Kategori: Genel

  • her şey daha da kötüye giderken

    nereye kadar gidecek diye sordu bana
    üst üste sigara
    üst üste bira
    bilmediğimi söyledim ona
    sabah olacak
    uyanıcaz
    uyumamışken daha
    ve işe gidicez
    ve eve gelicez
    ve içicez tekrar
    ve gün boyu içicez
    bir paket
    iki paket
    üç paket
    beş şişe
    on şişe
    on beş şişe
    gitti yere kadar mı diyorsun dedi
    bu şekilde bir yere gidildiğini
    düşünmediğimi söyledim
    bir şeyden de geri kalınmıyor dedim sonra
    yaşıyoruz işte
    öyle ya da böyle
    bir şeyler daima eksik
    bir şeyler daima fazla
    ve sadece
    yanlış şeyler
    yanlış yerde duruyor
    orantısızlık yasası dengede
    birilerine yetmeyen mutluluk
    birilerine çok gelen elem
    sonra yerler değişiyor
    roller değişiyor
    ve sen yerinde durup
    her koşuldan şikayetçi olan
    insanlığa bakıyorsun
    ne istediklerini bilmiyor
    tepinip duruyorlar
    sen hiçbir şey istemeyip
    bu yüzden tepiliyorsun
    sonda
    en geride
    ve daima birileri gelip
    ruhuna yeni sondajlar inşa etme çabasında
    ama yok içinde
    bulunası değerli bir hazine
    su
    petrol
    sevgi ya da nefret
    olan bitene dair
    hiç bir şey hissetmiyor
    heyecanlanmıyorsun bile
    her gün aynı şey
    gazeteler
    televizyonlar
    insanlar
    çıkan dolar
    düşen borsa
    işsizlik
    savaş
    yoksulluk
    cinayet
    tecavüz
    süregelen aynılık
    farklı fotoğraflarla tekrarlanıyor
    ve her seferinde
    ortaya çıkan yeni biri
    kendini kurtarıcı
    diğerlerini yardımcı sanıyor
    seçimler
    hükümetler
    ordular
    on yıl önce neyse
    on yıl sonra da o
    ve değişmeyecek olan bir şey için
    mücadele etmek anlamsız
    politik değilim ben
    apolitik de değilim
    sarhoşum sadece
    hepsi bu
    sarhoşluğu savunuyorum
    sarhoşluk ve gerçekliği
    gerçek sarhoşluğu
    sarhoşlukla ortaya çıkan
    gerçek kişiliği
    sarhoştum hatırlamıyorum diye başlayan
    ve hatırlanmıyor olsa da
    gerçekten içerde var olan
    o vahşi özgürlüğü
    karısını döverken sarhoş olan adamın
    bilinçaltındaki şiddetin
    açığa çıkma nedenini
    ya da tüm ahlaksal kaygıları
    birkaç promil sonra
    hiçe sayan kadınların azgınlığını
    yani sadece
    alkolle ortaya çıkan
    gerçek arzuları
    kötü olabilir
    iyi olabilir
    ama gerçek
    hepsi bu
    o yüzden lütfen
    sarhoşken yapılan her şeyin
    ayıkken var olan kaygılardan dolayı
    içerde saklandığını
    es geçmeyin
    sarhoşluk gerçekliktir
    çıkarlar doğrultusunda şekillenen
    o açgözlü mantık ise
    beş para etmez
    ama kapitalizm ormanındaki
    erkek aslanlar
    bizden bunu istiyor
    birbirimizi yememizi
    yiyin o halde
    ben kaldığım yerden
    içmeyi sürdüreceğim
    yok başka çıkar yolum
    sizin varsa
    devam edebilirsiniz
    devrim nidalarına
    bir hiç uğruna yaşanan hayatım
    bir hiç uğruna biter

    2kasım2008
  • tekrarlar

    biliyor
    musun?
    hiç
    inandırıcı değilsin
    konuştuğum
    zaman, dinlemiyorsun bile
    merak
    ettiğin cevapları aldıktan sonra
    boşluğa
    yazıldı her şey
    gitmen
    gerektiğinde
    dinlemek
    istemediğinde ya da
    bir
    başkası işin içine girdiğinde
    anlattığın
    kadar
    cesur
    olmadığını gördüm
    ayrıcalık
    istemiyorum ama
    hiçbir
    şey istemiyorum ama
    herkese
    davrandığın gibi davranabilirsin
    cinsellikle
    başlayabilir her şey
    üzerine
    çıkarım
    altına
    alırsın
    gider
    gelirim
    yalarım
    emersin
    çıkar
    gidersin sonra
    ben
    bir sigara yakarım
    olması
    gerektiği gibi değil yani
    olmasını
    istediğin gibi olur her şey
    delip
    geçmez hiçbir şey
    ama
    şimdi
    burada
    oturmuş ve
    yine
    jori’yle konuşuyorum
    hiçbir
    şey anlamıyorum biliyor musun?
    o
    şarkı söylüyor
    ben
    bok yazıyorum
    bok
    bunun adı
    şiir
    değil
    öykü
    değil
    bok
    sadece
    böylesi
    daha güzel
    size
    nasıl geldiği
    benim
    umurumda değil
    ben
    de sizin umurunuzda değilim
    karşılıklı
    bir denklem
    x
    eşittir boşluk
    her
    şey yerli yerinde
    ve
    susuyorum şimdi
    susmaya
    devam edeceğim.
    yazmaya
    ve yayınlamamaya devam edeceğim
    insanlar
    “noldu?” diyecek
    “küresel
    ısınma” diyeceğim
    “cehennem
    vari günler kapıda”
    saçma
    cevaplar gerekiyor size
    evet
    saçma cevaplar gerekiyor
    nasıl
    olsa
    doğruyu
    söylediğimde
    umurunuzda
    olmayacak
    servis
    şoförü gibi yani
    “n’aber?”
    der
    “eyvallah
    abi sen n’apıyorsun?” derim
    ses
    çıkmaz
    böyle
    yani
    her
    şey aynen böyle
    umursamak
    önemli bir şeyleri
    umursamaz
    olmak kötü
    gel
    gelelim
    sımsıkı
    sarılacak
    bir
    çöpüm bile kalmadı
    tekme
    atmak istiyorum her şeye
    ona
    da gücüm yok
    aynaya
    bakıyorum tıraş olurken
    alet
    boğazıma geliyor
    bıçak
    olduğunu düşlüyorum
    ama
    değil
    tıraş
    oluyorum sadece
    sonra
    sonra
    ev
    sonra
    sonra
    ev
    her
    şey sırasıyla gerçekleşiyor
    ve
    ezberledim artık
    her
    hareketinizi
    nereye
    gideceğinizi
    ne
    söyleyeceğinizi
    ne
    zaman susacağınızı
    ne
    zaman dinleyip
    ne
    zaman unutacağınızı
    çok
    iyi biliyorum
    ve
    defalarca izlediğim bu filmi
    görmemek
    için artık
    kendimi
    kapatıyorum
    aradan
    beş dakika geçiyor ve
    siz
    gelip
    “open”
    tuşuna basıyorsunuz
    her
    şeyi daima
    başa
    saran biri çıkıyor.
    25.ekim.2008

