Blog

  • 9.

    bir
    noktada anlaşalım istiyorum küçük dostum
    ben
    hiçbir şeyim
    ve
    öyle de kalıcam
    en
    azından kendi gözümde
    kendi
    görüş mesafemde
    aynaya
    bakınca gördüğüm tek şey
    tıraş
    olmaktan nefret eden ve
    yine
    de onu zorladıkları hiçbir şeye
    karşı
    gelemeyen bir aptal oluyorken
    nasıl
    olur da bir şair olabilirim?
    saçmalık
    ve
    gerçekten boşa harcanmış
    geçmişte
    kalkılan
    tüm
    ataklar
    şimdi
    burada oturmuş
    yarınki
    vardiyanın
    derdine
    düşmüşken
    senin
    gözünde bir tanrı olduğumu duymak
    bana
    hiç iyi gelmiyor
    çünkü
    aldatıcı her şey
    tüm
    çaba
    azim
    gibi görünen ama
    can
    sıkıntısından başka hiç bir şey olmayan
    tüm
    bu çaba
    çaba
    bile değil hatta
    görülen
    hiçbir şey
    ya
    da sadece benim öyle gördüğüm
    varsa
    yoksa can sıkıntısı
    insanlar
    gülerken
    ben
    sigaramı aranıyorum şimdi
    sanki
    tek kurtarıcımmış gibi
    grunge
    şarkıları çalarken kulağımda
    senin
    övgülerini dinliyorum
    şiir
    yazmak bizi kurtarmaz
    öyküler
    de öyle
    ya
    da fanzinler
    yapılan
    röportajlar
    yazılan
    saçmalıklar
    onca
    kağıt parçası
    kağıt
    parçası olarak kalacak
    üzerindeki
    harfler
    onları
    diğerlerinden farklı kılamayacak kadar
    silik
    bir ruhun ürünü
    sadece
    farklı hissediyor kendini
    bu
    yüzden batışta zaten
    bu
    yüzden soruyor kendine
    “tüm
    dünyanın nesi var böyle” diye
    “neden
    herkes her şey yolundaymış gibi davranıyor” diye
    ama
    cevabı bilmiyor
    ve
    hiç kimse de kulak vermiyor ona
    şimdi
    bana
    küçük
    dostum
    çok
    iyi gittiğimi
    ve
    bir gün başaracağımı söyleme olur mu?
    becerebileceğim
    tek şey
    burada
    oturup beklemek sadece
    sigara
    içmek
    müzik
    dinlemek
    ve
    bu arada
    kendim
    için
    bazı
    iyi
    bazı
    kötü
    bazı
    işe yaramaz
    cümleler
    kurmak
    ayak
    tırnaklarıma bakıyorum şimdi
    uzunlar
    ve kesmiyorum
    sakallarımı
    kesicem ama

    elbiselerimi de giyicem tabii
    botlarımı
    eldivenlerimi
    ve
    yüklenicem kolilere
    ve
    yüklenicem kendime
    daha
    çok yüklenicem
    itip
    debelenicem
    ve
    sen gelip bana
    benim
    bir tanrı olduğumu söyleyip
    benden
    çok daha klas bir şekilde
    yaşamını
    sürdürürken
    “keşke
    yerinde olsaydım” diyeceksin
    “keşke
    yerinde olsaydım” diyicem ben de
    işte
    o zaman belki,
    sana
    göre çok güzel
    bana
    göre çok ebleh olan
    şiirler
    yazamadığım halde
    kendimi
    iyi hissedebilirdim
    senin
    gözünde
    bir
    tanrı olmamın
    bana
    yararı olmaz
    ama
    sen benim gözümde
    bir
    azize olarak kalmayı sürdüreceksin daima
    bundan
    şüphen olmasın
    ve
    bunun seni
    mutlu
    edeceğinden de eminim
    benim
    mutlu olmam için
    bir
    tomar kağıt
    uhu
    ve makas
    yeterli
    olur zaten
    geriye
    kalan ne varsa,
    dünya
    da olup biten
    onların
    sorunu
    onlar
    kurdular
    onlar
    yaşayıp
    onlar
    kudursunlar
    bir
    şeyleri korumak ya da
    değiştirmek
    için
    ki
    bana göre
    savunulması
    gerektiği düşünülen her şey
    bir
    saldırıya uğrar
    o
    yüzden mülkiyetle eş zamanlıdır
    hırsızlığın
    doğuşu
    veya
    savaşın, sınırlarla
    solun
    tarihi
    sağınki
    kadar eskidir ama
    her
    şeyden önce var olan ve
    daima
    hiçliğe akan
    tek
    şey
    hiçbir
    zaman yok olmaz
    o
    yüzden küçük dostum
    bırakalım
    onlar kazanıp
    onlar
    kaybetsin
    ve
    sende benim yerime
    kendini
    tanrı ilan et
    ben
    öyle yapıyorum çünkü
    ufak
    hayatlarımızın
    yarı
    tanrılarıyız bizler
    mutlu
    olmamız için
    düş
    kurmamız gerekmiyor
    veya
    başarmış olmamız için
    herhangi
    bir şey ispatlamaya
    ihtiyacımız
    yok
    kazanç
    yok
    kayıp
    yok
    her
    şey bir gün uçup gidicek nasıl olsa
    şu
    an burada
    ihtiyacım
    olan tek şey
    bir
    sigara içmek,
    paket
    sende kalabilir ve
    her
    şey iyi de olabilir
    kötü
    de olabilir
    ama
    sonrasını
    sonra
    düşünelim olur mu?

    27
    aralık 2008
  • duvarlar

    bazen
    iyidir
    bazen
    kötü
    genellikle
    kötü
    ve
    sen genellikle
    genelde
    var olanı düşünmezsin
    süregelen
    alçalmayı mesela
    irtifa
    kaybedişini günden güne
    tüm
    yumruklarının boşa gidişini
    seni
    bağlayan sicimlerin keskinliğini
    akrep
    ve yelkovanın arasındaki sefilliğini
    ruhsuz
    gidiş gelişleri
    ruhsal
    gelgitleri
    her
    şeyi görmezden gelirsin
    kötü
    olan ne varsa
    kötüye
    doğru gitmekte olan ne varsa
    ve
    biraz daha dersin
    bir
    adım daha
    bir
    gram daha
    bu
    kez olacak
    geri
    dönüş yok
    ileriye
    gidemesen de
    denersin
    en azından
    on
    bin yüz on ikinci kez başa sarışının şerefine
    dikerken
    şişeyi
    ruhunu
    fondip yapan baykuşları es geçersin
    her
    şey karanlık ve karanlığı görmek istemiyorsun
    karanlıkta
    görülebilen tek şey bu ama
    ve
    bazen iyidir işte
    sadece
    bazen
    çoğu
    zaman kötü
    bazen
    iyi
    ve
    bu da öyle anlardan biri
    bir
    odadayım
    sigaramı
    içiyorum
    müzik
    çalıyor
    sonra
    bir sigara daha yakıyorum
    sigara
    üstüne sigara
    kestiğin
    kağıtlar
    kestikleri
    dilin
    sonra
    yapıştırdığın kağıtlar
    bağladıkları
    ellerin
    sonra
    kopyaladığın kağıtlar
    salgıladıkları
    zehir
    sonra
    katlarsın kağıtları
    ve
    biri ışıklarını söndürür ardından
    zihninin
    ışıklarını
    soğuk
    gerçekten
    soğuk
    hiç
    bir şey görme
    hiç
    bir şey duyma
    sonra
    gerçekten soğuk ve
    başından
    beri var olan
    göz
    ardı etmeye çalıştığın
    kötücül
    gerçeklik
    gün
    ışığına çıkar
    ve
    neler olduğunu ya da
    neden
    tekrar iflas ettiğini
    sorup
    duran herkese
    “böyle
    iyiyim” dersin
    “böyle
    iyi
    iyi
    olmasa bile
    iyiye
    gidiyor
    iyiye
    gidecek”
    konuştukların
    ve
    inandıkların
    farklıdır oysa
    kapkara
    ve
    sadece karanlığa odaklanmış
    bir
    kafanın içinden çıkan
    tek
    başına kalıp saçmaladığı
    salak
    dizeleri dışında
    geriye
    kalan her şey
    bir
    şeylerin iyiye gittiğine dair
    havadislerden
    ibarettir
    ve
    gerçekten iyiye gidiyor olsa bile
    fanzin
    yüz bin milyon baloncuk satsa bile
    “yırttın”
    deseler bile
    ruhen
    yırtamayacağının bilincinde olarak
    göz
    ardı etmeye devam edersin
    kötü
    olan
    ve
    daima kötüye gidecek olan
    ne
    varsa…
    önemi
    yoktur çünkü
    iyi
    veya kötü
    bazen
    iyi bazen kötü
    cennette
    bir köşke yeğlerim yok olup gitmeyi
    hiçliği
    yani
    düpedüz
    hiçliği
    ama
    tanrının
    bunu
    veya herhangi başka bir şeyi
    hak
    ettiğimi düşünmeyecek kadar
    kibirli
    olduğunu biliyorum
    şeytanın
    ondan farkı olmadığını
    tüm
    insanların hiçbir farkının olmadığını
    herhangi
    bir şekilde ve hiçbir koşulda
    bir
    şeylerin fark yaratmayacağını
    üstün
    insanın var olamayacağını
    ying-yang’a
    kimsenin aldırmadığını
    ve
    övünülen her şeyin
    utanç
    duyulan her şeyden
    hiç
    bir farkının olmadığını
    ve
    buradayım işte
    ölmüyorum
    köpek
    gibi yaşarken
    köpek
    kadar sadık olmasam da kendime
    dokuz
    canlı olarak
    ölümlerden
    dönüp
    yaşama
    yüzümü dönmeden
    ve
    hiçbir şekilde
    iyiyi
    veya kötüyü bilmeyip
    her
    şeyin ötesinde
    bir
    saniye
    bir
    saniye daha
    sonra
    bir dakika
    sonra
    bir saat
    hiçbir
    şeyi bilme
    hiçbir
    şeye inanma
    hayır
    seni tanımıyorum bayım
    ben
    buralarda kralım
    bu
    üç metrekarede
    kağıt
    parçaları dolu yatağın üzerinde
    elimdeki
    uhuyu
    silah
    gibi kullanırım
    ve
    yeterli miktarda kağıt olduğu sürece
    sonsuza
    dek f tipinde de yatarım
    sorun
    değil
    pekala
    hiç bir şey sorun değil
    beyazın
    karanlığı ve siyahın aydınlığı
    pekala
    hiçbir şey sorun değil
    buradayım
    oyun
    oynuyorum
    her
    şeyi çözüp
    kendini
    çözememiş
    bir
    deli misali
    sadece
    oyun oynuyorum
    anlamını
    yitiren
    her
    şeyin canı cehenneme
    sıfır
    noktasındayım ve
    eksinin
    veya artının arasında
    herhangi
    bir fark yaratmayacak kadar kalın olan
    mutlak
    değer çizgileri var
    her
    iki yanımda
    kalın
    duvarlar
    kapkalın
    duvarlar
    her
    şey iyi de olsa
    kötü
    de olsa
    bir
    şey fark etmeyecek
    o
    duvarlar
    yok
    olmadığı sürece
    anlamanız
    gereken şey bu
    şimdi
    gidip
    cami
    duvarına işeyebilirsiniz
    benim
    için fark etmez
    duvar,
    duvar olarak kaldıktan sonra
    kimin
    yaşayıp
    kimin
    öldüğü
    20aralık08
  • 08

