    ama yeniden biriyle
    bir dakikalığına bile olsaydım
    kendimi tekrar burada
    yenilmiş
    emilmiş
    ve kendi zihnimin içine
    hapsedilmiş olarak bulacaktım
    ileriye
    doğru
    bir adım atmak
    hiçbir şeyi değiştirmeyecek
    ama belki
    bu duraklama döneminde
    geçmişte olanların
    tekerrürü ile aramdaki
    farkı iyice açıp
    bir daha asla
    aynı şeyleri yeni baştan
    ve tekrar yeni baştan
    defalarca yeni baştan
    yaşamak zorunda kalmam
    ara duraklardaki
    ufak umut parçalarını toplamak
    bizi gerçek aşka ulaştırmaz
    gerçeklerden uzaklaştırır
    sadece
    ve daha sonra
    en nihayetinde
    tekrar aynı odada
    başka yeni resimlere bakarken
    başka eski kareleri
    canlandırmak zorunda
    kalabilirsin zihninde
    o
    yüzden yapman gereken
    sesini çıkarmadan
    sessizce bekleyip
    eğlenmelerini izlemek
    dans etmelerini
    öpüşmelerini
    sevişmelerini hatta
    görebildiğin
    kadarından
    anlayabildiğin gidişata
    müdahale şansın yok girdap
    bırak
    kim ne bok yerse yesin
    ve sen burada öylece bekleyip
    eskiden sana sarılıp
    ağlayanların
    şimdi başkalarıyla gülebiliyor
    olmasına
    şaşırma
    senin
    için
    içinde bulunduğun durum
    hiçbir zaman iyileşmeyecek
    geçici lale devirleriyle
    mutluluk oyunlarının
    bir anlamı yok
    her
    şey en nihayetinde
    en başa saracak
    ve sen yine burada
    aynı boktan sigarayı içine
    çekerken
    aynı boktan melodi
    yankılanacak odanda
    hiçbir
    şey görme – hiçbir şey duyma
    ve
    hiç kimse de
    bu ânını
    bir resimden görüp
    senin için bir şiir yazmayacak
    sen
    herkes için
    üzerine düşeni yaptın
    şimdi kendi üzerine düşeni
    kaldırmaya çabalama sakın
    ezil altında
    bağırıp çağırma
    hiç sesini çıkarma
    yazma bile hatta
    birinin
    de gelip
    enkazından arda kalanı
    koruma altına almasını
    bekleme asla

    16.mart.2009
  • bir adı olması gerekmiyor

    içeri
    gir
    kapı
    açık
    ve
    dokun her şeye
    yerle
    bir et
    karıştır
    kurcala
    sonra
    çıkıp gidebilirsin de
    hiç
    sorun değil gerçekten
    gerçekten
    hiç sorun değil
    kalmak
    istediğin sürece kal orada
    kendini
    bırak
    kendini
    bırak ve sakin ol
    ve
    uçmaya başla sonra
    her
    nereye gitmek istiyorsan git
    aynı
    boşlukta yaşıyor olacağız
    her
    nereye gidersen git
    peşinden
    gelmeyeceğim
    hayır
    peşinden gelemem
    sen
    de gezme benim peşimde
    her
    ne yapmak istiyorsan yap
    ruhlarımızın
    kesiştiği kadar
    birbirimize
    değebiliriz
    içeri
    girdi
    ilerliyor
    kapıyı
    açtı ve içeri girdi
    ilerliyor
    kapı
    kitli değildi
    kitli
    olmadığını o da biliyordu
    ve
    yürüyor
    ve
    ne kadar derine gittiğini bilmiyor
    her
    an geri dönebilir
    çıkmak
    istediği zaman çıkabilir
    içeriye
    doğru yürüyor
    korkuyor
    gerçekten
    korkuyor ve gerçekten ben de korkuyorum
    hayır
    bunu yapmana izin veremem
    incitmeyeceğine
    dair söz vermeni isteyemem
    beni
    incitmenden korkuyorum
    karşı
    koymak istemiyorum
    karşı
    koymak içimden gelmiyor
    gizli
    bir oda var içimde
    ve
    oradasın sen şimdi
    kimse
    bilmiyor
    kimse
    görmüyor
    nefes
    al – nefes ver
    dünya
    ufacık bir toz parçası şimdi
    her
    ne istersen onu yapabiliriz şimdi
    zihnimizin
    içinde sonsuzluğa gidebiliriz şimdi
    öncesi
    yok
    sonrası
    yok
    ilerliyoruz
    ilerliyor
    bir
    kapı daha var orada
    hayır
    ona dokunmanı istemiyorum
    istemediğim
    hiçbir şeyi yapmayacağını biliyorum
    ve
    kapıya dokunuyorsun
    ve
    kapıya dokunmanı istiyorum
    sonra
    beyaz bir oda
    hayır
    bir saniye
    beyaz
    değil oda
    odanın
    duvarları yok
    odanın
    duvarları görünmüyor
    gözle
    görülemeyecek kadar uzakta duvarlar
    duvarlar
    yok sanırım
    bomboş
    ve
    renksiz
    ve
    saydam
    ve
    anlamsız
    bir
    alan bu
    tanımlamak
    gerekmiyor
    gizli
    olduğu açık sadece
    sadece
    orada olduğunu bilen biri onu görebilir
    istediğin
    şekilde dekore et
    şurada
    bir pencere var
    gördün
    mü?
    ve
    iki de koltuk
    az
    önce yoktu bunlar
    olmasını
    sen mi istedin?
    birine
    oturabilirsin
    diğerine
    de ayaklarını uzat istersen
    ya
    da ben karşına geçeyim
    ve
    konuş sadece
    sadece
    konuş ve
    sadece
    dile
    yeni
    bir duvar inşa edebilirsin kendine
    büyük
    çok
    büyük bir duvar
    ve
    sonra ona
    büyük
    bir boşluk çizebilirsin zihninde
    tüm
    korkularımı almanı istiyorum
    ama
    üşüyorum
    gerçekten
    üşüyorum
    hadi
    bana bir şey söyle
    boşluğunu
    paylaş benimle
    anlat
    sadece
    bilmek
    istiyorum
    hiçbir
    şey yapmaya çalışmıyorum
    ben
    bir hiçim
    ve
    bu halimi seviyorum
    ve
    seni sevebilirim
    evet
    gerçekten
    bunu yapabilirim
    üşüyorum
    gerçekten
    üşüyorum
    soğuk
    burası
    burası
    soğuk ve
    sarılabilirim
    sana
    bir
    bütün olmak istemiyorum
    bir
    parçan olmak istemiyorum
    olduğun
    gibi kal lütfen
    birleşme
    dağılma
    ve
    anlamaya çalışma asla
    bir
    anlam yok burada
    işe
    yarar hiçbir şey yok
    akıyor
    sadece
    boşlukta
    uçuşan kâğıt parçası
    rüzgâr
    yok
    yer
    çekimi yok
    yön
    yok
    tarif
    edilemez
    tarif
    etmek gerekmiyor
    bekle
    sadece
    sana
    bir şey göstericem
    yukarıya
    bak
    ve
    şimdi de aşağı
    bir
    fark görebiliyor musun?
    ben
    göremiyorum
    ne
    tarafa gidersen git
    bir
    şey değişmiyor
    boş
    sadece
    ve
    çok içeride
    buraya
    nasıl geldin bilmiyorum
    ama
    gitmek istediğin zaman
    seni
    çıkışa götürebilirim
    sonra
    geri dönerim
    sınır
    koymuyorum
    ve
    zaman yok
    gerçekten
    zaman yok
    o
    yüzden
    kalmak
    istersen
    kalmak
    istediğin sürece
    kalmanı
    isterim
    müzik
    dinleyebiliriz
    hiçbir
    şey yapmasak bile
    sadece
    müzik dinleriz
    19.mart.2009

