Kategori: Genel
-
lethe
senin aceleci olmamanı seviyorumher şey yeterince hızlı akarken“biraz sakin takılalım” diyorsun bana“tamam” diyorumkaldırıma oturuparabaları seyrediyoruzve yoldan geçen insanlarıve bir deniz var arkamızdasonsuzluğa doğru uzananama biz sonsuzluğa değilçocukluğa koşuyor gibiyizbiraz safça vekaygısız biraz dave senin temkinli halini seviyorum, diyorum sanadengede durmamı sağlıyor bugülümsüyor vekorktuğunu dile getiriyorsun“ama neden” demiyorumdemiyorum çünkükorkuyla kaplandığımızı biliyorumher bir hücremizinacıyla açılıp kapandığınıyeni bir aşkyeni bir acıya dönüşebilir mi diye soruyor sonrasusuyor ve denize dönüyor yüzünüzaman akşamüstünü biraz geçiyor vegüneş yüzmeye hazırlanıyorufuktabatmasına izin verme, diyor banaasla batmasına izin vermeişte o zamansana güvenebilirim“ama bu imkansız” demiyorum“deneyebilirim” diyorum sadecedenemeye değer, diyorumsana güvenmem için, diyorsözcüklere gerek yokbana bakkafamı çeviriyorumgöz göze geliyoruzölümcül sessizlik vedünya kayboluyor o andatüm geçmiş vebelirsiz geleceksiliniyorher ikimiz de birazfarkındayız olan biteninitiraf etmeye korkuyoruz sadeceve sonraistediğimiz bir şeyiyapmayı erteliyoruzöp beni lethetüm acılarımı al vebu nehirde akalımsonsuza dekyeniden doğmak gibi busıfır yaşında olmak gibiher şeyi hatırlayarakhiçbir şeye doğru akmakyeniden başlamakbelki biraz fantastik vedengeli mutluluk birazsonra titrediğini görüyorum onunve soğuk değil havaüşümediğini biliyorumhayır ben de üşümüyoruminsanlar yokhayvanlar sadeceve bi kaç ağaçmavi gökyüzübeyaz bulutlarkeder ve neşe arasındagidip gelmişiz yaşamımız boyuncasonra ona bakıyorumve o da bana bakıyorkaranlıkparlıyor gözleriöp beni diyorbırakma diyorkorkuyorum diyorgerçekten korkuyoröp beni diyornasıl yapılacağını unuttuğumu söylüyorum onaçok uzun zaman geçti üzerinden diyorumkorkuyorum diyorumgerçekten korkuyorummüzik açalım o zaman diyor banahatırlamamıza yardım etsin diyeve radyodajori ve robert’inbirlikte söylediklerive ilk kez dinlediğimmutlu bir şarkı çalıyorsonra bir andaacı üzerine kurulmuşbir şelaleden aşağıdüşüyoruz berabernehrin adı lethesuyu acıdan geliphiçliğe gidiyorbizi her şeye karşı yabancılaştırıpbirbirimize hapsederkenakıyorsakince4.temmuz.2009 -
on yıl önce – elli yıl sonra
on yıl
önce – elli yıl sonraşimdi. gecenin bir yarısı. karanlık bir
odada oturmuş, bekliyorum. ve tuşlara basıyorum sakince. aynen piyano çalar
gibi. ritim. akış. boşluk ve hiçlik ve anlam. evet anlam. üzerinde pek fazla düşünülmemiş
cümleler.ve ister
istemez. zihnim. on sene öncesine geri dönüyor.
o deli dolu zamanlar. serserilik yapmanın, daha kolay olduğu, ve hiçbir şeyin umursanmadığı, mucizevi geceler. bir tren yolunda,
bucada, tek başına içilen
ve tek başına geçirilen
saatler.değişen birşey yok aslında. sadece, biraz daha bitmişsin. ruhen ve bedenen. hepsi bu.hâlâ düşünmüyorsun geleceği. o zamanlar da düşünmüyordun.hiçbir şeye inanmıyorsun hâlâ. o zamanlar da inanmıyordun.ve hiçbir şey hissetmemeye zorluyorsun kendini, tıpkı on sene önce olduğu gibi. ve biten her şey, geri sarıp, tekrar ediyor. tekrar tekrar patlıyor flaşlar. ve resimlere bakıyorsun da, pek değişmemiş, manevi tablo.aradan geçen zaman değil sadece aslında. bir çok insan ve bir çok aşk ve bir çok kum torbası var. pardon, aşk için, bir çok kelimesini kullanamayız aslında. geriye kalan ne varsa, fazlasıyla fazla. ve ağır geliyor artık, içindeki odada biriken, toz parçaları.bir
sigara yakıyor
ve öksürüyorsun ve kalbin “dur” derken
sana, “sen dur” diyorsun ona. dur allahın belası. dur artık. durman gerekiyor. hiçbir şey hissetmemelisin. neden atıyorsun ki. neden heyecanlanıyorsun ki arada bir hâlâ. dur lütfen. lütfen dur artık. yoksa beni sevmiyor musun?on sene öncesini düşünüyorum. ister istemez yapıyorum bunu. ve aradan geçen, yaklaşık dörtbin gün sonunda, nereye vardığına bakıyorsun. bir direğe tırmanmak yerine, etrafında dönmeyi seçmişsin sanki. ve artık başın da dönmemeye başlamış, bu döngüden. kurulu bir düzenek gibi, git-gel konya altı saat gibi. gibi gibi gibi. herşey “gibi” zaten. aslen hiçbir şey gerçekten var değil. fotokopi anılar. birbirinin benzeri ve gittikçe de, yani tekrar ettikçe, olaylar, yıllar, hayat, tekrarların daha kötü bir kopyasını elde etmekten başka, işe yaramamış, yaşamış olman.“on
sene önce daha
iyiydi be” dedi bugün bir dostum. harbi lan dedim ona, hakketten ha, daha iyiydi. daha
iyi ve daha özverili.
umut etmiyorduk ama özeniyorduk. kendimiz için özen gösterdiğimiz bir hayatımız vardı. sonra noldu? sonra hiçe sayıldığımız için hiç olmaya alıştık ve kendimizin farkına varmamaya başladık. işte aynen böyle, yaşanan hikaye…“girdap
çok iyi
yazıyorsun”.
yok ya? valla mı?
napayım yani?