    insanlara bakıyorum
    çevremde dönüp duran
    insanlara
    dönüp duran
    olaylarla
    ve kafam almıyor
    gerçekten
    gerçekten kafam
    almıyor
    olan biten hiçbir
    şeyi
    olamayan her bir
    şeyi
    ..ve sonra adamın
    biri gelip yanıma oturdu. bir şarapçı. elinde bira var. “rahatsız etmiyorum
    değil mi?” diyor. rahatsız ediyor aslında. fazlasıyla rahatsız ediyor her şey.
    insanlar. rahatsız eden insanlar. rahatsız etmekten çekinmeyen ama özür
    dilemeyi marifet sayan insanlar. bu tip bir özrün, bir bok parçası kadar değeri
    yoktur oysa. en azından benim için yoktur. ve benim için önemi olmayan her ne
    varsa, diğer herkes için hayati bir değer taşıyabilir. buradan başlayabilir,
    kendini toplumun dışında hissetmek. ama sorulacak olursa, eğer, “sen bir toplum
    dışı mısın?” diye, “ben niye toplum dışı olayım, toplum benim dışımda zaten”
    diyebilirdim. arada bir fark yok gibi görünüyor, önem verdiğim her şeyin
    varlığı ve yokluğu arasında da bir fark yokmuş gibi görüyorlar. ve sonra oturup
    yazıyorsun. ve sonra, sırf yazdığın için, birileri tanışmak istiyor. yolda
    görseler yüzüne bakmayacakları biri oysa girdap, dikkat çekmez, ve aldırmaz da
    buna. birçok şeye aldırmaz. aldırdığı şeylere de, insanlar aldırmaz. burada bir
    terslik var. var olan her şeyde bir terslik var ve baş aşağı yaşamaktan sıkıldım.
    parçaları eksik bir yapbozum ben.. anlaşılması güç bir bütünü toparlamaya
    çalışıyorum. sonra işin içinden çıkamayacağını anlayıp “tamam buraya kadar”
    diyorsun. oysa sadece bir mola bu. asla işin içinden çıkamıyor ve yine de buraya
    kadar diyemiyorsun. iş mesela. istifayı düşünmekle geçirilen günler. intiharı
    düşünmekle geçirilen geceler. sonra ertesi gün. sonra daha ertesi. eve geliyorum.
    tütün bitmiş. sigara saramıyorum. gecenin bir yarısı. ve o sigaraya ihtiyacım
    varmış gibi hissediyorum kendimi. ve beş kuruş para yok evde.. kalmamış..
    anlıyor musunuz? biten her şeye, ihtiyacım varmış gibi hissediyorum zaman
    zaman. biten aşklar gibi. ya da ölen insanlar. bazı zamanlarda sırtımı sıvazlamalarına
    gereksinim duyduğum halde, ölmeyi seçmiş olanlar. ve sonra, olmamalarını
    yeğleyeceğim insanların bir çember oluşturması etrafımda. kendini baskı altında
    hissetmek. bir sigaraya ihtiyacım var. evden çıkıyor ve alsancak’a iniyorum.
    yürüyerek. epey sürüyor yol. varıyorum alsancak’a. sikik faizleri ile
    birilerini zengin ettiğim kredi kartından bir onluk asılıyor ve gidip bira
    alıyorum, nakit çekiyorum yani, yine faizleri götüme girecek biliyorum.. bira,
    sigara, bir de ’zamanı biraz ileri alma tuşu’. çimlerde oturuyor ve içmeye
    başlıyorum. yalnızım. hafiften yağan yağmur. adamın biri geliyor, “rahatsız
    etmiyorum değil mi” diyerek, yine parayı kaptırdık amına koyayım” diye
    düşünüyorum, içimden gülerek… başlıyor konuşmaya. bir üniversitede öğretim
    görevlisiymiş. boşanmış. hapse girmiş. falan filan. şimdi sokaklardaymış. iyi
    de bana ne bunlardan. belki ben de bir on yıl sonra senin gibi olacağım. ama
    kaybeden olmak kolaydır. ve zoru seçip kazanmaya çalışıyor bile sayılmam.
    sadece hayatta kalmaya çalışıyorum ben. öyle ya da böyle, burada bulunmak. bir
    şekilde. iyi veya kötü. hiç bir önemi yok. akıp giden zamanın. saçmalıklar
    ordusunun üzerime sümkürdüğü pasın. pas geçilen fırsatların. kaybın ya da
    kazancın. ama onların yerinde olmak istemiyorum, onlar gibi sokaklarda yaşamak
    istemiyorum. ama sizin gibi de yaşamak istemiyorum. … “serserilik yapmaya
    herkesin maddi gücü yeter” diyor ambjörnsen ve kesinlikle haklı olmalı. ve
    maddi gücümün yetmediği bir hayatı yaşamak zorundayım. ve sigaralar geliyor üst
    üste. sonra lavuğun birinin, maddi sorun ve sigara üzerine verdiği vaaz geliyor
    aklıma.
    “madem” diyor bu
    lavuk, “kazandıkları para yetmiyor, o halde niye sigara içiyorlar”
    “evet” diyorum ona,
    “haklısın, sadece senin gibiler hak ediyor hayatın tüm zevklerini tatmayı,
    bizler sadece çalışmak için geldik buraya. küçük dişliler..”
    sonra şarapçının
    söyleyecekleri bitiyor ve asıl konuya dönüyor. (bu arada, şarapçı ile sigaraya
    dair vaaz veren tip farklı.) “biraz paran var mı, ekmek alıcam” diyor şarapçı.
    veriyorum ona biraz para ve uzaklaşıyor. ardından biri daha gelebilir. ama
    önemli değil. öyle bir hayatı yaşayabilecek kadar düşüşteyse ruhları, biraz
    bozukluğu hak ediyor olmalılar. “başkalarının sırtından yaşıyorlar” demişti
    başka bir lavuk da, şarapçılar için. şişe topladıkları için demişti bunu.
    “senin burada ve onun orada olması sadece şans eseri” dedim. “şans değil, azim”
    dedi. diyebilir. herkes her şeyi diyebiliyorken, sen hiçbir şey demeden
    susarsın. ve sonra onlar, dün küfür ettikleri insanların boynuna sarılırken, beklemeyi
    sürdürmeye karar verirsin. orada burada sızarak, hep aynı şeyleri yazarak..
    içmeyi sürdürdüm o
    gün. ve sabah olduğunda, çimlerin üzerindeydim. sabahın altısıydı. üşüyordum.
    sızmıştım orada. üşüyordum gerçekten. ve ayağa kalkıp üzerimi temizledim. bir
    sigara yaktım ve ileriki bankta bir adamın bana el salladığını gördüm. dün gece
    para verdiğim moruktu el sallayan. günaydın dedim. günaydın dedi. yanına
    gittim. “iyi bir hayat değil bu evlat” dedi bana, “vazgeç bundan”
    “her zaman yaptığım
    bir şey değil moruk” dedim, “arada sırada benim de sokakta sabahlamaya ihtiyacım
    var”
    “evin var o halde?”
    “bir işim de var,
    acilen otobüse atlayıp gitmezsem geç kalacağım”
    “ben buralardayım”
    dedi, “deniz güzel değil mi?”
    “güzel” dedim
    “en azından denizim
    var” dedi, “görüşürüz sonra, seni tutmayayım”
    “görüşürüz” dedim
    görüşürdük belki.
    denk gelirsek. eve gidip, yüzümü işçi sıfatına getirdim. iş yerine varınca bir
    alete basacağım kartı aldım yanıma ve evden çıktım, servis durağına doğru…

