Blog

  • tutarsız ve paramparça ve yarım yamalak bir deneme…

    tutarsız ve paramparça ve yarım yamalak bir deneme…

    1.
    tanıştık
    birileriyle
    bir şekilde
    ve sonra başka bir şekilde,
    benim yazdığımı
    ve fanzinler çıkardığımı öğrendiler
    ve dediler ki;
    “hey ben de yazıyorum”,
    “benim bir arkadaşım var
    o da senin gibi yazıyor”,
    “senin gibi yazmak istiyorum”,
    “yazımı okudun mu?”
    “tavsiyelerine ihtiyacım var”,
    “seninle tanışmak istiyorum”,
    “seni tanımak istiyorum”,
    “seni tanıdığıma sevindim”,
    “görüşebilir miyiz?”,
    “dergimizde yazmak ister misin?”,
    “yazım hakkında ne düşünüyorsun”,

    ve ben de onlara,
    çok kaba davranmak zorunda kaldım,
    gerçekten çok kaba,
    onlara dedim ki;

    “herkes yazıyor”, dedim,
    “hey ben de yazıyorum”, diyene,

    “benim gibi yazmak marifet değil” dedim,
    “benim bir arkadaşım var
    o da senin gibi yazıyor” denildiğinde,

    nasıl yazdığımı bilmediğimi söyledim,
    “senin gibi yazmak istiyorum”, dediklerinde,

    ve “yazımı okudun mu?” dediklerinde
    okuyamamıştım henüz
    ve belki de hiç okuyamayacaktım ama
    “okuyacağım” dedim yine de,
    çünkü okumak istiyordum
    ama okuyamıyordum,

    ve “tavsiyelerine ihtiyacım var” dedi biri,
    “tavsiyelere hep ihtiyacım olmuştur” dedim ben de ona,

    “seni tanımak istiyorum” dedi,
    “kendimi tanımak istiyorum” dedim,
    “kim olduğumu bile bilmiyorum moruk”.

    böyle alakasız, ucube, yetersiz, kaba,
    kimine göre kendini beğenmiş,
    ama bence ironik ve tutarlı
    cevaplar da verdim yani,

    ve sonra bana,
    “seninle tanışmak istiyorum” dediklerinde,
    susup kaldım çünkü,
    çünkü bir anlamı yok bunun,
    tanışmanın,
    arkadaş olmanın,
    hayatında yeni insanların var olmasının,
    falan filan falan filan,

    “seni tanıdığıma sevindim” dedi,
    “nerde görüştük hatırlayamadım” dedim,
    “hayır yani yazılarından”
    “duvarlarımı aşamazsın” dedim ona,

    “görüşebilir miyiz?”,
    “hava sisli görünüyor”

    “dergimizde yazmak ister misin?”,
    “nerde satılıyor, alayım bi’ ara, boş taraflarını karalarım kurşun kalemle”,

    “yazım hakkında ne düşünüyorsun?”,
    “yazlar sıcak ve kurak geçer burada”,

    “seni seviyorum”
    “eyvallah”.

    ## yayınlanmayan kısım şu ##


    2.
    sonra
    zaman geçti, hep vermek istediğim cevapları içimde tutarak geçti zaman,
    incelikli davranmak gerekmiyordu belki de, ama ben de incelikli
    davranmaya çalışmıyordum zaten, incelikleri olan bir heriftim ben, öyle
    demişlerdi, yalan söylüyorlardı, yalan söylüyorlardı çünkü her zaman
    için son söylenen kelime kayda değerdi, hayatınızı kimsesiz çocuklara
    adamış olabilirdiniz, ve ölmeden birkaç gün önce 8 yaşındaki bir kıza
    tecavüz edip, imajınızı yerle bir edebilirdiniz, kesintisiz bir düzeyde
    mükemmel kalmak imkansızdı, tutarsızlıkları vardı insanların,
    kararsızdılar, her konuda kararsızdılar ve kendilerini düşünmek dışında
    da bir şey yapmıyorlardı, daima kendileri, aynen benim gibi, kendi
    üzerine yazmak gibi, yaşamı kendi üzerine kurmak gibi, kendi hayatın
    üzerinden yola çıkarak düşüncelerini anlatmak gibi, devam ettim ben de,
    ettim ve gelen okları yanıtlamaya çalıştım, kibarca, sabit kalıp sussam
    ıskalamış olacaklardı, yapmadım ama, yıllarca bunu yapmadım ve
    kaybettim, daha fazla insan geldi, daha fazla insan, daha fazla baskı,
    çünkü insanların ortak zaafı, karşılarında susup dinleyen birini bulunca
    kesintisiz konuşmak, konuş dur amına koyayım, kim tutar seni, “dün
    başıma şu geldi Aysu”, “geçen yıl Tunç diye bi herifle beraberdim”,
    falan filan falan filan, kendi duvarlarınız aşınmaya başladıkça da
    zihninizin önünde başka bir duvar inşa edilmeye başlanıyordu, “çok
    saygısız bir kişilik girdo”, “çok küstahsın girdo”, “girdo burnun çok
    havada”, evet evet evet, hayır hayır hayır, bir saniye, n’oluyoruz,
    karar vermekte zorlanıyor muyum? karar verme anımda etki altında mı
    kalıyorum? kimseyi kırmamak? incitmeyeceğim seni güzelim, kapım hep açık
    sana, herkese kapım açık anasını satayım, kapım bile yok hatta, sonra,
    daha sonra, odada tek başına, odada tek başına… yok gelen giden, kendi
    kendini becer girdo..

    sonra,
    sonra zamanla kendine değer vermeye başlar insan. insan sosyal bir
    varlıktır derler, ben kısmen asosyal bir herifim, kısmen aseksüel oluşum
    gibi yani, ve kısmen anormal.. her şey kısmen var olmakta. olabilmekte
    ya da. dengede demek daha doğru aslında, kısmen yerine dengede. denge
    hali. iyi ve kötünün arasında. tao. yin yang. akış. zihinsel akışa
    kapılıp giden yaşamsal akış. sonra?

    sonra
    insanlar gelmeye devam etti. ve ben bir karar aldım. hayatımı
    sıfırlamaya bakacağım. kendim olmaya. kendin olmak, olabilmek, hiçbir
    toplumsal ve duygusal baskı altında kalmadan doğruyu, sadece doğruyu
    söyleyeceğinize dair yemin eder misiniz? kim edebilir? ben etmek
    istiyorum tanrısını satayım? n’apıcaz şimdi? bilmem… bilemem yani. hiç
    bir şeyi bilemem.. öğrenmek istemediğim şeyler de var bunun yanı sıra.
    mesela araba. araba nasıl çalışır? ne bileyim nasıl çalışır oğlum.
    otobüs şoförü bilsin onu. sonra? mesela post-modernite ne demek? ne
    bileyim ne demek? ama öğrenmek isterdim lan bunu. öğretilmek değil,
    öğrenmek.. kitap? evet, evet kitap.. ideal bir öğrenme şeklidir, insanın
    öğrenmek istediklerini kendi kendine öğrenebilmesi. geçelim efendim..
    ne diyorduk? şunu;

    incelikli
    davranmaya çalışmak, hayatınızı cehenneme çeviren bir fiyasko ile
    sonuçlanabilir, daha sonra bir boy aynasına baktığınızda arkanızda büyük
    bir topluluk görürsünüz, pençelerini size geçirmiş insan kalabalığı, ve
    hışımla arkanızı dönüp bir bakarsınız ki, hiç kimse yok, bu kez aynada
    sırtınız görünüyordur aynaya sırt çevirdiğiniz için, ama siz görmezsiniz
    onu, bir adım geri atar, aynaya yaslanırsınız, kendi sırtınıza
    yaslanırsınız bir anlamda, ve dersiniz ki; “hepimiz aslında berbat yazan
    tipleriz, bırakalım bu mesele üzerinde atıp tutmayı”.

    ordan biri çıkıp der ki; “harikulade yazıyorsun moruk”,

    “eyvallah”
    dersin ona, hoşuna gider çünkü bu, insanın hoşuna gider beğenilmek,
    kimsenin bu konuda bir itirazı olmasın, sol tarafımda yarı otomatiğe
    alınmış, şarjör ağzı bozuk bir mp5 var, onu kullanmayı zorla öğrettiler
    bana ve çok iyi kullanabilirim gerekirse, ne diyordum?

    şiddet
    kullanmak zorunda kalabilir insanlar. pasifist değilim ben. anarşist de
    değilim, ama olsaydım eğer aktivistlerin tarafında yer alırdım. çok
    saçma bir şey iyilik meleği isa’nın “sol yanağını çevir” demesi.
    çevirebilirsin de aslında zaman zaman, ama bu kime-niçin-neden
    çevirdiğine göre değişebilir, yiğenim ağzıma sıçsa, “al tuvalet kağıdı”
    der uzatırım ona mesela, ama bunu sen yapamazsın bana mesela.
    anlatabiliyor muyum? ne diyordum?

    bir hatun der ki; “yazılarına bayıldım adamım”,
    “eyvallah”
    dersin ona, çünkü hoşuna giden bir şeydir bu. herkesin hoşuna gider. ve
    aradan geçen birkaç gün sonrasında, sorular beğenilen yazılardan sana
    yazılmaya kayar. duralım burada bir beş dakika.. ben bir sigara yakayım.
    siz kafanızı toparlayın..

    evet, ne diyorduk? sıkıldım ben bu yazıdan..