napmam gerekiyor söyler
misin? teşekkür mü etmeliyim bu yüzden sana? yani ederim, gerçekten teşekkür ederim ama, napmalıyım bilmiyorum. gerçekten bilmiyorum. sorun ne onu bile
bilmiyorum tanrısını satayım. ve iyi falan da yazmıyorum. deli hikayeleri, bunların hepsi..değer görmek mi? yani yazarlık serüveninde bir başarıya ulaşmak, bizi mutlu edicek mi? başarı? belki para? olabilir mi? neyi farklılaştırır ki, seni kaç kişinin okuduğu? yeni bir insan tanımak neyi değiştirir söyler misin? hayır seninle görüşemem, çünkü görüşmek istemiyorum. hayır dost olamayız. hayır bir sevgiliye ihtiyacım yok. hayır sevişemeyiz. hayır hayır hayır. sıkıldım artık hayırlarımdan, hayırlısı olsunlarımdan, ve daha bir çok. o kadar çok ki, yaza yaza bitiremedim yani. bitmez de
zaten.. allah’ın
inayeti sayesinde, hakkından geleceğim kendimin. yakındır
zafer şarkılarım. bir sigara, sonra bir sigara daha…“girdap
çok matrak
bir herifsin ha, güldürüyorsun beni sürekli”. doğru, matrağım. hiçbir şeyi, ciddiye alabilecek kadar önemseyemiyorum çünkü artık. her şeyle taşak geçiyorum. başta kendimle. çünkü yok başka, yapacak birşey, eroini denemek dışında. ki bi o kaldı zaten, denenmemiş kaçış tüneli kazısı olarak. zaman, sadece zaman.ruhunda,
onarılması mümkün olan, hiçbir şey kalmadığında, güzel bir gelecek ve mutluluktan ve kurtuluştan söz eden, hayır cemiyetine mensup insanlar, o kadar iğrenç geliyor ki insana.güzel bir dünya düşü? yok öyle birşey. kendinizi boşuna kandırmayın. kapitalizm kendi başını yiyecek sonunda. sonra da çok daha kötüsü gelicek. dünya bitiyor, az kaldı…ve daha
daha kötüsü ile de ilgilenmiyorum ben. çünkü ortalıkta, fazlasıyla aptal olan, bir taraf var. o aptal,
benim tarafım
da olabilir ayrıca.
yani kim daha salak bilmiyorum ama, ben olabilirim. çünkü önünde, diğerlerine göre, çok daha fazla para, ün ve kadın, kazanma şansı ve potansiyeline sahipken, “hasiktirin
lan ordan” deyip, burnunun dikine gidiyor ve bundan da hiç şikayet etmiyorsun.sonra bir
dangalak gelip, fazlasıyla depresif olduğumdan dem vuruyor. ben de gülüyorum buna, çünkü saçmalık bu, çünkü bilinen öğretilerinize göre, teşhis koyamayız bu halet-i ruhiyeye. ve ben bu durumun adına, tırlatmak diyorum. bu, depresyon ya da başka bir saçma dürtüten değil, tamamen gerçek olanı görüp, kabullenip, sonrasında tüm algı mekanizmalarının iflas etmesinden kaynaklanan, bir delilik
hali. sonra da işte,
herşeyle dalga
geçiyorsun,
insanlar arasındayken.
ve gülüyorsun, gülüyorlar. girdap çok komik bir adamdır. gülelim bare…gülmek iyidir aslında, olan biten herşeye, çünkü fazlasıyla komik bir dünyada yaşıyoruz. trajikomik. trajik.“ölünce yakılmamızı istiyorum.ve küllerimin küllerine karışmasınıbir
kutuya konulmamızı istiyorumve denize
atılmamızı“bu salak şeyi yazdığımda, on sene öncesindeydik zamanımızın. ve şimdi, buradan, dikiz aynama bakınca gördüğüm şey, geçmiş zaman tünelim, o kadar da komik ya da eğlenceli ya da süper gelmiyor bana, şu an gelmiyor, çoğu zaman gelmiyor, ve adamın biri kalkıp, “çok iyisin ya” diyor, “süpersin”. hani nerdeyse inanıcam ve kahkaha atıcam yani.sigara
sigara sigara. yani aynen “figaro figaro figaro” gibi.kalbimin
attığını duyabiliyorum ben. hızlanıp yavaşladığını içerde. kan dolaşımını da hissedebiliyorum. giderek yavaşladığını. ve tamamen manyamış bir doktor, bunları çeşitli tahlillerle söyleyince, “ya gerek yoktu bunlara,
sorsaydın
söylerdim
ben” demiştim,
kızdı bana. haklı olabilir. herkes haklı olabilir. herkesi haklayabilirim ayrıca. o yüzden durmadan üzerime akın eden sinekler ordusuna, bir şey diyeceğim, benimle uğraşmak yerine, oturup adam gibi kendi derdinizi
yazın. sıkıldım artık sizin bitmeyen sataşmalarınızdan. tepem atarsa, gerçekten amınıza koyabilirim, tek bir cümle ile. anlaştık mı? benimle uğraşamazsınız, bunun farkına varsanız iyi olur. farkına varsan iyi olur, bay lethe. ve bu ismi
haketmiyorsun da bence.lethe
nehrine bir gezi düzenlemek
istiyorum. başka
bir şansımız kalmadı sanırım.ya da
izlanda. o sonsuz beyaz boşlukta, yürümek
sonsuzluğa,
kaybolmak, donmak, gömülmek,
ve erimek sonra. yakılmaktan daha iyidir belki bu.soğuk, alabildiğine soğuk bir mağarada, karların altındaki bir mağarada, tek başına yaşayıp, duvarlarına, ilk insanlar gibi, resim yapmak
istiyorum. sonrada, mağaranın
kapısına düşen bir çığ sonucu içerde mahsur kalmak. doğal karadelik bu olmalı. ki düşününce, şu an, gelinen noktadan, varılacak sonuç da, bu durumun, allegorik bir anlamda, gerçekleşiyor olduğunun, kanıtı bence.on sene önce. elli yıl sonrabir kazı çalışması. ve keşfedilen hiçhoşça kalın sevgili sevgililer3 temmuz
2009 -
bir sanrıya duyulan, Özlem'in varlığı
bir sanrıya duyulan, Özlem’in varlığıahdelilik
bunerdesin
bilmiyorum şimdibu bir
deliliknerdesin
şimdibu
gerçekten bir delilikgerçekten
bilmiyorum nerde olduğunuve
biliyorum bu gerçekten bir deliliksarmal
dokuaynı