     14.aralık.2008
  • hak etmiyorsun mu demiştin?

    itiraf
    ediyorum
    evet
    bu
    bir şiir değil
    ve
    ben de “şiirdir bu” diye bir iddia da bulunmadım
    sihir
    olduğuna dair bahse girerim ama sizle
    tüm
    gevezeleri hakkımda konuşturmak gibi
    ekstra
    bir özelliği var yazılarımın
    özel
    bir karışım bu
    “gevezeler
    için şiirler”
    pardon,
    “gevezeler
    için ‘şiir değil bu’lar”
    edebiyatta
    yeni bir tür yaratmama eşlik ettiniz
    teşekkür
    ederim
    adı
    “şiir değil bu”
    etkili
    bir tarz
    şiir
    dışında her şeye benziyor
    şiir
    dışında her şey mi?
    bir
    dakika
    şiir
    dışında her şey?
    buna
    da itiraz edeceğinizi hissediyorum
    ama
    değiştirmeyeceğim
    ve
    sizin gibi insanlar hakkında yazmaya devam
    ya
    da sizin gibi insanların hakkımda yazması için
    devam
    ediyorum yazmaya
    konuşun
    lütfen
    çok
    sessiz bu oda
    bu
    hayat
    bu
    adam
    hiç
    kimse yok geceye eşlik edecek
    birkaç
    vokal sadece
    birkaç
    tını
    etkili
    ama yalnız başına
    özel
    bir defile gibi
    özel
    bir konser
    gözlerini
    kapat ve izlemeye başla
    sonra
    adamın biri gelip
    yazacak
    hiçbir şeyim olmadığını söyledi bana
    sürekli
    aynı şeyleri tekrar ediyordum
    ve
    haklı olabilirdi olmasına ama
    girdap’ın
    ustalıkla yaptığı ikinci şey
    gerçek
    yazarların gülüp geçeceği
    ve
    hemen akabinde unutabileceği
    her
    türlü eleştiriyi ciddiye alıp
    bir
    cevap şiiri yazmasaydı
    ve
    en iyi yaptığım şeyi de ben değil
    yazacak
    hiçbir şeyim olmadığını söyleyen adam belirledi;
    “yazacak
    hiç bir şeyin yok
    ve
    başın sıkıştığında da
    yazmakla
    ilgili şeyler zırvalıyorsun
    ustalıkla
    yaptığın ilk şey bu
    ve
    bir de her türlü eleştiriyi
    saldırı
    olarak görüp
    savunmaya
    geçiyorsun
    bu
    da iki”
    evet,
    bunları söyledi bana
    ve
    şu an sayfalarca gider
    ve
    sürekli bu konu etrafında dönüp dolaşabilirim
    ve
    adımdan da anlaşılacağı gibi
    bu
    sarmal dokuyu o kadar iyi işlerim ki
    hipnoza
    düşersin
    beni
    çözdüğünü söylediğine göre
    bir
    sonraki cümlemi de tahmin ediyor olmalısın ultra-budala
    “hipnoza
    düşersin” den sonra
    yani
    genellikle bu kadar kesin ifadelerin sonrasında
    hemen
    bir olumsuz yargı belirtirim
    “ama
    yapmayacağım” gibi
    tarzım
    bu benim
    ve
    evet
    kabul
    etmeseniz bile
    bir
    tarz yarattım!
    ve
    oturmuş olmalı artık
    ama
    tekrarları
    kesintileri
    ve
    sarmal dokuyu
    bu
    kez es geçip
    kısa
    kesiyorum
    mesele
    gayet basit
    yazmak
    da öyle
    ve
    ben sürekli kolaya kaçan bir itim
    zora
    gelemem
    bu
    yüzden okulu bıraktım
    bu
    yüzden askere gitmeden önce
    seksen
    dokuz adet rapor alıp
    her
    türlü eğitimden sıyırdım
    ve
    şimdi de dostum
    çalışmak
    zor geldiği için
    böyle
    iki dakikada
    on
    dokuz cümle yazarak
    üzerinde
    fazla emek sarf edilmeyen
    öyküler
    ve şiirler ile
    köşeyi
    dönmeye çalışıyorum
    her
    köşe başında da
    bir
    hatunu sikmeye
    haklısın!
    kendime
    bir cennet yarattım
    ama
    hâlâ cehenneminizden çıkamıyorum
    kendi
    kendine yanman mümkün mü acaba, ultra-budala?
    evet
    evet dert yanmaktan bahsediyorum
    özür
    dilerim
    gerçek
    anlamda ateşte yanmayı hak eden bendim
    sarayları
    ve kadınları hak edense sen
    böyle
    dediğini unutmuşum
    dilersen
    hayatımı seninkiyle takas ederim moruk
    biraz
    kas yaparsın
    kadınlar
    yerine
    bavulları
    kucaklayarak
    günde
    on iki saat
    yarım
    metre bir ambarda
    asgari
    ücretle
    ter
    içinde kalarak
    ne
    dersin?

    07.ağustos.2008
  • 7.