  • içime siniyorum

    hiçbir
    şeyin peşinden koşmadan geçen yıllardan sonra
    şimdi
    daha iyi anlıyorum
    aslında
    huzurlu olduğumu
    içsel
    huzurdan söz ediyorum size
    denge
    de olma halinden
    bir
    iyi ve bir kötüden
    ya
    da iki iyi bir kötü
    veya
    hep kötü
    önemi
    yok bunun
    işlerin
    yolunda gidip gitmediğinin önemi yok
    aşkların
    yolunda gidip gitmediğinin
    parasızlığın
    ve çalışmak zorunda olmanın
    can
    sıkıcı günler silsilesinin
    etini
    kemirip duran insanlar silsilesinin
    ruhunu
    sindirip giden insanlar silsilesinin
    dışımda
    olup biten her bi şeyin
    içinizde
    olup biten her bi şeyin
    önemi
    yok – önemi yok – önemi yok
    zaman
    bir şekilde gelip geçiyor dostlar
    iyi
    veya kötü
    günler
    tepelerden aşağı koşan vahşi atlar sürüsü
    ve
    durup dönüyorum sonra kendime
    hiçbir
    şey için istemediğin bir şey yapmadın diyorum
    hiçbir
    şey için bir şeylerini satmadın diyorum
    buradasın
    hâlâ
    ve
    işlerin iyiye gittiğini düşünse de herkes
    sen
    kendi ruhunun iyiye gitmediğini biliyorsun
    bedeninin
    iyiye gitmediğini
    hiçbir
    şeyin iyiye gitmediğini
    yolunda
    gitmediğini işlerin
    gider
    gibi yaptığını sadece
    herkesin
    gider yaptığını çıkarları uğruna
    gerçek
    yüzlerini as yaptıklarını
    ve
    onların kazandıklarını
    ancak
    bu şekilde kazanıldığını
    daima
    kaybediyor olma nedeninin
    bu
    olduğunu da aslında
    ve
    kazanmaya değer bir şey de
    olmadığını,
    bu dünyada
    hayır,
    ben hiçbir şeyi gizlemiyorum moruk dedin
    zihnimde
    dönen her şey dilimin ucundadır dedin
    ne
    hissettiğimi yüzümden anlarsın hemen dedin
    ve
    gidenler gitti
    sen
    hâlâ buradasın
    kendin
    dışında hiçbir şeyin sahibi olmayarak
    ayakkabın
    su almaya başladı
    ve
    çorapların ıslak
    yürüyorsun
    eve doğru
    işten
    dönüyorsun
    ve
    yeni bir ayakkabı almayacağım bu kış diyorsun kendi kendine
    ama
    hiç olmazsa elimi cebime atınca
    bir
    sigara daha kaldığı için
    şanslı
    hissediyorsun kendini
    fotokopi
    makinen dolu olduğu için şanslı
    inkar
    etme boşuna
    kendine
    isyan etme
    her
    şey senin seçimin
    isteseydin
    sadece
    isteseydin eğer
    çok
    daha iyi bir yaşam sürebilirdin
    ama
    yapmadın bunu
    onların
    istediği gibi davranmadın
    onların
    istediği gibi çalışmadın
    onların
    istediği gibi yazmadın
    ve
    şimdi burada durup bana
    boktan
    bir hayat yaşıyorum diye hayıflanma
    boktan
    olmasına boktan, evet
    evet
    ama
    hiç
    olmazsa kendine dönüp baktığında
    hâlâ
    hiç bir şeyin pişmanlığını yaşamıyorsun
    hâlâ
    hiçbir hata göremiyorsun
    mükemmel
    değilsin
    neysen
    o’sun sadece
    neysen
    o
    ve
    her şeye rağmen
    huzurlusun
    hâlâ
    böyle
    hayata sokayım, derken bile huzurlusun
    bir
    gram çelişki yok içinde
    bir
    gram keşke yok
    ve
    sırf bu yüzden bile
    kendini
    sevmeye devam edebilirsin
    her
    şeyi sen seçtin
    seçtiğin
    yolda devam et o halde
    kötü
    evet
    daima
    kötü
    insanlar
    yüzünden kötü
    insanların
    yaşam şekli yüzünden kötü
    insani
    ilişkiler yüzünden kötü
    bu
    yüzden huzursuz
    bu
    yüzden karanlık her şey
    ama
    içinde hâlâ
    kimsenin
    ulaşamayacağı bir güneş var
    ve
    pişman değilsin hâlâ
    hiçbir
    şey için pişman değilsin
    hiçbir
    şey için pişman olmadın
    ve
    her şey kötüye de gitse
    her
    geçen gün
    yaptığını
    yapmaktan vazgeçmeyeceksin
    inatçı
    piç
    hayır
    azim değil
    başarma
    hırsı değil
    kendin
    olarak kalmaya çalışmak sadece
    hemen
    hemen her şey
    sadece
    bununla ilgili
    neysen
    o olarak kalmak
    neyse
    ne işte
    şimdi
    bir pall mall yakıp
    sex
    pistols’ı açacağım
    ve
    bağıracağım en umursamaz halimle
    no
    future, diye
    “we’re
    the flowers in the dustbin”
    “we’re the poison in your human machine”

