Kategori: Genel

  • ardımızda kalan yaşamlarımızda bir avuç bok şimdi

    ardımızda kalan yaşamlarımızda bir avuç bok şimdi

    tuvalet
    olarak kullanılıyor
    ve
    sular kesik
    ve
    tıkandı lağım
    o
    yüzden pis kokuyor
    ve
    o yüzden iğrenç görünüyor
    umursamıyor
    ama
    içinde
    bir ölüyü besliyor fark ettirmeden
    dünya
    ağzına sıçarken
    ve
    milyonlarca kez “benden uzak durun” dediği halde
    kimse
    laftan anlamıyor
    tuzaklar
    tuzaklar tuzaklar
    tuzaktan
    kumanda ya da
    başa
    sar
    ileri
    al
    durdur
    kes
    kapat
    değişen
    hiç bişi olmayacak
    tüm
    olasılıkları tükettik
    irtifa
    kaybediyoruz
    ve
    neden ağzıma sıçıldıktan sonra
    şifonu
    ben çekmek zorunda kalıyorum
    bilmiyorum
    girdapiç..
    *
    başlık “özver yılmaz’ın “karanlık” adlı şarkısından alınmıştır..

    18.mart.2008
  • eski güzel günler

    adamın
    biri geliyor
    ve
    yazdıklarımı beğendiğini söylüyor
    eyvallah
    diyorum
    değişik
    bir tarzım varmış
    ve
    kendisi de yazıyormuş
    ona
    da eyvallah diyorum, herkes yazıyor, yazabilir
    ve
    esasen
    bir
    kum torbasının ne kadar tarzı varsa
    benim
    de o kadar olabilir demek geliyor içimden
    demiyorum
    susuyorum
    konuşmaya
    istekli değilim
    sıkılıyorum
    gerginim
    sarhoşum
    ve
    sorular devam ediyor
    ardı
    arkası kesilmeden
    her
    soruya sadece cevap verip
    aynı
    soru kipini
    “ya
    sen” diyerek geri iade etmiyorum
    anlamalı
    diye düşünüyorum
    konuşmak
    istemediğimi
    en
    azından bugün
    ya
    da
    sadece
    beleş bira için bulunduğumu burada,
    oysa
    bu
    durumu
    daha da kötüleştirmekten başka bir işe yaramıyor
    nerde
    oturuyorsun
    çalışıyor
    musun
    hangi
    okula gidiyorsun
    kimleri
    okursun
    hangi
    filmleri seviyorsun
    gerçek
    adın ne
    hebele
    hübele
    kendimi
    bir röportaj veriyormuş gibi hissediyorum
    ki
    vermişliğimde var daha önce
    birkaç
    fanzin, birkaç dergi, ot ve bok
    ki
    sıkıcı
    ki
    gereksiz
    ki
    üzerinde iyice araştırılma yapılması gereken bir mesele bu
    ve
    ben üzerinde iyice araştırılması gereken bir ürün değilim
    ve
    bekliyorum
    ve
    zaman öldürmek için sorulara cevap verirken
    yalanlar
    uyduruyorum arada bir
    kendime
    önemli bir yazar süsü veriyorum
    şaşalı
    klas
    ve
    aynı anda
    ve
    aynı odada
    bir
    hatun gözlerini bana dikmiş
    bir
    dahi olduğumu sezinliyor
    geceyi
    benimle geçirmeye hazır
    geceyi
    kendimle bile geçirmeye hazır hissetmiyorum oysa
    bir
    an önce sızıp
    sabahın
    köründe baş ağrısı ile uyanınca da
    bu
    lanet yerden çıkıp gitmek istiyorum
    senaryo
    tekrar ediyor
    bu
    kez
    eve
    yeni gelen başka bir tip
    aynı
    soruları soruyor
    onların
    misafiriyim
    karşı
    koyamıyorum
    hiçbir
    şeye karşı koyamıyorum
    üzerime
    akın eden sinekler ordusu
    biri
    şifonu çekmeli diye düşünüyorum
    lağıma
    gönderilmem için
    ve
    karşımdaki hatuna arada bir bakıp
    bana
    baktığını gördükçe
    ilham
    alıyorum
    daha
    çok yalan söylüyorum böylece
    daha
    havalı
    ve
    daha çok boka sarması için her şeyin
    ve
    daima bir uyum sorunu peşimde
    birazdan
    iki tip evine gidecek
    diğer
    iki hatun bana şurada uyuyabilirsin diyecek
    biri
    gece yanıma gelecek
    ben
    gidip birkaç bira daha almamız gerek diyicem
    para
    verecekler
    ruh
    verecekler
    sihir
    verecekler
    ve
    hayatta kalma şansımızın giderek azaldığı bir günde
    öksürükten
    boğularak, bir sigara daha alıcam onlardan
    derin
    bir müzik bilgim olduğunu düşünecekler
    harikulade
    boklar zırvalayıp
    hiçbir
    şeyi umursamayan
    bir
    süperman olduğumu düşünecekler
    içlerinden
    biri bana aşık olacak
    içlerinden
    biri ona karşı koyamayacak
    ve
    her şey
    sihrin
    bozulup
    ilginin
    azaldığı
    ve
    tüm balonların patladığı
    o
    ölüm anına kadar
    devam
    edecek
    hepsi
    bu
    sonrası
    tekrar
    aynı
    senaryo
    klişe
    baştan
    savma
    tutarsız
    ve
    şimdi
    o
    günden bu güne geçen
    dört
    koca yılı düşününce
    üzerine
    bu kadar uzun bir şiiri feda edebileceğim
    o
    kadar da önemli olmayan
    sıradan,
    kasvetli, kapalı, salak günlerimden
    kaç
    tane kaldı diye düşünüyorum
    yanlış
    atlar
    yanlış
    maçlar
    ve
    yanlış hatunlar
    anafikir
    bu
    nokta
    14.mart.2008