    büyük
    ikramiyeyi kazanamadığın ya da
    zengin
    bir kadını kafalayamadığın sürece
    ölene
    dek çalışman
    kaçınılmaz
    dedi
    birçok
    iyi dönemlerin de oldu
    ve
    hayatının
    bundan
    sonraki evresinde
    geçmişte
    teptiğin fırsatlar
    tekrar
    önüne çıkmayacak
    ve
    piyango bileti de almazsın sen asla
    ya
    da bir kadın için para ödemediğin gibi
    para
    için bir kadına ödün de vermezsin
    her
    şey bir düşten ibaretti
    ve
    öyle de kaldı
    artık
    kaçınılmaz
    olan tek gerçekle
    burun
    buruna geldiğin zamandasın
    ölene
    dek sürecek olan vardiyalar
    emeklilik
    yaşı
    ortalama
    yaşam ömrünün
    kat
    kat üstündeyken
    üstelik
    doktorlar
    böyle
    gidersen
    birkaç
    yıl daha yaşarsın derken
    sen
    yine de
    alkol
    ve sigaraya devam edip
    ölmeyeceğini
    iddia ediyorsun
    ölümsüz
    olduğunu
    talihin
    senden yana olduğunu
    değil
    oysa
    ve
    ölümsüz de değilsin
    ve
    talih yüzüne gülse bile
    somurtarak
    sırtını döner
    ve
    bir çukur daha kazarsın kendine
    ya
    da tüm felaketler
    ardı
    ardına gelirken
    isyan
    etmekten öte
    yeter
    bile demezsin
    biliyorsun
    çünkü
    eğer
    isteseydin
    düşledikleri
    her şeyi yapabileceğini
    ve
    gücün vardı buna
    mühendis
    olmaya mesela
    ya
    da doktor
    hakim
    savcı
    olmadın
    ama
    olmak
    istemedin
    ve
    yazılarının
    beş
    para etmeyeceğini söyledi herkes
    fanzinlerinin
    bir
    boka yaramadığını
    adam
    olmayacağını
    “size
    ne!” dedin onlara
    kapana
    kısıldığını düşünürken herkes
    isyan
    ederken
    mutsuz
    olmayı sürdürürken
    sen
    yarattığın
    o küçük evrenin
    tanrısı
    olmaya devam ettin
    ufak
    bir oda
    boğuk
    bir tını
    nem
    ve rutubet
    alkol
    kokusu
    uhu
    kokusu
    duman
    altı geceler
    böyle
    iyiyim ben dedin
    böyle
    iyiyim
    şikâyet
    yok
    pişmanlık
    yok
    alınganlık
    yok
    her
    şey olması gerektiği gibi
    her
    şey hak ettiğim gibi
    kimse
    bana bir şey vaat etmedi
    ben
    kimseye bir söz vermedim
    siz
    şimdi orada
    mutsuzluktan
    inlerken
    ve
    elde edemediklerinizin
    düşünü
    kurarken
    bana
    gelip de
    boktan
    yazıyorsun demeyin
    ya
    da beş para etmediğimi
    biliyorum
    bunları
    bunları
    biliyorum
    hemen
    hemen her şeyi
    ama
    değişmeye ya da
    gelişmeye
    çalışmıyorum
    beynim
    kendi rayında ilerliyor
    yaşananlardan
    memnun olmasa da
    kendi
    halinden memnun
    pişman
    değil
    mutsuz
    değil
    mutlu
    değil
    hayal
    kurmuyor
    oyalanıyor
    sadece
    girdap
    oyalanıyor
    hemen
    hemen her şey bundan ibaret
    oyalanmak
    oya
    topu at
    ayşe
    zili çal
    seviyordum
    okuma fişlerini
    onları
    kesip kesip
    yeni
    cümleler üretmeyi
    ve
    hiçbir şey değişmedi aslında
    şimdi
    de gazeteleri kesip
    sonra
    yapıştırıyorum
    kolaj
    deniyor adına
    bir
    ilkokul çocuğu kadar
    mutlu
    olabilirim artık
    farkına
    vardığım şeyleri
    göz
    ardı edersem
    ya
    da sekseninde bir nine kadar
    mutsuz
    olurdum,
    istemediğim
    şeylerin peşinden
    iyi
    bir gelecek için koşup
    sonra
    pişmanlık çekseydim
    yapmadım
    ama
    bir
    kadın geldi
    bir
    kadın gitti
    elde
    var iki
    böyle
    düşündüm
    hâlâ
    böyle düşünüyorum
    kimseye
    küsmeden
    kimseye
    kızmadan
    anlamaya
    çalışmadan hiçbir şeyi
    ve
    aldırmadan geçip giden zamana
    dört
    duvar arasında
    kendimle
    ödeşiyorum
    size
    iyi bir şiir borcum yok
    boktan
    olması
    sadece
    beni ilgilendirir
    ve
    boktan olduğunu düşünseydim bile
    şifonu
    çekmezdim

    6
    aralık 2008
  • baş gargamel


    odada volta atıyorum şimdi
    bir ileri bir geri
    bir geri bir ileri
    ne yapacağını bilmez bir şekilde
    ve hiç bir şey yapamayacağının bilincinde
    senin için uygun görülen asgari ücretle
    sorun;
    çalışmak zorunda olmak
    ve yine de paranın yetmemesi

    günde ortalama on iki saat
    hafta da beş gün
    bazen altı
    ve bazen gündüz bazen gece giderek işe
    ve her geçen gün biraz daha bıkarak
    ve bırakamayacağını bildiğin halde
    istifayı düşünmek servisi beklerken
    sabahın dördünde
    beş iş başı için
    kimse yokken dışarıda
    herkes uyurken
    sinek kaydı yanaklar
    yarı uykulu gözler
    aç karnına üçüncü sigarayı içerken
    ve on beş saat sonra evdeyim derken
    beş iş başı
    on sekiz paydos
    on dokuz ev
    bedenen bitik
    ruhen bitik
    tahammül sınırın çoktan patlamışken
    yama dolu ruhunla
    soğuktan titreyerek
    maaşı hesap ederek
    faturaları ve kirayı
    ve biriken bakkalı
    ve hiçbir şeye ilaç olmayan zamanı
    nereye kadar derken
    hiçbir yere gitmediğini biliyorken
    yerinde bile sayamayıp
    aynı odada
    aynı tempoda
    dakikalarca attığın volta
    bir ileri bir geri
    bir geri bir ileri

    odamdayım şimdi
    duvarlarımla baş başa
    kesilmeyi bekleyen yüzlerce gazete sayfası
    ve yapıştırılmayı bekleyen kolajlar ile
    bir sigara sarıp
    bir boklar yazıyorum
    siz ne derseniz deyin adına
    şiir ya da değil
    ya da ölümün son hecesi
    umurumda bile değil hiçbir şey diyorum
    umurumda oysa
    uçup giden günler
    kayıp giden zaman
    ve her geçen gün biraz daha
    ayak uydurmakta zorlanan ruhum
    hayatta kalma mücadelesi
    bir şekilde kalırsın hayatta
    iyi veya kötü
    günleri yaşarsın
    çalışarak ya da dilenerek
    direnmekten vazgeçerek patronlara
    sorun yaşam şartların değildir oysa
    sorun
    seninle birlikte yaşamaya çalışan insanların
    çalışmana muhtaç olmasıdır
    ve öyle ya da böyle
    bir vefa borcun vardır onlara
    yetmişindeki babana mesela
    ve karışıp gitmeden o toprağa

    balkondayım şimdi moruk
    gecenin bir yarısı
    elimde yazmayan bir kalemle
    harflerin izini bırakıyorum kâğıtta
    bir sigara daha yakıyorum
    ve biliyorum yaşamanın
    yazmaktan daha zor olduğunu
    bir cümle için iki saat düşünerek
    best-seller olan adamlara
    yazmanın daha zor geldiğini de biliyorum
    ve odada volta atıyorum işte
    bir ileri bir geri
    bir geri bir ileri
    sonra duvarlara bakıyorum
    sanki bir şey delip içeri girecekmiş gibi
    kahrolası atlar
    her geçen gün daha kötü koşarken
    kuponlar peş peşe yatarken
    ve tat almazken artık aşka dair cümlelerden
    ağzına yapışan sigara kokusunu umursamazken
    duvarlara bakıyorum
    ve bir duvar daha görüyorum arkasında
    sonra bir duvar daha
    sonra bir duvar daha

    ve başımızdaki gargamel
     “kriz bizi etkilemez” derken
    27 yıldır kriz geçirip
    şirinleri göremiyorum