    6.mart.2009
  • the circle did close indeed

    the circle did close indeed
    saat gecenin ikisi. bir pazar
    gecesi. pazarı, pazartesiye bağlayan bir gecenin ikisi. bir sendrom yaşamıyorum
    ama. bir pazartesi sendromu mesela. ya da onun gibi bir şey. yaşamıyorum. kimileri
    için haftanın başıyken pazartesi, benim haftam ne zaman başlıyor, bilmiyorum.
    iyi bir şey haftaları bilmemek. günleri saymamak iyi bir şey. haftasal anlamda
    aperiyoduk ama sekizde birlik bir periyodla akan vardiyaya ayak uydurmak iyi
    bir şey.
    iyi olan çok az şey kaldı hayatımda.
    tuncay’ın takı tezgahı öldü ve retro öldü ve logos öldü. ve aslında şu an bunu
    dizeler halinde yazabilirim ama yapmayacağım galiba. çünkü, öyle şiir
    olmuyormuş. bu kez de, “böyle yazı olmuyor” diyecekler ama. ama önemi yok bunun.
    bunun ve daha başka bir çok şeyin. sen’in önemin yok mesela. hafta
    başlangıçlarını es geçmek güzel ama. sekiz günde sadece iki kez altıda kalkmak
    zorunda olmak güzel. diğer günler sabahlamak güzel. işte veya evde. ama
    sabahlamak güzel. herkes uyurken uyumamak ve herkes yaşarken uyumak güzel.
    ve güzel olan her şey ölür
    zamanla. çirkin olan her şey de ölür ama, çirkinler daha hızlı üremekte bu dünyada.
    her şey gittikçe kötüleşmekte ve ben de gittikçe kötüleşiyorum aslında. bir
    çözüm önermiyor kimse ama. ben de çözüm olmayan önerileri önemsiyorum galiba.
    çözümü de önemsemiyorum. kafiyeyi de önemsemiyorum. gelişigüzel akıyor yazı.
    gelişigüzel akıyor her şey.
    ama şimdi gelip biri, diyecek ki
    bana, “amma çok kasmışsın kafiyeli cümleler için” diyecek, “seni kafiyeli bir
    şekilde düzebilirim” diyeceğim ona, ama demeyeceğim, yapmayacağım yani, muhatap
    olmayacağım, bir çok şeyle muhatap olmadığım gibi, tartışmadığım gibi
    insanlarla, benle aksi düşünen herkesi “sen haklısın bilader” deyip başımdan
    savdığım gibi..
    bir hakka inanmadan geçen günler.
    hak edilmişliğe inanmadan tükenen günler. tükenen aşklar ve daha az insana
    inanarak geçen her zaman diliminde, bir dilim daha tükendiğini düşünmek. günler
    tükenmeden peşi sıra diziliyken önünde. “bir daha asla” demesi gibi jori’nin,
    “bir daha asla” ile başlayan cümleler kurmak. hiç bir şey görme hiç bir şey duyma. yaptığınla övünme. yapılanlara
    değer biçme. öylece yaşa gitsin işte. yaşıyorum de. ölüyorum de. ölü taklidi
    yapsan bile değerin değişmez kimsenin gözünde. ne düşersin ne çıkarsın. sabitlenmiş
    bir hayat akışı. sabitlenmeyen derinlik. gittikçe daha az alınan nefes ve daha
    çok içilen sigara.
    hey! biri bana “sigarayı
    bırakmalısın” dedi bugün. dün de demişti aynı şeyi. kendisi fosur fosur sigara
    içerken dedi bana bunu. “kaç senedir içiyorsun” dedi, “on bir” dedim. “kaç
    yaşındasın” dedi. “yirmiyedi” dedim. “bırakmalısın” dedi. “bırakmak istemiyor
    canım” dedim. “ben bırakmadığım sürece beni terk etmeyecek tek o kaldı elimde”
    dedim. anlamadı ama. aptal aptal yüzüme bakıp valizleri dizmeye devam etti. ben
    salladım o dizdi. ams yazıyordu bagajlarda. “bu uçak da amsterdam’a çakılır mı?”
    diye düşündüm. “ambarı üzerime kapattırsam ölür müyüm?” diye düşündüm. ölmezdim
    muhtemelen. üzerime gök taşı bile düşse ölmezdim. o yüzden önemsemiyordum
    nikotinin içimdeki etkisini. alkolün zararları mı? çalışmak daha zararlı bana
    kalırsa. ki hiç bir şey kalmaz bana. ki çok basit bir tarzda yazıyorum aslında.
    neden insanların hoşuna gidiyor bilmiyorum bu. bu ve yazdığım her şey.
    kustuğum geceleri tercih ediyorum
    ben yazmaktansa. yeşil bir halıya kustuğum o boktan lanet geceyi mesela.. ve
    şimdi yeni biri daha bana aşık olmuşken bana, ben kafamı uzağa yöneltiyorum
    karşısında. olacağını ümit ederken o. hiçbir şey ümit etmek istemiyorum. hiç
    bir şey hissetmiyorum da. sasha grey’i hissediyorum sadece, o burnuna kokain
    çeker gibi spermleri çekerken mesela. bir filmde gördüm bunu ben. aynen böyle
    yapıyordu sasha. ve ona bir şiir yazdım sonra. ve sonra bana kimsenin bir şiir
    yazmadığını fark ettim. ve hayatım boyunca kendi üzerime yazıyorum dedim. kendi
    üzerime yazılıyorum dedim. ruh dövmecisi sayılabilirim dedim. ruhumun
    dövmelerini kazıyorum kağıt üzerine dedim.
    ve yine de hiçbir şey değişmiyor
    moruk. her şey hala yerli yerinde olanca hızıyla dönüyor. herkes uykusundan
    feragat etsin istiyorum bugün. koca bir davul çalıp herkesi uyandırmak
    istiyorum. sonra adımı israfil koyucam. ve kıyamet koptu deyip olan biteni
    izlicem. kıyak olurdu aslında bu. bir tür illüzyon. koca bir elektronik ses
    sistemi. dünyanın her yerine dağılmış görünmez megafonlar. tek bir kanala
    bağlanmış hoparlörler. ve tüm dünyayı içine alabilecek bir deklanşör istiyorum.
    tek bir kare almam yeter tüm gerçeği görmeme. o yüzden ilk görüşte aşka inanıyorum
    zaten. ilk görüşte nefrete de inancım tam hala. ama ilk görüşte seks bana göre
    değil bence. para karşılığı seks bana göre değil. çocuk karşılığı seks bana
    göre değil. seks yok hayatımda.
    ve bir kez daha, “nevermore”
    derken jori, bir kez daha tekrar edeceğini biliyorum her şeyin. sonra bir kez
    daha sar başa. sonra bir kez daha.. gecenin bir yarısı yapılan sarhoş telefon
    görüşmeleri. gecenin bir yarısı yakılan sigaralar ve gecenin bir yarısı bir
    kafede tek başına. üzerinde bir mont. altında sandalyelerden bozma divan. az
    ilerde birkaç bira şişesi. iki tek sigara. birini sabah içerim diyerek
    yakıyorum diğerini. ve işe gitmek zorundasın diyorum kendime. siktiğiminin
    işine sikik bir halde de olsan gitmek zorundasın. kartı basınca ruhunu
    değiştir. sonra çıkışa bas kartı ve geri al ruhunu. evet aynen böyle küçük dostum.
    her ruh ölümü tadar. her ruh
    boktan mesai saatlerini tatmaz ama.  ben de
    tadıyor sayılmam aslında. yani artık tat almıyorum. durmadan konuşan bir
    ufaklığa, “tamam sen alsancak çocuğusun” diyorum, o öyle olduğunu iddia ettiği
    için diyorum bunu ona. çünkü tartışmak istemiyorum.
    ama bana “taş içtin mi sen hiç”
    diyor, “peki ya şeker?”
    “ha ha, öhöhö” deyip bir sigara
    uzatıyorum
    “dolma mı” diyor, “hayır”
    diyorum, “tütün bitti, bakkala yazdırdım”
    “içerim o zaman” diyor ve başka
    birine salça oluyor bu kez. tamam kurtuldum derken şair geliyor yanıma: “şöyle
    yapıcaz kanka, böyle yapıcaz kanka”
    hiç bi bok yapmıcaz oysa. en
    azından ben yapmıcam. ben burda oturup eblekvari bir şekilde düşlere dalıcam.
    sedasyon halinde görülebilecek en güzel rüyayım diyicem kendi kendime. oysa en
    güzel rüya bile yaşamdan daha bok geliyor bana. biten her güzellik sonsuz kötülükten
    daha bok geliyor. kesintilerden sıkıldım diyorum. kesik kesik akan yaşamdan.
    gıdım gıdım yükselen ve genzimi yakan ısıdan sıkıldım. telaşa mahal yok. bu bir
    albüm adı. benim albümüm, değişik suratların aynı pozları ile dolu nedense.
    sürekli sırıtan pezevenklerin sağanak etkisi: “hey moruk, sence bu karı bana
    verir mi?”
    tıkandığımı hissediyorum artık
    sık sık. ve zihnimi açmak için bir sigara içiyorum nefesim tıkanırken. sonra
    öksürük geliyor ve sonra da adamın biri “sigarayı bırak” diyor. sonra sonra
    sonra. ev telefonum kesik ve cep telefonum işlemez, o yüzden gecenin bu
    saatinde saçmaladıklarım ile kafanızı ütüledi isem, bu cümleden sonrasını es
    geçin bence.. bilinç akışı bu mu bilmiyorum. ama tarzımı önemsemiyorum.
    yazıyorum sadece. ve uzun süredir yazmıyorum.
    sedirin üzerinde uzanmıştım en
    son. sızdım ve sabah oldu ve uyandım. logosun kapısını bir daha açmamak üzere
    kapatıp kilise sokağına baktım. bomboş. keşke hep boş olsaydı diye geçirdim
    içimden. orada gördüğüm hayaletlere dokunabilseydim dedim. geçmiş zamana
    götüren bir makineye tutuldu zihnim bir anda. sabahın yedisindeydik ve orada
    yarım saat oturup ağladım. birileri geçti yoldan. birileri baktı bana ama ben
    ayaklarını gördüm sadece. sonra yoldan birileri daha geçti ama benim içimden
    geçenler geri dönmedi asla. geri dönüşüm kutusu diye bir şey yok. dönüşüm diye
    bir şey yok zaten. dönüş yok. geri yok. geri zekâlı olduğum su götürmez bir
    gerçek sadece. hepsi bu. hepsi bu ve “ayağa kalkıp işe gitmen gerek” dedim
    kendime. kalktım. yürüdüm. hepsi bu.
    sonra iş başı. sonra şu “alsancak
    çocuğuyum” diyen tipin, uyuşturucusal artislikte patanaj yapması. sonra şair
    tipin yakarışları. sonra başka başka şeyler. sonra akşam. sonra sabah. sonra
    tekrar akşam. sonra tekrar sabah.
    ve hala “nevermore” derken jori. “haklısın”
    demek istiyorum ona. “no more…” sonuna ne eklerseniz ekleyin bunun.
    ölü taklidi yapmak istiyorum, ya
    da suni bir sura üflemek. gerçekleri duymak kapı arkasına saklanınca mümkün
    oldu artık. dünya böyle bir hal aldı. ya da başından beri böyleydi ve belli bir
    yaştan sonra bunu idrak edip kapılarını kitlemeye başlıyorsun kendi üzerine..
    kaç kat içerde olduğumu bilmiyorum. ama bana ulaşman için elimi tutman ve
    gözlerime bakman kurtarmaz.. bana ulaşman için bacaklarını açman kurtarmaz. ne
    kurtarır bunu da bilmiyorum. ben kurtulmak isteyebileceğim bir duruma düştüğümü
    de düşünmüyorum. hayır! böyle iyi işte. ne var bunda. boktan saltanat
    mücadeleniz için bir oy sandığı gibi hissediyorum kendimi ve bundan yeterince
    sıkıldım kızlar.. kötü görünüyorum. yani gerçekten kötü görünüyorum. anlıyor
    musunuz? yakışıklı değilim, yapılı değilim, konuşmayı bilmem, sevişmeyi bilmem,
    sarılmayı bilmem. hatta bir insan gecenin kaçından sonra aranmamalı bunu bile
    bilmiyorum. sadece, ozan telefonu uzatıyor ve ben ona “yarın günlerden ne”
    diyorum. “cumartesi” diyor bana. “tatil o zaman moruk arayabilirim” diyorum. ve
    saat onikiyi beş geçe içeri dönüp telefonu ozana veriyor ve “uyuyor” diyorum.
    sonra önümdeki birayı bitiriyor
    ve bir hatunu gideceği yere bırakıp dönüyorum. sonra birkaç kişi gideceği yere
    gidip geri dönüyor. vapuru kaçırmışlar. otobüsü de kaçırmamak için biraz erken
    kaçıp durağa gidiyorlar. erdinç abim karşımda. ben onun karşısında. gözlerime
    bakıyor. gözlerine bakıyorum. ve tık yok. olması da gerekmiyor. “abi sokayım
    böyle hayata” diyicem. diyemiyorum. çünkü sokamıyorum. anlıyor musunuz?
    yapamayacağım hiçbir şeyi de diyemiyorum. ve yapabileceğim hiçbir şeyi de
    yapmıyorum. öylece bekliyorum, “boşuna deneme” diyişi çınlarken kulaklarımda
    birinin. sürekli burnunu çeken birinin. “boşuna deneme”
    bir doların altında yaşamlar bin
    doların üzerinde emek harcar her gün. ve hayatı boyunca bir gün bile işçi
    olmayanlar “işçi hakkı” der durur gazetelerde. ve, pezevengin biri de “durmak
    yok” der, “durmak yok yola devam”. durmak yok evet, yoldan çıkmaya ve çıkarmaya
    devam.
    herkes sigara içsin. herkes
    alkolik olsun. uyuşturucu kullansın herkes. evlilik dışı çocuk yapsın.
    çalışamayacak duruma getirsin kendini herkes. sakat kalsın. intihar etsin.
    bırakalım bu boktan hayatı, arzu edenler hak ettiği gibi yaşasın. bizi hak
    ettiğimiz gibi yaşadığımıza inandırdılar nasıl olsa. isyan bile etmiyoruz
    artık. hatta alkışlıyoruz artık. birileri bıçağı boğazımıza dayamış, bir şarkı
    söylerken “faiz de faiz” diye, biz gelen paranın nereye gittiğini bile bilmeden
    Allah’ın belası faizleri için vergi veriyoruz..
    o yüzden işte, sadece o yüzden
    bana, zamanın birinde, “boşuna deneme” demişti biri, “yaklaş ve burnuna çek.”
    ben de öyle yaptım. sonra yaklaştık ve yaladım. hayır lan, amcık değil, acidden
    söz ediyorum. sonra birkaç hap attım işte. sonra da delirdim ve deli olarak
    kalmama bile izin vermediler. boktan psikolojik zırvalılıklar.
    şimdilerde ilkokul çocuklarına
    tek tip olmayı öğretiyorlar. ve çok iyi başarıyor bunu milli embesil bakanlığı.
    çok iyi başarıyor alsancağı o gençlerle donatmayı. bize düşman olmalarını çok iyi
    sağlıyor. her şeyi bilmeden öğrenmelerini çok iyi sağlıyor. önce türklüğünle
    övün. sonra da çalış ve güven. oy ver ve güven.
    biri gelip diğerinin açıklarını
    açıklar. sonra bir diğeri bir diğerinin. sen de bu arada “sabah cumartesi”
    dersin. sabah cumartesi. değil belki de. belki de yanılıyorsun. belki de
    fedakarlık edilen şeylerle edilmesi gereken şeyler mutlak değerlere bağlıdır.
    belki de her “sana aşığım” diyen hatunu yatağa atıp, ertesi gün unutman
    gerekiyordur. belki de yazmaman gerekiyordur artık. belki de erdinç abi gibi
    olmak iyi bir şey değildir. emin abi gibi olmak, cem abi gibi olmak, esat abi
    gibi olmak, tolga abi gibi olmak. iyi bir şey değildir belki. belki iç huzur o
    kadar da önemli değildir. huzursuz olsan da, iç huzurunu korumak için yapmak
    zorunda olduğun şeyleri elinin tersiyle itip burnunun dikine gitmek iyi bir şey
    değildir. ölünce unutulur her şey nasıl olsa. daha ölümünü beklemeden unutanlar
    da oldu nasıl olsa. ne dersin girdo? bu boş akış, iyi bir şey değildir belki.
    belki okulu bırakmamalıydın. belki iki sene içinde mezun olup, ameriKKKaya
    burslu giden o üçlü içinde yer almalıydın.. geri dönmezdin sonra belki. sonra
    belki birkaç milyon dolara bir ev alır ve dayanım hesaplarına kafa patlatıp makine
    parçaları çizmeliydin.
    burnun kalkık girdo. hayır o
    anlamda değil. fiziki anlamda kalkık. ve sen burnunun tersine gidiyorsun
    aslında. aşağı doğru yani. ve bunun farkına varsan da, “bu şekilde kendimi
    huzurlu” hissediyorum deyip boktan bir ölümsüzlüğe inanıyorsun her üç ciğerinde
    kan kusarken. hayır hayır, bir açıklama yapmaya ihtiyacın yok senin. özür
    dilemeye inanmıyorsun. her şeyi çarçabuk unutup yeni tuzaklara takılıyorsun..
    hafızan balıklardan beter. “tuzaklara dikkat et” dediler sana.. “oyunu,
    kuralına göre oyna” dediler. sen, “kazanmak istemiyorum” deyip üstüne
    kaybetmediğini iddia edip durdun. “bu oyunda yokum” dedim. ama bu oyun var. ve
    sen oynasan da, oynamasan da, sahadan çıkamıyorsun. birileri sürekli topu atıp
    duruyor sana, fırsatları elinin tersiyle itip, “siktirip gidin” diyorsun
    herkese. “ben sizden değilim” diyorsun ama kendinde de değilsin.. “imlama
    dokunamazsın, kelimeme dokunamazsın.” çok da umrunda sanki onların, senin ne
    bok yediğin. insanlar artık yazar olmak için üste para veriyor.. sen, yazar
    olmamak için direniyorsun adeta. basit bir oyun bu moruk. jori daha seksen yıl
    “see nothing” diyebilir sana. ama bazen, gözlerini açman ve sert bir bakış fırlatman
    gerekebilir. her şeye “tamam” dememelisin. herkese “sen haklısın” deyip geri
    çekilmemelisin.. çekilebileceğin bir alan kalmadı artık zaten.. duvara dayandı
    sırtın. ve biraz daha zorlasan duvar çatlayacak. arkası boşluk. ve birinin
    gelip de elini uzatacağını da sanma sakın. kimseye el uzatmadılar bugüne dek.
    herkes iflas edip köşesine çekildi. sıra sana geliyor. belki bir on yıl daha
    dayanırsın. bu gidişle onu da başaramayacaksın. ve sonra kendi ufak malikende,
    aptal fanzinleri hamamböceklerine yedirirken, elektrik faturasını ödeyemediğin
    için müziğin de kesilicek. aynen şimdi telefonunun kesildiği gibi olucak bu. ve
    zor zamanlarda, kimseye ulaşamadığın gibi, müziğe de ulaşamayacaksın. bunu
    yaşayanları gördün. insandan uzak bir alanda pil alıp müzik dinlediniz emin
    abiyle. ve onun da yanında biri olmadı hiçbir zaman. hiç kimsenin yanında biri olmadı.
    senin de yanında olmayacak.. tercih senin moruk, ama beni korkutuyor bu
    gelgitlerin. yirmiyedi beni korkutuyor.. ve bu çift kişilikli yazdığın şey, bi
    boka yaramaz.. bilinçli olarak yapmadın bunu çünkü. hiçbir şeyi bilinçli olarak
    yapmıyorsun.. mantığı sikip atmışsın bir kenara. duygularına güveniyorsun.
    kimse duygularına güvenmiyor oysa. o halde. o halde ne? o halde hiç.. hiç bir şey görme, hiç bir şey duyma..
    yirmibirindeyken sen, bir halüsinasyonunun,
    kilise sokağında sana söylediklerini unutma sadece. “bir gün seni de avlayacaklar
    adamım” demişti sana, “bir gün herkesi avlayacaklar” demişti, “ama biz
    evcilleştirelemeyen bir türüz” dedi, “o yüzden bizi kafese kapatmak yerine deli
    damgasını vuruyorlar alnımıza. sonra kimseyi inandıramıyoruz. kimseyi
    güvendiremiyoruz. öyle eblek bir şekilde, bizim gibi üç beş deli daha bulup,
    yağ satarım bal satarım oynuyoruz sadece.”
    bunları dedi. dedi ve öldü. bir
    psikolog gelip halüsinasyonlarını kısmen öldürdü. bir çok insan da öldü. bir
    çok insan öldü ve bir çok insan da öldürüldü. bir çok insan intihar etti. ve
    hala kendini özel hissediyorsan, oyunun dışında kalmayı sürdür. koşmak hiç bir
    şey kazandırmayacak sana. hangi yöne koşarsan koş, hiç bir şey
    kazandırmayacak.. yürüme bile. sadece, olduğun yerde kal ve ayakta dur. yapman
    gereken tek şey bu. hiç bir şey görme hiç
    bir şey duyma.
    hiç bir şey kazanmayacaksın. ama kaybetmeyeceksin de. ve
    kimse gelmeyecek de, boşuna bekleme. öyle ya da böyle..
    sigaraya inan sen. alkole inan.
    uykuya inan. yazıya inan. kendine inan. ve kapat gözlerini. hiç bir şey görme hiçbir şey duyma.
    bırak insanlık tarihi ne hali varsa görsün.. bulaşma onlara. “hıhı” deyip
    geçiştirir. “evet haklısın” de. “bravo sana” de. tartışma bile. aksini iddia
    etme. uyarma. kurtarma da. seni de kimse uyarmadı bugüne kadar. “bak arkanda
    bir karanlık var ve senden daha hızlı hareket ediyor” demedi. “güneş yok. güneş
    hiç olmadı” demedi.. sen biliyordun ama bunu. ve inat ettin. azimli değildin
    ama inat ettin yine de.. boktan bir hayatı sürdürmeyi göze aldın. ve senle bu
    boktanlığı paylaşmadı kimse. bunu göze almadı. o halde şimdi, gelecek bi kaç ay
    içinde, ufak bir evde kendi kendine yaşama hazırlan. zack olmaya hazırlan
    moruk. başka şansın kalmadı.
    onlar ayak direyecek mutlaka. “bırak
    bu işleri” diyecekler. “gel dergimizde yaz” diyecekler. “gel kitabını basalım”
    diyecekler. “oo senaryo mu, ben yönetmenim” diyecekler. sik at hepsini.. bir
    fotokopi makinesi yeter hepsine meydan okuman için. kendi kendini dağıtır
    kopya. uğraşmana bile değmez. “bir kopya yeter” demişlerdi. 1976. bir kopya
    yeter. adını hatırlayamıyorum tam olarak. ama isimlerin bir önemi yok. sayfa
    numaralarının bir önemi yok. her şey yüzeysel diğerleri için. sen dünyayı
    köpekler gibi gör. siyah ve beyaz. yin ve yang. da ve da.. bu kadarı yeterli.
    çaba sarf etmen gerekmiyor. bir
    kadına aşık olman gerekmiyor. sana aşık olan yeterince kadın var zaten. ve
    hiçbir önemi yok kadınların. erkeklerin hiçbir önemi yok.. herkes yalnızdır ne de
    olsa. insanlar doğarak çoğalır ve yalnızlaşarak ölür.
    kitap okumuyorum ve film izlemiyorum,
    tamam mı? müzik dinliyorum sadece. ve hep aynı şeyleri dinliyorum. her şey
    öldü. yeni olan her şey eskinin bir tekrarı. her şey hala aynı. yeni diye bir
    şey yok. tarih sona erdi. adem’in kendini lilith’den üstün gördüğü gün tarih
    sona erdi. o gün başladı iktidar savaşı. ondan önce başladı. şeytan ve tanrı
    arasında. belki daha da önce. ama hiç sona ermedi. ve ermeyecek. tekrar etmeye
    devam edicek. her şey tekrar etmeye devam edicek. ve sen olduğun yerde kaldığın
    sürece, tekrar etmiyor olucaksın.