  • orospu ilham perileri

    gece
    bir dalgınlık sonucu
    elimde
    kalemle tuvalete girdim
    ve
    sıçarken
    tuvalet
    kâğıdına bir şeyler yazmaya başladım
    sarhoştum,
    kabul ediyorum
    ve
    klavyedeki kanı görünce fark ettim elimi kestiğimi
    nasıl
    olduğunu hatırlamıyorum
    jiletle
    oynuyordum sadece, hepsi bu
    sonra
    kan
    katledilmiş
    aşklar silsilesi
    daha
    sonra
    tuvaletteki
    işim bitince
    şiirle
    kıçımı sildim ve
    kâğıdı
    atıp
    şifonu
    çektim
    daha
    sonra
    şiddetli
    bir öksürük krizi
    midem
    bulanıyordu
    alkolden
    değil
    yaşanan
    her şeyden
    “her
    zaman bir bahanen vardır,
    başarılı
    olmamak için”
    bunu
    eski bir sevgilim söyledi bana
    eski
    olduktan sonra yani
    daha
    önce söyleseydi de bir şey değişmeyecekti
    her
    zaman bir yenisi gelir ve
    her
    neyse işte, klavyeyi kurtardım kandan
    elimi
    de tabii
    hayır
    kanları sildiğim şeyde şiir yazmıyordu bu kez
    yazsaydı
    epey trajik olurdu
    ve
    aslına bakarsanız
    odamın
    içi
    o
    kadar çok kağıt parçası ile dolu ki
    hepsini
    temizlemeye kanım yetmez
    ama
    bir fotokopi makinesi bizi kurtarabilir
    doğru
    mu yazdım? makinamı yoksa?
    ha
    bu arada
    klozete
    giden o şiir
    buna
    beş çekerdi
    ama
    önemi yok
    bana
    da beş çekiyor sonuçta
    yerime
    seçilen çoğu ahmak
    7
    mart 2008

  • ,,,,,

    bukowski’nin
    yazılabilecek
    her şeyi yazdığını ve
    ne
    yazarsam yazayım
    onu
    taklit ettiğimi düşüneceğinizden
    yazmayı
    bırakıyorum
    orijinal
    bir şeyler bulursam
    size
    haber veririm
    şimdilik
    sadece sigaraya
    alkole
    ve
    ölmeye
    devam edeceğim
    yazmadan
    umarım
    bu sizi rahatladır

    27.ocak2008
  • hiç

    kimseyi kendine çekip umut veremezsin,
    herhangi bir şeye çağıramazsın, herhangi bir hayat öneremezsin, herhangi bir şey
    teklif edemezsin, kimse de seni teselli etmekle zaman kaybetmez, kimse dinlemez
    bile, anlamaz da, anlatamazsın da, içinde patlayan balonları yakalamaya
    çalışırken düşersin kendi üzerine, ve kendi kendini avutur durursun,
    “bekle adamım, düzelicek” der durursun kendine, düzeleceği falan da
    yoktur oysa, her şey geldiği kadar gider, para da, aşkta, acı da. “güzel
    olucak” dersin ve ölümünü geciktirmekten başka bir halta da yaramaz
    bekleyişlerin.