    “sokak edebiyatı nasıl bir isim lan?”

    “maskeli bar taburesi” gibi bir isim işte, ne önemi var…

    kendi ile dalga geçebilen insanları sinirlendirmek zormuş gibime gelmekte bu arada..

    “susam
    sokağı.. sokak edebiyatı… sokam edebiyatı.. sokam edebiyata.. susam
    edebiyatı.. sokam susamı.. sokam susama.. sokam sus ama!” 7 eylül 2002 –
    girdolap.

    eleştirilecek
    adamı iyi tanımak, eleştiriyi kabul edilir bir forma sokabilir. ve
    ayrıca açık verdiği noktaların farkında olan biri de, kendisiyle dalga
    geçip, bazı şeyleri ekarte edebilir.. bilmem anlatabildim mi? aynen
    devam, ama son bir hatırlatma, kafam atarsa, çok sert bir oku kınımdan
    çekebilirim, ve o zaman hakkımda yazdıklarınızın hayatta kalma şansı
    sıfırın altına düşer.. herkes kendi dalgasına baksa iyi olur kısaca… ha
    bu arada, aranızda ode to joy’u gören var mı?
    22 mart 2009

  • aptallara karşı bir aptal

    şimdi
    ben burada oturmuş
    hiç
    bir şey yapmadan bekliyorum
    insanlar
    gereksiz işlerde çalışmaya devam ederken
    ben
    sıramı savdım
    oturdum
    ve bekliyorum
    sıranın
    tekrar bana gelmesini
    uyumayı
    uyanmayı
    ve
    işe gitmeyi
    ve
    eve gelmeyi
    ve
    sıranın tekrar bana gelmesini
    böylece
    devam ediyor bu oyun
    kimine
    göre yaşamın
    şu
    anki formuna göre
    sürebilmesi
    için
    herkes
    çalışmak zorunda
    çünkü
    ihtiyaçlarımızı üretmek zorundayız
    çünkü
    paraya ihtiyacımız var
    çünkü
    o parayla
    bizim
    gibi paraya ihtiyacı olanların ürettiği
    giysiler
    yiyecekler canavarlar satın almamız gerekiyor
    çünkü
    o parayla faturalarımızı ödemek zorundayız
    çünkü
    bizim gibi çalışan insanların
    bizim
    satın aldığımız şeylerden gelecek olan paraya ihtiyacı var
    yani
    olay tamamı ile bir ihtiyaç meselesi
    karşılıklı
    yardım ve dayanışma
    hep
    beraber üreticez
    hep
    beraber tüketicez
    olay
    bu kadar basit yani
    yaşamaya
    ihtiyacımız yok
    nefes
    almaya ihtiyacımız yok
    şöyle
    keyfimizce oturup
    “evet
    lan karşımdaki duvarda sonsuzluğu gördüm” diyemeyiz
    çünkü
    sürekli hareket halinde olmamız gerekiyor
    bir
    yere gitmemiz – bir yerden gelmemiz
    telefonumuzun
    çalması
    ve
    çalınan hayatlarımızı umursamamamız gerekiyor
    çünkü
    bir çıkış yolu kalmadığında
    içine
    sokulduğun kafesi görmezden gelirsin
    kendini
    aptal yerine koymak için
    ve
    ben kendimi aptal yerine koymadan nefes alamıyorum
    ama
    bu aptallık rolünden de
    hiç
    hazzetmiyorum
    yani
    her şey normal aslında
    normal
    olmayan benim
    her
    şey aslında sadece bana ters geliyormuş diye düşünüyorum
    aslında
    ben de sizler gibi
    “aa
    evet adam haklı personel eksikliği var” demeliyim
    aslında
    ben de sizler gibi
    “ekonomik
    kriz var adamlar haklı” demeliyim
    sonra
    gözlerimi kapatıp
    bana
    sunulan yaşam şeklini
    gayet
    doğalmış gibi kabul etmeliyim
    başka
    bir yaşam şekli olamazmış gibi yani
    sonra
    işe gidip eve gelmeli
    hatta
    iyice kafeslenmek için evlenip
    bir
    çocuk dünyaya getirmeliyim
    pardon
    3 çocuk istemiştiniz öyle değil mi?
    sonra
    ne vardı?
    emekli
    olucam da nolucak ki
    ben
    dünyaya çalışmak için geldim
    üretmeliyiz
    ki tüketebilelim
    herkesin
    bir işe ihtiyacı var
    herkesin
    paraya ihtiyacı var
    yani
    olay sadece
    yaşamın
    sürmesi için
    günde
    birkaç saatini satmak
    hafta
    içini satarak
    hafta
    sonunu kazanmak
    ben
    işe gitmeliyim ki misal
    siz
    yolculuk yapabilesiniz
    yoksa
    bagajlarınızı kim taşırdı
    mesela
    bir başkası da
    son
    derece moderen bir restoranda
    “buyurun
    ne alırdınız” demeli
    sonra
    bir başkası
    girdiğiniz
    bir sinemada siz yer göstermeli
    birileri
    bir film çekmeli
    biz
    de işte ne bileyim
    zaman
    geçsin ya da
    kız
    arkadaşımızı götürelim diye
    onu
    sinemaya götürmeliyiz
    sonra
    birileri bu işten para kazanmalı
    o
    kazandıkları para ile uçağa binmeli ki
    biz
    de para kazanalım
    yani
    olay karşılıklı alışveriş
    her
    şey olabilecek
    en
    normal halinde yani
    giderek
    de olağanlaşıyor her şey
    yani
    kabul edilir bir şekle falan giriyor
    ve
    birileri bundan hiç hoşlanmasa da
    onların
    da paraya ihtiyacı var
    onlar
    da çalışmak zorunda
    ama
    emin olun ki
    kafaları
    çok ani atar
    ve
    geleceği düşünmezler
    ve
    siz onlara böyle ukalaca
    “geleceksin
    işe, izin yok” derseniz
    bir
    de bakmışsınız ki
    yeni
    bir işe yerleşmiş
    sonra
    başka yeni bir işe
    sonra
    başka yeni bir iş
    yani
    aslında o da çalışıyor
    ama
    sürekli çalışmaktan kaçıyor
    oradan
    oraya oradan oraya
    orta
    oyunu geldi aklıma
    birde
    orta dünya
    birde
    ortalık orospusu
    bunlar
    öyle rastgele
    bir
    anlık çıkıveren
    çağrışımlar
    sadece
    bir
    anlamı yoksa bile
    hoş
    bir akış sağlıyor
    ve
    açıkçası hepiniz aptalsınız
    ve
    açık olan şu ki ben de aptalım
    ve
    biz bu dünyanın en aptal türü olarak
    zeki
    falan olduğumuzu zannediyoruz
    dünyanın
    tek zeki varlığı biziz
    ve
    zannediyorum ki
    örneğin
    kuşlar
    bizden
    nefret ediyor
    sonra
    balinalar
    onlar
    da bizden nefret etmekte
    ayılar
    bize gülüyor mesela
    ve
    sonra biri
    böyle
    işte ne bileyim
    abuk
    sabuk dizeler yazıp
    onları
    boşluğa fırlatıyor
    ve
    sadece sadece sadece
    şöyle
    bir on sekizinci dünya savaşından sonra
    geriye
    kalan on sekiz bin insanın
    çok
    daha güzel bir dünyada
    fazla
    üremeden yaşayabileceğini düşünüyor
    ama
    bir insanı öldürmek suç olduğu için şimdilik
    kalabildiği
    kadar dışında kalmaya çalışıyor aptallık dehanızın
    bu
    abuk sabuk yaşam anlayışınızın
    evden
    dışarı çıkmak istemiyor mesela
    ve
    eğer bir gün başarırsa
    hiç
    evden çıkmadan
    sadece
    yazarak
    ve
    sizi aptal yerine koyarak
    ama
    harikulade olduğunuzu sandırarak
    yazmaya
    devam edecek
    ve
    gülecek insanlara
    ve
    her ne kadar huzurlu olmasa da
    biraz
    nefes alacak dört duvar arasında
    kendiyle
    baş başa
    ve
    çok küstahça bu
    evet
    evet çok küstahça