    ve neden bahsettiğimi
    anlayamıyorsanız, sizden daha derin yazıyorum demektir. şimdi gidip bir üç bin
    kitap daha okuyun. ben yaşamaya devam edicem.. yirmiyedi geçicek.. yirmisekiz
    geçicek. sonra otuz. sonra kırk.. bundan sonra, geriye kalan her ne varsa, her gün
    ters döndürülen bir kum saatinden farksız olucak.. ama siz, farklı bir şey
    aramayı sürdürün. işe git eve gel.. başka bir şey yok… olması da gerekmiyor
    artık.. olmak isteseydi, olurdu zaten.. ben istemesem de olurdu.. o yüzden
    şimdi koltuğa uzan ve ayaklarını uzat.. tavan. hep aynı tavan. boyamak
    gerekiyor. ama saçını bile tarayamıyorsun sen.. çember kapandı. the circle did
    close indeed. çember kapandı. karanlık karanlık karanlık.. başka hiç bir şey
    yok görebileceğin. o yüzden kapat gözlerini, ve bodoslama dal hayatın tüm
    virajlarına. bırak ölen ölsün. sen çoktan öldün nasıl olsa. şimdi sakın bir
    şeyler için umut edip de, ölü taklidi yapmaktan vazgeçeyim deme..                  * başlık this empty flow’un
    bir şarkısının adıdır  – 2 mart 2009
  • 11.