    12.ocak.2008
  • herşey ne kadar

    herşey
    ne kadar
    bundan, 3 ya da 4 yıl kadar önceydi…
    mucizevi bir şekilde, herşey yolunda gidiyor gibi görünmüştü gözüme, günde 3
    paket sigara içiyordum, çünkü param o kadarına yetiyordu, başka bişi de
    yaptığım yoktu zaten..
    sigara alıcak parası olan, zorunda
    kalmadıkça yataktan çıkmayan, tembel itin tekiydim.. hiçbir şey yapmak
    istemiyordum. bütün gün yatakta kalıp, müzik dinlemek istiyordum sadece. günde
    12 saat uyuyor, geri kalan 12 saatte de annemle tartışıyordum. okul haftada bir
    gündü, çünkü tüm derslerimi tek bir güne yığmıştım. Aslında, diğer iki gün de
    vardı bi kaç dersim ama, her sene başında olduğu gibi, hangi derslerden
    devamsızlıktan kalıcağımı önceden belirlemiş ve nasıl olsa ben bu dersleri bi
    noktada sekteye uğratırım deyip, en başından girmemeye başlamıştım. her salı
    okula gitmek dışında, evde oturuyordum, insanlar fanzin istiyordu, demo
    istiyordu, yazı istiyordu, para göndermek istiyordu, ama e-postalarına cevap
    vermiyordum, ya da “şu an çok yoğunum” deyip, kestirip atıyordum. salağın tekiydim
    muhtemelen, ama kendimi dahi sanıyordum. Şimdiyse, herkes beni dahi sanıyor ama
    salağın teki olduğumun farkına vardım. roller değişti, işte hepsi bu….
    Annem, sürekli ders çalışmam gerektiğini
    söylüyor, önüme defterleri, kitapları atıyordu, bende onu oyalıyor, sonra bi
    şarkı açıyordum. sabahları uyandığımda, ilk işim kalkıp müzik açmaktı, sonra
    gene yatağıma dönüyor ve yatmaya devam ediyordum, 4 yıl geçti, 4 koca yıl, ve
    değişen bazı roller dışında, herşey hala aynı, bekliyorum, bekliyorum,
    bekliyorum.
    anneme, bazı projelerim olduğunu, para
    kazanacağımı, çok para kazanacağımı söylüyorum, o da her defasında başını
    sallıyor ve içinden, bıktım senin dergilerinden, diyor. ben onun içinden
    geçenleri gözlerinden anlıyor ama aldırış etmiyorum…
    ***
    bundan 3 ya da 4 saat kadar önceydi…
    mucizevi bir şekilde herşey yolunda gidiyor gibi görünmüştü yine gözüme, günde
    1 paket sigara içiyordum, çünkü param o kadarına yetiyordu, başka da bişi
    yaptığım yoktu zaten. sigara alıcak parası olan, zorunda kalmadıkça yataktan
    çıkmayan, tembel itin tekiydim, hiçbir şey yapmak istemiyordum, bütün gün
    yatakta kalıp müzik dinlemek istiyordum sadece, günde 12 saat uyuyor, geri
    kalan 12 saatte de, annemle tartışıyordum, okuldan atılmış, askere gitmiş, bi
    işe girmiş, işi bırakmış, ve yine aynı boktan moda geri dönmüştüm
    anlayacağınız, haftada iki gün kursa gitmek dışında, evden bile çıkmıyordum
    nerdeyse…
    annem, gazeteyi yanıma bıraktı, ben de “tamam
    bakarım ilanlara” dedim, yerimden kalktım, mutfağa gittim ve çayı şekersiz
    içmek zorunda kaldığımı fark ettim, şeker yoktu, para yoktu, yakında çay da
    olmayacaktı, yakında internetimde olmayacaktı, sigara alamayacaktım, ve iş
    aramıyordum, bir dahiydim, çalışmayı içime sindiremiyordum, yazar olucaktım,
    sikimin yazarı, sürekli kendimi anlatıp durucaktım insanlara, başıma gelen
    olağanüstü felaketler silsilesinden bahsedip durucaktım..
    annem, çok sinirlenmiş olucakki, -iddaa
    bayiinden dönüşümde, -gazeteyi eline alıp benim yerime ilanlara baktığını fark
    ettim..
    “işe yaramaz” dedim ona, “beni işe
    alamazlar, biliyorsun, lanetliyim ben”
    “saçmalama” dedi, “aramıyorsun ki”
    “25 yılımın yüzde ellisi iş aramakla geçti”
    dedim, “biliyorsun, ne kadar boktan iş varsa üzerime sürüyor tanrı, boğazına
    yapışıp boğmak istiyorum onu”
    “kimi? tanrıyı mı?”
    “yok, atatürk’ü, ülkeyi kurtarmasaydı, bu
    felaketler gelmezdi başıma” dalga geçiyordum sadece, atatürk düşmanı
    kaçıklardan değildim… ama atatürkçü de değildim, hiçbir şeyi sahiplenemiyordum,
    hiç kimse de beni sahiplenmiyordu, bir uyum ve denge vardı hayatımın her
    alanında.. ying ve yang..
    “töbe töbe” dedi annem, ve telefona doğru
    yöneldi, benim yerime bi kaç yeri aradı, “oğlum için aramıştım”, adamlar beni
    telefona istiyor, birkaç soru soruyor ve görüşmek için bile çağırmıyorlardı,
    internetten yaptığım başvurularda sonuç vermiyordu, çalışmak istemediğim için
    iş bulamadığıma karar verip aramamaya başladım, sonra, sonra, sonra, şekersiz
    çayımdan bir yudum alıp, paketimdeki son sigaramı içip, liglerin bi kaç maç
    daha ilerleyip bahis sonuçlarının cillop gibi gözüme görüneceği anı beklediğimi
    söyledim anneme, evet dedim, son dört yıldır olduğu gibi, liglerin bitmesine 10
    hafta kala, son düzlükte atağa kalkıcaz, ve parayı vurucaz, bi kaç ay idare
    edicek o para bizi…
    sonrasını düşünmek istemiyordum. hiçbir
    zaman, sonrasını düşünmedim. şu an burdayım, son bıraktığım işten aldığım son
    paranın suyunu çekmesini bekliyorum, daha sonrasına, daha sonra karar vericez,
    nereye gittiğimizin, ya da sonumuzun ne olacağının, hiçbir önemi olmasa da,
    hayat devam ediyor dostlar, hep devam etti, ve hep devam edicek. serseri, umursamaz,
    ve beş para etmez olsak da, devam edicek, kaçarı yok….