    04.aralık.2008

  • apron

    çoğu
    zaman iyidir ama
    bazen
    kendimi
    kafese
    tıkılmış gibi hissederim
    apronda
    yüzlerce
    insanın arasında
    tanıdık
    bir yüz görmek umuduyla
    yolculara
    bakarken camın ardında
    aşağıda
    ve
    konuşup dururken insanlar
    izledikleri
    diziler
    becerdikleri
    kadınlar
    ve
    ek iş yapma planları
    ve
    hep aynı cümleler
    aynı
    hayaller
    aynı
    espriler
    üzerine
    tek bir söz bile söylemeye
    gerek
    duymayacağın kadar
    ölü
    muhabbetler
    döner
    durur çevrende
    dönüp
    dururken uçaklar
    “sen
    niye hiç konuşmuyorsun” derler
    “a-a
    sen televizyon izlemiyor musun?”
    “hosteslere
    neden bakmıyorsun?”
    “neden
    tütün içiyorsun”
    adam
    gibi sigara alsana”
    senle
    aynı yaşta olup
    kaliteli
    sigara içen adamlar
    marka
    giyinen
    kira
    ödemeyen
    ailesinin
    yanında yaşayıp
    evlenmeyi
    bekleyen
    çeyiz
    düzen mesela
    çocuk
    yapan sonra
    sağlam
    bir işi olmadan daha
    parası
    olmadan
    ve
    düşünmeden bunları
    boş
    zamanı önemsemeyen
    bıraksalar
    yirmi dört saat çalışabilecek durumda
    maaşı
    az bulsa da
    halinden
    memnun
    iktidardan
    memnun
    ülkeden
    memnun
    tek
    sorun terörmüş gibi sanki
    tek
    ihtiyaçları kadınmış gibi
    ve
    sonra yolcular
    oradan
    oraya giderken
    bagajları
    elli kilo gelen
    ve
    check in’e geç gelen
    ve
    hostesler, hostlar, kaptanlar
    dünyanın
    bütün insanları
    üzerine
    geliyormuşçasına
    çaresiz
    ve bitkin bir halde
    o
    uçaktan o uçağa koşarken
    sürünürken
    hatta
    tek
    bir sigara içemeden
    yemek
    yiyemeden
    güneşi
    görmeden
    yitip
    giden günler
    üstelik
    artan baş ağrısıyla
    günden
    güne çürüyen iç organlarınla
    ruhunu
    korumaya çalışırken
    kaybederek
    biraz daha
    biraz
    daha yaşlanırken
    düşünmeden
    geleceği
    kimseyle
    konuşmadan
    saate
    bakmadan
    takvime
    bakmadan
    yirmiyediye
    yaklaşırken
    seksenyedi
    gibi hisseden
    çoktan
    ölmesi gerekirken
    şans
    eseri hayatta kalmış gibi
    yaşamak
    için çabalamadan
    ölmek
    için çabalamadan
    öylesine
    işte
    gerçekten
    öylesine yaşaman
    ve
    hiç biri senden üstün değilken
    sen
    hiçbirinden üstün değilken
    aynı
    işi yapıp
    farklı
    hayatlar sürdürürken
    ve
    anlatamazken farklı olduğunuzu
    farklı
    hissettiğini
    sadece
    farklı
    bir
    amcık yerine
    pall
    mall’ı tercih edebileceğini
    yanında
    votka ile
    kordonda
    bir gece
    sessiz
    sakin
    gerçekten
    konuşabileceğin
    iki
    sıkı dost ile
    haftada
    bir gün olsa bile
    ve
    sadece bunun için belki de
    atlatman
    gereken iki gece
    iki
    gündüz
    iki
    akşam
    sonra
    tatil
    sonra
    başa saran vardiya
    başa
    saran kabus
    sarpa
    saran hayat
    karıncalar
    misali işçiler
    ağustos
    böceği misali iş verenler
    ve
    masaldaki gibi gitmeyen işler
    güçlü
    ağustos böcekleri
    aptal
    karıncalar
    çalış
    dur sabahtan akşama
    ne
    için olduğunu düşünme
    işe
    git ve eve gel sadece
    televizyon
    izle
    gazete
    oku
    çocuk
    yap
    bir
    maske çıkarıp bir maske tak
    aynen
    bukalemunlar gibi
    renk
    değiştiren yüzler
    renk
    değiştiren ruhlar
    ve
    renk körü olan insanlar
    renk
    körü bir bukalemun gibi hissederken ben
    savunmaya
    geçemezken
    nerde
    nasıl davranılır bilemezken
    ve
    önemsemezken bunu
    önemsemezken
    toplumu
    adab-ı
    muaşereti mesela
    ya
    da her boksa
    içimden
    geldiği gibi giderken ayaklarım
    mesai
    saatleri dışında
    orada
    haftanın
    altı günü
    acayip
    insanlarla
    bir
    arada olurken
    atıp
    tutanları izlerken
    tüm
    bu komediye gülmek isterken
    ya
    da yüzlerine vurmak isterken
    sahte
    unutkanlıklarını
    kendimi
    kafese tıkılmış gibi hissederim
    sadece
    kendimi değil
    herkesin
    kafese tıkıldığını
    ve
    bir anahtarın olmadığını
    ya
    da ölüm dışında
    bir
    çıkış kapısının
    ama
    onlar parmaklıkları görmez
    ve
    el izleri de yoktur onların
    ya
    da dünü hatırlayabilecek kadar
    samimi
    olmaz hafızaları
    yoktur
    ve
    yok olmak istesen de
    var
    olmak istesen de
    elinden
    bu
    sıkıcı aptal dizeler dışında
    hiç
    bir şey gelmediğini bilirsin
    ve
    olan biteni anlatmakta
    zaten
    hiç bir şeyi çözmez
    bir
    günü daha atlattım dersin sadece
    önünde
    binlercesi olsa bile..
    ve
    sonra eve gelip
    odanda
    tek
    başına
    kağıt
    uhu ve makasla
    nefes
    almaya başlarsın

    3.aralık.2008
  • içimdeki ölü makine / ve tüm ölmüşlerime

    içimdeki
    ölü makine / ve tüm ölmüşlerime
    şimdi sana
    her şeyin yolunda gittiğini
    ve mutlu olduğumu söylesem
    inanmazsın biliyorum
    ben de inanmıyorum zaten
    nasıl olduğumu da bilmiyorum
    ya da nasıl hissettiğimi
    galiba hiçbir şey hissetmiyorum son
    zamanlarda
    ve bundan bile emin olamıyorum
    peşinden koştuğum bir şeyler olduğu doğru
    ve yaptığım şeyler de var arada sırada
    işe gitmek ya da
    fanzin hazırlamak mesela
    beyhude uğraşlar kısaca
    fanzin neyi kurtarır?
    çalışmak neyi askıya alır?
    koca bir hiçliğe karşı
    var olma savaşı vermek istemiyorum moruk
    kendimi var etmeye de çalışmıyorum
    bekliyorum sadece
    ve beklerken de boş durmuyorum işte
    oyalanma süreci hepsi
    iş, yazı, kolâj, alkol, sigara, fanzin
    bekleme süresini uzatmak için
    süre gelen sıkıntıyı bertaraf etme yolları
    ama arayış yok
    senin de dediğin gibi
    çoktan kapattık biz o sayfayı
    8 yıl önce bu şehirde
    bir fincanın içine bakıp
    bana söylediğin gibi geçiyor her şey
    ve senden sonra ölenlerin sayısı çoğaldı
    ama senden önce ölmedi hiç kimse
    benim için ölmemişti
    ve ikimizin en iyi dostu
    yanıma gelip
    “o öldü” dediğinde
    arkasından çıkıp
    “bu amcık ağızlıya inanma girdo”
    demeni bekledim
    ve inanmadım da
    hâlâ inanmıyorum
    bana daima
    “hayatını yaşa” derken sen
    üstelik rotterdam’daki bir squat’ta
    önce kafayı bulup
    sonra damarlarını kanatmışsın…
    öyle dediler
    hep bir ağızdan
    tüm dünya bağırdı suratıma sanki
    istenmeyen bir ruhtan kurtulmuş gibi:
    “o öldü”
    aradan üç yıl geçti moruk
    toprağın altında üç yıl
    seni görmeyeli sekiz yıl oldu
    ve “yirmi iki” deyip
    delice bağırdığı günden
    dokuz yıl sonra
    özlem’in intiharı geldi
    haberini almışsındır
    ve belki de berabersinizdir o tarafta
    sonra mı?
    sonra nejat
    sonra ebru
    sonra ilker
    ben buradayım hâlâ
    bekliyorum
    birileri ölürken
    birileri ses etmeden yaşarken uzaklarda
    arayıp sormazken
    birileri telefonlarımı açmazken ve
    birilerine de ben telefon açmazken
    yaşanan her şeyin
    bir ispatı olamayacak kadar donuk
    teslim olmuş bir yüz ile
    ve asla hiçbir şeyi
    tam olarak karşılayamayan kelimelerimle
    hayatta kalmayı sürdürüyorum
    “neden?” diye sormazsın biliyorum
    “yaşamalısın” dediğinde
    aklından kendini öldürtmenin geçtiğini de
    biliyorum
    ve doğru olanı yaptığını da
    doğduğum andan itibaren
    her defasında başa saran
    ve artık
    baştan başlamak istemediğim
    bir evredeyim
    sen buna “tırlatmak” derdin
    teslim olmak değil
    kabullenmek değil
    yenilmek değil
    olsa olsa
    istesen kazanacağın bir maçta
    kazanmak istemediğin bir kupa için
    koşup boşa yorulmamak
    burada böylece bekliyorum işte
    zaman geçiyor hepsi bu
    gerçekten hepsi bu
    ve şimdi eğer
    bana soracaksan tekrar
    aradan geçen 3 yıldan sonra
    “neler yapıyorsun ve ne değişti?” diye
    dediğim gibi adlî tıp uzmanı
    mutlu ya da mutsuz değilim
    umursamıyorum
    aynen senin gibi
    ve senden çalarak biraz ritmini
    hayatta kalıyorum
    tüm yaptığım bu aslında
    hayatta kalmak
    yemek, uyku, nefes, su
    gerisi hortlaklar kasabasındaki bir gerçek
    kadar
    sıra dışı ve düzensiz akmakta
    ve dahası
    seninle
    sıradaki plâka için
    tek mi çift mi yaptığımız
    o can sıkıcı günleri
    her türlü düşe yeğlerim.
    ama düş yok artık
    düşüş de yok
    dedim ya
    hissetmiyorum
    mutsuz bile olamıyorum
    mutlu olamıyorum
    ölemiyorum
    sevemiyorum
    bir şeyin öldürdüğü bir şeyi taşıyorum
    içimde
    hareket etmiyor
    nefes almıyor
    heyecan duymuyor
    aynen kurulu bir saat gibi
    yapması gerekenleri yapmak dışında
    geri kalan tüm zamanlarda
    bu aptal ekranın karşısında
    saçmalıklar dolu dizeler karalayıp
    müzik dinliyor
    hep aynı şeyleri dinliyor
    hep aynı şeyleri izliyor
    hep aynı şeyleri yapıyor
    ve hep aynı şeyleri yaşıyor
    kapasitesi bu kadar
    daha fazlasını beklerseniz
    ya da buna zorlar
    iteler
    ve istemediği bir şeyi
    yapmak zorunda bırakırsanız
    stop eder.
    hıza ayak uyduramayıp
    kendini imha eden
    tüm eski dostlarım gibi