    bazen
    bir
    sigarayla başım döner ve
    nefesim
    sıkışır
    ve
    “tamam” derim
    “üçüncü
    ameliyat geliyor”
    ve
    düşünmem asla
    en
    yakın hastane nerede diye
    ya
    da etrafıma bakınmam
    bana
    kim yardım edebilir diye
    öylece
    beklerim
    kontrol
    ederim ciğerlerimi
    tekrar
    mı ediyor?
    birkaç
    alveol daha mı patladı?
    üçüncü
    ameliyat yolda mı?
    ölecek
    miyim doktor?
    bir
    daha sigara içmemelisin der doktor da
    alkol
    yok
    ve
    ne yediğine dikkat etsen iyi olur evlat
    ağır
    kaldırman da yasak
    bronşit
    başlangıcı
    2
    pnömotoraks ameliyatı
    giderek
    yavaşlayan kan akışı
    kalpte
    ritim bozukluğu ve
    zaman
    zaman nükseden
    mide
    spazmları
    ve
    hâlâ ölümün
    bana
    çok uzak olduğunu düşünürken,
    zaman
    zaman
    nefesim
    sıkışır ve
    öylece
    beklerim ben de
    neler
    olacak diye
    hiçbir
    şey olmaz ama
    ve
    birkaç dakika içinde
    hiçbir
    şey olmadığının farkına varır
    ve
    kaldığım yerden devam ederim yaşamaya
    her
    ne yapıyorsam yapmaya
    ölümün
    üzerine sürerim arabamı
    o
    yoldan kaçar inadına
    bir
    çarpışma için erken der azrail
    yaşamana
    bak evlat
    yaşamın
    tadını çıkar

    2
    ocak 2009
  • fanzin yapmak isteyen birine

    insanlara
    bakıyorum.
    bana
    “ben
    de fanzin yapmak istiyorum ama
    zamanım
    yok uğraşmaya”
    diyen
    insanlara
    “bunca
    işe yetişebilmene
    şaşırıyorum
    doğrusu”
    diyebilen
    insanlara
    ki
    doğrusu
    yetişemiyorum
    da
    ama
    umursuyor da sayılmam bunu
    periyodu
    umursamıyorum
    dağıtımı
    umursamıyorum
    önceki
    sayıları umursamıyorum
    kendimi
    umursuyorum sadece
    kendi
    zevkimi
    elime
    aldığımda ilk kopyayı
    tadacağım
    hissi
    ve
    sonrası önemli değil
    ve
    öncesi unutuldu gitti zaten
    hiç
    satmayan dönemler
    elimde
    patlayan dönemler
    kimsenin
    yazı göndermediği
    gidip
    almadığı
    gözünü
    bile sürmediği dönemler
    şimdi
    buradayız
    2008’in
    son gününde
    ve
    insanlar durmadan
    yazı
    göndermeye
    resim
    göndermeye
    fanzini
    edinmeye
    tanışmaya
    ve
    arada sırada da
    silah
    çekmeye çalışıyor
    bok
    atmaya mesela
    eleştiri
    amaçlı başlayıp
    küfürle
    biten postalar
    ve
    hiç önemli değil diyorum onlara
    gerçekten
    hiç önemli değil
    öncesi
    veya sonrası
    hiç
    bir önemi yok
    şimdi
    buradayız
    2008’in
    son gününde
    ve
    ben de buradayım
    hâlâ
    aynı teraneyi
    gevelemeye
    devam ederek ağzımda
    do
    it yourself, do it yourself
    para
    yok
    kağıt
    yok
    uhu
    yok
    ve
    yine de yeni bir fanzinin
    hesabını
    yapıyorum kafadan
    36
    sayfadan 9 a4 diyorum
    50
    kopya çeksek ne yapar abi
    kabaca
    bir hesapla
    40
    diyor bana
    ve
    sonra tekrar
    adamın
    biri
    “bunca
    işe nasıl zaman buluyorsun” diyor
    “şaşırıyorum”
    napıyorum
    oysa
    boş
    boş bekleyip müzik dinlediğim zamanlar dışında
    ölümüne
    içtiğim ve sabahı kaybettiğim geceler dışında
    ortalama
    on saatimi sattığım mesailer için
    her
    gün tıraş olmak dışında
    koca
    bir hiç diyorum
    koca
    bir hiç
    elde
    var sıfır
    ve
    sonra dönüp ona
    “boş
    zamanlarında naparsın” diyorum
    “televizyon
    izlerim” diyor
    ben
    izlemiyorum
    “internette
    takılırım”
    ben
    takılmıyorum
    “msn’de
    geyik falan işte”
    onu
    da yapıyor sayılmam
    “ee
    sonra? dolu zamanların?”
    “ders
    çalışırım abi”
    hiç
    ders çalışmadım
    ve
    pek gazete okumam ayrıca
    kolaj
    içindir gazete
    film
    izlemem
    dizi
    izlemem,
    oradan
    oraya gezmem
    tabiri
    caizse
    ot
    gibi yaşayan benim
    evden
    işe işten eve
    ve
    sonra dönüp
    bunca
    saçmalık için bana
    başıboş
    fanzinler için
    “helal
    olsun” diyorlar
    helal
    olmuyor ama
    genellikle
    sonrası
    tam
    bir işkence haline dönüşüyor
    kitapevleri
    ile kavgalar
    fotokopicilerle
    pazarlıklar
    insanlarla
    anlaşmazlıklar
    ve
    sonra dönüp
    evde
    daima
    evde
    bir
    sonraki sayı için
    şapkadan
    tavşan çıkaran sihirbaz gibi
    okus
    pokus yapmak zorunda kalmak
    “her
    şey hâlâ aynı” diye yazmak
    kapkalın
    duvarlara
    bir
    adam daha geliyor
    “senle
    röportaj yapalım
    bir
    dergide köşem var”
    “yap”
    ilk
    soru
    sor
    “nasıl
    oldu da bu noktaya geldi bu işler?”
    bilmiyorum
    hiç
    bir şey yapmadım ben
    kimseyi
    kolundan tutup çekmedim
    gel
    bilader yaz demedim
    al
    şunu git evinde oku da demedim
    ben
    burada duruyordum
    ve
    herkes kendi geldi
    ve
    kendi kendine gidecek her şey
    on
    sene sonra
    ne
    olacağının
    bir
    önemi olmasa da
    şimdi
    tam burada
    hâlâ
    aynı şekilde
    ilerliyor
    işler
    ve
    sen o bardan o bara gezerken veya
    msn
    pencereleri arasında can çekişirken
    ben
    evde oturmuş sayfaları yapıştırıyorum
    tek
    fark bu dostum
    zaman
    olduğu yerde duruyor
    ve
    ben bir şeyler yetişsin diye
    deli
    gibi koşturmuyorum
    sen
    zaman bulamıyorsan
    bu
    aramadığın
    içindir
    o
    yüzden şimdi
    zamanının
    olmadığını söyleme bana
    çünkü
    öncelikle
    öğrenmen
    gereken şey
    fanzinin
    zamandan
    bağımsız bir şey olduğudur
    şimdi
    her
    ne yapmak istiyorsan
    yapmaya
    devam et
    ama
    bana
    tirişkadan
    bahanelere gömülü kalmış
    arzular
    sunma lütfen