    15.aralık.2007
  • deneme 1-2

    1.
    “32 yaşında, kadın, bankacı,
    maddi durumu iyi, sevgilisi aldatıyo bunu, kavga etmişler, bankta oturuyo,
    öğlen arası”
    evet.. burada bir haksızlık var..
    size de öyle gelmiyor mu? neden mi bahsediyorum? bakın şimdi, sevgilimle bir
    iddiaya girdik, bir betimleme yapacaktık, bir karakteri betimlicektik, ama
    karaktere odaklanamıyorum.. bi defa karakteri neden o seçiyor? bir ikincisi, 3.
    tekil yazamayan biriyim ben, bunu bilmiyor mu? neden kadın bir karakteri
    betimliyoruz? evet evet, feminist damarlar.. aklı sıra beni, kendi ağzımdan bir
    kadını betimlemek zorunda bırakarak intikamını alacak… ama hiç önemli değil.. o
    düşünsün dursun.. ben başarabilirim. evet yapabilirim… başlıyoruz..  hazırmısınız?
    2.
    bi saniye. bi saniye.. yanlış
    fon. evet yanlış fon. babes in toyland’ı seçmeliydim..
    kadın. 32 yaşında. aldatılmış..
    öfkeli.. intikam planları yapmakta. bunu en iyi kat’in sesi iter beynime..
    evet. pekala.. her şey hazır mı.. ah. sigara. sigara olmalı. evet kadının
    ağzında sigara var.. pekala. zorla. zorla. girdap ve kadın göz göze geliyor. ha
    siktir. kendini çıkar öyküden.. kadını anlatıyorsun kendini değil.. aptal… her şeyin
    içine etme.. kendini sıfırla ve kadına odaklanan.. kat.. evet.. kat ve kadın…
    bu da olmadı. öyküyü başa sar. çekim iki sahne beş.. motor.
    3.
    32 yaşında.. ve aldatılmış..
    düşünüp duruyor. elinde sigara. hiçbir şey umurunda değil.. önünden bir sürü
    herif geçiyor.. koşu yolu burası.. sahilden bir sürü genç yakışıklı sportmen
    herif geçiyor. atlet şort. çok seksi görünüyorlar. ama görmüyor.. kadına
    odaklanmış. kendi yerine tercih edilen kadına. kıskançlık krizi..
    canı sıkkın.. öfke. hırs. eziklik
    hissi. yalnızlık hissi. kendini değersiz hissetme hissi. (eleştirmenlerim
    buraya takılıp başıma atmak için taş aramaya gidebilir, sadık okuyucularım
    parantez içlerini es geçsin bundan sonra)
    ne diyorduk. pekala.. başa sar..
    çekim iki sahne altı..
    4.
    32 yaşında. ve aldatılmış..
    düşünüp duruyor.. bir sürü erkek geçiyor önünden. ama can sıkıntısı seksi
    aklına getirmiyor.. iş kıyafetini o gün değiştirmeyi unutmuş bankadan çıkarken.
    bir etek, gömlek, güzel bir makyaj, parfüm, ve hesap makinesi… hesap makinesi?
    bir saniye burada düşünmem lazım. bankada elinin altında bilgisayar var. hesap
    makinesi mazide kaldı. hah, hatırladım eksik ruhu: ben her öyküme, zaman ve
    mekan tasviri ile başlarım. stop. çekip iki sahne yedi..
    5.
    2005 yılı.. şehir ve bölge
    bilinmiyor. bir sahil. bankta oturan genç güzel ve aldatılmış bir kadın. bankta
    oturuyor.. burası aynı zamanda önünden koşu parkurunun geçtiği bir bölge. ama
    kadın görmüyor o genç yakışıklı seksi erkekleri. kadın aldatılmış. ezik.
    değersiz. aslında öyle değil, hiçbir insan, gerçekte, ezik ve değersiz değildir.
    sadece öyle hissederler… pekala pekala.. elinde simit olsun. evet. simidini
    yiyen bir kadın, aklından kocasına ilk aşık olduğu gün geçiyor.. ve şimdiki
    zaman. aldatılmak nedir? aldatma fili. kökeni. lanet olsun, yazı yazarken
    ihtiyacım olan bilgileri yazıyı kesip araştıramam. şimdi sırası değil. (“daha
    çok kitap okumalısın girdap, romanları siktir et, araştırma oku, teknik
    bilgileri kavra”)
    kadın kendi kendine konuşmaya
    başlar….
    “aslında, düşünüyorum da, beni
    kızdıran ney acaba? o şırfıntıyı gördüm. onu kocamla öpüşürken gördüm. kocam
    onun üzerindeyken onları gördüm. kocam boşalırken, “bu hayatımda yaşadığım en
    iyi şey” derken onları izliyordum. evet.. ama beni kızdıran ney.. düşün lanet
    olası… daha önce de kocan başkalarını düzdü. senden önce. senden yıllar önce de
    düzdü o başkalarını. onlar neden seni bu kadar yaralamadı. şimdi sorun ne.
    aslında, yani bana göre, o kadınla kocamı beraber gördüğümde, hiç bişi
    hissetmedim. ama kocamı aradım.. ve telefonu kapattı. denemek istedim. ve
    telefonu açıp, “aşkım çok meşgulüm, toplantım bitince seni arıcam” deseydi, bu
    kadar kızmazdım.. bana dönüp, “çok meşgulüm, toplantım bitince seni arıcam”
    dedi.. lanet olsun.. lanet olsun.. sonra o kadına dönüp, ben bir hiçmişim gibi,
    askerlik arkadaşının onu yemeğe davet ettiğini söyledi. lanet olsun. beni
    aldatmıyor. kadını aldatıyor.. beni kadın öğrenirse kadını kaybedebilir. bu
    yüzden beni de aldatıyor. kendini de aldatıyor. lanet olsun”
    4 kasım 2007