  • atlar

    ilk
    kez at yarışı oynadığımda
    henüz
    dört yaşındaydım ve
    okuma
    yazma bilmiyordum
    babam
    her gün önüme bir bülten koyar
    her
    yarıştan birkaç at işaretlememi isterdi
    defalarca
    denenip asla işe yaramayan çocuk şansı
    ilk
    başlarda zorlandığımı itiraf etmeliyim
    henüz
    yarışları ayırt edecek kadar harfleri seçemiyorken
    babam
    anlatır, ben de işaretlerdim
    kaybederdik
    daima
    benim
    bilinçsiz kuponum da
    o’nun
    saatlerini vererek hazırladığı kuponu da
    zaman
    ilerlerdi ve okuma yazma öğrendim
    artık
    atların isimlerine göre oynuyordum oyunu
    hoşuma
    giden güzel isimler:
    şahbatur,
    kasırga, rüzgâr, middle earth
    zaman
    ilerlerdi
    istatistik
    bilgilerini kavramıştım artık
    son
    yarışlar
    son
    dereceler
    kumda
    mı iyi, yoksa çimde mi?
    antrenör
    jokey
    mesafe
    hava
    şartları
    handikap
    hipodrom
    farkı
    orijin
    kilo
    yaş
    ama
    sonuç değişmiyordu
    şansına
    güvensen de
    zekânı
    denesen de
    daima
    kaybediyordun
    ve
    babam
    bu
    şekilde zengin olamayacağımızı biliyordu
    ben
    de biliyordum bunu
    kazanılanlar
    ve
    kaybedilenler
    üzerine
    hiç
    konuşmuyorduk
    ama
    o mucizevî
    bir
    dakika 24 saniye
    başbakanlık
    kupası koşusu
    iyi
    hatırlıyorum
    94
    veya 95 yılı
    bire
    otuz dört veren bir kısrak
    “olmaz”
    dedi babam
     “olur”
    dedim ben de
    “olmaz”
    “olur”
    ve
    o gün anladım
    babamla
    yollarımızın ayrılmadığını
    her
    ikimiz de farklı atı seçip
    her
    ikimiz de kazanmıştık
    at
    başı olmuştu atlar
    ikramiyeler
    değişse de
    sonuç
    aynıydı
    kazanmıştık
    kimi
    için değersiz
    bizim
    için mucizevî bir kazanç
    para
    değildi söz konusu heyecanın sebebi
    atı
    bilmiş olmaktı
    iki
    dakika sürmeyen bir koşuda
    nefesini
    tutmaktı
    ve
    şimdi,
    aradan
    geçen on üç senede
    değişen
    bir şey olmadığını görüyorum
    getirisi
    götürüsüne eşit bir oyunda
    yedi
    saatini harcayabiliyorsun
    dün
    gece mesela
    amerika
    santa
    anita hipodromu
    breeders
    cup
    ilk
    koşu da 25 kâğıt gelir
    ikinci
    koşuda beş kâğıt gider
    üçüncü
    koşuda otuz kâğıt gelir
    dördüncü
    koşuda yirmi kâğıt gider
    beşinci
    koşuda beş kâğıt gider
    altıncı
    koşuda 80 kâğıt gelir
    yedinci
    koşuda yirmi kâğıt gider
    ve
    gecenin sonunda
    artıları
    götüren eksileri hesaplar
    kazandığını
    görürsün
    ki
    yine de düşününce,
    koca
    bir entelektüel ile kıyaslanırsan sen
    “kaybetmeye
    mahkûm bir ahmak olarak” değerlendirilirsin
    o
    hayatın
    gerçek heyecanlarından ve riskten azade
    zirveye
    doğru koşmaktadır
    sen
    bulunduğun
    yerden hoşnut
    devam
    edersin
    atlara,
    maçlara, yazmaya, çalışmaya,
    ve
    bir kazanıp bir kaybetmeye