    31.aralık.2008
  • 9.

    bir
    noktada anlaşalım istiyorum küçük dostum
    ben
    hiçbir şeyim
    ve
    öyle de kalıcam
    en
    azından kendi gözümde
    kendi
    görüş mesafemde
    aynaya
    bakınca gördüğüm tek şey
    tıraş
    olmaktan nefret eden ve
    yine
    de onu zorladıkları hiçbir şeye
    karşı
    gelemeyen bir aptal oluyorken
    nasıl
    olur da bir şair olabilirim?
    saçmalık
    ve
    gerçekten boşa harcanmış
    geçmişte
    kalkılan
    tüm
    ataklar
    şimdi
    burada oturmuş
    yarınki
    vardiyanın
    derdine
    düşmüşken
    senin
    gözünde bir tanrı olduğumu duymak
    bana
    hiç iyi gelmiyor
    çünkü
    aldatıcı her şey
    tüm
    çaba
    azim
    gibi görünen ama
    can
    sıkıntısından başka hiç bir şey olmayan
    tüm
    bu çaba
    çaba
    bile değil hatta
    görülen
    hiçbir şey
    ya
    da sadece benim öyle gördüğüm
    varsa
    yoksa can sıkıntısı
    insanlar
    gülerken
    ben
    sigaramı aranıyorum şimdi
    sanki
    tek kurtarıcımmış gibi
    grunge
    şarkıları çalarken kulağımda
    senin
    övgülerini dinliyorum
    şiir
    yazmak bizi kurtarmaz
    öyküler
    de öyle
    ya
    da fanzinler
    yapılan
    röportajlar
    yazılan
    saçmalıklar
    onca
    kağıt parçası
    kağıt
    parçası olarak kalacak
    üzerindeki
    harfler
    onları
    diğerlerinden farklı kılamayacak kadar
    silik
    bir ruhun ürünü
    sadece
    farklı hissediyor kendini
    bu
    yüzden batışta zaten
    bu
    yüzden soruyor kendine
    “tüm
    dünyanın nesi var böyle” diye
    “neden
    herkes her şey yolundaymış gibi davranıyor” diye
    ama
    cevabı bilmiyor
    ve
    hiç kimse de kulak vermiyor ona
    şimdi
    bana
    küçük
    dostum
    çok
    iyi gittiğimi
    ve
    bir gün başaracağımı söyleme olur mu?
    becerebileceğim
    tek şey
    burada
    oturup beklemek sadece
    sigara
    içmek
    müzik
    dinlemek
    ve
    bu arada
    kendim
    için
    bazı
    iyi
    bazı
    kötü
    bazı
    işe yaramaz
    cümleler
    kurmak
    ayak
    tırnaklarıma bakıyorum şimdi
    uzunlar
    ve kesmiyorum
    sakallarımı
    kesicem ama

    elbiselerimi de giyicem tabii
    botlarımı
    eldivenlerimi
    ve
    yüklenicem kolilere
    ve
    yüklenicem kendime
    daha
    çok yüklenicem
    itip
    debelenicem
    ve
    sen gelip bana
    benim
    bir tanrı olduğumu söyleyip
    benden
    çok daha klas bir şekilde
    yaşamını
    sürdürürken
    “keşke
    yerinde olsaydım” diyeceksin
    “keşke
    yerinde olsaydım” diyicem ben de
    işte
    o zaman belki,
    sana
    göre çok güzel
    bana
    göre çok ebleh olan
    şiirler
    yazamadığım halde
    kendimi
    iyi hissedebilirdim
    senin
    gözünde
    bir
    tanrı olmamın
    bana
    yararı olmaz
    ama
    sen benim gözümde
    bir
    azize olarak kalmayı sürdüreceksin daima
    bundan
    şüphen olmasın
    ve
    bunun seni
    mutlu
    edeceğinden de eminim
    benim
    mutlu olmam için
    bir
    tomar kağıt
    uhu
    ve makas
    yeterli
    olur zaten
    geriye
    kalan ne varsa,
    dünya
    da olup biten
    onların
    sorunu
    onlar
    kurdular
    onlar
    yaşayıp
    onlar
    kudursunlar
    bir
    şeyleri korumak ya da
    değiştirmek
    için
    ki
    bana göre
    savunulması
    gerektiği düşünülen her şey
    bir
    saldırıya uğrar
    o
    yüzden mülkiyetle eş zamanlıdır
    hırsızlığın
    doğuşu
    veya
    savaşın, sınırlarla
    solun
    tarihi
    sağınki
    kadar eskidir ama
    her
    şeyden önce var olan ve
    daima
    hiçliğe akan
    tek
    şey
    hiçbir
    zaman yok olmaz
    o
    yüzden küçük dostum
    bırakalım
    onlar kazanıp
    onlar
    kaybetsin
    ve
    sende benim yerime
    kendini
    tanrı ilan et
    ben
    öyle yapıyorum çünkü
    ufak
    hayatlarımızın
    yarı
    tanrılarıyız bizler
    mutlu
    olmamız için
    düş
    kurmamız gerekmiyor
    veya
    başarmış olmamız için
    herhangi
    bir şey ispatlamaya
    ihtiyacımız
    yok
    kazanç
    yok
    kayıp
    yok
    her
    şey bir gün uçup gidicek nasıl olsa
    şu
    an burada
    ihtiyacım
    olan tek şey
    bir
    sigara içmek,
    paket
    sende kalabilir ve
    her
    şey iyi de olabilir
    kötü
    de olabilir
    ama
    sonrasını
    sonra
    düşünelim olur mu?