  • multifonksiyonel eleman

    multifonksiyonel
    eleman
    1.
    bir sandalyede oturmuşum. önümde iki duvar,
    odada bir köşe, ve ben biraz geriye dönüp, pencereden sokağa bakıyorum.
    gökyüzüne bakıyorum. önümdeki cama bakıyorum. ve niye burdayım diye
    düşünüyorum. lanet olsun lanet olsun lanet olsun. niye burdayım.
    insan kendine “niye çalışıyorum” diye
    sorduğunda, ardından gelicek cevaplar, kendi için olan herhangi birşeyi
    kapsamıyorsa, fedakarlık ediyor demektir, buna hayatın boyunca devam ediyorsan,
    bu kendini feda etmek anlamını taşır. fedakarlık süresi uzarsa feda edilirsin.
    ve insan kendi hayatını feda ederekte pek tabii mutlu yaşayabilir.. kızım için.
    aşkım için. daha doğmamış torunlarımın geleceği için. milletim için. dinim
    için. ölümden sonraki hayatım için. dünya barışı…. bir dakika, bir dakika,
    sikmişim dünya barışını..
    zihnim bana oyun oynamayı sürdürüyor..
    çünkü ben niye burdayım diye sorduğumda kast ettiğim şey, niye bu köşeye
    yerleştirildiğim idi. bekliyorum. bekliyorum. bir köşedeyim. çünkü patronum
    benim iş dışında herşeyle uğraştığımı düşündüğünden dolayı bilgisayarımın
    yerini değiştirdi, önüm duvar arkam duvar, sobe oyunu geliyor aklıma nedense.
    hey bakın ben bir şey yapmıyordum, ve
    cezalandırıldım.
    insan herhangi bir suç işlemediği için
    cezalandırılınca kendini gerçekten kötü hissediyor, çünkü gerçekte zaten
    herhangi bir suç işleyince de cezalandırıldığınızda kendinizi kötü
    hissedersiniz. çünkü toplumdan uzun veya kısa bir süre atılmışsınızdır. ve
    toplum huzuruna aykırı bir şey yaptığınıza, veya bir bireyin veya kurumun,
    yaşamına veya mülküne veya kişiliğine tecavüz ederseniz, yani kısaca bir takım
    maddeleştirilmiş yaşama şekli sınırlarının dışına çıktığınızda, önceden
    hazırlanmış kurallar bütününe göre, kısa veya uzun bir süre toplum hayatının
    dışına atılırsınız, veya maddi para cezası ödersiniz. bu cezaların en komiği
    hakaret nedeni ile açılan tazminat davası olmasına rağmen konuyu değiştirmek
    istemiyorum.
    beni aşağıla. parasını ödemen yeter.
    hepimiz bunu yapıyoruz. hepimiz birileri
    tarafından aşağılanıyor ve bedel ödeniyoruz.maaşımı öde, dilediğin saatte
    dilediğin yerde olucam, dilediğin işi yapacağım, maaşımı öde, ki benim gibi
    maaşı ödenenlerin ürettiği şeyleri satın alabileyim. yaşama devam edebilmek
    için kendimizi hiçe sayıyoruz.
    feda ediş. kurban. tören.
    haftaiçlerini satarak hafta sonlarını
    kazanmak
    12 saatini satarak, yıllar sonra senin
    yaşlı buruşuk yüzüne tükürücek oğluna bir gelecek hazırlamak
    yaşamanını kaybederek, vatanını korumak.
    aslında hepimiz bir şekilde hem kurban hem
    katiliz.
    gelenekselleştirilmiş ve toplumsallaştırılmış
    değer yargılarına göre yaşam biçimimizin sorgulanması
    pencereden bakıyorum çünkü gökyüzü güzel
    görünüyor
    pencereden bakıyorum çünkü bilgisayarı iş
    dışında kullanmam yasak
    pencereden bakıyorum çünkü patronum her an
    arkamdan gelip benim onun internetini kullanıp kullanmadığımı denetleyebilir
    pencereden bakıyorum çünkü o an orada
    olmamam gerekiyor. dışarıda olmalıyım. istediğim yerde olmalı, istediğim şeyi
    istediğim yerde yapmalıyım.
    özgür olmalıyım. özgür olmalıyım. özgür
    olmalıyım.
    ama değilim.
    hiç birimiz özgür değiliz.
    salındığımız boşlukta, zincirimizin
    uzunluğu kadar yol alabilir, prangalarımızın izin verdiği ölçüde hareket
    edebiliriz. ve sesimiz filtrelenmiştir.
    duvarlar duvarlar duvarlar
    pencereden bakıyorum
    ve ben küçük bir şirkettin kontrol altında
    tutmakta zorlandığı, bu yüzdende sürekli takip edip sorguya çektiği bir
    elemanıyım. beni işte sadece kan bağı tutuyor. yaptığım işi yapmanız için ya
    aptal olmanız gerekir, yada fedakarlık etmeniz. ve ben bunu bir adım ileri
    taşıyıp kendimi feda etmek istemiyorum.
    dediğim gibi, bir sandalyede oturmuş ve
    dışarıyı izliyorum.
    işteyim, çalışmıyorum.
    işteyim, sokağa bakıyorum.
    işteyim, ama işi bıraktım.
    patron arkamdan geliyor ve “napıyorsun”
    diyor,
    tepenizdeki oteritenin üzerinizdeki
    ilizyonu kaybolunca, yani onun elinden yırtınca, yani size ufak elma şekerleri
    sunarak özgürlüğünüzü kısıtlama gücünü kaybedince, gerçekten çok sinirlenir, ve
    eğer siz bunun üstüne onun bu sinirli halini sikinize takmazsanız, oteriteyi
    fena halde korkutursunuz, ve bu paranoyak ruh sizi yok eder, çünkü işine
    yaramıyorsunuzdur, çünkü bütün devletler paranoyaktır, çünkü bütün şirketler
    aslında ufak birer devlettir, ve oterite sizin bulaşıcı bir hastalık gibi diğer
    ruhlara bulaşmanızı engellemek için sizin sesinizi kısar, yada size maskeler
    takar, “vatan haini” maskesi en kolay giyilebilen ama en çok dışlanmanızı
    sağlayan maskelerden biri olmalı.
    hiçbir iş yaptıramayacağını anlıyor bana
    patronum. aslına bakarsanız ona niye hala patronum dediğimi bile bilmiyorum.
    ağız alışkanlığı.
    oterite üzerinizde, bebekliğinizden
    ölümünüze kadar sizi terketmeyecek kalıcı alışkanlıklar yaratır.
    dediğim gibi, bir sandalyede oturmuş ve
    dışarıyı izliyorum. patronum arkamdan geliyor ve “napıyorsun” diyor,
    “hiiiç” diyorum, “düşünüyorum”.
    “neyi” diyor hıyar oğlu hıyar,
    “yazacağım romanın adını” diyorum hıyar
    oğlu hıyara, ve adamın babası da gerçekten tam bi hıyar, oğluda öyle, hıyar
    sülalesi… hıyargiller familyası
    “yazacağım romanın” adını diyorum, “sence
    multifonksiyonel eleman güzel bir isim değil mi? beni anlatıyor” öfkeleniyor ve
    “bunu sonra konuşalım” diyerek geri dönüyor, amacı içerideki misafirine ve ona
    çay götürüp götüremeyeceğimi sormak, ama oterite size bir iş yaptıramayacağını
    anlayınca, sizden talepte bulunmaz, oterite küçük düşmemelidir…. geriye dönüyor
    patronum. bende camdan bakmayı, cama bakmayı, camdaki lekeleri silmem
    gerektiğini ama işi bıraktığımı anımsıyorum…. orada sadece, başka bir kurbanın
    bir süre azad edilmesi için yerine bakma işini yapıyorum. işim bu. fedakarlık.
    ama asla feda edilemem.
    hayatınızı feda edicekseniz, karşılığında
    daha değerli bir şey almanız gerekir.
    bir insanın kendi hayatından daha değerli
    olan nedir?
    sevdiği bir insanın hayatı – aşk – çocuk –
    aile – anne
    sevdiği bir imgenin hayatı – ülke – millet
    – ideoloji –
    yada cennette yaşayacağı sonsuzluk  – din – allah – iman
    sistem bize hep bu oyunu oynuyor
    size, kendi genlerinizden olma bir varlık
    ürettiyor, sonra onun için fedakarlık yapmaya başlarken, kendinizi feda
    ediyorsunuz.
    ben
    multifonksiyonel eleman
    hiçbir şeye inanma. kendine inan
    herşey olucağına varır
    ve aslında hiç bir şey olmaz
    yaşar ve ölürsünüz
    herşey bu kadar basit
    2.
    yerimden kalkmak zor geliyor, biten sigara
    paketinin son sigarasını yakarken sigara paketini küllük yapıyorum, dediğim
    gibi, yerimden kalkmak zor geliyor ve küllük uzakta…