    25.ekim.2008
  • var olmanın dayanılmaz gereksizliği üzerine

    gecenin
    dört buçuğu
    düsseldorf’a
    gidecek olan uçağı yüklüyoruz
    köln’den
    sonra
    en
    korkunç ağırlığa sahip bagajlara
    sahip
    olan insanlara
    sahip
    olan kent
    konvörün
    başındayım
    ambarda
    üç tip var
    ben
    aşağıda tek başıma
    bagajları
    konvöre veriyor
    boşalan
    arabayı çekip
    dolu
    bir araba yanaştırıyorum
    konvörün
    yanına
    traktörcü,
    yeni dört araba daha getiriyor
    yanaştırıyor
    ve
    arka
    ambardan bir tip de
    yardım
    için yanıma geliyor
    tipin
    adı ne bilmiyorum
    “evli
    misin sen?” diyor tip
    “hayır
    değilim” diyorum
    “neden?”
    diyor
    “henüz
    sözleşmeli bir işteyken
    üstelik
    bu maaşla niye evleneyim?” diyorum
    “allah
    her çocuğu riski ile beraber verir” diyor
    “öyledir
    herhalde” diyorum
    canım
    konuşmak istemiyor ama
    o
    bunu anlamıyor
    “aleti
    nasıl idare ediyorsun?” diyor
    gürültüden
    anlamıyorum ne dediğini
    “neee?”
    diyorum
    “evlilik
    gerekli” diyor
    “aleti
    nasıl idare ediyorsun?”
    “bu
    yüzden mi evlendin?” demek geçiyor içimden
    ama
    cevap vermiyorum
    o
    sırada susup
    uçağa
    yeni binen yolcuların
    bizden
    yana tarafta oturanlarına bakmak
    daha
    iyi geliyor ruhuma
    uçağın
    camlarından
    yolcuların
    hiçbiri aşağı bakmazken
    ve
    uçağın ambarında canı çıkan üç insanın
    onlara
    bagajları
    dolayısıyla
    ne
    küfürler ettiklerinin
    farkında
    değiller elbette
    tip
    de bu kadar çok insanın
    neden
    sürekli hareket halinde olduğunu
    düşünmüyor
    olmalı
    ki
    ben de
    1928
    yılına ait
    ukrayna
    halk müziğini dinlerken
    yazdığım
    bu şeyin
    neye
    yaradığını düşünmüyorum aslında
    yazıyorum
    işte
    insanlar
    geziyor
    insanlar
    tanışıyor
    evleniyor
    sevişiyor
    ve çocuk yapıyorlar
    ve
    dusseldorf nasıl bir yer bilmiyorum
    ama
    ellerinden gelse
    bagajlarına
    evlerini koyacaklarından eminim
    amsterdam
    da öyle
    ya
    da stutgart
    manchester
    iyidir ama
    ya
    da paris
    verona
    ama
    almanya
    hollanda
    ya da
    irlanda’ya
    gidiyorsa bir uçak
    ve
    yanında
    söylediği
    her şeye karşılık
    içinden
    bir tekme savurmak geçen
    geri
    zekâlının tekiyle

    yapıyorsan
    bagajlardan
    daha ağır gelir
    her
    bir soruya karşılık
    içinden
    geleni söylemek
    çünkü
    her iş
    işten
    kovulmak isteyene kadar
    takman
    gereken bir maske
    ve
    gözünü kırpmadan öldürmeyi bile düşlediğin
    bir
    kaç geri zekâlı demektir
    ve
    o gün sabah
    yine
    aynı tip
    “gece
    işe gelirken bir hatun gördüm” diyor
    “gecenin
    bir yarısı telefonla konuşuyordu
    bir
    barın önünde”
    “orospudur
    kesin” diyor bir diğeri
    “ya
    öyle midir?” diyor tip
    yeni
    bir şey keşfeden
    çocuk
    gibi açılıyor gözleri
    “laf
    atmak istedim ama servis geldi” diyor
    “atsaydın
    oğlum bir şey demezdi” diyor
    “demezdi
    di mi?” diyor
    aynı
    şaşkınlıkla
    ırkçı
    değilim
    faşişt
    değilim
    ve
    hiç olmadım ama
    günün
    birinde
    günümün
    içine eden
    bu
    lavuklar yüzünden
    katil
    olabilirim
    evet
    bunu başarabilirim
    ve
    gazetelerin olayı
    bir
    aşk cinayeti olarak
    değerlendirmeyeceğini
    biliyorum ama
    benim
    kendime
    has ruhuma
    ya
    da ruhsuzluğuma
    tecavüz
    edenleri de
    bir
    eğitim sorunu olarak
    değerlendirmemeleri
    gerektiğini düşünüyorum
    benim
    yeni
    insanlara
    yeni
    tatlara
    yeni
    renklere ve
    nüfus
    artışına ihtiyacım yok
    çocuk
    yapmanın gereksizliği gibi
    gereksiz
    çocukların da
    doğmadan
    ölmesi
    gayet
    makul geliyor