kelimeleri farklı sırada dizme yeteneğianlamın
içine etbenim
içime etheba
et geçmişikır ve
dökparçala
ve yakdeğişen
birşey olmayacakbiliyorsunsen
söyledin bana bunuve
öldüngeriye
bir şey kalmadıöldünyani
gerçektenve
geriye hiçbir şey kalmadıbelleğime
kaydedilen o anı kırıntıları dışındageriye
hiçbir şey kalmadıgörsel
şölenkimseye
anlatamadığınve
benim dışımdaşahidinin
olmadığıtüm o
yara izlerinisakladığın
içinhayranlık
duyuyorum sanaasil
bir ruhkendi
pisliği içinde yitip giden ruhsessizceyaşamak
için çırpınarakve
göstermeyerek yardıma ihtiyacı olduğunuve
dilenmeyerek kimseden hiçbir şeyve
hiçliği görüpaldırış
etmeyerekkendi
dışındahiçbir
şeye teslim olmayan ruhsen
öldün vegeriye
hiçbir şey kalmadıbenim
dışımdabiliyorum
bir düşyaşanan
her şeysilinip
giden anı kırıntılarısanrılarımı
kayda alıpcamdan
küreler içineve
onları duvarlara asıpbir
sergi açmak istiyorumsenin
yaşamınve
bitmek bilmeyenneşen
hakkındabana
yaşama gücü verenve
daima enerjik hissettirençığlıkların
hakkındasevinç
çığlığıacı
çığlığısarhoşlukve
zevk iniltilerive
kederin ağır bastığıbir
çok kötü gecedeamfetaminle
dengelenenhissizlik
korosusen
öldünkendi
kendinekendi
kendini öldürmene neden oldubilinçaltımdaki
karışıklıkve
ölümünden sonrahayatıma
girebilecekyeni
hiç bir gerçekliğinyeni
hiç bir arzununya da zarafetinbir
değeri kalmadıaslında
ben yokum buradave sen
hâlâdört
duvar arasındabir
hayalet olarakdolaşmaktasınhissediyorum
bunuhissedebiliyorumtakip
ettiğinibeklediğinive
hâlâ ve hâlâbeni
iteklediğinive
hâlâ ve hâlâdevam
ettiğiniyaşamayagörünmez
bir kadın olarakzihnimin
içindekikoridorlardaevet
doğrukim
ispatlayabilir kigördüğüm
görüntülerinbir
yalan olduğunuve kim
inkar edebilirhalüsinasyon
anılarınarzulanan
hayatınbir
yansıması olduğunukötücül
gerçeklikşüpheci
zihinve
hâlâyarattığım
evreninetrafındaki
cam duvarlardanbaktığınızdagördüğünüz
tek şeygörebildiğinizkaranlık
isearanızdan
birinin gelipışıklarımı
yakmayacesaret
edemediği içindir buçünküo
esnadabilinçdışı
bir deneyim ilesavunma
amaçlı kurduğumbir
çok bubi tuzağınatakılabilirve
gerçek yüzünüzünfotoğrafını
çektirebilirsiniz
banao
yüzden hala ve halaölülerle
konuşuyorum benher
yalnız kaldığımsıkıcı
zaman dilimlerindeölülerle
vekaydedilmiş
şarkılar ilemüzikalkolsihirve zarafet
doluyitirilmiş
düşler silsilesi27.Haziran.2009 -
illuminatize
ben ve senben ve hiçlikben her şeyimve biz hiçbir şeyiz“biz” hiçbir şeydirbiz de “ben” hiç oluncave sen her şeysinve ben, sen olmayan her şeyimve her şey seninsenin olamayan sadece benimsen de olmayan her şey benimve her şey elindeydi seninsana iplerini ben verdimoysa sen benim iplerimi tutmak istedinip atlıyordum ben – eğlenceliydive sen üzerimden atladın – eğlenmiş olabilirsinve eğildim ben düşmemen içinve sen üzerime basıp yükseldinsen ve bensen ve her şeysen her şeydin benim içinve hiçbir şeye sahip değildimdekore et zihnimikır dök parçala bölböl ama yönetme dedimsen bende olan her şeyi istedinözümdeki hiçbir şeyi sevmedinve ben ip atlamaya devam ettimyürüyen bir banttır yaşam – söyledim sanauzaklaşamazsın dedim – ne kadar koşsan daarkanı dönme banadünyayı sırtına almasakin olher şey olur, dedimve sırtımı döndüm sanasonrası hiçliksen ve sensen ve insanlarsen insanlardan hoşlanmam dedinsen insanları umursamıyorum dedininsanlığı umursuyorum dedininsanî duyguları dedininsanları değil dedinyalanlar yalanlar yalanlarsen ve sensen ve arkadaşlaraşağıladılarbir paranoyak olduğumu sandılarbunu sana da inandırdılaroysa onlara bunu inandıran da sendinsar başasar başa ve oyun dışı kalayımaslında ben fasülyeden varım hayatınızdasen ve sensen ve parasana hiçbir şey sorun olmayacak dedimbir gün çok uzaklara uçucazve geçmiş geride kalacak dedimgeride kalmamı isteyen sendinve ip atlıyordum bensen beni atlatmayı seçtinsen ve sensen ve kaygılarınsana beni bile umursama dedimen sonunda bi tek bunu becerebildinben ölürken kendim içinsen kendi üzerine yenilerini ekledinsen ve sensen ve dünyasana dünya ölür dedimsen kendini dünyaya hapsettinben harikulade bir hiçimharikuladeler diyarında yaşar zihnimve her şeyi başa almaktansahiçbir şey hissetmemeyi seçtimhiçliği hissettimher şey alev aldı kendi içimdeparıldadığını sanmaya devam ettingüneşgöz alıcı güneşyakıcı güneşgüzel güneşkendi kendine yanan güneşhayır hiçbir şey hissetmedinacı her şeydirhayır hiçbirşey’i hissetmedinhissetmek her şeydirhayır – ben hiçbirşey’imben ve benben ve kendimpsikosamatik görüş açışıpsikozlu yaşantıbir illüzyonda yaşandıbitti ve tekrar başladıbaşladı ve tekrar bittibir kez bitti ve tekrarları başladıfilm şeritleri başa sardıfilm şeritleri defalarca başa sarıldıkoptufilm koptuve zihin özgür kaldıalıcılarının ayarları ile oynamadıkarıncalanmış ekrana aldırmadıbitti ve tekrar başlatmadıhiçbir şey anlamaya çalışmadıhiçbir şey anlatmaya çalışmadısanrılara aldırmadıgerçeği kavradıbekliyorbeklemeyi seçti sonrave bekliyorsen ve senben