    zorunlu kalmadıkça hiç bir şey yapmam
    dediğimi anımsıyorum…

    kendi hayatım söz konusu olduğunda, hayatım
    için yapmam gerekenleri göz ardı ediyor, üşengeçlik ediyor, aylaklık ediyor, ve
    sallamıyorum, herşey olucağına varır, yani bu tamamen herşeyi ama herşeyi kendi
    eyleminin doğuracağı bir sonuç dışındaki akışına bırakmak, çünkü dış müdehale
    çok fazla, naparsan yap olmuyor işte, olmuyor, o halde hiç bir şey yapma
    diyorum ve o zamanlar 22 yaşında olmalıydım, yani bu tamamen herşey olucağına
    varır dediğim zamanlardan biri, kendini umursamamak… fedakarlık etmek ile
    kendini feda etmek arasında bir uçurum vardır. ve ben herşeye rağmen aşırı
    bencil bir insanım. abimin ben işi bıraktıktan sonra, iş yerinde ne bok
    yiyeceğini düşünmek istemiyorum. bu yüzden uykuya dalana kadar, hızlı ritmik
    vuruşlar ve taşak vokallerle zihin akışımı başka noktalara kanalize edicek punk
    şarkıları dinliyorum. geçmişe gidiyorum biraz.. en başa. hikayenin
    başlangıcına..
    1 kasım 2007          
  • sincap – giriş yazısı