    22.mart.2009
  • flash

    “böyle
    hayatın amına koyayım” dedim ona
    tehlike
    anında bağırdığım şey bu dedim ona
    tehlike
    anında ve çığlık çığlığa
    beni
    duymadı
    beni
    duymadı ama dinledi
    beni
    görmedi
    hissetmedi
    yanından
    gelip geçtim sadece
    arkamı
    dönmedim
    peşimden
    geldi ve üzgünüm dedi
    peşinden
    gitmek istemedim
    yürüdük
    yürüdük yürüdük
    birini
    istiyorum demiştim yıllar önce
    bağrış
    çağrış ve sarmaş dolaş olabileceğim birini
    bir
    küs bir barışık
    ama
    asla kırılmayacağım
    ve
    asla kırılmayacak birini
    kedi
    olabilirdi
    kadın
    olabilirdi
    ola
    ola müzik oldu hayatımda
    hayır
    mutsuz değilim
    hayır
    pişman değilim
    ama
    iyi de değilim
    iki
    arada bir derede yaşayıp gidiyorum sadece
    bir
    dereceye kadar görebiliyorum her şeyi
    sonra
    flash patlıyor
    gözlerimi
    kapatıyorum
    açıyorum
    elime
    tutuşturulan resimdeki adam ben değilim
    hayır
    sen beni yanlış anlamadın
    sen
    beni anlamadın bile
    sen
    beni tanımadın
    hayır
    sen beni tanıdın
    ama
    benimle beraber batmak istemedin
    kimsenin
    benimle beraber batmasını istemiyordum zaten
    ama
    ben batıyordum ve
    kimse
    yoktu o an yanımda
    kimse
    yoktu ve sigara vardı
    kimse
    yoktu
    müzik
    yoktu
    istiklal
    caddesinde oturdum
    istiklal
    caddesinde oturdum ve yoldan geçenleri izledim
    tek
    başımaydım ve yoldan geçenleri izledim
    hayır
    ağlamadım
    hayır
    isyan etmedim
    bir
    şey kaybetmedim
    bir
    şey kazanmadım
    orada
    öylece oturdum ve yoldan geçenleri izledim
    böyle
    hayatın amına koyayım dedim
    böyle
    bir hayat benim amıma koydu
    sonra
    ayağa kalktım
    dik
    durmaya çalıştım
    ve
    yürüdüm sonra
    yürüdüm
    geri
    döndüm
    yürüdüm
    ve geri döndüm
    volta
    attım istiklalde
    eskiden
    yaptığım gibi
    yanında
    birinin olmasına gerek yok dedim
    böyle
    iyisin sen dedim
    iyisin
    lan sen
    kendindesin
    kendininsin
    yatağa
    girdim ve canım mastürbasyon yapmak istedi
    kimi
    düşünebilirdim?
    sevişmek
    isteyebileceğim herkes içimdeki aşkı öldürmüştü
    aşık
    olmadığım biriyle sevişemeyecek kadar aptaldım
    aleti
    elime aldım
    ve
    siki tuttun dedim tavana bakıp
    kalkıp
    ışığı yaktım
    geri
    dönüp sırtüstü yattım yatağa
    sigara
    ardından
    bir sigara daha
    sonra
    bir sigara daha
    sigara
    sigara sigara
    fiyasko
    sen
    büyük bir fiyaskosun girdap dedim
    sonra
    geri gelip diğer odaya
    müziği
    açtım
    keşke
    bedenimi de açabilsem diye düşündüm
    bir
    tünel kazsam kafamın tam arkasına
    ve
    oradan dışarı çıksa ruhum
    hayır
    intihar değil
    sadece
    oradan dışarı çıksam
    uçsam
    bir
    yerlere gitsem
    ve
    insanları izlesem
    onlar
    beni görmese
    ve
    izlesem
    napıyor
    lan bunca insan
    ben
    bilmiyorum
    ben
    bir kara kutuyum
    yazıyorum
    sadece
    ama
    yaşamıyorum
    yaşadığıma
    inanmıyorum
    öldüğüme
    inanmıyorum
    hayır
    öldürülmüyorum da
    kimsenin
    kastı yok canıma
    hiç
    kimsenin hatası yok
    hayat
    akıyor sadece
    insanlar
    bir şeyler yapıyor
    sonra
    yaptıklarından pişman oluyor
    ben
    hiç bir şey yapmıyorum ve
    buna
    rağmen olan bitenden dolayı
    kendimi
    suçlu hissediyorum
    pac
    “dünyaya
    huzursuz olduğum için
    suçlu
    hissettiğimi söyle” diyor
    ben
    de dünyaya teğet geçmek istediğimi söylüyorum
    dünya
    beni ilgilendirmiyor
    ben
    seni ilgilendirmiyorum
    sonra
    bir şey oluyor
    sonra
    başka bir şey oluyor
    bir
    şeyler olmaya devam ediyor
    ben
    havaalanın önünde beklemeye devam ediyorum
    etrafa
    bakıyorum tanıdık bir yüz var mı diye
    yerime
    oturuyorum
    ve
    uçak kalkıyor
    ve
    havadayız
    ve
    yerdeyiz
    ve
    evdeyim
    e
    noldu şimdi diyorum
    koca
    bir duvarda “her şey hâlâ aynı” yazıyor
    öyleyse
    sorun yok moruk deyip
    bir
    sigara yakıyorum

    17
    mart 2009
  • hiçbir şey görme – hiç birşey duyma

    şimdi
    birkaç
    fotoğrafa göz atıyorum da
    bazı
    kareler canlanıyor gözümün önünde
    hayır fotoğraflar yeni
    canlanan kareler eski sadece
    yeni
    fotoğraftaki yeni tiplerin
    yanındaki eski birinin
    yanımda olduğu günlere ait
    bazı anı kırıntıları
    sarhoş
    olunan geceler
    tüm o uzun telefon konuşmaları
    kahkaha
    aşk
    delilik ve düşler ve sihir
    silinmeye yüz tutmuş olan her şeyin
    bir anda renk kazanması zihninde
    ve tekrardan her şeyi
    bir çırpıda başa saran
    yeni birkaç fotoğraf işte
    sözünü ettiğim
    birileri
    eğleniyor
    ellerinde sigara var
    müzik
    alkol
    kadınlar ve erkekler
    ve böylesi partilere
    ayak uyduramayan biri olarak
    evde oturmuş
    aptal şiirler uyduruyorum
    zihnim bana oyun oynamayı
    sürdürürken
    her
    şeyin sonrasını biliyorum
    tüm gecelerin sonrasını mesela
    herkes dağıldıktan sonra
    kimin kiminle ne yaptığını
    ve
    mahkum olmadığımı da biliyorum
    bir odada tek başına
    aptal düşler eşliğinde
    aptal müziklerle
    saatlerimi öldürmeye
    şu an buradan çıkıp
    sabahın beşinde dahi olsa
    bir kadın bulabilirim
    telefonu açar
    ve alo derim mesela
    ve evlerine alırlar
    herhangi birisi olabilir bu
    düşünmeye bile gerek duymam
    hatta
    seçmek için
    ama
    şıklar arasında
    herhangi bir fark göremiyorsan
    kestirmeden gidersin
    ve ben de öyle yapıyorum
    galiba
    orada veya burada
    tek başına ya da kadınlarla
    değişen bir şey olmayacak
    diyorum
    sonuç
    olarak
    anlatmak istediğim
    yalnız olmaktan sıkıldığım
    ama yeniden biriyle
    bir dakikalığına bile olsaydım
    kendimi tekrar burada
    yenilmiş
    emilmiş
    ve kendi zihnimin içine
    hapsedilmiş olarak bulacaktım
    ileriye
    doğru
    bir adım atmak
    hiçbir şeyi değiştirmeyecek
    ama belki
    bu duraklama döneminde
    geçmişte olanların
    tekerrürü ile aramdaki
    farkı iyice açıp
    bir daha asla
    aynı şeyleri yeni baştan
    ve tekrar yeni baştan
    defalarca yeni baştan
    yaşamak zorunda kalmam
    ara duraklardaki
    ufak umut parçalarını toplamak
    bizi gerçek aşka ulaştırmaz
    gerçeklerden uzaklaştırır
    sadece
    ve daha sonra
    en nihayetinde
    tekrar aynı odada
    başka yeni resimlere bakarken
    başka eski kareleri
    canlandırmak zorunda
    kalabilirsin zihninde
    o
    yüzden yapman gereken
    sesini çıkarmadan
    sessizce bekleyip
    eğlenmelerini izlemek
    dans etmelerini
    öpüşmelerini
    sevişmelerini hatta
    görebildiğin
    kadarından
    anlayabildiğin gidişata
    müdahale şansın yok girdap
    bırak
    kim ne bok yerse yesin
    ve sen burada öylece bekleyip
    eskiden sana sarılıp
    ağlayanların
    şimdi başkalarıyla gülebiliyor
    olmasına
    şaşırma
    senin
    için
    içinde bulunduğun durum
    hiçbir zaman iyileşmeyecek
    geçici lale devirleriyle
    mutluluk oyunlarının
    bir anlamı yok
    her
    şey en nihayetinde
    en başa saracak
    ve sen yine burada
    aynı boktan sigarayı içine
    çekerken
    aynı boktan melodi
    yankılanacak odanda
    hiçbir
    şey görme – hiçbir şey duyma
    ve
    hiç kimse de
    bu ânını
    bir resimden görüp
    senin için bir şiir yazmayacak
    sen
    herkes için
    üzerine düşeni yaptın
    şimdi kendi üzerine düşeni
    kaldırmaya çabalama sakın
    ezil altında
    bağırıp çağırma
    hiç sesini çıkarma
    yazma bile hatta
    birinin
    de gelip
    enkazından arda kalanı
    koruma altına almasını
    bekleme asla