    22
    ekim 2008
  • karanlıkta gülümseyen ahtapot

    bazen
    her
    şeyi yitirdiğinin farkına varır
    ve
    ümitsizliğe kapılıp
    karanlığa
    bularsın zihnini
    uçağın
    ambarındayken mesela
    o
    ufak ama
    külçe
    kadar ağır kolileri
    içi
    dergi dolu paketleri
    araba
    parçası olan demirleri
    demirden
    yapılmış makineleri
    televizyonları
    buzdolaplarını
    ve
    daha birçok şeyi
    düzgünce
    dizmeye
    üst
    üste, yan yana, çaprazlama
    sığdırmaya
    çalışırken
    ve
    göremezken aşağıda
    kaç
    araba daha kargo kaldığını
    yavaş
    yavaş sıralar ve
    kapıya
    doğru yaklaşırsın
    aşağısı
    görünür en sonunda
    “üç
    araba daha bagaj gelecek” derler
    “tamam”
    dersin
    beklersin
    gelir
    dizersin
    onları da
    güçlükle
    sığdırır ve
    kapağı
    kapatıp aşağı atlarken
    piste
    diğer uçağın indiğini görürsün
    uzaklaşırsın
    bir uçaktan
    uzaklaşır
    bir uçak senden
    diğeri
    yakınlaşır
    biri
    kalkıp
    diğeri
    inene kadar
    bir
    sigara yakar
    sigaraya
    fondip yapar
    üç
    dakika sonra yerini alırsın diğer ambarda
    sonra
    bir diğer ambar
    ve
    bir diğeri daha
    ve
    saatine bakmazsın asla
    bilirsin
    çünkü
    önemli
    olan zaman değil
    bitişe
    kaç uçak kaldığıdır
    “on
    uçak” dersin
    dokuz
    sekiz
    yedi
    ve
    gittikçe güçten düşer
    kendini
    bayatlamış hissedersin pinero gibi
    ruhun
    bayattır
    etin
    çürümüştür
    öldüğünü
    inkâr eden bir zombi
    ve
    ister istemez
    karanlık
    peşinden gelir
    herkes
    seni terk ederken
    karanlık
    peşindedir ve
    kaçacak
    takatin kalmamıştır artık
    hava
    kapanır
    bulutlar
    hız alır
    yağmur
    hız alır
    soğuk
    hız alır
    ve
    beklersin ambarda
    aşağı
    iner ıslanır
    ve
    tekrar başka bir ambara girersin
    kimse
    “hasta olacaksın” demez sana
    herkes
    hastalanmıştır zaten
    ruhen
    ve bedenen
    ve
    son arabasına
    54
    milyar verdiğini öğrenirsin
    oradaki
    üst düzey bir yöneticinin
    elinde
    değildir bir hesap yapmamak
    54
    milyar?
    kaç
    maaş ederdi lan?
    on
    sene çalışsam kazanamazdım lan
    bu
    tip birçok fikir karmaşası
    güneşin
    önüne çin seddini inşa eder
    yolcular
    hostesler
    kaptanlar
    edebiyat
    ve yazmak
    ne
    alâkası var uçaklarla şiirin
    bunu
    bilmiyorum
    yazmak
    mı, çalışmak mı?
    bir
    seçim yapman gerekir
    yazarak
    çalışmak
    çalışarak
    yazmak
    yazmaktan
    para kazanmak
    para
    kazanmadan yazmak
    gittikçe
    zayıf düşer düşler
    gerçek
    parlıyordur güneşin yerine
    karanlıktaki
    bir kutup yıldızı gibi hem de
    çöldeki
    bir kar tanesi gibisindir
    ve
    eriyip gitmene göz yumar herkes
    önemli
    değilsindir
    hiç
    kimse önemli değildir
    orada
    o
    şekilde
    dolanıp
    dururken
    ve
    diğerleri iyi bir sigara içip
    bira
    muhabbeti yaparken
    sen
    evde sardığın tütünü ateşler
    ve
    “alkole bile param kalmadı” dersin
    dert
    etmezsin ama
    para
    dert olmaktan çıkmıştır
    yazı
    dert olmaktan çıkmıştır
    aşk
    dert olmaktan çıkmıştır
    kaç
    uçak kaldı
    kaç
    ton kargo geldi
    koliler
    sığar mı gibi
    işsel
    sorunlardır
    zihnini
    meşgul eden
    ve
    nedenini bilmiyorum ama
    tüm
    bu hengâmeden sağ çıksan bile
    bu
    kez de evde peşine düşer karanlık
    hiçliğin
    koynunda güzel bir gece geçirmiş
    var
    olmayan her şeyle sevişmiş
    ve
    uyanmışsındır nihayet
    maaşın
    ertesinde
    dolap
    yine boşken
    posta
    kutun doludur ağzına kadar
    okumazsın
    ama, okuyamazsın
    bakkala
    gider
    defteri
    uzatır
    “ekmek,
    yumurta, kahve, gazete, fare zehri” dersin
    “zehir
    kalsın” dersin sonra
    “dilim
    sürçtü”
    sürçer
    dilin
    bilinçaltın
    her koşulda açığa çıkar
    “yeraltında
    değil
    bilinçaltında
    yaşıyorum” dersin
    bir
    yazar bozuntusuna
    “elim
    genzimde yazıyorum”
    “hah
    şimdi şiire benzedi” der o
    “bu
    mecazlar gerekliydi”
    ama
    bir şey anlamadım, dersin içinden
    kimse
    bir şey anlamıyordur zaten
    “izlanda
    iflasın eşiğinde” derken gazete
    hiçbir
    şeyin değişmeyeceğini bilirsin
    karanlık
    bir mızrak şeklini alıp
    sırtından
    midene girerken
    ileriye
    bakar ve okursun manşeti
    “türk
    asıllı izlandalı yazar
    bir
    zamanlar iflasın eşiğindeymiş
    ama
    şimdi
    sarhoş
    olup
    kar
    üzerine şiir yazıyor” ( ya da kâr)
    gülersin
    kendine
    yataktan
    doğrulur
    yanında
    uyuyan hiçliğe “günaydın” der
    ve
    başlarsın konuşmaya kendi kendine
    odaya
    giren annen
    yastıkla
    konuştuğunu görüp
    irkilir
    “başka
    bir psikoz?”
    hayır!
    daima psikoz
    daima
    yalnız
    daima
    yanında bir boşluk ile gezinip
    ideal
    devinimi gerçekleştiren
    ideal
    karanlık
    ıssız
    bir adadan farkın yoktur
    ve
    aklına düşen her kadın
    yanına
    üç şey alır;
    dönüş
    bileti
    güneş
    yastık
    sonra
    bileti işletir
    güneşi
    çantasına atıp
    “yastık
    sen de kalsın” der
    büyük
    piyango
    büyük
    fiyasko
    ne
    diyorduk?
    uçaklar
    ambarlar
    paralar
    yazılar
    yastıklar
    gelip
    giden akıl
    gidip
    gelen yağmur
    karanlıkta
    gülümseyen ahtapot