ve beniki ayrı kutupdoğu ve batı gibikuzey ve güney gibiher ikisi de soğukher ikisi de aynıgüneş onlara ulaşmadıbiri güneşe aldırmadıbiri battı sonragüneş doğarkenbiri battıdiğeri doğarkengüneş ve ayay kendini bir şey sandıgüneşe muhtaçkenay kendini her şey sandıgüneş battı sonraay parladıparladı veyansıttığı ışığıkimden aldığına aldırmadıay parladı güneş ölürkenay değiştiufaldı ve daraldıbüyüdü ve çoğaldıtekrar tekrar aynı şeygeçici ölümsüzlük aşkıgerçek görünmezlik şarkısıben ve bentek kişilik bir oyuna başladıkendi kalesine gol atarak kazandıkendini yenerek kazandıtek bir kişilik bir oyun butek bir kişilik bir yaşantısen ve herkesbenim dışımda gelişen her şeydünya senin olabilirdünya seni yıldız sanabilirve sonra gelip banaanlatırsın ve bilirimsenden geldiğini o sesingecenin karanlığındakulağımda kibirleöfke haykıran iblisinve benim hakkımdasenin de hakkından gelenlerinne düşündüğünü bilmek ister misin?ama ben sana daha önce de söyledimarkamdan konuşulanlarınarkamda kalmasını yeğlerimo yüzden lütfenbana gelipbaşına gelenler hakkındane hissettiğin hakkındaarkadaşlarının ne hissettiği hakkındakonuşmabenim cennetimdesenin cehennemine ayrılacakbir köşe kalmadıve senin cennetindebenim cehennemimhiçbir zaman var olmadıo yüzden lütfeno harikulade kaldırım taşlarınıyerinde bırakmamaizin versen kafamayeni bir gök taşı daha düşürebilirsinproblem değil26.haziran.2009 -
Rz… EVa4Life UTION
@psikozlu bir zihinden yansıyanlar@
(2009’basılmayan zinelerimden birinden/komik geleceğini bile bile/ta ki hayal dünyası sanılanın gerçeğiyle yüzleşene değin)-Rz… EVa4Life UTION-
çok büyük acılar çekilecek
çok büyük kanlar dökülecek
ve en sonunda biz
bir şekilde
sizi alt edeceğizama bu esnada
gerçekten
milyonlarca yıldır hiç bir dünyada
hatta orta dünyada bile
eşi benzeri görülmemiş
bir savaş çıkacakçok büyük acılar çekilecek gerçekten
büyük acılargeleceği bilmiyorum
sadece hissedebiliyorum
ve hissettiğim her ne ise
bana çok büyük bir acı vermekteve emin olun bir gün
hiçbir dünya tarihinde
hatta hiçbir bilimkurgu filminde
ve ki hatta hiçbir fantastik alemd
ki hatta hiçbir paralel/simetrik/asimetrik evrende
eşi benzeri görülmemiş
büyük bir savaş çıkacak
şimdilerde zihinsel olarak süren bir savaşve o günden sonra
sizden arta kalanlar
keşke bu adamlara
en baştan kulak verseydik derken biz
kendi dünyamızı
kendi kendimize
konuşarak
anlayarak
anlaşarak
ve yaşayarak
en baştan oluşturacağızgeçmişte yaşamış
ve yaşam süresi bitince
başka bir boyuta taşınmış
tüm o eski sesleri topluyorum şimdi ben
büyük bir kolaj yapıyorum şimdi ben
önce kendi zihnim içinde yapıyorum bunu
sonra da size anlatıyorum
sonra da siz bana anlatıyorsunuzve herkes bunu yapıyor şimdilerde
herkes herkese bir şey anlatıyor
kulaktan kulağa yayılıyor parolave emin olun, dipten
çok güçlü bir patlama gelicek!19 haziran 2009
(psikozlu bir zihinden yansıyanlarzine) -
yeni
seni
sevdiğini söyleyen herkesi öldürseni
anladığını söyleyen herkesi öldüranneni
öldürtanrıyı
öldürkendini
öldürme bi tekçünkü
yaşam sensin9.haziran.2009 -
alis'siz bir diyar
annem
bir dua okuduve
kapattı kapıyı üzerimeve
ben de mahsur kaldımkendi
zihnimin içindetelefona
uzanma sakınkimse
aramaz seni bu saattebelleğini
kaybetme sakınher
şey onun içerisindekendini
kaybetme aslabulamayabilirsin
hiçbir yerdebekle
sadece karanlıktaışıkların
yanacak mı diyebekle
karanlıktabiri
ışıklarını yakar mı diyegücün
yok hareket etmeyeo
yüzden boşuna denemekimse
anlamayacak senikendi
‘kendi’ne direnmeaksın
her şey içindeyaşam
son bulsun gözlerindeve
sakın anlatma o gecegördüklerin
her ne isebırak
ölsün insanlık kendi içindebırak
övünsünler kendileriyleöz
benliğini kaybetmeegonu
tatmin etmebırak
yansın insanlıkkendi
yarattığı cehennemdebırak
ağlasınlardüştükleri
hallerekimseyi
görmekendini
gömmebırak
aksın hayatistedikleri
şekildezihnin
içinde bir dünya kur kendinealice’in
olmasa da diyarın harikulademutlusun
sen çocuk kendi içindebırak
insanlık ölsün kendi cehennemindehiçbir
şey duyma ve hiçbir şey görme9.haziran.2009
– 2.psikoz öncesi son hezeyanlar -
bit
bak
dedi onaben
yarı ölü sayılırım zaten dediölmeme
az kaldı dedifiniş
çizgisine çok yaklaştım dedihissedebiliyorum
dedibitiyorum
dedive
bu süreçte dedibirinin
eridiğimi görmesini istemem dedikimseyi
istemiyorum dedikimseyle
konuşmak istemiyorumkimseyi
hayatımda istemiyorumkimseye
içimi göstermek istemiyorumartıkbekle
dedi diğerisana
bir şey göstericemve
çantasındanonun
için aldığıgüzel
birkolyeyi
çıkardıuzattı
onabak
dedisevdin
migülümsedigülümsedi
veben
bunu hakketmiyorum dediama
dedihediyeler
geri çevrilmezteşekkür
ederimgerçekten
teşekkür ederimgözleri
dolmuştu adamıngözleri
dolmuştu vesonucunu
biliyordubiliyordu
bir günher
şeyin biteceğinibitirileceğiniardında
bırakacağı enkazaaldırış
etmedengideceğini
diğerininseni
seviyorum dedi diğerisevme
dedi o daama
neden dedi diğeriçünkü
acı çekmek istemiyorum dediama