    16.mart.2009
  • bir adı olması gerekmiyor

    içeri
    gir
    kapı
    açık
    ve
    dokun her şeye
    yerle
    bir et
    karıştır
    kurcala
    sonra
    çıkıp gidebilirsin de
    hiç
    sorun değil gerçekten
    gerçekten
    hiç sorun değil
    kalmak
    istediğin sürece kal orada
    kendini
    bırak
    kendini
    bırak ve sakin ol
    ve
    uçmaya başla sonra
    her
    nereye gitmek istiyorsan git
    aynı
    boşlukta yaşıyor olacağız
    her
    nereye gidersen git
    peşinden
    gelmeyeceğim
    hayır
    peşinden gelemem
    sen
    de gezme benim peşimde
    her
    ne yapmak istiyorsan yap
    ruhlarımızın
    kesiştiği kadar
    birbirimize
    değebiliriz
    içeri
    girdi
    ilerliyor
    kapıyı
    açtı ve içeri girdi
    ilerliyor
    kapı
    kitli değildi
    kitli
    olmadığını o da biliyordu
    ve
    yürüyor
    ve
    ne kadar derine gittiğini bilmiyor
    her
    an geri dönebilir
    çıkmak
    istediği zaman çıkabilir
    içeriye
    doğru yürüyor
    korkuyor
    gerçekten
    korkuyor ve gerçekten ben de korkuyorum
    hayır
    bunu yapmana izin veremem
    incitmeyeceğine
    dair söz vermeni isteyemem
    beni
    incitmenden korkuyorum
    karşı
    koymak istemiyorum
    karşı
    koymak içimden gelmiyor
    gizli
    bir oda var içimde
    ve
    oradasın sen şimdi
    kimse
    bilmiyor
    kimse
    görmüyor
    nefes
    al – nefes ver
    dünya
    ufacık bir toz parçası şimdi
    her
    ne istersen onu yapabiliriz şimdi
    zihnimizin
    içinde sonsuzluğa gidebiliriz şimdi
    öncesi
    yok
    sonrası
    yok
    ilerliyoruz
    ilerliyor
    bir
    kapı daha var orada
    hayır
    ona dokunmanı istemiyorum
    istemediğim
    hiçbir şeyi yapmayacağını biliyorum
    ve
    kapıya dokunuyorsun
    ve
    kapıya dokunmanı istiyorum
    sonra
    beyaz bir oda
    hayır
    bir saniye
    beyaz
    değil oda
    odanın
    duvarları yok
    odanın
    duvarları görünmüyor
    gözle
    görülemeyecek kadar uzakta duvarlar
    duvarlar
    yok sanırım
    bomboş
    ve
    renksiz
    ve
    saydam
    ve
    anlamsız
    bir
    alan bu
    tanımlamak
    gerekmiyor
    gizli
    olduğu açık sadece
    sadece
    orada olduğunu bilen biri onu görebilir
    istediğin
    şekilde dekore et
    şurada
    bir pencere var
    gördün
    mü?
    ve
    iki de koltuk
    az
    önce yoktu bunlar
    olmasını
    sen mi istedin?
    birine
    oturabilirsin
    diğerine
    de ayaklarını uzat istersen
    ya
    da ben karşına geçeyim
    ve
    konuş sadece
    sadece
    konuş ve
    sadece
    dile
    yeni
    bir duvar inşa edebilirsin kendine
    büyük
    çok
    büyük bir duvar
    ve
    sonra ona
    büyük
    bir boşluk çizebilirsin zihninde
    tüm
    korkularımı almanı istiyorum
    ama
    üşüyorum
    gerçekten
    üşüyorum
    hadi
    bana bir şey söyle
    boşluğunu
    paylaş benimle
    anlat
    sadece
    bilmek
    istiyorum
    hiçbir
    şey yapmaya çalışmıyorum
    ben
    bir hiçim
    ve
    bu halimi seviyorum
    ve
    seni sevebilirim
    evet
    gerçekten
    bunu yapabilirim
    üşüyorum
    gerçekten
    üşüyorum
    soğuk
    burası
    burası
    soğuk ve
    sarılabilirim
    sana
    bir
    bütün olmak istemiyorum
    bir
    parçan olmak istemiyorum
    olduğun
    gibi kal lütfen
    birleşme
    dağılma
    ve
    anlamaya çalışma asla
    bir
    anlam yok burada
    işe
    yarar hiçbir şey yok
    akıyor
    sadece
    boşlukta
    uçuşan kâğıt parçası
    rüzgâr
    yok
    yer
    çekimi yok
    yön
    yok
    tarif
    edilemez
    tarif
    etmek gerekmiyor
    bekle
    sadece
    sana
    bir şey göstericem
    yukarıya
    bak
    ve
    şimdi de aşağı
    bir
    fark görebiliyor musun?
    ben
    göremiyorum
    ne
    tarafa gidersen git
    bir
    şey değişmiyor
    boş
    sadece
    ve
    çok içeride
    buraya
    nasıl geldin bilmiyorum
    ama
    gitmek istediğin zaman
    seni
    çıkışa götürebilirim
    sonra
    geri dönerim
    sınır
    koymuyorum
    ve
    zaman yok
    gerçekten
    zaman yok
    o
    yüzden
    kalmak
    istersen
    kalmak
    istediğin sürece
    kalmanı
    isterim
    müzik
    dinleyebiliriz
    hiçbir
    şey yapmasak bile
    sadece
    müzik dinleriz
    19.mart.2009

  • içime siniyorum

    hiçbir
    şeyin peşinden koşmadan geçen yıllardan sonra
    şimdi
    daha iyi anlıyorum
    aslında
    huzurlu olduğumu
    içsel
    huzurdan söz ediyorum size
    denge
    de olma halinden
    bir
    iyi ve bir kötüden
    ya
    da iki iyi bir kötü
    veya
    hep kötü
    önemi
    yok bunun
    işlerin
    yolunda gidip gitmediğinin önemi yok
    aşkların
    yolunda gidip gitmediğinin
    parasızlığın
    ve çalışmak zorunda olmanın
    can
    sıkıcı günler silsilesinin
    etini
    kemirip duran insanlar silsilesinin
    ruhunu
    sindirip giden insanlar silsilesinin
    dışımda
    olup biten her bi şeyin
    içinizde
    olup biten her bi şeyin
    önemi
    yok – önemi yok – önemi yok
    zaman
    bir şekilde gelip geçiyor dostlar
    iyi
    veya kötü
    günler
    tepelerden aşağı koşan vahşi atlar sürüsü
    ve
    durup dönüyorum sonra kendime
    hiçbir
    şey için istemediğin bir şey yapmadın diyorum
    hiçbir
    şey için bir şeylerini satmadın diyorum
    buradasın
    hâlâ
    ve
    işlerin iyiye gittiğini düşünse de herkes
    sen
    kendi ruhunun iyiye gitmediğini biliyorsun
    bedeninin
    iyiye gitmediğini
    hiçbir
    şeyin iyiye gitmediğini
    yolunda
    gitmediğini işlerin
    gider
    gibi yaptığını sadece
    herkesin
    gider yaptığını çıkarları uğruna
    gerçek
    yüzlerini as yaptıklarını
    ve
    onların kazandıklarını
    ancak
    bu şekilde kazanıldığını
    daima
    kaybediyor olma nedeninin
    bu
    olduğunu da aslında
    ve
    kazanmaya değer bir şey de
    olmadığını,
    bu dünyada
    hayır,
    ben hiçbir şeyi gizlemiyorum moruk dedin
    zihnimde
    dönen her şey dilimin ucundadır dedin
    ne
    hissettiğimi yüzümden anlarsın hemen dedin
    ve
    gidenler gitti
    sen
    hâlâ buradasın
    kendin
    dışında hiçbir şeyin sahibi olmayarak
    ayakkabın
    su almaya başladı
    ve
    çorapların ıslak
    yürüyorsun
    eve doğru
    işten
    dönüyorsun
    ve
    yeni bir ayakkabı almayacağım bu kış diyorsun kendi kendine
    ama
    hiç olmazsa elimi cebime atınca
    bir
    sigara daha kaldığı için
    şanslı
    hissediyorsun kendini
    fotokopi
    makinen dolu olduğu için şanslı
    inkar
    etme boşuna
    kendine
    isyan etme
    her
    şey senin seçimin
    isteseydin
    sadece
    isteseydin eğer
    çok
    daha iyi bir yaşam sürebilirdin
    ama
    yapmadın bunu
    onların
    istediği gibi davranmadın
    onların
    istediği gibi çalışmadın
    onların
    istediği gibi yazmadın
    ve
    şimdi burada durup bana
    boktan
    bir hayat yaşıyorum diye hayıflanma
    boktan
    olmasına boktan, evet
    evet
    ama
    hiç
    olmazsa kendine dönüp baktığında
    hâlâ
    hiç bir şeyin pişmanlığını yaşamıyorsun
    hâlâ
    hiçbir hata göremiyorsun
    mükemmel
    değilsin
    neysen
    o’sun sadece
    neysen
    o
    ve
    her şeye rağmen
    huzurlusun
    hâlâ
    böyle
    hayata sokayım, derken bile huzurlusun
    bir
    gram çelişki yok içinde
    bir
    gram keşke yok
    ve
    sırf bu yüzden bile
    kendini
    sevmeye devam edebilirsin
    her
    şeyi sen seçtin
    seçtiğin
    yolda devam et o halde
    kötü
    evet
    daima
    kötü
    insanlar
    yüzünden kötü
    insanların
    yaşam şekli yüzünden kötü
    insani
    ilişkiler yüzünden kötü
    bu
    yüzden huzursuz
    bu
    yüzden karanlık her şey
    ama
    içinde hâlâ
    kimsenin
    ulaşamayacağı bir güneş var
    ve
    pişman değilsin hâlâ
    hiçbir
    şey için pişman değilsin
    hiçbir
    şey için pişman olmadın
    ve
    her şey kötüye de gitse
    her
    geçen gün
    yaptığını
    yapmaktan vazgeçmeyeceksin
    inatçı
    piç
    hayır
    azim değil
    başarma
    hırsı değil
    kendin
    olarak kalmaya çalışmak sadece
    hemen
    hemen her şey
    sadece
    bununla ilgili
    neysen
    o olarak kalmak
    neyse
    ne işte
    şimdi
    bir pall mall yakıp
    sex
    pistols’ı açacağım
    ve
    bağıracağım en umursamaz halimle
    no
    future, diye
    “we’re
    the flowers in the dustbin”
    “we’re the poison in your human machine”