    şimdi
    okumaya başladığın fanzin, tao ve anarşi hakkında, ve kendini mutlu etme
    hakkında, ufak bir hikayedir. anlatmaya başlamadan önce, sana biraz ön bilgi
    vermem gerekiyor. anlatmaya başlamadan önce, çok sert bir punk grubunu, bana
    şiddet aşılaması için fon olarak seçtiğimi bilmen gerekiyor. yazmaya başlamadan
    önce, bilgisayarın yavaşlaması ve yazma hızım, düşünme hızım ve bilgisayarın hızı
    arasındaki dengesizliği artırmak için, bir dvd çekmeye başlayarak,
    bilgisayarımı yavaşlattığımı bilmen gerekiyor. birkaç ön bilgi daha vermem
    gerekiyor. kül tablası almaya üşendiğim için, bir kağıt parçasını küllük
    yaptığımı ve sigaramı onun üzerine koyduğumu, böylece dikkatimi dağıttığımı,
    yazıdan çok, yazarken peş peşe yaktığım sigaralarımın kağıdı tutuşturup
    tutuşturmadığını kontrol etmem gerektiğini bilmelisin. ayrıca kulağımdaki
    kulaklıklardan birini çıkarmam gerektiğini de bilmelisin, çünkü babam hasta ve
    bana seslenebilir, onu duymayabilirim. ayrıca şu an saat sabaha karşı beş ve
    intihar tutkunu geç kızın uyuyup uyumadığından, yatmadan önce bi’ kaç hap atıp
    atmadığından emin değilim.
    daha giriş metninde,
    seni yeterince sıkmak istediğimi ve bir an önce defolup gitmeni sağlamaya
    çalıştığımı anlamış olmalısın. eğer anlamadı isen ve hâlâ okuyorsan, az önce
    sigarayı elimle söndürdüğümü ve canımın çok yandığını bil.. bunu, düşünmek
    zorunda bırakıldığım bir çok konuyu göz ardı etmek için yaptım.
    eğer 16 yaşında isen
    şansını boşuna zorlama, geleceğe dair tüm planların altüst olacak, şu an kendin
    için yaşamaya başlasan iyi edersin.
    eğer 16 yaşında isen
    ve üniversite sınavlarına hazırlanıyorsan, tüm hayatını kökünden etkileyecek
    seçimlerin konusunda bencil düşünmen gerektiğini öğrendiğinde, iş işten geçmiş
    olacak ve nefret ettiğin bir işte para kazanarak, emekli olacaksın, hatta olamayadabilirsin.
    eğer 50 yaşında isen
    ve günün birinde fransa’dan geri dönerek, girdap’a  “50 yaşındayım ve çok pişmanım, her şeyden
    nefret ediyorum” diyorsan, sana  hâlâ zamanın var, dediğimi anımsa…
    önüne birkaç seçenek
    sunulup, istediğini seçebilirsin, denildiğinde, sana seçme hakkı verilmediğini,
    özgürlüğünün kısıtlandığını bilmelisin. eğer hâlâ dünyada olup bitenleri boyalı
    basından takip ediyorsan, sana yalan söylediklerini bilmelisin.
    eğer hâlâ
    anlatacağım hikayemi okumak istiyorsan, elin bir tetiğe yakın bulunsun, birini
    öldürmek isteyebilirsin…
    bunu da kayıtlara geçin;
    sincap sistemle açıktan savaşmaktadır.
    eğer fanzini okumaya
    sondan başlamış ve her şeyin sonunda bu yazıyı okuyorsan, benim hiçbir konuda
    suçlu olmadığımı bilmeni isterdim.
    eğer fanzini
    beğenmedi isen, bana bir nefret maili yazmaman gerektiğini, eğer beğendi isen,
    teşekkürü yazarak değil, bir fanzin çıkararak yapman gerektiğini bilmelisin..
    az önce sigaramın
    kağıdı yaktığını ve odanın koktuğunu biliyor musun?
    az önce bir askerin
    6-8 nöbetine kaldırıldığını bilmelisin.
    birkaç gün önce, tüm
    suçları bu ülkede doğmuş olmak olan birkaç gencin, ellerine zorla silah
    verilerek güneydoğu’ya gönderilip, orada başka birkaç ahmak tarafından esir
    alındığını, sonra serbest kalıp bırakılıp kendi ülkelerine gönderildiklerinde
    de, niye şehit olmayıp da teslim olduklarını sorgulamak üzere esir
    alındıklarını, ve mahkum olabilme tehlikesi ile karşı karşıya olduklarını bilmelisin.
    sana öğretilen her şeyin,
    kendini feda etmen için öğretildiği bilmelisin… ve benim kadar bencil olsaydın,
    hayatını, sadece özgürlüğünün bi gram bile kısıtlanmaması için feda etmen
    gerektiğini bilirdin.
    kaybedecek hiçbir şeyi
    olmayan insanlardan sistemin korktuğunu biliyor musun?
    ölümden korkmayan
    insanlardan sistemin korktuğunu..
    öldükten sonra bir
    hayata inanmayan insanlardan korktuğunu…
    ölmeden önceki
    hayatını, sadece ‘kendi’ inançları doğrultusunda yaşamak isteyen insanlardan
    korktuğunu…
    boyalı basının, asla
    görmemenizin istendiği şeylerin önünde, bir set oluşturmakla görevlendirildiğini…
    bildiğin her şeyin,
    sana neden öğretildiğinin farkına varman gerekiyor.
    sen bir kuklasın.
    yaşamıyor, yaşatılıyorsun..
    boyalı basın, göz
    boyar..
    hayata siyah-beyaz
    olarak bakmayı öğrenmelisin. onlar beyaz bayrak çekip, teslim almışlar
    fikirlerimizi, siyah bir bayrak ile isyanı simgelediğimizi bil.. ve şimdi siyah-beyaz
    ve kayıt dışı bir yayını okumaya başla. sessiz-sakin-içinden.. şimdilik içinden.
    ama bu fanzin ikimiz
    arasında bir sır olarak kalmamalı. kulaktan kulağa oynamamalıyız.. avazın
    çıktığı kadar bağır!