çekiyorsun dedi diğeribundan
sana ne dedibundan
sana neben
ölüyorum tamam mıve
bu dahiç
kimseyi ilgilendirmezbeni
sevmiyorsunyarattığım
illüzyonu seviyorsunve
onun arkasındavar
olan gerçektamamen
çürümüşve
onarılacakhiçbir
tarafı kalmamışbir
temel üzerinehâlâ
ve inatlahayatta
kalanama
ölümüne yaklaşanbiri
varben
onarabilirim seni dedi diğeridoğru
dedi adamonarırsınkorkuyorum
amagerçekten
korkuyorumbirinin
gelip benionarmasındanve
sonunu biliyorumşimdiden
görebiliyorumkimse
için hiç kimsesonsuza
dekkendini
feda etmemeliben
feda ederdim dedi diğeribenim
için mi dedi adamevetdeğmem
bunadeğersinördüğü
koca bir duvarıhâlâ
korumaya çalışarak inatlabu
kadarı yeterli dedi adamhiçbir
iyi şey içinumut
etmek istemiyorumsıkıldım
artıkbu
bahsi kapatbana
eski hikayelerimi hatırlatıyorsun konuşarakhiçbir
şey hissetmek istemiyorum benruhumu
öldürmeye çalışıyorumbedenim
ölmeden önceyoksa
bedenimdensağ
çıkacak ruhum4
haziran 2009 -
alev alan karlar
izlanda’ya
gitmek istiyorum dediizlanda
olması şart değil aslındasessiz
bir yerkarla
kaplı bir dağinsan
yokhayvanlar
sadecehayvanlar
ve bitkilerbaşka
hiçbir şey olmamalıhiçbişi!anlıyo
musun?karlı
kaplı bir dağdaki bir mağaratek
başıma yaşamak istiyorum dedianne
yoksevgili
yokdost
yokarkadaş
yokbir
dakika dedi sonrabenimle
gelmek ister misin?ne
olarak gelmemi istiyorsun ki dedi diğeribilmemhiç
olarak olabilirgelir
misin?nasıl
yaşıycaz orda dedi diğerinerde?
izlanda’da mı?nereye
gitmek istediğini bile bilmiyorum kiizlandamerkeze
uzak bir yerde ev tutarızsessizliği
dinleriznasıl
yaşıycaz peki?para?yazarlık?—ve
ardından sessizliksessizliksessizliksonraarkasını
döndü diğerinevesen
bilirsin dediben
gidiyorumnereye?
izlanda’ya mı?hayırcehennemin
dibineve
oraya hiç kimseyi götürmek istemiyorumyalnız
gidicem2.haziran.2009 -
missed
missedölüm hakkında düşünüyorum şimdi. o lanet
olası kara delik hakkında düşünüyorum. düşünebilirim öyle değil mi? sizce bir
mahsuru yoktur umarım bunun, yani hâlâ düşünebiliyor ve yazabiliyor ve
yayınlayabiliyor ve yaşayabiliyor olmamın… rahatsız olanlar gözlerini
kapatabilir, kulaklarını tıkayabilir, görmezden gelebilir ve derhal çıkıp
gidebilir. ne diyordum? ölüm. baştan alalım…ölüm hakkında düşünüyorum şimdi. o lanet
olası lanet hakkında. bir bakıyorsun, öncesinde hareket edebilen ve daha da
ötede hissedip tepki verebilen bir şey, eşyadan farksız hale gelmiş. ve orada
öylece bıraksan, çok fazla dayanmayacak bir eşya gibi, çürüyüp gidebilecek,
kokabilecek, kurtlanabilecek, yok olabilecek, vesaire vesaire vesaire.
gömüyoruz, yakıyoruz, çeşitli yok etme biçimleri uygulayıp, anıtlaştırıyoruz.
ve sonra, bazen ziyaret ediyoruz. bazen fotoğraf karelerine bakıyoruz. bazen
videolara. bazen de, zihnimizin içine hapsolan film şeritlerine.. zihnimizin
içindeki film şeritleri, giderek daha da silik bir hâl alıyor, bulanıklaşıyor,
ve sonra, zamanla daha az hatırlamaya başlıyoruz geçmişte olan biten
ebegümecini. daha çok anı depolanıyor belleğimizde, ve daha az yaşamaya
başlıyoruz bir şekilde. daha az hatırlayarak dünü. devam ediyor. ilerliyor,
ilerliyor, ilerliyor, ve bazen birden bire, son sürat giden bir arabanın aniden
bir duvara çarpıp durması gibi, içimizde geri sarıp bir noktaya kilitleniyor
zihnimiz. buna kimileri nostalji diyor. kişisel nostalji söz konusu olan.
kişisel bellekle ilgili olan kişisel nostalji. işte, ne bileyim, evde oturmuş
bir şeyler yaparken, bir anda, bir şey, herhangi bir şey, geçmişte olan bir
şeye geri itiyor zihni. ve sonrası boşluk. çünkü bir zamanlar var olan bir
şeyler artık yok. sonra? sonra geçiyor işte, bu acı ve durağanlık, yine devam
ediyorsun. ama asla unutmuyorsun ölen insanları. anneni unutmuyorsun. babanı
unutmuyorsun. ölen eski sevgilini. ölen eski dostlarını. belki kedini veya
köpeğini. hatta balığını. yani kısaca, hissedebilen bir şeyleri.. artık ölmüş
olmalarını.. meseleyi kişisel alacak olursam, 13 ya da 14 yaşımdayken ölen
eniştemi. meseleyi kişisel alacak olursam, beynimin hard diskinde, binlerce
yedeği alınmış, asla kaybolmayacak olan, bir sürü geçmiş zaman dilimini… hiç
bir şeyi unutmuyor ama geri de getiremiyorsun. henüz bunu başaramadık. ama her
an başarabilirler. şu, geri zekalı ve gereksiz işlerle çok fazla haşir neşir
olan manyaklar, teknolojiyi çok ileriye taşıyıp, bellekte geri dönüşüm
yolculuğuna çıkartabilirler sizi.. ve buna, kişisel bazda bir geçmişe yolculuk diyebilirler.
hatta bakarsınız, “geleceğe dönüş” film olmaktan da çıkar bir gün. olabilir.
her türlü acıya çare olabilir, siktiğiminin kapitalizmi. olmayı vaat ederler en
azından. bütün siktiğiminin liderleri bir şeyler vaat ederler. tanrı da dahil
buna. tanrınız. ne diyordum?ölüm hakkında düşünüyorum. ve pj harvey
bana, tatlı bir şekilde, acı dolu bir ses ile, “missed” diyor. zamanda yolculuk
fikri, bana kalırsa, hiç de iyi bir fikir değil. mümkün olsaydı, ben gitmezdim.