    6.mart.2009
  • helikonomik class

    ekonomiye kafam pek basmaz ama
    geri zekalılar ordusuna karşı tahammül sınırımı zorluyorum hâlâ
    bir geri zekalı olarak
    burada bir dengesizlik hali görüyorum
    kim aptal bilmiyorum
    kim kandırılıyor
    kim üç kağıtçı
    gerçekleri görmemekte direnen kim
    inatçı olan kim
    ayırt etmekte zorlanıyor gerçeği artık zihnim
    
    muhalefet yapmak bana göre değil
    sadece şu var ki
    aptal yerine konmak
    gerçekten can sıkıcı ve
    aptal yerine konmayı
    hak edenler de var aramızda
    
    ve sayın başbakan
    iki gıdımlık yolu
    helikopterle giderek mi çözeceksiniz ekonomiyi bilmiyorum ama
    550 kişiyi sınır dışı etsek
    ülke zenginleşir diye düşünüyorum
    emekli eski 550’leri aç bırakırız yetmezse
    ama bu şekilde
    iki gıdımlık yolu
    helikopterle katetmek
    pek akıl kârı gelmiyor bana
    izmir’e uçakla gelebilirsiniz
    tamam pekala
    etrafınızdaki korumalarınız da kabul edilebilir diyelim
    ama allahın belası bir semtten
    bir diğer allahın belası semte
    helikopterle gitmek de neyin nesi!
    
    dün gece
    on dokuzda inen uçağınızdan
    yoğun güvenlik önlemleri ile indiniz ve
    siz helikoptere binerken sonra
    ben uçağınızı temizliyordum
    evet bunu yapıyordum ve
    birkaç yıl öncesinde de
    siz allahın belası rize’nin merkezin
    allahın belası ardeşen’e
    helikopterle geldiniz
    ve allahın belası korumalarınızdan
    biri de ben oldum o sırada
    buna mecburdum ama
    askerdim çünkü ve
    silahım bozuk olmasa
    sizi vurabilirdim
    helikopterinizi yere indirebilirdim
    yapmadım
    yapmadım çünkü
    bozuk bir silahım vardı
    ve geçen zaman içinde
    hiçbir şeyin değişmediğini gördüm dün gece
    
    helikopter
    allahın belası helikopterle
    allahın belası bir pistten
    allahın belası bir açılışa gitmek için
    hareket ettiniz
    kalkınma derken
    bunu kast ediyor olmalıydınız
    kalkınma
    helikopterle kalkmak falan
    nerdeyse komünistleri bile
    kendi safınıza çekeceksiniz
    
    ya tek gerçeği gören benim
    ya da gerçekten aptalım ve
    mesihe karşı deccal rolündeyim
    bunu diyor herkes
    iş yerimdeki herkes
    kral diyorlar sana
    
    bu söylediklerimden sonra da
    beni asma kararı alırsanız
    ben de kral olduğunuza inanıp
    size biat ederim
    af dilenmeden
    idam sehpasında
    
    04.mart09
    

    her metne sabit dipnot: kelime hatalarından, eksik veya fazla yazılmış harflerden sanchez sorumludur. redaktörüm olur kendisi. gözden kaçırdığı bir şeyler mutlaka vardır. kendisi ile spam@unthatow.xyz adresi üzerinden e-posta yolu ile temas kurabilirsiniz. ancak tdk’yı kılavuz edinenlerin imla hassasiyetleri ve diğer edePiyasal karın ağrılarınız için başvurabileceğiniz bir ilgili mercii yok. aslına bakarsanız benim başımda ilgilim olan bir mercii de yok, Allah ya da diğer adı ile Tao dışında. 14 yaşımdan beri katıldığım edePiyat oyunlarında aldığım ödülleri satarak geçimimi sağladığım yönündeki iftiralara itibar ediniz ama.. hadi çav belladonna!

    ..