    1.aralık.2008
  • Zincirleme tecavüz tamlaması….

    zincirleme
    tecavüz tamlaması….
    bana diyor ki,
    “en çok sevdiğim şey ağzıma almak.“
    karşılıklı oturuyoruz. o’na, kusturana
    kadar ağzında gidip gelmek istediğimi söylüyorum. o’na, ağzında gidip gelirken
    bir yandan da tokatlayacağımı ve canının çok yanacağını söylüyorum. o’na, “beni
    çok azdırdın kaltak, eğil bakalım” diyorum. o bana, dudaklarının alev gibi
    yandığını, aletimin birazdan ısınacağını söylüyor. bana “abi, sana aşığım”
    diyor.
    boktan bir kanepenin üzerinde, yarı çıplak
    bir halde karşılıklı oturuyoruz ve kameralar bizi çekiyor.
    burası bir film stüdyosu değil. burası,
    üçüncü kalite porno filmlerin çekildiği ve kredi kartınızı sömüren internet
    sitelerinden yayınlandığı bir ev. ben pek fazla kazanmıyorum, ama yükselmeye
    çalışıyorum. yükselip amerika’dan, platinum x pictures’dan, elegant angel’dan,
    mayhem’den, ve diğer amerikan porno stüdyolarından teklif almaya çalışıyorum,
    en ünlü kadın pornostar’larla, sahne aralarında sigara içmek ve dünyanın
    gidişatı hakkında sıradan sohbetler yapmak istiyorum. az sonra ağzına vereceğim
    kadın da yükselmeye çabalıyor. adı amy kadının. tabii gerçek adı bu değil.
    benim sahne adım da timmy. bu ismi seçmiş olmamın özel bir anlamı yok. bu işi
    seçmiş olmamın da özel bir nedeni yok. günlerden bir gün, tiana ile tanıştım,
    bir barda, ve o gece seviştik, ertesi gün bana mesleğinden bahsetti, sonra
    birkaç adamla tanıştım ve kendimi kamera karşısında çırılçıplak buldum.
    kazanılan paraya değmezdi, hatta ek iş yaptığım dönemler bile oldu, ama dünya
    üzerindeki erkeklerin çok büyük bir yüzdesi, sekse para öderken, benim üste
    para almamın kıskanılacak bir tarafı vardı. gündüzleri bir bilgisayar
    şirketinin sevk edilen malları için direksiyon sallıyor, bazı gecelerde kamera
    karşısında sevişiyordum. sonra bir kademe atladım ve daha sık film çevirip,
    diğer işlerde part time çalışmaya başladım. ve şimdi burada, az önce karşılıklı
    sigara içip son cannes film festivali üzerine tartıştığım amy ile, odada bir
    kamera ve işin içinde dolarlar olmadığı sürece yanından bile geçemeyeceğim
    derecede güzel olan amy ile karşılıklı oturmuş, sevişme öncesi konuşmayı
    yapıyoruz. ortada bir replik yok. aklımıza o an geleni söylüyoruz işte. ağzına
    vericem. emicem. delicem. falan filan. sonrada, 22 dakika boyunca sikişicez.
    bize ayrılan süre bu, 22 dakika. yönetmen son beş dakikaya girildiğinde, bize
    haber vericek, bende amy’e “geliyorum yavrum” deyip ağzını hedef alıcam. filmin
    türü p.o.v. adı “sevgili abim”. ensest ilişkileri konu alıyor. kuzenini siken
    adamlar. oğluyla sevişen kadınlar. ablasının ağzına boşalan kardeşler.
    teyzesini arkadaşı ile birlikte ayartan genç delikanlılar. falan filan. amy
    benim kardeşim değil tabiyki. kız kardeşim bir pornocu olsaydı da, pek bir şey
    değişmezdi, sadece aynı sahnede rol almazdık, hepsi bu. sonuçta, bu oyunun,
    kamera karşısında sikişin, bir rol olduğunu, daha ötede bir sanat olduğunu
    düşünmezseniz, ilerleyemez ve part-time işlere mahkum olursunuz. sonra günün
    birinde, bir porno filminize denk gelen patronunuz sizi işten atar ve başka bir
    iş yerinde de aynı sorun devam eder. üstelik bazı zor sahneleri canlandırmak
    için, hafif uyuşturuculara bile yönelebilirsiniz. sonra daha sert uyuşturucular
    gelir. ve aletinize dikkat etmezseniz, kimsenin artık yüzüne bakmadığı yaşlı
    moruklardan farkınız kalmaz. film teklifi almazsınız. ve başka bir mesleğe
    yönelme şansınız kalmamıştır. sonuç, intihar ya da kaldırımlar. zor sahneler
    demişken. evet şu an zor bir sahne çekiyoruz. ben amy’iyi tokatlayacağım. amy’e
    en ağır küfürleri edeceğim. az önce müzik üzerine keyifli bir sohbet yaptığım
    amy’in, artık açık olan ve bize doğrulan kameralar nedeni ile,  gırtlağına kadar sokmuşken aletimi, burnunu
    da sıkıcamki, nefes almasın, bir dakika boyunca böyle durucam, sonra yüzü
    kızarıcak, elleri ile kalçamı itmeye çalışıcak, bir elimle ellerine engel
    olucam, ölmeye yaklaşmışken aletimi ağzından çıkarıp sıkı bir tokat atıcam. o,
    ağzından saçılan salyaları silerken, saçlarından çekip ayağa kaldırıcam ve
    dudaklarına yapışıcam. sonra anal’a geçicez. sonra tekrar oral. sonra onu
    masaya dayayıp yalamaya başlıcam. tüm bunları kameralar açılmadan önce
    düşünmüştüm. kadınlara yeterince sert davranırsam, ekranın gerisinden beni
    izleyen erkekler de o kadar çabuk zevke gelicek. ve sonra benim düzdüğüm diğer
    bir kadının oynadığı filme tıklayacak. sonra bir diğer film. websitemizde yer
    alan seks sahnelerimin izlenme oranları arttıkça, daha çok teklif alıcam. bu
    daha çok kadın, daha çok para ve amerika’ya geçmek için daha çok şans ve
    tecrübe anlamına gelicek. sonra hedeflediğim gibi, sadece bu işe ayrılmış özel
    bölgelerde, mafyanın yönettiği arenalarda, son model kameralarla kaplanmış
    setlerde, çok daha güzel kadınlarla birlikte olucam.
    bu sektörde, erkek oyuncu için, önemli olan
    yakışıklılık değildir, aletinin boyu da değildir, ne kadar iyi seviştiğin ve
    karşındaki kadını ne kadar çok evirip çevirdiğindir. çünkü seni izleyen adam,
    senin yerinde kendisinin olduğunu düşler. kadınlar için durum biraz farklıdır.
    kadın oyuncular, ne kadar genç ve güzelse, o kadar iyi para eder. bir de
    izleyiciye yalan iniltiler ve sahte orgazmları yutturmak gerekir. daha sonra,
    aslında kardeşini becermek aklının ucundan bile geçmeyen bir adam, sırf
    “sevgili abim”de amy ile beni izlerken otuzbir çektiği için, kardeşine başka
    gözle bakmaya başlar. sonra dünya üzerindeki tecavüz oranlarında yükselme başlar.
    sonra daha da yükselir bu oranlar. ve fuhuş için harcanan para da artar.
    paranız yoksa, yakınınızdaki dişilere tacizlere ve tecavüzlere yeltenirsiniz.
    araştırmalara göre, porno veya mastürbasyon
    bağımlılığın iki ana nedeni olabilir. bunlardan birincisi psikolojik
    bağımlılıktır. kişi mutsuzdur, dışlanmıştır yada kadınlara sosyal yaşantısında
    yaklaşamıyordur. ikinci faktör fizyolojiktir. seks sürecinde beynin salgıladığı
    hormonlara bağımlı olmaktır. benim içinse durumun, bir meslek haline gelmiş olması
    dışında kötü bir yanı yok. amy ile yirmi dakika boyunca seviştikten sonra, onun
    ağzının içine boşalıcam, sonra ona “hepsini yut kaltak” diyicem, sonra o
    boynuma atlayıp “canım abim, seni seviyorum” diyecek, sonra kamera kapanıcak.
    ve bende ona “bir şeyin var mı, iyi misin” diye sorucam. çünkü canını fena
    yakmış olmalıyım. ama yönetmen bizden bunu istedi. zevk aldığım bile
    söylenemez. hatta son zamanlarda işe oflayıp puflayarak gider oldum. amy ile
    bugüne kadar 27 sahne çektik. çoğunun sonunda da mekandan beraber ayrılıp bir
    barda kafaları bulduk. yaşadığımız bölgede pek fazla tanınmadığımız için
    insanların arasına karışmamız sorun olmuyor, hem zaten o kadar da popüler
    değiliz. insanların aylık bir ücret ödeyerek kayıt oldukları ve hergün onlarca
    filmi izledikleri bir websitesinin son dönemde parlayan iki çalışanıyız biz.
    duruma böyle bakmak gerekiyor. sosyal bir yaşantımızın olduğu söylenemez. ama
    dünya üzerindeki erkeklerin çok büyük bir çoğunluğu tarafından “amma şanslı
    ibneler” diye anıldığımızı biliyoruz. insanların aklına asla bu işin çok sıkıcı
    taraflarının da olabileceği gelmiyor. normal bir aşk yaşantınız olamıyor
    mesela. evlenseniz de, pek uzun sürmüyor. hem çoğumuz meslektaşlarımızla
    evlenip, yaptığımız işi yapmaya karı kocayken de devam ediyoruz. hem sık sık,
    bu işe zorla kapatılmış kızlar da çıkıyor karşımıza. beraber olmak
    istemiyorsunuz ama başınızdaki patronlar ve adamları sizi tehdit edebiliyor.