çünkü, yaşanan her şey, yaşandığı anda gerçektir, buk.un dediği gibi, ve her ne
kadar kendi içimizde geçmişe dönüp acı çekebiliyor da olsak zaman zaman, ölümü
alt etme çabası, dahiyane bir şey gibi gelmiyor bana. acıyı yok etmek, hayatı
anlamsızlaştırabilir. ki yeterince anlamsız gelebiliyor bazen her şey. ki kendi
içinde, yeterince anlamla doldurmuşuz her şeyi. ve şimdi, bu noktada, ölen tüm
şeylerle ilgili, bir şeyler zırvalıyorum. çünkü ölüm, birinin ölümü, gerçekten
pis bir şey. ama söz konusu ölüm, intiharla, ya da savaşla, ya da cinayet ile,
ya da başka bir dış etkenle vuku buluyorsa, ki buna kapitalizmin başımıza
açtığı binlerce hastalık da dahil, dışardan etkiyen bir şeyler sonucu vuku
buluyorsa, daha da pis bir hale dönüşebiliyor, hissedilen acı. acı ve acıyı
tedavi yöntemleri üzerine de zırvalayabilirim. çünkü ölüm acı demektir. çünkü
sevdiğiniz herhangi canlı bir şeyi kaybetmek, size gerçekten büyük bir acı
verebilir. çünkü hissetmek, ve hissedilen bazı şeyleri paylaşmak, böylesine
tehlikeli bir şey. çünkü ölüyoruz. çünkü ölmek zorundayız. çünkü başka türlü,
hayat çok sıkıcı olurdu. o yüzden cennet, dinlerin ürettiği, en geri zekalı
vaattir. ve insanlar kanar. kanarlar çünkü, insan denilen varlık, bu dünyanın
en açgözlü ve en bencil varlığı olma kapasitesine erişmiştir. o noktada, dönüp
geriye baktığımızda, ölen tüm insanlar için, hepimiz zaman zaman, bir dakikalık
saygı duruşuna geçtiğimizi hatırlayalım. salakça bir şey saygı duruşları.
anıtlar ve türbeler ve mezarlar, dünyanın en gereksiz yerleri. yakmak
gerekiyor. gerçekten yakmak. kül.. sonra o külleri, rüzgara veya denize ya da
uzay boşluğunda herhangi bir akışa bırakmak… bence en mantıklısı bu. o yüzden,
ölünce yakılmamızı istiyorum, ve küllerimin küllerine karışmasını, bizi bir
kutuya koymalarını istiyorum. ve denize atılmamızı. sadece sen ve ben. ben de
mi kimim? ben de senin kim olduğunu bilmiyorum tatlım… henüz karşılaşmadık. ve
hiçbir zaman karşılaşmayabiliriz. hiçbir zaman aşık olmayabilirim. hiçbir zaman
aşık olmasam iyi olur. çünkü, en başa dönecek olursak, ölüm var, ve herhangi
bir şeye dair özel bir şeyler hissetmek öylesine boktan bir şeydir ki, her
tatlı dokunuşu, acı ile hatırlanmanı gerekli kılabilir. ve bir birlikteliğin
sonu, terk edilme yerine ölüm ile geliyorsa, gerisini siz düşünün artık…
burada, bir sevgililikten ziyade, genel olarak, herhangi bir şeyle yaşanan
birlikteliği kast ediyorum. her şey olabilir bu.bu noktada geriye dönüp, bir sigara
yakalım. belleğimizde geriye.. eniştem öldüğünde, 13 veya 14 yaşındaydım ve
ölümün ne olduğu konusunda en ufak bir fikre sahip değildim. sabah. telefon
çaldı. kuzenim. açtım. ve bana, “baba mı kaybettik” dedi. “tuvalette. ölü
bulduk. sabah”. kaldım ben de öylece. çünkü alkolikti, çünkü gecenin bir yarısı
uyanır ve içerdi, çünkü o gece tuvalete girdiğinde, artık bünyesi iflas
etmişti. ve neden alkolik olduğunu, olabildiğini, ve kurtulmak istemediğini,
istese bile kurtulamadığını, çok iyi biliyorum. çünkü yaşam, öylesine boktan
bir hâl alabiliyor ki bazen, yani gerçeklik kavramı, ve anlaşılabilmek,
sevilebilmek, öylesine boktan bir hâl alabiliyor ki hayat, kendinizi yalnız,
yapayalnız hissedebiliyor ve intihar ediyorsunuz, ya da kendi zihninizi çeşitli
şekillerde askıya alıyorsunuz. bunu ben de yaptım ama iyi bir şey değil bu.
zihni askıya almak yani. yaşama savaşına bir son vermek yani. çünkü yaşam,
zaman zaman hiç olmadığı kadar güzel olabildiği gibi, zaman zaman da, var olan
ve olabilecek ne varsa içinde sıkıştırabilen bir mengeneye dönüştürebiliyor
zihninizi. o noktada, acıdan kaçmak anlamsız geliyor bana. çünkü, daha önce de
dediğim gibi, her zaman iyi olmak iyi bir şey değildir ama her zaman kötü olmak
kötü bir şeydir. bu noktada, sözü, ying yang ile bağdaştırıp, size bir örnek
vermek istiyorum. verebilirim öyle değil mi? buna hakkım var sanırım… sonuçta,
bu benim yazım, ve sevmiyorsanız, okumayın. nokta. devam edelim, örnek şu:27 yaşına gelmiş bir adam, bir kaç ay önce
bana, bir e-posta attı, ve “yazar olmak istiyorum bana yardım et” dedi.
şaşırdım elbette. bir şeyler daha zırvalamıştı. sonra da buluştuk. mecburen buluştuk.