  • the circle did close indeed

    the circle did close indeed
    saat gecenin ikisi. bir pazar
    gecesi. pazarı, pazartesiye bağlayan bir gecenin ikisi. bir sendrom yaşamıyorum
    ama. bir pazartesi sendromu mesela. ya da onun gibi bir şey. yaşamıyorum. kimileri
    için haftanın başıyken pazartesi, benim haftam ne zaman başlıyor, bilmiyorum.
    iyi bir şey haftaları bilmemek. günleri saymamak iyi bir şey. haftasal anlamda
    aperiyoduk ama sekizde birlik bir periyodla akan vardiyaya ayak uydurmak iyi
    bir şey.
    iyi olan çok az şey kaldı hayatımda.
    tuncay’ın takı tezgahı öldü ve retro öldü ve logos öldü. ve aslında şu an bunu
    dizeler halinde yazabilirim ama yapmayacağım galiba. çünkü, öyle şiir
    olmuyormuş. bu kez de, “böyle yazı olmuyor” diyecekler ama. ama önemi yok bunun.
    bunun ve daha başka bir çok şeyin. sen’in önemin yok mesela. hafta
    başlangıçlarını es geçmek güzel ama. sekiz günde sadece iki kez altıda kalkmak
    zorunda olmak güzel. diğer günler sabahlamak güzel. işte veya evde. ama
    sabahlamak güzel. herkes uyurken uyumamak ve herkes yaşarken uyumak güzel.
    ve güzel olan her şey ölür
    zamanla. çirkin olan her şey de ölür ama, çirkinler daha hızlı üremekte bu dünyada.
    her şey gittikçe kötüleşmekte ve ben de gittikçe kötüleşiyorum aslında. bir
    çözüm önermiyor kimse ama. ben de çözüm olmayan önerileri önemsiyorum galiba.
    çözümü de önemsemiyorum. kafiyeyi de önemsemiyorum. gelişigüzel akıyor yazı.
    gelişigüzel akıyor her şey.
    ama şimdi gelip biri, diyecek ki
    bana, “amma çok kasmışsın kafiyeli cümleler için” diyecek, “seni kafiyeli bir
    şekilde düzebilirim” diyeceğim ona, ama demeyeceğim, yapmayacağım yani, muhatap
    olmayacağım, bir çok şeyle muhatap olmadığım gibi, tartışmadığım gibi
    insanlarla, benle aksi düşünen herkesi “sen haklısın bilader” deyip başımdan
    savdığım gibi..
    bir hakka inanmadan geçen günler.
    hak edilmişliğe inanmadan tükenen günler. tükenen aşklar ve daha az insana
    inanarak geçen her zaman diliminde, bir dilim daha tükendiğini düşünmek. günler
    tükenmeden peşi sıra diziliyken önünde. “bir daha asla” demesi gibi jori’nin,
    “bir daha asla” ile başlayan cümleler kurmak. hiç bir şey görme hiç bir şey duyma. yaptığınla övünme. yapılanlara
    değer biçme. öylece yaşa gitsin işte. yaşıyorum de. ölüyorum de. ölü taklidi
    yapsan bile değerin değişmez kimsenin gözünde. ne düşersin ne çıkarsın. sabitlenmiş
    bir hayat akışı. sabitlenmeyen derinlik. gittikçe daha az alınan nefes ve daha
    çok içilen sigara.
    hey! biri bana “sigarayı
    bırakmalısın” dedi bugün. dün de demişti aynı şeyi. kendisi fosur fosur sigara
    içerken dedi bana bunu. “kaç senedir içiyorsun” dedi, “on bir” dedim. “kaç
    yaşındasın” dedi. “yirmiyedi” dedim. “bırakmalısın” dedi. “bırakmak istemiyor
    canım” dedim. “ben bırakmadığım sürece beni terk etmeyecek tek o kaldı elimde”
    dedim. anlamadı ama. aptal aptal yüzüme bakıp valizleri dizmeye devam etti. ben
    salladım o dizdi. ams yazıyordu bagajlarda. “bu uçak da amsterdam’a çakılır mı?”
    diye düşündüm. “ambarı üzerime kapattırsam ölür müyüm?” diye düşündüm. ölmezdim
    muhtemelen. üzerime gök taşı bile düşse ölmezdim. o yüzden önemsemiyordum
    nikotinin içimdeki etkisini. alkolün zararları mı? çalışmak daha zararlı bana
    kalırsa. ki hiç bir şey kalmaz bana. ki çok basit bir tarzda yazıyorum aslında.
    neden insanların hoşuna gidiyor bilmiyorum bu. bu ve yazdığım her şey.
    kustuğum geceleri tercih ediyorum
    ben yazmaktansa. yeşil bir halıya kustuğum o boktan lanet geceyi mesela.. ve
    şimdi yeni biri daha bana aşık olmuşken bana, ben kafamı uzağa yöneltiyorum
    karşısında. olacağını ümit ederken o. hiçbir şey ümit etmek istemiyorum. hiç
    bir şey hissetmiyorum da. sasha grey’i hissediyorum sadece, o burnuna kokain
    çeker gibi spermleri çekerken mesela. bir filmde gördüm bunu ben. aynen böyle
    yapıyordu sasha. ve ona bir şiir yazdım sonra. ve sonra bana kimsenin bir şiir
    yazmadığını fark ettim. ve hayatım boyunca kendi üzerime yazıyorum dedim. kendi
    üzerime yazılıyorum dedim. ruh dövmecisi sayılabilirim dedim. ruhumun
    dövmelerini kazıyorum kağıt üzerine dedim.
    ve yine de hiçbir şey değişmiyor
    moruk. her şey hala yerli yerinde olanca hızıyla dönüyor. herkes uykusundan
    feragat etsin istiyorum bugün. koca bir davul çalıp herkesi uyandırmak
    istiyorum. sonra adımı israfil koyucam. ve kıyamet koptu deyip olan biteni
    izlicem. kıyak olurdu aslında bu. bir tür illüzyon. koca bir elektronik ses
    sistemi. dünyanın her yerine dağılmış görünmez megafonlar. tek bir kanala
    bağlanmış hoparlörler. ve tüm dünyayı içine alabilecek bir deklanşör istiyorum.
    tek bir kare almam yeter tüm gerçeği görmeme. o yüzden ilk görüşte aşka inanıyorum
    zaten. ilk görüşte nefrete de inancım tam hala. ama ilk görüşte seks bana göre
    değil bence. para karşılığı seks bana göre değil. çocuk karşılığı seks bana
    göre değil. seks yok hayatımda.
    ve bir kez daha, “nevermore”
    derken jori, bir kez daha tekrar edeceğini biliyorum her şeyin. sonra bir kez
    daha sar başa. sonra bir kez daha.. gecenin bir yarısı yapılan sarhoş telefon
    görüşmeleri. gecenin bir yarısı yakılan sigaralar ve gecenin bir yarısı bir
    kafede tek başına. üzerinde bir mont. altında sandalyelerden bozma divan. az
    ilerde birkaç bira şişesi. iki tek sigara. birini sabah içerim diyerek
    yakıyorum diğerini. ve işe gitmek zorundasın diyorum kendime. siktiğiminin
    işine sikik bir halde de olsan gitmek zorundasın. kartı basınca ruhunu
    değiştir. sonra çıkışa bas kartı ve geri al ruhunu. evet aynen böyle küçük dostum.
    her ruh ölümü tadar. her ruh
    boktan mesai saatlerini tatmaz ama.  ben de
    tadıyor sayılmam aslında. yani artık tat almıyorum. durmadan konuşan bir
    ufaklığa, “tamam sen alsancak çocuğusun” diyorum, o öyle olduğunu iddia ettiği
    için diyorum bunu ona. çünkü tartışmak istemiyorum.
    ama bana “taş içtin mi sen hiç”
    diyor, “peki ya şeker?”
    “ha ha, öhöhö” deyip bir sigara
    uzatıyorum
    “dolma mı” diyor, “hayır”
    diyorum, “tütün bitti, bakkala yazdırdım”
    “içerim o zaman” diyor ve başka
    birine salça oluyor bu kez. tamam kurtuldum derken şair geliyor yanıma: “şöyle
    yapıcaz kanka, böyle yapıcaz kanka”
    hiç bi bok yapmıcaz oysa. en
    azından ben yapmıcam. ben burda oturup eblekvari bir şekilde düşlere dalıcam.
    sedasyon halinde görülebilecek en güzel rüyayım diyicem kendi kendime. oysa en
    güzel rüya bile yaşamdan daha bok geliyor bana. biten her güzellik sonsuz kötülükten
    daha bok geliyor. kesintilerden sıkıldım diyorum. kesik kesik akan yaşamdan.
    gıdım gıdım yükselen ve genzimi yakan ısıdan sıkıldım. telaşa mahal yok. bu bir
    albüm adı. benim albümüm, değişik suratların aynı pozları ile dolu nedense.
    sürekli sırıtan pezevenklerin sağanak etkisi: “hey moruk, sence bu karı bana
    verir mi?”
    tıkandığımı hissediyorum artık
    sık sık. ve zihnimi açmak için bir sigara içiyorum nefesim tıkanırken. sonra
    öksürük geliyor ve sonra da adamın biri “sigarayı bırak” diyor. sonra sonra
    sonra. ev telefonum kesik ve cep telefonum işlemez, o yüzden gecenin bu
    saatinde saçmaladıklarım ile kafanızı ütüledi isem, bu cümleden sonrasını es
    geçin bence.. bilinç akışı bu mu bilmiyorum. ama tarzımı önemsemiyorum.
    yazıyorum sadece. ve uzun süredir yazmıyorum.
    sedirin üzerinde uzanmıştım en
    son. sızdım ve sabah oldu ve uyandım. logosun kapısını bir daha açmamak üzere
    kapatıp kilise sokağına baktım. bomboş. keşke hep boş olsaydı diye geçirdim
    içimden. orada gördüğüm hayaletlere dokunabilseydim dedim. geçmiş zamana
    götüren bir makineye tutuldu zihnim bir anda. sabahın yedisindeydik ve orada
    yarım saat oturup ağladım. birileri geçti yoldan. birileri baktı bana ama ben
    ayaklarını gördüm sadece. sonra yoldan birileri daha geçti ama benim içimden
    geçenler geri dönmedi asla. geri dönüşüm kutusu diye bir şey yok. dönüşüm diye
    bir şey yok zaten. dönüş yok. geri yok. geri zekâlı olduğum su götürmez bir
    gerçek sadece. hepsi bu. hepsi bu ve “ayağa kalkıp işe gitmen gerek” dedim
    kendime. kalktım. yürüdüm. hepsi bu.
    sonra iş başı. sonra şu “alsancak
    çocuğuyum” diyen tipin, uyuşturucusal artislikte patanaj yapması. sonra şair
    tipin yakarışları. sonra başka başka şeyler. sonra akşam. sonra sabah. sonra
    tekrar akşam. sonra tekrar sabah.
    ve hala “nevermore” derken jori. “haklısın”
    demek istiyorum ona. “no more…” sonuna ne eklerseniz ekleyin bunun.
    ölü taklidi yapmak istiyorum, ya
    da suni bir sura üflemek. gerçekleri duymak kapı arkasına saklanınca mümkün
    oldu artık. dünya böyle bir hal aldı. ya da başından beri böyleydi ve belli bir
    yaştan sonra bunu idrak edip kapılarını kitlemeye başlıyorsun kendi üzerine..
    kaç kat içerde olduğumu bilmiyorum. ama bana ulaşman için elimi tutman ve
    gözlerime bakman kurtarmaz.. bana ulaşman için bacaklarını açman kurtarmaz. ne
    kurtarır bunu da bilmiyorum. ben kurtulmak isteyebileceğim bir duruma düştüğümü
    de düşünmüyorum. hayır! böyle iyi işte. ne var bunda. boktan saltanat
    mücadeleniz için bir oy sandığı gibi hissediyorum kendimi ve bundan yeterince
    sıkıldım kızlar.. kötü görünüyorum. yani gerçekten kötü görünüyorum. anlıyor
    musunuz? yakışıklı değilim, yapılı değilim, konuşmayı bilmem, sevişmeyi bilmem,
    sarılmayı bilmem. hatta bir insan gecenin kaçından sonra aranmamalı bunu bile
    bilmiyorum. sadece, ozan telefonu uzatıyor ve ben ona “yarın günlerden ne”
    diyorum. “cumartesi” diyor bana. “tatil o zaman moruk arayabilirim” diyorum. ve
    saat onikiyi beş geçe içeri dönüp telefonu ozana veriyor ve “uyuyor” diyorum.
    sonra önümdeki birayı bitiriyor
    ve bir hatunu gideceği yere bırakıp dönüyorum. sonra birkaç kişi gideceği yere
    gidip geri dönüyor. vapuru kaçırmışlar. otobüsü de kaçırmamak için biraz erken
    kaçıp durağa gidiyorlar. erdinç abim karşımda. ben onun karşısında. gözlerime
    bakıyor. gözlerine bakıyorum. ve tık yok. olması da gerekmiyor. “abi sokayım
    böyle hayata” diyicem. diyemiyorum. çünkü sokamıyorum. anlıyor musunuz?
    yapamayacağım hiçbir şeyi de diyemiyorum. ve yapabileceğim hiçbir şeyi de
    yapmıyorum. öylece bekliyorum, “boşuna deneme” diyişi çınlarken kulaklarımda
    birinin. sürekli burnunu çeken birinin. “boşuna deneme”
    bir doların altında yaşamlar bin
    doların üzerinde emek harcar her gün. ve hayatı boyunca bir gün bile işçi
    olmayanlar “işçi hakkı” der durur gazetelerde. ve, pezevengin biri de “durmak
    yok” der, “durmak yok yola devam”. durmak yok evet, yoldan çıkmaya ve çıkarmaya
    devam.
    herkes sigara içsin. herkes
    alkolik olsun. uyuşturucu kullansın herkes. evlilik dışı çocuk yapsın.
    çalışamayacak duruma getirsin kendini herkes. sakat kalsın. intihar etsin.
    bırakalım bu boktan hayatı, arzu edenler hak ettiği gibi yaşasın. bizi hak
    ettiğimiz gibi yaşadığımıza inandırdılar nasıl olsa. isyan bile etmiyoruz
    artık. hatta alkışlıyoruz artık. birileri bıçağı boğazımıza dayamış, bir şarkı
    söylerken “faiz de faiz” diye, biz gelen paranın nereye gittiğini bile bilmeden
    Allah’ın belası faizleri için vergi veriyoruz..
    o yüzden işte, sadece o yüzden
    bana, zamanın birinde, “boşuna deneme” demişti biri, “yaklaş ve burnuna çek.”
    ben de öyle yaptım. sonra yaklaştık ve yaladım. hayır lan, amcık değil, acidden
    söz ediyorum. sonra birkaç hap attım işte. sonra da delirdim ve deli olarak
    kalmama bile izin vermediler. boktan psikolojik zırvalılıklar.
    şimdilerde ilkokul çocuklarına
    tek tip olmayı öğretiyorlar. ve çok iyi başarıyor bunu milli embesil bakanlığı.
    çok iyi başarıyor alsancağı o gençlerle donatmayı. bize düşman olmalarını çok iyi
    sağlıyor. her şeyi bilmeden öğrenmelerini çok iyi sağlıyor. önce türklüğünle
    övün. sonra da çalış ve güven. oy ver ve güven.
    biri gelip diğerinin açıklarını
    açıklar. sonra bir diğeri bir diğerinin. sen de bu arada “sabah cumartesi”
    dersin. sabah cumartesi. değil belki de. belki de yanılıyorsun. belki de
    fedakarlık edilen şeylerle edilmesi gereken şeyler mutlak değerlere bağlıdır.
    belki de her “sana aşığım” diyen hatunu yatağa atıp, ertesi gün unutman
    gerekiyordur. belki de yazmaman gerekiyordur artık. belki de erdinç abi gibi
    olmak iyi bir şey değildir. emin abi gibi olmak, cem abi gibi olmak, esat abi
    gibi olmak, tolga abi gibi olmak. iyi bir şey değildir belki. belki iç huzur o
    kadar da önemli değildir. huzursuz olsan da, iç huzurunu korumak için yapmak
    zorunda olduğun şeyleri elinin tersiyle itip burnunun dikine gitmek iyi bir şey
    değildir. ölünce unutulur her şey nasıl olsa. daha ölümünü beklemeden unutanlar
    da oldu nasıl olsa. ne dersin girdo? bu boş akış, iyi bir şey değildir belki.
    belki okulu bırakmamalıydın. belki iki sene içinde mezun olup, ameriKKKaya
    burslu giden o üçlü içinde yer almalıydın.. geri dönmezdin sonra belki. sonra
    belki birkaç milyon dolara bir ev alır ve dayanım hesaplarına kafa patlatıp makine
    parçaları çizmeliydin.
    burnun kalkık girdo. hayır o
    anlamda değil. fiziki anlamda kalkık. ve sen burnunun tersine gidiyorsun
    aslında. aşağı doğru yani. ve bunun farkına varsan da, “bu şekilde kendimi
    huzurlu” hissediyorum deyip boktan bir ölümsüzlüğe inanıyorsun her üç ciğerinde
    kan kusarken. hayır hayır, bir açıklama yapmaya ihtiyacın yok senin. özür
    dilemeye inanmıyorsun. her şeyi çarçabuk unutup yeni tuzaklara takılıyorsun..
    hafızan balıklardan beter. “tuzaklara dikkat et” dediler sana.. “oyunu,
    kuralına göre oyna” dediler. sen, “kazanmak istemiyorum” deyip üstüne
    kaybetmediğini iddia edip durdun. “bu oyunda yokum” dedim. ama bu oyun var. ve
    sen oynasan da, oynamasan da, sahadan çıkamıyorsun. birileri sürekli topu atıp
    duruyor sana, fırsatları elinin tersiyle itip, “siktirip gidin” diyorsun
    herkese. “ben sizden değilim” diyorsun ama kendinde de değilsin.. “imlama
    dokunamazsın, kelimeme dokunamazsın.” çok da umrunda sanki onların, senin ne
    bok yediğin. insanlar artık yazar olmak için üste para veriyor.. sen, yazar
    olmamak için direniyorsun adeta. basit bir oyun bu moruk. jori daha seksen yıl
    “see nothing” diyebilir sana. ama bazen, gözlerini açman ve sert bir bakış fırlatman
    gerekebilir. her şeye “tamam” dememelisin. herkese “sen haklısın” deyip geri
    çekilmemelisin.. çekilebileceğin bir alan kalmadı artık zaten.. duvara dayandı
    sırtın. ve biraz daha zorlasan duvar çatlayacak. arkası boşluk. ve birinin
    gelip de elini uzatacağını da sanma sakın. kimseye el uzatmadılar bugüne dek.
    herkes iflas edip köşesine çekildi. sıra sana geliyor. belki bir on yıl daha
    dayanırsın. bu gidişle onu da başaramayacaksın. ve sonra kendi ufak malikende,
    aptal fanzinleri hamamböceklerine yedirirken, elektrik faturasını ödeyemediğin
    için müziğin de kesilicek. aynen şimdi telefonunun kesildiği gibi olucak bu. ve
    zor zamanlarda, kimseye ulaşamadığın gibi, müziğe de ulaşamayacaksın. bunu
    yaşayanları gördün. insandan uzak bir alanda pil alıp müzik dinlediniz emin
    abiyle. ve onun da yanında biri olmadı hiçbir zaman. hiç kimsenin yanında biri olmadı.
    senin de yanında olmayacak.. tercih senin moruk, ama beni korkutuyor bu
    gelgitlerin. yirmiyedi beni korkutuyor.. ve bu çift kişilikli yazdığın şey, bi
    boka yaramaz.. bilinçli olarak yapmadın bunu çünkü. hiçbir şeyi bilinçli olarak
    yapmıyorsun.. mantığı sikip atmışsın bir kenara. duygularına güveniyorsun.
    kimse duygularına güvenmiyor oysa. o halde. o halde ne? o halde hiç.. hiç bir şey görme, hiç bir şey duyma..
    yirmibirindeyken sen, bir halüsinasyonunun,
    kilise sokağında sana söylediklerini unutma sadece. “bir gün seni de avlayacaklar
    adamım” demişti sana, “bir gün herkesi avlayacaklar” demişti, “ama biz
    evcilleştirelemeyen bir türüz” dedi, “o yüzden bizi kafese kapatmak yerine deli
    damgasını vuruyorlar alnımıza. sonra kimseyi inandıramıyoruz. kimseyi
    güvendiremiyoruz. öyle eblek bir şekilde, bizim gibi üç beş deli daha bulup,
    yağ satarım bal satarım oynuyoruz sadece.”
    bunları dedi. dedi ve öldü. bir
    psikolog gelip halüsinasyonlarını kısmen öldürdü. bir çok insan da öldü. bir
    çok insan öldü ve bir çok insan da öldürüldü. bir çok insan intihar etti. ve
    hala kendini özel hissediyorsan, oyunun dışında kalmayı sürdür. koşmak hiç bir
    şey kazandırmayacak sana. hangi yöne koşarsan koş, hiç bir şey
    kazandırmayacak.. yürüme bile. sadece, olduğun yerde kal ve ayakta dur. yapman
    gereken tek şey bu. hiç bir şey görme hiç
    bir şey duyma.
    hiç bir şey kazanmayacaksın. ama kaybetmeyeceksin de. ve
    kimse gelmeyecek de, boşuna bekleme. öyle ya da böyle..
    sigaraya inan sen. alkole inan.
    uykuya inan. yazıya inan. kendine inan. ve kapat gözlerini. hiç bir şey görme hiçbir şey duyma.
    bırak insanlık tarihi ne hali varsa görsün.. bulaşma onlara. “hıhı” deyip
    geçiştirir. “evet haklısın” de. “bravo sana” de. tartışma bile. aksini iddia
    etme. uyarma. kurtarma da. seni de kimse uyarmadı bugüne kadar. “bak arkanda
    bir karanlık var ve senden daha hızlı hareket ediyor” demedi. “güneş yok. güneş
    hiç olmadı” demedi.. sen biliyordun ama bunu. ve inat ettin. azimli değildin
    ama inat ettin yine de.. boktan bir hayatı sürdürmeyi göze aldın. ve senle bu
    boktanlığı paylaşmadı kimse. bunu göze almadı. o halde şimdi, gelecek bi kaç ay
    içinde, ufak bir evde kendi kendine yaşama hazırlan. zack olmaya hazırlan
    moruk. başka şansın kalmadı.
    onlar ayak direyecek mutlaka. “bırak
    bu işleri” diyecekler. “gel dergimizde yaz” diyecekler. “gel kitabını basalım”
    diyecekler. “oo senaryo mu, ben yönetmenim” diyecekler. sik at hepsini.. bir
    fotokopi makinesi yeter hepsine meydan okuman için. kendi kendini dağıtır
    kopya. uğraşmana bile değmez. “bir kopya yeter” demişlerdi. 1976. bir kopya
    yeter. adını hatırlayamıyorum tam olarak. ama isimlerin bir önemi yok. sayfa
    numaralarının bir önemi yok. her şey yüzeysel diğerleri için. sen dünyayı
    köpekler gibi gör. siyah ve beyaz. yin ve yang. da ve da.. bu kadarı yeterli.
    çaba sarf etmen gerekmiyor. bir
    kadına aşık olman gerekmiyor. sana aşık olan yeterince kadın var zaten. ve
    hiçbir önemi yok kadınların. erkeklerin hiçbir önemi yok.. herkes yalnızdır ne de
    olsa. insanlar doğarak çoğalır ve yalnızlaşarak ölür.
    kitap okumuyorum ve film izlemiyorum,
    tamam mı? müzik dinliyorum sadece. ve hep aynı şeyleri dinliyorum. her şey
    öldü. yeni olan her şey eskinin bir tekrarı. her şey hala aynı. yeni diye bir
    şey yok. tarih sona erdi. adem’in kendini lilith’den üstün gördüğü gün tarih
    sona erdi. o gün başladı iktidar savaşı. ondan önce başladı. şeytan ve tanrı
    arasında. belki daha da önce. ama hiç sona ermedi. ve ermeyecek. tekrar etmeye
    devam edicek. her şey tekrar etmeye devam edicek. ve sen olduğun yerde kaldığın
    sürece, tekrar etmiyor olucaksın.