    uyuşturucudan çok daha kolay bir şekilde dolaşıma sokabiliyorlar pornoyu.
    zararları ile kimse ilgilenmiyor. çünkü herkes faydalanıyor. toplumsal anlamda
    kadın türü ne kadar bastırılırsa, erkekler bu işe o kadar çok para ödemek
    zorunda kalıyor. ataerkil yapı ne kadar koyuysa, fuhuşa ödenen para da o kadar
    artıyor. çünkü bu işi meslek haline getirmiş ya da getirmek zorunda bırakılmış
    kadınlar dışında kimseyle birlikte olamıyor, o tip erkekler. kendi kadınlarını
    eve hapsedip, dışarda orospu avına çıkıyorlar. gazetedeki tecavüz haberlerine
    hayıflanırken, ertesi gün iki çocuğu olan bir kadına elli milyon ödüyorlar.
    kadın halinden memnun görünüyor. yani amy halinden memnun görünüyor.
    “günaydın timmy” diyor bana, “sigaran var
    mı?”. sabahın dokuzundayız. erkenden uyanmış ve filmin çekileceği eve gelmişiz.
    amy yirmi yedi yaşında ve on yıldır bu işi yapıyor. ilk filmini onyedisinde
    çekip, onsekizinde olarak kayda geçirilmiş. o zamanlar liseli rollerine
    bürünürken, şimdi milf rolünde. yüzünde erkenden beliren kırışıklıkların
    ekranda görünmesini engellemek için fondöten miktarını bir hayli arttırıyor.
    dökülen saçları var. göğüsleri sarkıyor. yeteri kadar para biriktirdiği ya da
    ona bakıcak bir erkek bulduğu takdirde bu işi bırakıp bir çocuk yetiştirmek
    istiyor. tüm bunları az önce, dünyanın önde gelen erkek dergilerinden birine
    verdiği bir röportaj da söyledi. sonra aynı dergi için, elindeki dildoyu içine
    aldığı, birkaç poz verip yanıma geldi. sigara paketini ona uzattım. birer kahve
    içip, iki gün önceki cannes film festivali üzerine konuştuk. sonra yönetmen bey
    yanımıza gelip, bize olayı anlattı. sonra konuşmaya başladık. sonra sevişmeye.
    sonra boşaldım ve o benden çıkan her şeyi yuttu. sonrada bir bara gidip, birer
    bira içtik. sonra ben eve gelip, gözümün önünden gitmeyen çıplak figürleri
    karartmak için ağır bir uyuşturucu hap içtim. çünkü uyuyamıyorum. çünkü
    psikolojim fazlasıyla bozuk. periyoduk olarak haftada 5 sahne çekmem gerekiyor.
    aynen mesai saatleri gibi. internet sitemizin müdavimleri için hergün on film
    yayınlamamız gerekiyor. üyelik anlaşması böyle. benimle birlikte şirkette oniki
    erkek daha çalışıyor. sürüsüne berekette kadın var. onlar bir film için ayrılan
    payın yüzde yirmisini alırken, erkekler yüzde beşle yetinmek zorunda. birde
    kameraman, ışıkçı, makyöz gibi dangalaklar pay alıyor. başımızdaki, onlarca
    internet sitesinin sahibi olan örgütün pastadaki payı daha büyük. kadınlar bazı
    geceler, tanınmış işadamları ile, gizli saklı bir yerde, kamerasız odalara
    davet ediliyor. sonra gazetedeki şiddet ve tecavüz haberlerini okuyoruz. masum
    olduğumu söylemiyorum elbette, ama bu sektördeki en ağır suçlu olmadığımı
    biliyorum. aslında suçun porno’da, uyuşturucu da yada diğer yasadışı işlerde
    olmadığını düşünüyorum. suç, toplumsal yapılardan kaynaklanıyor. ataerkil
    düşünce sisteminden ve kadınlarında erkekler kadar sekse ihtiyaç duyabileceklerinin
    inkar edilmesinden kaynaklanıyor. sonra kadın nüfüsü içinden ayrılan yüzde
    birlik kısmın kimilerince kurban, kimilerince toplumdaki erkek azgınlığını
    dindiren kahraman sıfatıyla çalıştığı genelevler türüyor. kahraman? sonra
    yetmişlik bir adam, evine gelen ondört yaşındaki torununu yarıçıplak soyup
    oynaşırken gazetelere çıkıyor. bir turist önce tecavüz edilip sonra
    öldürülüyor. ya da önce öldürüp sonra tecavüz etmişlerdir. bunu yönetmenimiz de
    düşünüyor. sabah amy’e, “bir sonraki sahnende seni öldüreceğim” dedi,
    “ölüseviciler için bir senaryo yazdım”, “olur” dedi amy’de. ölü rolü yaptırtmak
    yerine, gerçekten öldürürlerse şaşırmam. zaman zaman olan bir şey bu. eğer daha
    yaşlanmadan yeterince yükselemedi isen, ya sokağa atarlar, ya da öldürürler.
    eğer yaşlanmadan bir porno yıldızı olmuş ve sonra emekliye ayrılmış isen, bir
    yuva bile kurabilirsin. ya da belladonna gibi yönetmen olursun. silvia gibi,
    başından bir evlilik geçer. ama her ne şekilde bitirirsen bitir, psikolojin
    bozulmuştur. cinsel fonksiyonların sekteye uğramıştır. ve dahası, eğer
    yeterince bir süre anal sahne çekmedi isen, götünün fiyatı giderek atar. bu
    pazarın müdavimleri, ne zaman ilk anal sahnesini çekecek diye tartışmalara
    girişir. ilk anal filmin satış rekoru kırar. avrupa asılı pornostarlar erken
    yaşta girerler arkadan verme işine. çoğu amerikalı ise, sahne yaşamları boyunca
    asla bir anal ilişkiye girmez, ya da çok çok iyi bir teklif gelirse yaparlar bu
    işi. ve dahası, çoğu erkek pornostar, gay sahnelere de girişmek zorunda
    kalabilir. ben bir kez oynamıştım. aktif olan bendim. ve daha sonra izin
    almıştım. amy benimle dalga geçiyordu. ama çekmek zorundaydım o sahneyi. talep
    vardı. paraya ihtiyacım vardı. ve herifi siktim. aynen böyle. macaristanın en
    köhne yerlerinde, en güzel kadınları ile beraber oluyorken, araya bir de erkek
    kıçı sıkıştı. macaristandayız. üçüncü kalite porno filmlerin el altından diğer
    üçüncü dünya ülkelerine pazarlandığı ülkelerden birinde. sırf kadınları
    harikulade bir güzelliğe sahip diye, diğer kökenlerden gelen ve kanlarında
    macarlıktan bir damla bile bulunmayan starların biyografilerine annelerini
    macar kendilerini melez olarak yazdırdığı ülkede. çoğu starın ırksal kökeni
    melez olarak geçer. mesela, eva angelina, dört ayrı ırktan gelmektedir ve son
    zamanlarda en çok kazananlar listesinde üst sıralara yerleşmiştir.
    düşünebiliyor musunuz, latin, uzak doğu, kafkas ve amerikan kanı taşıyan bir
    insan. her şey bir yalandan ibaret. amy altıma geçip, içinde gidip geldiğimi
    bile fark etmediği halde, inleyip duruyor. sonra ara verip biraz kokain
    çekiyoruz. sonra o bana abi demeye devam ederken, iş bitiyor. yarın melissa ile
    bir sahnem var. ve bu kez, bir mazoşisti kırbaçlıcam. ondan sonra vanessa ile
    deri giysilerin altından çiftleşicez. ondan sonra, okul da seks başlıyor. ondan
    sonra sekreterini sıkıştıran patron olucam rachel ile. ondan sonra betty ile
    karı koca. daha sonra tom ile beraber tekrar amy’yi ortamıza alıcaz. sonra
    paramızı alıp kafaları çekicez. gerçekten bu işler nasıl yürüyor merak ediyor
    musunuz? sasha grey’in kokain çeker gibi bir sehpadan sperm çekerken neredeyse
    ağlayacak duruma geldiğini görmediniz mi? gülüyordu ama. ve bir röportaj
    veriyordu. ben izledim. hayır giyinik vaziyetteydi. gülüyordu ve arada  filminden kısa bir skeç devreye girdi. sperm
    çekiyordu orada çırılçıplak bir şekilde. aletim kıbırdamadı ve içim bir hoş
    olmadı. sonra röportaj metnini bulup kısmen çevirdim. sonra birkaç başka
    röportaj metni buldum. daha sonra birkaç pornostar’ın biyografisine baktım.
    daha sonra bu işin göründüğü gibi olmadığı sonucuna vardım. daha sonra alıcısı
    olan her işten birilerinin de para yemek zorunda kaldığını düşündüm. daha sonra
    “yapana değil yaptıran bak” sözü aklıma geldi. daha sonra işyerimdeki tüm
    hosteslere orospu gözü ile bakan evli erkekleri düşündüm. daha sonra kadınların
    da erkeklerden aşağı kalmadığını gördüm. seksin ayıp sayıldığı her ülkede neden
    pornoya olan ilginin patladığı kafama takıldı sonra. cevabın ataerkil toplum
    yapısında olduğu sonucuna vardım. yasaklanan her şey el altından satılırken,
    devletlerinde bu yasak ticaretten gizli bir payı olduğunu düşünürsem, ileri
    gitmiş olmam dedim. halka, ya da kendi tabanına hoş görünmek için patır patır
    porno siteleri kapatırken, dinen haram sayılan at yarışı, sayısal loto, milli
    piyango gibi oyunlardan vergi almayı sürdüren müslüman bir hükümetim var, ama
    çelişkileri boş verip çenemi kapatsam ve girdap gibi yazmak yerine, macar erkek
    porno starı timmy olsam fena olmaz.