    11.ekim.2008
  • zihinsel ayna

    eski
    sevgililer
    seninle
    ilgili hiçbir şeyi
    hatırlamadığında
    başlar
    ahmak
    krizleri
    altı
    ay sonra mesela
    ya
    da bir sene
    tekrar
    görüştüğünde
    ve
    senin zihninde
    tekrar
    ederken
    onunla
    geçen her saniye
    o
    çoktan unutmuştur
    hatırlamakta
    zorlanır
    inkâr
    eder hatta
    bir
    zamanlar var olan
    ve
    artık geçmişte kalan
    yaşanmış
    gerçekliği
    “ya
    öyle mi olmuştu?” der sonra
    “unutmuşum”
    “hatırlayamadım”
    “gerçekten
    mi?”
    “yanlış
    kalmıştır senin aklında”
    “doğru
    hatırladığından emin misin?”
    ve
    bu süreç
    uzar
    uzar
    uzar
    bir
    süre sonra
    her
    ikiniz de birbirinize
    başkaları
    ile nasıl yaptığınızdan söz edersiniz
    sen
    edemezsin gerçi
    yoktur
    çünkü
    olası
    herhangi bir şey
    ama
    o
    “ben
    açtım, o da sapıktı” der
    bir
    diğeri için de
    başka
    bir şey söyler
    ve
    sonra
    söz
    dönüp dolaşıp
    birbiriniz
    için
    ne
    kadar değerli olduğunuza sapar
    değerlisindir
    değerli olmasına
    ama
    aşık olunamayacak kadar da
    savsaksındır
    değerlisindir
    ama
    ihtiyaç halinde sadece
    yangın
    merdiveni gibisindir
    “ne
    zaman konuşsam beni anlayacağını biliyorum” der
    “birinin
    anlaması güzel” der
    “iyi
    ki varsın” der
    ama
    konu tekrar sapıp
    başka
    eski heriflerin
    onun
    için ne ifade ettiğine geldiğinde
    aralarında
    senin olmadığını görürsün
    “riyasız
    bir hayat istiyordum” der
    “birisine
    yalan söyledim ve o fark etti
    bir
    diğeri ruh hastasıydı”
    sayar
    da sayar eski adamları
    beklersin
    atlanırsın
    ne
    anlam ifade ediyordun onun için?
    bilemezsin
    bunu
    sorsan
    da söylemez
    duymazdan
    gelir
    ya
    da gerçeği gizlemekle yetinir
    gerçek?
    gülünç
    gerçek
    gerçek
    her zaman gülünçtür dostlarım,
    eskimiş
    gerçeklik insanı güldürür
    acıları
    biz yaratırız
    mantık
    işlemeye başlayınca da
    güleriz
    halimize
    aşk
    mantığı siler
    aşk
    gerçek bir kavram değildir o halde
    sen
    gerçek biri değilsindir
    o
    gerçek biri değildir
    kimse
    gerçek değildir aşıkken
    kendinden
    çok
    bir
    başkasını düşünüyorsan
    mantıklı
    hareket etmiyorsundur
    feda
    edilmeye değmez hiçbir şey
    ne
    toprak
    ne
    cennet
    ne
    de bir kadın
    kendini
    feda etmeyi
    göze
    alabileceğin kadar
    önemli
    değildir hiçbir şey
    küçük
    fedakârlıklar her zaman olur
    olmaya
    da devam edecek
    bedensel
    bir ihtiyaç için saçılan
    sahte
    gülücükler yok ama
    sevişeceksek
    bu
    da gerçek olmalı
    aşk
    ile
    ben
    seni istiyorum
    sen
    beni istiyorsun
    pekâla,
    hazırım,
    bir
    süreliğine devam eden arzu
    para
    karşılığı değil
    cinsel
    bir süreklilik değil
    basit
    sıradan
    ihtiyari
    bir eylem
    değil
    ama
    aşk
    ve
    sana aşık olduğunu dile getiren kadının
    başka
    biri ile yaptığı
    seks
    gereksinimden kaynaklanan
    cinsel
    birleşmeyle başlayan aşk
    seks
    ile
    pat
    pat
    kim
    o?
    benim
    gel
    içeri
    sonra
    aradan aylar geçer
    ve
    herkes her şeyi unutur,
    süregelen
    gerçeklik silinir
    acılar
    silinir
    iniltiler
    silinir
    ve
    en baştan beri var olan
    doğal
    düzen
    tekrar
    yerini bulur
    sen
    isteyen herkese
    almayı
    hak etmese bile
    istediğini
    verirsin
    al
    bu senin boya kalemlerin
    al
    bu da senin silgin
    ben
    önemli değilim
    hiç
    bir zaman da önemli olmadım
    bu
    yüzden herkesi affedebilirim
    ama
    gerçek nedeni
    hiç
    kimseye
    kızmaya
    değecek kadar
    kendime
    değer vermediğimdir
    ve
    sana kızıyorsam
    beni
    kırdığını söylüyorsam
    o
    zaman ölüp gittiğinde
    ardında
    bir boşluk göreceğim içindir bu
    ve
    o boşluk körelir sonra
    gözden
    kaybolur
    ve
    seninle
    onunla
    bununla
    herkesle
    eskisi gibi olurum
    fark
    eden tek şey
    o
    yitip gitme anınızda
    meydana
    getireceğiniz
    boşluk
    halini
    ölümünüzden
    önce oluşturmuş olmanızdır
    ve
    sonra zil çalar ve
    bir
    sonraki derse gireriz
    ahlâk
    hiç önemli olmadı benim için
    etik
    kurallar da öyle
    o
    yüzden herkes herkesle
    istediği
    yerde istediği şeyi yapabilir
    ruhuma
    dokunabileceğiniz kadar
    önemli
    olmadığınız sürece
    sizi
    fark etmem
    ve
    fark ettiğim andan itibaren
    benim
    görüş alanımın dışında da
    ne
    bok yediğinizi bilirim
    ve
    müneccim değilim
    ve
    vahiy de gelmiyor
    ama
    nietzche’nin sonsuz döngüsüne
    kendi
    içinde ek bir spiral döngü ekledim
    hayat
    tekrarlardan ibarettir
    o
    tekrarlarında tekrarları
    ve
    kendi içinde de ufak tekrarları
    ve
    tekrar eden tekrarları vardır
    aynen
    tekerleme gibi
    söylemesi
    zor
    ama
    bir kez söyleyene kadar
    sonrası
    kendiliğinden gelir
    ağız
    alışkanlığı ile
    hayat
    alışkanlığı
    birbirine
    benzer
    ve
    aynen dil gibi
    sürçebilir
    yaşamın
    zaman
    zaman
    başıma
    gelen bir şey
    tekrar
    başıma gelir
    ve
    tekrar tekrar tekrar
    öğrenirsin
    en sonunda
    ve
    söylememeye başlarsın
    tekrar
    etse de her şey
    baştan
    sona aynı kalsa da hatta
    hiç
    değişmese bile
    söylememeye
    devam eder
    ve
    sıkılmazsın
    çünkü
    öğrenmişsindir artık
    senaryo
    aynıdır
    ve
    biri için
    ilk
    gördüğüm anda
    konuşmaya
    başlamadan önce
    “artı
    veya eksi” dersin
    stop.
    bitmiştir
    tanıma faslı
    önyargılarıma
    güveniyorum
    tanımaya
    değil
    ve
    bu yüzden
    kendini
    tekrar eden