çok ısrarcıydı. çok fazla. ve görüşmek zorunda kaldım:karşılıklı oturuyoruz. ve bana, kendini
güçsüz hissettiğinden bahsediyor. bu adam 27 yaşında. ve benle yaşıt. ve çok
fazla kitap okumuş. eğer bir haddi varsa bu meselenin, haddinden fazla okumuş
diyebiliriz. ve çok fazla film izlemiş ayrıca. ve yazar olmaya çalışıyor. yani
yazmaya. söz konusu mesele, bu işten para kazanmak falan değil. para kazanmaya
ihtiyacı yok, çünkü ailesinin yeterince parası var. ve ailesi bir gün
öldüğünde, ona kalıcak olanlarla, ömrünün sonuna dek idare edebilir. o derece
yani. anlatabiliyor muyum? devam edelim. herifin paraya ihtiyacı yok ve
hayatında bir eksilik hissediyor. kendinde bir eksiklik hissediyor ve yazar
olmaya çalışıyor. bir kitap yazmaya. etkileyici bir roman mesela. gerçekten
etkileyici, öyle ki, okuyan herkesin ona hayran olabileceği bir düzeyde. neler
bildiğini kanıtlamaya çalışıyor. ve bana e-posta atıyor, zamanın birinde, bu ve
buna benzer bir sürü saçmalıktan bahsettiği bir e-posta. okuyorum postayı. o
zamanlar postaları okuyabiliyorum. buna gücüm ve zamanım var. ya da öyle
demeyelim de, meseleyi hiç abartmadan ve gerçeği çarpıtmadan şöyle değiştirelim
o kısmı: o zamanlar birilerinden gelen e-postaları okuyabiliyorum, çünkü canım
okumak istiyor. evet, böyle dahası iyi oldu. devam edelim öyleyse. artık çalan
telefonu bile açasım gelmiyor kimi zaman, kimin aradığına bile bakasım
gelmiyor, ve bakabildiğim zaman, canım geri dönmek istiyorsa, arayıp, “aramışsın
bugün beni” diyorum. veya “bir hafta önce beni aramıştın”. her e-postaya, eğer
canım cevap vermek isterse, “geç cevap için özür dilerim ama ancak bakabildim”
diye başlıyorum. hayır, yoğun olduğumu ifade etmeye çalışmıyorum bu noktada,
çünkü yoğun değilim, sadece, ne bileyim mesela, yeni bir grup keşfetmişken, o
grubun albümünün inişi esnasında, ekranda geriye doğru akan rakamları izlemek
daha ilgi çekici geliyor bana. geriye doğru akıyor rakam. kilobyte azalıyor.
sonra ekranda finish yazısı beliriyor ve şarkıyı açıp dinliyorum. falan filan.
boşa zaman öldürmek böyle bir şey olsa gerek, ama seviyorum boşa zaman
öldürmeyi. ya da tutup, aptal programlar yazıyorum. aptal ve ufak bilgisayar
programları. kendi içinde bir süre sonra sonsuza bağlayan döngüler
oluşturuyorum o programlarda. şayet o programı, bir websitesine koyarsam, benim
gibi zaman öldürme meraklısı bir herifi, epey oyalayabilir. yaşını gir yazıyor
programda, giriyorsun yaşını, sonra kaç kitap okuduğunu giriyorsun, sonra kaç
film izlediğini yazıyorsun, ve karşına bir olasılık dilimi çıkartıyor mesela, “bence”
diyor yazdığım program “yüzde 44 yazar olabilirsin”. böyle bir şey olabilir mi?
bu soruyu, iki şekilde ele alabiliriz. bir: ben böyle eblek bir şeyle uğraşıyor
olabilir miyim? iki: bir şeyin gerçekleşme olasılığı, böyle eblek bir
matematiksel süzgeçle belirlenebilir mi? “neden olmasın” diyor karşımdaki
herif, “bence çok kitap okumuşsundur”.buraya nerden geldik bilmiyorum, boşlukta
akıyorum. o yüzden meseleyi baştan alıp, tekrar anlatmayı deneyeceğim. dinlemek
istemeyenler için, kısa bir özet geçiyorum; mesele, yazar olmaya çalışan ve tek
derdi bu olan bi herifin, boş işlerle uğraşıp birileri tarafından yazabildiği
sanılan benimle arasındaki yazarlık ve hayat üzerine bir diyalogla alakalı,
bunun yanı sıra size vaat edebileceğim, entrika dolu bir aşk hikayesi, bir
cinayet, ya da “politik akapunktur” adında yeni bir keşif yok. hiç bir şey vaat
etmiyorum ve hiçbir heyecanda duymuyorum şu an bu kelimeleri yazarken. ama
anlatmak zorunda hissediyorum kendimi, çünkü fazlasıyla sıkıldım şu yazma
işinde kendimi tekrar etmekten! kendi içimde bir değişiklik yaratmaya
çalışıyorum. o yüzden başımdan geçeni değil de, başımdan geçmesi muhtemel bir
şeyi kurguluyorum. belki, gelecekte başıma örülmesi muhtemel bazı kukuletaları,
önceden tasarlayıp, anlatırsam, ve “bunun olabileceğini biliyorum bak” deyip,
gelecekte bir takım olası şeyleri önceden tahmin edersem, ve bunu kanıtlarsam,
belki tanrı beni şaşırtacak, hiç aklıma gelmeyen, olunca heyecan duyabileceğim,
alternatif çoraplar örebilir başıma. senaryoları ezberledim çünkü artık. her şeyi
baştan bilir oldum. çünkü kabuk değiştiren yılanlar gibi, her yeni yıla farklı
bir bakış açısı ile giren insanların ve o insanların sürekli ters çevirdikleri
kum saatlerinin, hangi tarafından asılmaya çalışırsan çalış, hep aşağı doğru
akıyor zaman.. anlatabiliyor muyum? yokuluş. ölmekte olan her şey. bir önceki
vaazımda bundan bahsettim size. ölmekte olan her şey. hiçlik. o halde baştan
alalım.şimdi, moruk, adamın biri var, tamam mı?
bak bu kısım gerçek ama. sallapati yok. zamanın tekinde, bana bir e-posta atıp,
yardım isteyen bir adam var. herkes zaman zaman birilerinden yardım istiyor ve
ben yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyebilen insanlarla ilgilenmiyorum, çünkü
onlar nasılsa bir yolunu bulup, işin içinden çıkıyor ya da çıkartılıyorlar.