    timmy şimdi amy’nin gırtlağını yırtıyor,
    saçlarını çekiştiriyor, burnunu sıkıyor, bu esnada jack, amy’nin arka
    deliğinde, marty ise ön. sahnedeki dördüncü adam aletini sıvazlıyor, gireceği
    bir delik kalmadığı için… kameraman amy’ye saçını yüzünden çekmesini işaret
    ediyor, açı bozulmasın diye. bir diğer odada amy’nin en yakın dostu, çok yüksek
    bir meblağa, medya patronlarından birinin altına yatıyor ve perdeler örtülü,
    kapılar kitli o sırada. sonra medya patronunun parasını ödediği saat doluyor ve
    dışarı çıkıp sahibi olduğu gazetede neler yazmışlar bakıyor. “dört kişi on iki
    yaşındaki kıza zorla sahip oldu”. “şerefsizler” diyor içinden, arabasına
    atlayıp evine giderken, az önce ödediği paranın yüzde yirmisini alan kadın,
    evine gidip iki yaşındaki kızına, sütünü veriyor… 
  • 6.

    insanlar
    geliyorlar
    tanışmak
    için
    tebrik
    etmek için
    teşekkür
    etmek için
    insanlar
    geliyor
    fanzin
    istiyorlar
    yazı
    gönderiyorlar
    kitap
    gönderiyorlar
    soru
    soruyor ya da
    yardım
    istiyorlar
    ne
    yapacağımı bilemiyorum çoğu zaman
    ya
    da ne söyleyeceğimi
    “eyvallah”
    ile yetiniyorum
    “sağ
    olasın” diyorum
    “elimden
    geldiğince”
    “hayır
    okumadım ama okumak isterdim”
    “kargoyu
    ben öderim”
    “röportaj
    vermiyorum”
    ve
    bazen uzuyor muhabbet
    bazense
    selamdan öteye geçmiyor
    ne
    söylemem gerekiyor?
    onlar
    da bilmiyorlar ne söyleyeceklerini
    “seni
    tanımıyorum galiba” diyorum
    “şey”
    diyorlar
    “şey..
    ben.. yazıların için..”
    boktan
    yazılar
    yüzde
    doksanınızın yüzüme tükürmesine neden olan yazılar
    duygu
    sömürüsü yaptığımı düşündürten yazılar
    bir
    kapitalist olduğumu düşündürten yazılar
    kadınlar
    için yazdığımı düşündürten
    bir
    kopya olduğumu
    sahte
    ya da
    geri
    zekâlı
    “hayır
    değilim” bile demiyorum çoğu zaman
    ses
    çıkarmıyorum
    unutuyorum
    isimleri
    unutuyorum
    yüzleri
    unutuyorum
    adresleri
    unutuyorum
    sürekli
    not tutuyorum yapmam gerekenler için
    ekmek
    alınacak
    elektriği
    öde
    kargo
    gelicek
    kargo
    gidicek
    emin
    abi’yi ara
    tıraş
    ol
    uhu
    al
    sürekli
    notlar
    hatırlatma
    mesajları
    yoğun
    bir işadamıymışım gibi
    telaş
    etmeden ama hızlı bir şekilde
    yetişmesi
    gereken işler sürüsü
    nereye
    koştuğumu bilmiyorum
    önüm
    karanlık
    sağım
    karanlık
    solum
    karanlık
    düşünmüyorum
    bile
    çoğu
    zaman düşünmüyorum
    nerdeyim
    ve napıyorum
    ne
    için bunca çaba
    çaba
    mı gerçekten
    azimli
    değilim diyorum
    hiçbir
    şey yapmıyorum diyorum
    sadece
    kendimle ilgili tüm mesele diyorum
    herkes
    kendinden bahsediyor zaten diyorum
    sabahtan
    akşama dek kendini anlatıyor herkes diyorum
    dün
    başına gelenleri
    geçen
    hafta başına gelenleri
    yıllar
    önce başına gelenleri
    bir
    arkadaşının başına gelenleri
    anlatmakla
    bitmeyen yaşanmış abideler silsilesi
    herkes
    bir anısını anlatıyor bir diğerine
    herkes
    kendinden bahsediyor
    her
    iş yerinde
    her
    arkadaş sohbetinde
    her
    bar taburesinde
    sonra
    biri geliyor ve
    hep
    kendini yazıyorsun diyor
    hepimizin
    yaptığı şey bu diyorum ona
    ve
    ben hiç konuşmuyorum

    yerinde hiç konuşmuyorum
    serviste
    hiç konuşmuyorum
    evde
    pek konuşmuyorum
    dinlemek
    de istemiyorum
    ve
    tekrar kendime bakıyorum
    hangisi
    benim diyorum
    harikulade
    işler çıkardığı söylenen girdap kim diyorum
    bu
    sizin uydurmanız diyorum
    harikuladelik
    bir olay yok diyorum
    seninle
    aynı yerde çalışmak isterdim diyor biri bana
    ve
    o kadar da popüler olmadığımı söylüyorum ona orada
    hiçbir
    şeyimi bilmediklerini söylüyorum
    kimsenin
    hiçbir şeyi bilmediğini söylüyorum
    ve
    günler peşi sıra dizilerken geçmiş haneme
    insanlar
    gelmeye devam ederken
    hayran
    olduğunu söylerken
    görüşmek
    ve konuşmak isterken
    hâlâ
    işyerinde ki
    o
    aptal soğuk sessiz adama
    susmasını
    emrediyorum
    ben
    hiçbir şeyden anlamayan
    ve
    hiç konuşmayan
    ama
    hızlı çalışan
    bir
    yükleme elemanıyım
    ve
    işyerinde kestiğim gazetelerden
    evde
    kolaj yaparım bayım
    getirisi
    yok
    ama
    televizyonunda bir getirisi yok
    siz
    orada ekrana bakın
    ben
    köşede işime bakayım
    uçak
    inince
    hep
    beraber boşaltırız
    yükleriz
    sonra da
    ve
    daha sonra siz anılarınızı anlatırken
    ben
    kedilerle oynarım
    siz
    izlediğiniz dizileri anlatırken
    seviştiğiniz
    kadınları yerden yere vururken
    hükümeti
    tartışıp dururken
    konuştuklarınızı
    akabinde unuturken
    ben
    kedilerle oynarım

    27.kasım.2008