    karakterli insanları
    çözmüş
    biri olarak
    şunu
    söyleyebilirim
    ben
    değişmem
    siz
    de öyle
    o
    halde herkes
    ne
    hali varsa görsün
    kasık
    kemikleri sizin olabilir
    ve
    onların koleksiyonunu yaparak
    zaman
    geçirebilirsiniz
    ama
    biri sizi
    gerçek
    anlamda anladığında
    o
    kişiye bakınca
    aynada
    gördüğünüz gözleri
    görür
    gibi olduğunuzda
    zihnen
    çırılçıplak kaldığınızda
    kaçış
    şansınız yoktur
    ahlâki
    açıdan
    bunun
    bir anlam ifade etmediğini biliyorum
    ama
    psikolojik olarak
    açık
    kodlu bir bilgisayar programına
    dönüşen
    zihnin
    birçok
    sorunu da beraberinde getireceği açık
    o
    yüzden şimdilik
    sırlarınıza
    ışık tutmaktansa
    izlemekle
    yetiniyorum
    bir
    süre daha böyle yapıcam
    siz
    güzel görünmeye devam edebilir
    ve
    harikulâde renklere bürünebilirsiniz
    ama
    bir roman karakterinde
    gerçek
    yaşamınız ve kimliğiniz dışında
    zihinsel
    tüm kodlarınız deşifre edildiğinde
    ve
    bununla göz göze geldiğinizde
    psikolojik
    bir risk oluştu demektir
    çünkü
    bir çok insan
    kötüsel
    tarafının saf halini
    bir
    başkasının görmesini istemez
    ve
    böyle bir anda
    inkâr
    dışında
    kaçış
    noktası kalmasa bile

    dünya anlamında
    inkârında
    kaçmaya yardımı olmaz
    mastürbasyon
    yapan bir kızın
    babasına
    yakalanması gibi
    doğru
    ama gizli anlar
    psikolojik
    ve sosyolojik kırılma noktaları
    seksofil
    urinseks
    ve
    daha bir çok şey
    filmdeki
    bir adamın
    zihninizdeki
    aynayla örtüşmesi
    ya
    da düşüncelerinizi okuyabilen
    birinin
    varlığı kadar irkiltici
    ve
    ruhsal bir hastalığa
    yol
    açabilecek kadar da tehlikeli
    o
    halde bir soru:
    samimi
    olan ve olmayan insanlar arasındaki fark nedir?
    samimi
    olmayanlar zihninin ifşa edilmesinden korkar
    ne
    demek istediğimi anlamıyor olmalısınız şimdi
    yanılıyor
    muyum?
    12.ekim.2008

  • bir pazartesi sendromu

    evdeyim
    bir pazartesi günü
    günlerdir süren ağır
    vardiyalardan sonra
    nihayet
    üstelik günün pazartesi olması
    üstelik bayram sonrası ilk
    pazartesi olması
    durumu biraz tuhaf kılıyor
    açıkçası
    sabahın sekizinde balkondaydım
    kaldırımla tümleşik bir balkon
    ve işe giden insanları izledim
    bu sabah
    keyifliydi
    bir pazartesi sabahı işe
    gitmiyor olmak
    herkes tatilini yaparken
    onların gezgin ruhunu taşıyan
    bagajları ile savaştığıma göre
    hak etmiş olmalıyım bunu
    yine de anlayamıyorum
    insanları
    bir komşum
    “bugün de mi tatil
    sana” dedi
    “evet” dedim ona
    “bugün de tatil”
    sanki bayram boyu
    tatildeymişim gibi
    bir havaya büründüm
    uzaklaştı
    sonra bir sigara daha yakıp
    devam ettim güne
    kedileri izledim gizlice
    öğlen olduğunda
    bir paket bitmişti
    tütün içiyordum
    sarma yani
    daha kolaydı böylesi
    sar-yak-iç, sar-yak-iç
    zaman geçiyordu işte
    ölüyordu
    geri gelmiyordu
    keyifliydi
    ben de ölüyordum
    ve “geri gelmem
    umarım” dedim
    bir kaç sene içinde kapımı
    çalacak olan
    ölümün ardından
    başka bir hayata
    ya da başka bir dünyaya
    geri gelmem umarım
    “bu kadar çok sigara içersen
    öleceksin”, dedi doktor
    “sen hiç ölmeyecekmişsin gibi
    konuşuyorsun doktor” dedim ona
    herkes ölecekti
    kaçarı yoktu bu işin
    zaman fark etmiyordu
    hem öyle mücadele vermek falan
    da gerekmiyordu ölmek için
    bir şekilde gelirdi zaten ölüm
    zamanı vardı
    ve en ufak bir hastalıkta
    intihar tutkusu ritmini
    arttırır
    komada yada sakat bir hayatı
    tercih etmeyeceğimi hatırlatırdı
    bana
    ama şimdi düşünüyorum da
    bir pazartesi öğleden
    sonrasında
    daha fazla sakat-aşk
    yaşamaktansa
    komada kalsaydım keşke,
    diyorum
    o lanet olası ameliyat
    masalarından
    hiç kalkmasaydım
    bir şey kaçırmış olmazdım
    sanırım
    bir şey de kazanmamıştım onca
    yıl içinde
    yaşıyordum işte
    seke seke
    zig zag çize çize
    yaşamaya devam dedim
    içeri girdim
    perdeleri örttüm
    bir sigara yakıp
    ertesi gün gelecek olan
    ölümcül vardiyamı düşündüm
    sabah sekiz akşam sekiz
    uçaklar
    bagajlar
    kargolar
    ve insanlar
    ve lanet olası insanlar