    ve neden bahsettiğimi
    anlayamıyorsanız, sizden daha derin yazıyorum demektir. şimdi gidip bir üç bin
    kitap daha okuyun. ben yaşamaya devam edicem.. yirmiyedi geçicek.. yirmisekiz
    geçicek. sonra otuz. sonra kırk.. bundan sonra, geriye kalan her ne varsa, her gün
    ters döndürülen bir kum saatinden farksız olucak.. ama siz, farklı bir şey
    aramayı sürdürün. işe git eve gel.. başka bir şey yok… olması da gerekmiyor
    artık.. olmak isteseydi, olurdu zaten.. ben istemesem de olurdu.. o yüzden
    şimdi koltuğa uzan ve ayaklarını uzat.. tavan. hep aynı tavan. boyamak
    gerekiyor. ama saçını bile tarayamıyorsun sen.. çember kapandı. the circle did
    close indeed. çember kapandı. karanlık karanlık karanlık.. başka hiç bir şey
    yok görebileceğin. o yüzden kapat gözlerini, ve bodoslama dal hayatın tüm
    virajlarına. bırak ölen ölsün. sen çoktan öldün nasıl olsa. şimdi sakın bir
    şeyler için umut edip de, ölü taklidi yapmaktan vazgeçeyim deme..                  * başlık this empty flow’un
    bir şarkısının adıdır  – 2 mart 2009
  • 11.