    1kasım2007
  • başlıksız1876

    başlıksız1876
    1.
    eskisi gibi yazamıyorum artık. daha az acı
    çekiyorum. daha az hissediyorum. bir şeyler hissetmeye bile zaman bulamıyorum.
    kitap okumaya. müzik dinlemeye. insanlarla konuşmaya -her ne kadar bu sonuncusu
    gereksiz bir aktivite olsa da.
    beynimin içinin çürüdüğünü hissediyorum
    çoğu zaman. gözlerimin çürüdüğünü. midemin. akciğerimin. çürüklük hissi.
    “iş göremez” raporu almalıyım. “bozuk” raporu. “tamiri
    mümkün değil” raporu. iade etmeliler beni. geldiğim yere. her nereden
    geldiysem. bunu da bilmiyorum. ama üretim yerime iade edilmeli ve parçalanmalıyım
    bana sorarsanız. işe yarar bir parçam kaldığını sanmıyorum içimde, ama yedek
    parça olarak kullanılabilir belki, eğer varsa sağlam tarafım. geri kalan
    kısımlarım çöpe gitmeli. hurdacılar bu işi görebilir. insan hurdacısı var mı
    aranızda?
    evet evet, saçmaladığımı düşünüyorsunuz.
    itiraz etmeyeceğim. hareket edicek gücü bulamıyorum kendimde. tepki vericek
    gücü. donuğum artık. insanlar sorular soruyor. aptal aptal suratlarına bakıyorum.
    deli olduğumu düşünüyor olabilirler. tam bir geri zekâlı. idiot.
    ve şu ofisten
    çıkınca, hemen kapının önünde biri üzerime silahı doğrultsa, refleks vari bir
    tepki bile veremeyecek kadar yorgunum artık. “heey deprem oluyor”
    dese biri. “bomba var kaçın” dese. b52’ler geziyor tepemizde dese.
    içimden hiçbir şey gelmiyor yaşama devam etmek için. rutine bağladım her şeyi.
    otomatik pilot. talimatı verdim ona. o kim? bir program. ikinci ruh. adına
    girdap diyor olabilirler. ya da girdap benimdir. o ise girdapoz. girdapalas da
    olabilir. girdapır da fena fikir değil. ki bana kalırsa ve mademki g harfi ile
    başlıyor sıfatlarım, göt diyebiliriz. tam bir göt gibi davranıyorum çoğu zaman.
    bencilce. ama bunu bir tek ben söylüyorum. herkes ne kadar harikulade olduğumu
    söylüyor. değilim diyorum. ottan boktan bir adamım ben. ve salağım. ikinci bi
    kişi var sadece içimde. hırslı, azimli, kararlı, dünyayı sikicek yakında. ama o
    bir otomatik pilot. sürekli kapışıyorum onunla. şu an kendisinden habersiz
    yazıyorum bu yazıyı, kontrolü ele geçirirse, yazıyı silip çöp kutusuna
    gönderebilir. çünkü mükemmel yazmak istiyor. ve bu boktan bir yazı. eğer o fark
    etmeden bu yazıyı bitirir de birine gönderebilirsem okuyabilirsiniz. ancak yine
    silicektir. utanır çünkü. aptalca gelicektir. ve o haklı olmalı. bana da
    aptalca geliyor.
    şizofreni tanısı..
    hayır demiştim, abartıyorsunuz. “yanlış anladınız” dediler, “bu haplara devam
    edip, bu kadar az uyursanız sonucu oraya varıcak” dediler. iki tane psikolog
    dedi bunları. bir psikoz geçirdiğim söylendi. o günlerde de, başka bir şeye
    dalmıştım. başka bir proje. ve sonra insanlar delirdiğimi söyledi.
    inandıramadım kimseyi deli olmadığıma. sonra gerçekten delirdim. çünkü dayanamıyordum.
    tek bir kişi göremiyordum çevremde.. kimse yanımda değildi. kimse arkamda değildi.
    ve umudum tükeniyordu. okula gitmiyordum. işe gitmiyordum. içiyor ve
    yazıyordum. içiyor ve planlıyordum. amına koyucaktım dünyanın.. düzenini
    değiştiricektim. yeni bir yaşam formu icat ettim. yeni bir dünya.. 506 sayfa
    sürdü yazı. sonra ona şekiller yaptım. el çizimleri. krokiler. sonra birkaç
    kısa tarihsel analiz yaptım. niçin bu durumda olduğumuzla ilgili. yakın çevrem
    bunu fark ettiğinde beni denetim altında tuttu. delirdiğim söylendi.
    kimse bana
    inanmıyordu. ben kimseye inanmıyordum. sıkılmıştım. ya istediğim gibi yaşayacak
    ya da intihar edicektim. çalışmak istemiyordum. askere gitmek istemiyordum.
    “pejmürde” yazıldı sonra. çok sevdim onu. neyse, başaramadım. kafa
    tutamadım sisteme. tek başımaydım. ve yaşamak için ödenmesi gereken bedelleri
    ödemezseniz, açlıktan ölürdünüz. ya da sizi deli diye kapatırlardı bir hücreye.
    ve eve geri döndüm. ekonomik olarak aileme bağımlı değildim tam olarak, ama
    kalıcak yer, ısınma, barınma ve gıda. bunları ailem karşılıyordu. ve onlardan
    para istemiyordum, bilirsiniz, harçlık türevi, çocuğa verilen. onlarda da yoktu
    çünkü. babam günde 13 saat çalışıyordu, pazar dahil, ve hastaydı. 64 yaşındaydı,
    çalışıyordu. 21 yaşındaydım, ölmek istiyordum.
    sonra, dediğim gibi,
    daha fazla alkol aldım. bir tür geçiştirme süreciydi bu. acıyı geçiştirme.
    hayatta kalma. yaşam savaşı. ayık olunca intihar etme güdüsü bastırıyordu. ben
    de ölmemek için sarhoş kalıyordum. bira-votka. şarap. bu esnada okula gidip
    geliyor ama derse girmiyordum. kitap okumuyor, televizyon izlemiyor, dünya ile ilgilenmiyordum.
    müzik dinliyordum sürekli. bana ilham veren güçlü sesler. dünya ile alakamı
    kesmiştim. ben bir şeye inanıyordum. ve kimse bana inanmıyordu.
    aptalca bir yaşam
    tarzı edinmişti insanlar. çalışmak. boktan işler. sigortalı olmak. emeklilik.
    bankalar. okullar. devletler. oy vermek. demokrasi. ekonomi. silahlar. aşk.
    evlilik. çocuk. din. boktandı hepsi. yalandı. birilerinin bizi düdüklemek için
    kurdukları bir mekanizmaydı. biz de gözleri bağlı kölelerdik. hayır demiştim.
    ve hayatta kalmaya çalıştım. sonra noldu bilmiyorum. uyuşturucu maddeler bir
    şekilde beni delirtti. ve bir psikoza girdim. ciddi bir psikolojik hastalık
    geçirdim. ne olduğunu bilmiyorum. merak da etmiyorum. ama iyileştirdiler beni.
    hapla ve muskayla. bir ay sürede ayıldım. sanrılar azaldı. zihin açıldı. ve
    okula başladım. ve kitap okumaya. ve tv izlemeye. ve insanlarla gezip tozmaya.
    içimden bir şeyi
    çıkardıklarını düşünüyordum. şeytanı olabilir. ya da tanrıyı. bir şeyi
    çıkardılar. ve ben normal oldum. okulu bitiricek, işe giricek, askere gidicektim.
    2.
    özür dilerim. patronumun kızına yemek
    hazırlamak için yazıya ara vermek zorunda kaldım. ve şimdi nerde kalmıştım ne
    anlatıyordum hatırlamıyorum. her şey karıştı. ve toparlayamayacağım, üzgünüm.
    şu an bu yazıyı yazdığım yer bir iş yeri. evden bozma bir ofis. iki oda bir
    salon bir mutfak. hemen karşımızda ise bir depo var. ve evet, kötü müzik. akıp
    duruyor. bitti

    5.eylül.2007