    6 ekim 2008 
  • körük diyalogları

    bazen
    uçağın körüğünde
    ama
    yolcuların görmeyeceği bir yerde durur
    ve
    x-ray’den geçmediği için
    kapıdan
    verilecek olan
    bebek
    arabalarını beklerim
    kontuardan
    geçen 155’dir mesela
    bizim
    yüklediğimiz 154
    bir
    tane kapıdan gelince
    mutabık
    olursun şutaltı ile
    ve
    o bir parçayı beklersin
    bazen
    iki ya da üç
    dört
    beş altı
    uçaktaki
    bebek sayısına göre
    yolcular
    seni görmez
    sen
    yolcuları arkalarından görürsün
    kapının
    arkasında
    elleri
    eldivenli ve
    nefes
    nefese kalmış biri
    bazıları
    geri dönüp
    bir
    bakış atarlar
    bazıları
    gülümser
    bazıları
    kavrayamaz orada ne işim olduğunu
    ve
    bende kavrayamam
    onların
    yurtdışına gitmek için
    ne
    tür bir işleri olduğunu
    amsterdam
    lyon
    manchester
    berlin
    bir
    bebek arabası gelir nihayet
    ve
    onu alıp aşağıya iner
    ön
    ambara sallayıp
    kapıyı
    kapatırım
    pusback
    bağlanır
    uçak
    piste doğru gider
    yakında
    iniş yapacak
    başka
    bir uçak yoksa
    gider
    bir sigara içersin yasak alanda
    sonra
    döner gelirsin
    uçak
    iner
    ve
    pencerelere bakarsın
    yolculara
    onlarda
    sana bakar
    ve
    sen
    önemli
    bir iş yapıyormuşçasına
    eldivenlerini
    takar ve havaya girersin
    ama
    daha sonra
    altmış
    santim yüksekliği olan
    üç
    dört metre derinliğinde bir ambara girer
    diz
    çöker
    ve
    iki büklüm şekilde
    boşaltır
    ve yüklersin
    sonra
    tekrar körük
    bebek
    arabası
    yolcular
    şefler
    kaptanlar
    hostesler
    hava
    boşlukları
    düşünce
    boşlukları
    kelime
    boşlukları…
    önünden
    geçen 162 yolcuyu izlerken
    hayatı
    çözersin
    parmak
    izleri gibi
    giysileri
    de farklıdır
    saçları
    konuşma
    tarzları
    yürüyüşleri
    ve bekleyişleri
    her
    gün binlerce insan görüp
    binlerce
    öykü yazarsın kafanda
    ve
    sonra deri ceketli
    deri
    sakallı
    henüz
    üniversite öğrencisi olan bir yolcu
    yanındaki
    hatuna
    yazar
    olmanın
    bu
    ülkede çok zor olduğunu söyler
    yurtdışına
    özellikle bu yüzden gidiyorum der
    çok
    heyecanlıyım der
    pekala
    git dersin içinden
    bir
    daha geri dönme de
    tekrar
    bagajınla uğraşmayalım dersin
    yazar
    olmak isteseydim
    ben
    de yurt dışına giderdim herhalde dersin
    gidenleri
    uğurlamakla yetiniyorum dersin
    ve
    göz göze geldiğin bir bebek
    düşünce
    balonunu patlatır bu karede
    arabayı
    alır
    ambara
    atar
    kapağı
    kapatır
    gidip
    bir sigara içerken
    “türk
    asılı izlandalı yazar girdo” dersin kendine
    gülmen
    kahkaha halini alır
    tutamazsın
    kendini
    ani
    bir sinir boşalması meydana gelir
    ve
    yanındaki tip
    “noldu
    lan” der
    hiç”
    dersin
    “bizim
    uçak frekansa girdi mi?”
    “inişe
    bile geçti oğlum, kalk hadi”
    telsizden
    geçen anonsu duyup
    “inişi
    de geçmiş” dersin
    koşmaya
    başlarsınız…
    onur-dublin
    taşta
    pozisyon
    34 numara

    29
    eylül2008
  • “şiir tadı yok”

    güneşe
    karşı işedim bugün
    sonra
    gidip,
    köpek
    kokoreci yedim
    bulutların
    üzerinde.
    ölmeden
    önce dedim kendi kendime
    ölmeden
    önce
    hiç
    kimsenin bir bok anlamadığı
    ama
    çok beğenip alkışladığı
    şiir
    tadında bir şeyler yazmalısın artık
    gerçek
    bir şiir
    ağdalı
    dizeler olmalı
    üzerinde
    üç gün düşünülmüş cümleler
    her
    saat başı sırasını değiştirmelisin kelimelerin
    ve
    aynada kendine baktığın gözle bakmalısın
    işin
    bittiğinde
    biraz
    jöle sürmelisin mesela başlığa
    ve
    birine gidip danışmalısın
    “siyah
    kazağımın üzerine
    yeni
    aldığım mavi eteğim uyuyor mu” diye
    hayır
    derlerse
    yeniden
    dizilmeli mısralar
    akıcı
    olmalı
    derin
    olmalı
    kafiyeli
    olmalı
    yüksek
    bir sanat barındırmalı
    kimse
    hiçbir şey anlamamalı
    bunu
    denedim bugün,
    ve
    güneşe karşı işedim,
    hafif
    melankolik bir gün batımı vardı
    aşıklar
    sırt sırta vermiş
    duruyorlardı
    nefrete karşı
    gözden
    ırak bir köşede
    şezlong
    kurmuştu bira şişesine
    ihtiyarın
    teki
    güldüm
    sonra imgelemlerime
    ve
    yemin ettim kendi kendime
    ayarını
    tutturana kadar
    bir
    daha size sunmayacağım diye
    bu
    basit ve
    yeterince
    pişmemiş satırları
    not:
    45 dakika ateşte bekletip öyle servis ediniz