    27
    aralık 2008
  • duvarlar

    bazen
    iyidir
    bazen
    kötü
    genellikle
    kötü
    ve
    sen genellikle
    genelde
    var olanı düşünmezsin
    süregelen
    alçalmayı mesela
    irtifa
    kaybedişini günden güne
    tüm
    yumruklarının boşa gidişini
    seni
    bağlayan sicimlerin keskinliğini
    akrep
    ve yelkovanın arasındaki sefilliğini
    ruhsuz
    gidiş gelişleri
    ruhsal
    gelgitleri
    her
    şeyi görmezden gelirsin
    kötü
    olan ne varsa
    kötüye
    doğru gitmekte olan ne varsa
    ve
    biraz daha dersin
    bir
    adım daha
    bir
    gram daha
    bu
    kez olacak
    geri
    dönüş yok
    ileriye
    gidemesen de
    denersin
    en azından
    on
    bin yüz on ikinci kez başa sarışının şerefine
    dikerken
    şişeyi
    ruhunu
    fondip yapan baykuşları es geçersin
    her
    şey karanlık ve karanlığı görmek istemiyorsun
    karanlıkta
    görülebilen tek şey bu ama
    ve
    bazen iyidir işte
    sadece
    bazen
    çoğu
    zaman kötü
    bazen
    iyi
    ve
    bu da öyle anlardan biri
    bir
    odadayım
    sigaramı
    içiyorum
    müzik
    çalıyor
    sonra
    bir sigara daha yakıyorum
    sigara
    üstüne sigara
    kestiğin
    kağıtlar
    kestikleri
    dilin
    sonra
    yapıştırdığın kağıtlar
    bağladıkları
    ellerin
    sonra
    kopyaladığın kağıtlar
    salgıladıkları
    zehir
    sonra
    katlarsın kağıtları
    ve
    biri ışıklarını söndürür ardından
    zihninin
    ışıklarını
    soğuk
    gerçekten
    soğuk
    hiç
    bir şey görme
    hiç
    bir şey duyma
    sonra
    gerçekten soğuk ve
    başından
    beri var olan
    göz
    ardı etmeye çalıştığın
    kötücül
    gerçeklik
    gün
    ışığına çıkar
    ve
    neler olduğunu ya da
    neden
    tekrar iflas ettiğini
    sorup
    duran herkese
    “böyle
    iyiyim” dersin
    “böyle
    iyi
    iyi
    olmasa bile
    iyiye
    gidiyor
    iyiye
    gidecek”
    konuştukların
    ve
    inandıkların
    farklıdır oysa
    kapkara
    ve
    sadece karanlığa odaklanmış
    bir
    kafanın içinden çıkan
    tek
    başına kalıp saçmaladığı
    salak
    dizeleri dışında
    geriye
    kalan her şey
    bir
    şeylerin iyiye gittiğine dair
    havadislerden
    ibarettir
    ve
    gerçekten iyiye gidiyor olsa bile
    fanzin
    yüz bin milyon baloncuk satsa bile
    “yırttın”
    deseler bile
    ruhen
    yırtamayacağının bilincinde olarak
    göz
    ardı etmeye devam edersin
    kötü
    olan
    ve
    daima kötüye gidecek olan
    ne
    varsa…
    önemi
    yoktur çünkü
    iyi
    veya kötü
    bazen
    iyi bazen kötü
    cennette
    bir köşke yeğlerim yok olup gitmeyi
    hiçliği
    yani
    düpedüz
    hiçliği
    ama
    tanrının
    bunu
    veya herhangi başka bir şeyi
    hak
    ettiğimi düşünmeyecek kadar
    kibirli
    olduğunu biliyorum
    şeytanın
    ondan farkı olmadığını
    tüm
    insanların hiçbir farkının olmadığını
    herhangi
    bir şekilde ve hiçbir koşulda
    bir
    şeylerin fark yaratmayacağını
    üstün
    insanın var olamayacağını
    ying-yang’a
    kimsenin aldırmadığını
    ve
    övünülen her şeyin
    utanç
    duyulan her şeyden
    hiç
    bir farkının olmadığını
    ve
    buradayım işte
    ölmüyorum
    köpek
    gibi yaşarken
    köpek
    kadar sadık olmasam da kendime
    dokuz
    canlı olarak
    ölümlerden
    dönüp
    yaşama
    yüzümü dönmeden
    ve
    hiçbir şekilde
    iyiyi
    veya kötüyü bilmeyip
    her
    şeyin ötesinde
    bir
    saniye
    bir
    saniye daha
    sonra
    bir dakika
    sonra
    bir saat
    hiçbir
    şeyi bilme
    hiçbir
    şeye inanma
    hayır
    seni tanımıyorum bayım
    ben
    buralarda kralım
    bu
    üç metrekarede
    kağıt
    parçaları dolu yatağın üzerinde
    elimdeki
    uhuyu
    silah
    gibi kullanırım
    ve
    yeterli miktarda kağıt olduğu sürece
    sonsuza
    dek f tipinde de yatarım
    sorun
    değil
    pekala
    hiç bir şey sorun değil
    beyazın
    karanlığı ve siyahın aydınlığı
    pekala
    hiçbir şey sorun değil
    buradayım
    oyun
    oynuyorum
    her
    şeyi çözüp
    kendini
    çözememiş
    bir
    deli misali
    sadece
    oyun oynuyorum
    anlamını
    yitiren
    her
    şeyin canı cehenneme
    sıfır
    noktasındayım ve
    eksinin
    veya artının arasında
    herhangi
    bir fark yaratmayacak kadar kalın olan
    mutlak
    değer çizgileri var
    her
    iki yanımda
    kalın
    duvarlar
    kapkalın
    duvarlar
    her
    şey iyi de olsa
    kötü
    de olsa
    bir
    şey fark etmeyecek
    o
    duvarlar
    yok
    olmadığı sürece
    anlamanız
    gereken şey bu
    şimdi
    gidip
    cami
    duvarına işeyebilirsiniz
    benim
    için fark etmez
    duvar,
    duvar olarak kaldıktan sonra
    kimin
    yaşayıp
    kimin
    öldüğü
    20aralık08
  • 08