    bazen
    bir
    sigarayla başım döner ve
    nefesim
    sıkışır
    ve
    “tamam” derim
    “üçüncü
    ameliyat geliyor”
    ve
    düşünmem asla
    en
    yakın hastane nerede diye
    ya
    da etrafıma bakınmam
    bana
    kim yardım edebilir diye
    öylece
    beklerim
    kontrol
    ederim ciğerlerimi
    tekrar
    mı ediyor?
    birkaç
    alveol daha mı patladı?
    üçüncü
    ameliyat yolda mı?
    ölecek
    miyim doktor?
    bir
    daha sigara içmemelisin der doktor da
    alkol
    yok
    ve
    ne yediğine dikkat etsen iyi olur evlat
    ağır
    kaldırman da yasak
    bronşit
    başlangıcı
    2
    pnömotoraks ameliyatı
    giderek
    yavaşlayan kan akışı
    kalpte
    ritim bozukluğu ve
    zaman
    zaman nükseden
    mide
    spazmları
    ve
    hâlâ ölümün
    bana
    çok uzak olduğunu düşünürken,
    zaman
    zaman
    nefesim
    sıkışır ve
    öylece
    beklerim ben de
    neler
    olacak diye
    hiçbir
    şey olmaz ama
    ve
    birkaç dakika içinde
    hiçbir
    şey olmadığının farkına varır
    ve
    kaldığım yerden devam ederim yaşamaya
    her
    ne yapıyorsam yapmaya
    ölümün
    üzerine sürerim arabamı
    o
    yoldan kaçar inadına
    bir
    çarpışma için erken der azrail
    yaşamana
    bak evlat
    yaşamın
    tadını çıkar

    2
    ocak 2009
  • fanzin yapmak isteyen birine

    insanlara
    bakıyorum.
    bana
    “ben
    de fanzin yapmak istiyorum ama
    zamanım
    yok uğraşmaya”
    diyen
    insanlara
    “bunca
    işe yetişebilmene
    şaşırıyorum
    doğrusu”
    diyebilen
    insanlara
    ki
    doğrusu
    yetişemiyorum
    da
    ama
    umursuyor da sayılmam bunu
    periyodu
    umursamıyorum
    dağıtımı
    umursamıyorum
    önceki
    sayıları umursamıyorum
    kendimi
    umursuyorum sadece
    kendi
    zevkimi
    elime
    aldığımda ilk kopyayı
    tadacağım
    hissi
    ve
    sonrası önemli değil
    ve
    öncesi unutuldu gitti zaten
    hiç
    satmayan dönemler
    elimde
    patlayan dönemler
    kimsenin
    yazı göndermediği
    gidip
    almadığı
    gözünü
    bile sürmediği dönemler
    şimdi
    buradayız
    2008’in
    son gününde
    ve
    insanlar durmadan
    yazı
    göndermeye
    resim
    göndermeye
    fanzini
    edinmeye
    tanışmaya
    ve
    arada sırada da
    silah
    çekmeye çalışıyor
    bok
    atmaya mesela
    eleştiri
    amaçlı başlayıp
    küfürle
    biten postalar
    ve
    hiç önemli değil diyorum onlara
    gerçekten
    hiç önemli değil
    öncesi
    veya sonrası
    hiç
    bir önemi yok
    şimdi
    buradayız
    2008’in
    son gününde
    ve
    ben de buradayım
    hâlâ
    aynı teraneyi
    gevelemeye
    devam ederek ağzımda
    do
    it yourself, do it yourself
    para
    yok
    kağıt
    yok
    uhu
    yok
    ve
    yine de yeni bir fanzinin
    hesabını
    yapıyorum kafadan
    36
    sayfadan 9 a4 diyorum
    50
    kopya çeksek ne yapar abi
    kabaca
    bir hesapla
    40
    diyor bana
    ve
    sonra tekrar
    adamın
    biri
    “bunca
    işe nasıl zaman buluyorsun” diyor
    “şaşırıyorum”
    napıyorum
    oysa
    boş
    boş bekleyip müzik dinlediğim zamanlar dışında
    ölümüne
    içtiğim ve sabahı kaybettiğim geceler dışında
    ortalama
    on saatimi sattığım mesailer için
    her
    gün tıraş olmak dışında
    koca
    bir hiç diyorum
    koca
    bir hiç
    elde
    var sıfır
    ve
    sonra dönüp ona
    “boş
    zamanlarında naparsın” diyorum
    “televizyon
    izlerim” diyor
    ben
    izlemiyorum
    “internette
    takılırım”
    ben
    takılmıyorum
    “msn’de
    geyik falan işte”
    onu
    da yapıyor sayılmam
    “ee
    sonra? dolu zamanların?”
    “ders
    çalışırım abi”
    hiç
    ders çalışmadım
    ve
    pek gazete okumam ayrıca
    kolaj
    içindir gazete
    film
    izlemem
    dizi
    izlemem,
    oradan
    oraya gezmem
    tabiri
    caizse
    ot
    gibi yaşayan benim
    evden
    işe işten eve
    ve
    sonra dönüp
    bunca
    saçmalık için bana
    başıboş
    fanzinler için
    “helal
    olsun” diyorlar
    helal
    olmuyor ama
    genellikle
    sonrası
    tam
    bir işkence haline dönüşüyor
    kitapevleri
    ile kavgalar
    fotokopicilerle
    pazarlıklar
    insanlarla
    anlaşmazlıklar
    ve
    sonra dönüp
    evde
    daima
    evde
    bir
    sonraki sayı için
    şapkadan
    tavşan çıkaran sihirbaz gibi
    okus
    pokus yapmak zorunda kalmak
    “her
    şey hâlâ aynı” diye yazmak
    kapkalın
    duvarlara
    bir
    adam daha geliyor
    “senle
    röportaj yapalım
    bir
    dergide köşem var”
    “yap”
    ilk
    soru
    sor
    “nasıl
    oldu da bu noktaya geldi bu işler?”
    bilmiyorum
    hiç
    bir şey yapmadım ben
    kimseyi
    kolundan tutup çekmedim
    gel
    bilader yaz demedim
    al
    şunu git evinde oku da demedim
    ben
    burada duruyordum
    ve
    herkes kendi geldi
    ve
    kendi kendine gidecek her şey
    on
    sene sonra
    ne
    olacağının
    bir
    önemi olmasa da
    şimdi
    tam burada
    hâlâ
    aynı şekilde
    ilerliyor
    işler
    ve
    sen o bardan o bara gezerken veya
    msn
    pencereleri arasında can çekişirken
    ben
    evde oturmuş sayfaları yapıştırıyorum
    tek
    fark bu dostum
    zaman
    olduğu yerde duruyor
    ve
    ben bir şeyler yetişsin diye
    deli
    gibi koşturmuyorum
    sen
    zaman bulamıyorsan
    bu
    aramadığın
    içindir
    o
    yüzden şimdi
    zamanının
    olmadığını söyleme bana
    çünkü
    öncelikle
    öğrenmen
    gereken şey
    fanzinin
    zamandan
    bağımsız bir şey olduğudur
    şimdi
    her
    ne yapmak istiyorsan
    yapmaya
    devam et
    ama
    bana
    tirişkadan
    bahanelere gömülü kalmış
    arzular
    sunma lütfen

    31.aralık.2008