    29.eylül.2008
  • tuvalet şiirden önemlidir

    iyi
    yazdığını söyler durur insanlar
    süpersindir
    akıcıdır
    kelimeler
    cümleler
    vurucudur
    ve
    övgü karşılığında
    eyvallah
    demekle yetinirsin
    mahcup
    hissedersin kendini
    bulamazsın
    söyleyecek başka bir kelime
    ama
    daha fazlasını bekler insanlar
    teşekkür
    etmeni belki de
    yazılarını
    beğendikleri için
    ya
    da yeni bir arkadaşlık ilişkisi
    tanışma
    faslı
    şu
    veya bu
    ki
    düşününce
    evindeki
    tuvalet kadar
    değeri
    yoktur hiçbir şiirinin
    ve
    ev kirasını ödeyemezsen
    o
    tuvaletten de olursun ama
    lağımda
    da yaşasan
    yazarsın
    yine de
    biri
    alıp basar hatta
    ya
    da sahiplenir
    “bunları
    ben yazdım” der
    başka
    bir internet sitesinde
    ses
    çıkarmazsın
    ve
    insanlar sorular sormaya devam eder
    ama
    sen sorduğun sorulara cevap alamazsın asla
    yazar
    durursun ve konuşur dururlar
    “yerinde
    olmak isterdim” derler
    ama
    söz konusu takas
    yaşadığın
    hayat
    ya
    da yaptığın işten ziyade
    o
    sikik şiirleri
    “ben
    yazdım” diye gösterme isteğinden ibarettir
    aldırmazsın
    buna da
    hiçbir
    şeye aldırmazsın artık
    ama
    238 yolculu
    amsterdam
    uçağının ambarına yüklediğin
    285
    parça bagajın içinde
    ‘118
    taksim 1’ etiketli olanını ararken
    bir
    yolcu uçmaktan vazgeçtiği için
    ettiğin
    küfrün hızı
    yazdıklarını
    sollar
    ve
    tam bagajı bulduğun onda
    yeni
    bir anons gelir telsizden
    yolcu
    tekrar uçmaya karar vermiştir
    son
    bir küfür daha savurur
    bulduğun
    bagajı yerine koyar
    ambarı
    en baştan düzenler
    kapağı
    kapatır ve inersin
    sonra
    eve gelirsin ve
    birisi
    sana
    “senin
    gibi yazmak için ne yapmalıyım?” der
    “bilmiyorum”
    dersin ona
    “iki
    yumurta kırıp karıştır mesela?”
    can
    sıkıntısından doğar şiir
    etrafında
    seni anlayan
    bir
    kedi bile olmamasından doğar
    kendini
    defolu hissedişinden doğar
    ki
    yıllar önce
    bir
    alıcısı vardı bunun ama
    artık
    her sanat ölü doğmakta
    ve
    günü kurtarabileceğin
    başka
    bir işin yoksa
    sürdürülmesi
    olanaksız edebiyatın
    o
    yüzden
    dilediğinizi
    dilediğiniz alabilir
    kullanabilir
    alan
    olursa satabilir
    ya
    da yeni baştan yazabilir
    ve
    hatta bok atabilir
    yırtıp
    atabilir
    ya
    da gelip ağzıma sıçabilir ama
    üç
    kuruş için zincirlendiğim
    mesai
    saatleri içinde
    ekstradan
    hortlayan her angarya
    bir
    küfre denk düşer
    sikik
    dizeler
    açlıktan
    ölecek durumda da olsan çıkar nasıl olsa
    ama
    işin yoksa
    açlıktan
    ölecek duruma gelirsin ve
    ben
    tekrardan sefilleri oynamak istemiyorum dostum
    ucu
    ucuna yeten bir yaşam kafi geliyor bana
    ama
    sen
    hastalık
    dolu bir yatakta yatan
    interneti
    ve bilgisayarı olmayan
    buna
    rağmen içen ve yazan biri olarak
    gerçek
    yeraltında yaşamayı sürdürebilirsin Tolgur
     “gerçek yeraltı benim” diyerek
    bok
    içinde yaşadığını da söyleyebilirsin
    biraz
    daha ileri giderek
    “ya
    bu yazıları onayla ya da bu işi bana bırak” da diyebilirsin
    ama
    unutmaman gereken şey;
    boktan
    bir hayatın
    ve
    bu boktan hayat üzerine yazmanın
    övünülecek
    bir yanının olmadığıdır
    ve
    “yeraltında yaşamak” diye tabir ettiğin
    o
    anlamsız benzetmeyi
    yeraltında
    olduğu söylenen
    bir
    çok insan bilmiyor
    umurlarında
    bile değil bu
    sadece
    yaşıyorlar
    kendi
    bildikleri şekilde
    kendi
    bildikleri düzeyde
    ve
    onları yeraltına iten
    ya
    da yeraltı olduklarını dile getirenler
    göz
    önünde yaşayıp
    insanların
    görmesini istemedikleri her şeye
    siyah
    kalın birer örtü örterek
    kafalarına
    göre etiketleyenlerdir
    medyadır
    mesela
    yada
    bestseller yazarlar
    akademik
    literatür
    bu
    arada
    bu
    şiir de beş para etmez evet
    ama
    ben kendimi
    çalıştığım
    yere
    saati
    iki buçuktan satıyorum
    ve
    daha fazla veren bir yer bulsaydım
    ben
    de onları satardım
    ama
    senin gibilerin
    bizim
    gibilere
    hiç
    bir şey satamayacağını
    yıllar
    önce dile getirmişti
    savaşı
    kazanan bir adam
    tekrar
    ettirtme:

    “sahtekarların bizi temsil etmemesini
    yeğleriz”
    28.eylül.2008