    insanlara bakıyorum
    çevremde dönüp duran
    insanlara
    dönüp duran
    olaylarla
    ve kafam almıyor
    gerçekten
    gerçekten kafam
    almıyor
    olan biten hiçbir
    şeyi
    olamayan her bir
    şeyi
    ..ve sonra adamın
    biri gelip yanıma oturdu. bir şarapçı. elinde bira var. “rahatsız etmiyorum
    değil mi?” diyor. rahatsız ediyor aslında. fazlasıyla rahatsız ediyor her şey.
    insanlar. rahatsız eden insanlar. rahatsız etmekten çekinmeyen ama özür
    dilemeyi marifet sayan insanlar. bu tip bir özrün, bir bok parçası kadar değeri
    yoktur oysa. en azından benim için yoktur. ve benim için önemi olmayan her ne
    varsa, diğer herkes için hayati bir değer taşıyabilir. buradan başlayabilir,
    kendini toplumun dışında hissetmek. ama sorulacak olursa, eğer, “sen bir toplum
    dışı mısın?” diye, “ben niye toplum dışı olayım, toplum benim dışımda zaten”
    diyebilirdim. arada bir fark yok gibi görünüyor, önem verdiğim her şeyin
    varlığı ve yokluğu arasında da bir fark yokmuş gibi görüyorlar. ve sonra oturup
    yazıyorsun. ve sonra, sırf yazdığın için, birileri tanışmak istiyor. yolda
    görseler yüzüne bakmayacakları biri oysa girdap, dikkat çekmez, ve aldırmaz da
    buna. birçok şeye aldırmaz. aldırdığı şeylere de, insanlar aldırmaz. burada bir
    terslik var. var olan her şeyde bir terslik var ve baş aşağı yaşamaktan sıkıldım.
    parçaları eksik bir yapbozum ben.. anlaşılması güç bir bütünü toparlamaya
    çalışıyorum. sonra işin içinden çıkamayacağını anlayıp “tamam buraya kadar”
    diyorsun. oysa sadece bir mola bu. asla işin içinden çıkamıyor ve yine de buraya
    kadar diyemiyorsun. iş mesela. istifayı düşünmekle geçirilen günler. intiharı
    düşünmekle geçirilen geceler. sonra ertesi gün. sonra daha ertesi. eve geliyorum.
    tütün bitmiş. sigara saramıyorum. gecenin bir yarısı. ve o sigaraya ihtiyacım
    varmış gibi hissediyorum kendimi. ve beş kuruş para yok evde.. kalmamış..
    anlıyor musunuz? biten her şeye, ihtiyacım varmış gibi hissediyorum zaman
    zaman. biten aşklar gibi. ya da ölen insanlar. bazı zamanlarda sırtımı sıvazlamalarına
    gereksinim duyduğum halde, ölmeyi seçmiş olanlar. ve sonra, olmamalarını
    yeğleyeceğim insanların bir çember oluşturması etrafımda. kendini baskı altında
    hissetmek. bir sigaraya ihtiyacım var. evden çıkıyor ve alsancak’a iniyorum.
    yürüyerek. epey sürüyor yol. varıyorum alsancak’a. sikik faizleri ile
    birilerini zengin ettiğim kredi kartından bir onluk asılıyor ve gidip bira
    alıyorum, nakit çekiyorum yani, yine faizleri götüme girecek biliyorum.. bira,
    sigara, bir de ’zamanı biraz ileri alma tuşu’. çimlerde oturuyor ve içmeye
    başlıyorum. yalnızım. hafiften yağan yağmur. adamın biri geliyor, “rahatsız
    etmiyorum değil mi” diyerek, yine parayı kaptırdık amına koyayım” diye
    düşünüyorum, içimden gülerek… başlıyor konuşmaya. bir üniversitede öğretim
    görevlisiymiş. boşanmış. hapse girmiş. falan filan. şimdi sokaklardaymış. iyi
    de bana ne bunlardan. belki ben de bir on yıl sonra senin gibi olacağım. ama
    kaybeden olmak kolaydır. ve zoru seçip kazanmaya çalışıyor bile sayılmam.
    sadece hayatta kalmaya çalışıyorum ben. öyle ya da böyle, burada bulunmak. bir
    şekilde. iyi veya kötü. hiç bir önemi yok. akıp giden zamanın. saçmalıklar
    ordusunun üzerime sümkürdüğü pasın. pas geçilen fırsatların. kaybın ya da
    kazancın. ama onların yerinde olmak istemiyorum, onlar gibi sokaklarda yaşamak
    istemiyorum. ama sizin gibi de yaşamak istemiyorum. … “serserilik yapmaya
    herkesin maddi gücü yeter” diyor ambjörnsen ve kesinlikle haklı olmalı. ve
    maddi gücümün yetmediği bir hayatı yaşamak zorundayım. ve sigaralar geliyor üst
    üste. sonra lavuğun birinin, maddi sorun ve sigara üzerine verdiği vaaz geliyor
    aklıma.
    “madem” diyor bu
    lavuk, “kazandıkları para yetmiyor, o halde niye sigara içiyorlar”
    “evet” diyorum ona,
    “haklısın, sadece senin gibiler hak ediyor hayatın tüm zevklerini tatmayı,
    bizler sadece çalışmak için geldik buraya. küçük dişliler..”
    sonra şarapçının
    söyleyecekleri bitiyor ve asıl konuya dönüyor. (bu arada, şarapçı ile sigaraya
    dair vaaz veren tip farklı.) “biraz paran var mı, ekmek alıcam” diyor şarapçı.
    veriyorum ona biraz para ve uzaklaşıyor. ardından biri daha gelebilir. ama
    önemli değil. öyle bir hayatı yaşayabilecek kadar düşüşteyse ruhları, biraz
    bozukluğu hak ediyor olmalılar. “başkalarının sırtından yaşıyorlar” demişti
    başka bir lavuk da, şarapçılar için. şişe topladıkları için demişti bunu.
    “senin burada ve onun orada olması sadece şans eseri” dedim. “şans değil, azim”
    dedi. diyebilir. herkes her şeyi diyebiliyorken, sen hiçbir şey demeden
    susarsın. ve sonra onlar, dün küfür ettikleri insanların boynuna sarılırken, beklemeyi
    sürdürmeye karar verirsin. orada burada sızarak, hep aynı şeyleri yazarak..
    içmeyi sürdürdüm o
    gün. ve sabah olduğunda, çimlerin üzerindeydim. sabahın altısıydı. üşüyordum.
    sızmıştım orada. üşüyordum gerçekten. ve ayağa kalkıp üzerimi temizledim. bir
    sigara yaktım ve ileriki bankta bir adamın bana el salladığını gördüm. dün gece
    para verdiğim moruktu el sallayan. günaydın dedim. günaydın dedi. yanına
    gittim. “iyi bir hayat değil bu evlat” dedi bana, “vazgeç bundan”
    “her zaman yaptığım
    bir şey değil moruk” dedim, “arada sırada benim de sokakta sabahlamaya ihtiyacım
    var”
    “evin var o halde?”
    “bir işim de var,
    acilen otobüse atlayıp gitmezsem geç kalacağım”
    “ben buralardayım”
    dedi, “deniz güzel değil mi?”
    “güzel” dedim
    “en azından denizim
    var” dedi, “görüşürüz sonra, seni tutmayayım”
    “görüşürüz” dedim
    görüşürdük belki.
    denk gelirsek. eve gidip, yüzümü işçi sıfatına getirdim. iş yerine varınca bir
    alete basacağım kartı aldım yanıma ve evden çıktım, servis durağına doğru…

     14.aralık.2008
  • hak etmiyorsun mu demiştin?

    itiraf
    ediyorum
    evet
    bu
    bir şiir değil
    ve
    ben de “şiirdir bu” diye bir iddia da bulunmadım
    sihir
    olduğuna dair bahse girerim ama sizle
    tüm
    gevezeleri hakkımda konuşturmak gibi
    ekstra
    bir özelliği var yazılarımın
    özel
    bir karışım bu
    “gevezeler
    için şiirler”
    pardon,
    “gevezeler
    için ‘şiir değil bu’lar”
    edebiyatta
    yeni bir tür yaratmama eşlik ettiniz
    teşekkür
    ederim
    adı
    “şiir değil bu”
    etkili
    bir tarz
    şiir
    dışında her şeye benziyor
    şiir
    dışında her şey mi?
    bir
    dakika
    şiir
    dışında her şey?
    buna
    da itiraz edeceğinizi hissediyorum
    ama
    değiştirmeyeceğim
    ve
    sizin gibi insanlar hakkında yazmaya devam
    ya
    da sizin gibi insanların hakkımda yazması için
    devam
    ediyorum yazmaya
    konuşun
    lütfen
    çok
    sessiz bu oda
    bu
    hayat
    bu
    adam
    hiç
    kimse yok geceye eşlik edecek
    birkaç
    vokal sadece
    birkaç
    tını
    etkili
    ama yalnız başına
    özel
    bir defile gibi
    özel
    bir konser
    gözlerini
    kapat ve izlemeye başla
    sonra
    adamın biri gelip
    yazacak
    hiçbir şeyim olmadığını söyledi bana
    sürekli
    aynı şeyleri tekrar ediyordum
    ve
    haklı olabilirdi olmasına ama
    girdap’ın
    ustalıkla yaptığı ikinci şey
    gerçek
    yazarların gülüp geçeceği
    ve
    hemen akabinde unutabileceği
    her
    türlü eleştiriyi ciddiye alıp
    bir
    cevap şiiri yazmasaydı
    ve
    en iyi yaptığım şeyi de ben değil
    yazacak
    hiçbir şeyim olmadığını söyleyen adam belirledi;
    “yazacak
    hiç bir şeyin yok
    ve
    başın sıkıştığında da
    yazmakla
    ilgili şeyler zırvalıyorsun
    ustalıkla
    yaptığın ilk şey bu
    ve
    bir de her türlü eleştiriyi
    saldırı
    olarak görüp
    savunmaya
    geçiyorsun
    bu
    da iki”
    evet,
    bunları söyledi bana
    ve
    şu an sayfalarca gider
    ve
    sürekli bu konu etrafında dönüp dolaşabilirim
    ve
    adımdan da anlaşılacağı gibi
    bu
    sarmal dokuyu o kadar iyi işlerim ki
    hipnoza
    düşersin
    beni
    çözdüğünü söylediğine göre
    bir
    sonraki cümlemi de tahmin ediyor olmalısın ultra-budala
    “hipnoza
    düşersin” den sonra
    yani
    genellikle bu kadar kesin ifadelerin sonrasında
    hemen
    bir olumsuz yargı belirtirim
    “ama
    yapmayacağım” gibi
    tarzım
    bu benim
    ve
    evet
    kabul
    etmeseniz bile
    bir
    tarz yarattım!
    ve
    oturmuş olmalı artık
    ama
    tekrarları
    kesintileri
    ve
    sarmal dokuyu
    bu
    kez es geçip
    kısa
    kesiyorum
    mesele
    gayet basit
    yazmak
    da öyle
    ve
    ben sürekli kolaya kaçan bir itim
    zora
    gelemem
    bu
    yüzden okulu bıraktım
    bu
    yüzden askere gitmeden önce
    seksen
    dokuz adet rapor alıp
    her
    türlü eğitimden sıyırdım
    ve
    şimdi de dostum
    çalışmak
    zor geldiği için
    böyle
    iki dakikada
    on
    dokuz cümle yazarak
    üzerinde
    fazla emek sarf edilmeyen
    öyküler
    ve şiirler ile
    köşeyi
    dönmeye çalışıyorum
    her
    köşe başında da
    bir
    hatunu sikmeye
    haklısın!
    kendime
    bir cennet yarattım
    ama
    hâlâ cehenneminizden çıkamıyorum
    kendi
    kendine yanman mümkün mü acaba, ultra-budala?
    evet
    evet dert yanmaktan bahsediyorum
    özür
    dilerim
    gerçek
    anlamda ateşte yanmayı hak eden bendim
    sarayları
    ve kadınları hak edense sen
    böyle
    dediğini unutmuşum
    dilersen
    hayatımı seninkiyle takas ederim moruk
    biraz
    kas yaparsın
    kadınlar
    yerine
    bavulları
    kucaklayarak
    günde
    on iki saat
    yarım
    metre bir ambarda
    asgari
    ücretle
    ter
    içinde kalarak
    ne
    dersin?

    07.ağustos.2008