sokakta yaşayan köpeklerin, yardıma muhtaç insanlardan daha çok yardıma
ihtiyacı var bence. ve onları da, veya gerçekten bazı insanların, tek
anlaşabildikleri ve iyi veya kötü bakabildikleri bazı hayvanları, kedi ve
köpekleri, veya başka canlıları, ölüme terk eden bazı kurumları deşifre etmek
gerektiğine inanıyorum. bu noktada, daha da ileri gidip, sizi isim verebilirim:
“ışık kent hayvan barınağı”.birileri, eğer bir takım toplumsal
faktörlere etki edebilen işlerde çalışıyorlarsa, ve yaptıkları işten para
kazanıyorlarsa, yani hayatlarını iyi veya kötü sürdürüyorlarsa, aldıkları
maaştan çok daha fazlasını hak ediyor bile olsalar, o işi doğru düzgün yapmak
zorundalar. bu noktada, kimsenin yediği ekmeğin, pislik dolu bir fırında
pişmesi gerekmiyor. ve bu noktada, hiçbir hayvanın, insan ihmalkarlığından
dolayı ölmesi de gerekmiyor. yani siz güvenlik görevlisi olarak, son derece
modern bir iş hanında, modern olmayan koşullar altında çalışıyor olabilirsiniz,
bu sizin, oraya girip gezmeye çalışan insanlara bir takım işkenceler
uygulayarak, size uygulanan işkenceyi, elim sende oyununa veya çocukken
oynadığımız “elektrik geçti” sirkülasyonuna döndürmenizi gerektirmez. bir
havaalanında çalışıyorsanız, bagajların ağırlığına bir dolu küfür saydırabilirsiniz,
ve haklı da olabilirsiniz ve bunu anlaya-da-bilirim, çünkü o işi ben de yaptım,
ama intikamınızı, o bavulları tekmeleyerek alamazsınız. isyan ettiğiniz
hayatınızı dönüştürmenin şekli, işinizde bir kademe yükselmekten de geçmez.
isyan ettiğiniz hayatınızı dönüştürmenin şekli, kendinizi hayvanlardan üstün
görmekten de geçmez çünkü gerçekten hayvanlar, insanlardan daha üstündür. bir
defa daha hassaslar ve daha duyarlılar. insanlardan bin kat daha duyarlılar. o
halde duyarlı olan bir şeye, yani hissedebilen ve acıdan kıvrandığı her
halinden belli olan bir şeye, bu şeyin ne veya kimden olduğuna bakmaksızın,
yardım etmek gerekir. toplumsal dönüşüm projesi denilen geyikler, ya da abuk
subuk kalkınma projelerinin, bir sonuç vermemesinin nedenlerinden biri, kutuplaşma
psikolojisidir. ve o kutuplaşma anında, bir amipe dönüşüp kendi içinde de
bölünen ve bölünmeye alışkın olan insan doğası, en sonunda kendi içindeki
yalnızlığı tamamlama noktasında evrilmeye başlayıp, herhangi bir şeye
aitleşiyor. kendi içinde bütün olmayıp, kendi içinde bütün olmayan bir
topluluğa katılmak.. ve bir takım sorunlarda, öne sürülen bir takım çözüm
yolları ile ilgili, bir takım çalışmalar yürüten, bir takım lider insanların da
zaafı, kendi içlerindeki yalnızlığı, o şey vasıtası ile çözme çabası gibime
geliyor. o nedenle bir lideri olan bir sivil toplum örgütünün, bir lideri olan
herhangi bir tarikattan farkı yokmuş gibime geliyor. çünkü, bireyselliğini
yitiren ya da bir toplulukla bütünleşip kendi yalnızlık evresini es geçen, her
insan, en sonunda, farkında olmadan, bir takım heyecanlar duyup, aynı
amfetaminin yarattığı o sahte mutluluk hissini tatmaya başlıyor. ve hepimizin,
sahte veya gerçek, zaman zaman, bir takım mutluluklar hissetmeye ihtiyacımız var.
bu, orgazm sonrası tadılan, tamamen fiziksel yolla elle edilen bir mutlulukta
olabilir, ya da, bizim yazar olmaya çalışan arkadaşımızın, ilk kitabı
yayınlandığında tadacağı mutluluk gibi tamamen konunun dışında bir eylemden de
kaynaklanabilir. bu arada, söz konusu yazar arkadaşımıza tekrar geri
döneceğimizi belirtmek istiyorum. bu arada asıl meselemiz olan ölüme de tekrar
geri döneceğiz… yeri gelmişken, şunu da belirteyim, aslında bizim asıl
meselemiz, acının öfkeye dönüşmesi sonrasında patlayan isyanı kime
yönelttiğimizle ilgili, ölümle ilgili değil, öldürmekle ilgili, cinayet veya
intihar… zırvalamaya son verip, yazara geri dönüyorum;adam karşıma geçip, benim çok iyi yazdığımı
ve benim gibi yazmak istediğini söyledi. çok iyi yazdığım falan da yok aslında,
resmen sıçıp batırıyorum ve kimse okuyamıyor bu zihin karışıklığımdan doğan
karmaşık cümle yapımı…ona şöyle bir teklifte bulundum, geyiğine:
“bana mirasını ver, anneni ve babanı kandır, mirasını bana ver, ben de yazdığım
her şeyi sana göndereyim, altına imzanı koyup yayınla, ne dersin?” gülüyordum
bunu derken ve herif acı çekiyordu gerçekten. çünkü söz konusu sorun,
yazarlıktan değil, anlaşılmaktan geçiyordu. kendini anlatmaktan. bir hatun
vardı işin içinde, aşık olduğu bir hatun, onsuz yaşayamayacağını dile
getiriyordu. yaşayamayabilirdi de. ben tüm eski aşklarımın zihnimde kalan
imgelerinin kalplerini bantlayıp belleğimdeki bir gizli dolaba sakladım.
anahtarı da denize atmak istiyorum. henüz atmadım. zihnimin odalarına açılan
kapıların anahtarları. ne diyordum? adam sonra işi açığa çıkardı, “bir roman
yazacağım ve beni anlayacak” dedi. “sonra” dedim. “hepsi bu” dedi. “sonra,
isterse, hala nefret etmeye devam etsin”. bu, bana kötü geldi, her ne kadar
eleman, kendi mantık evresini ve iradesini, hatunun istem dışı çalışan
kaslarının arasına kaptırmış olsa da, yani tamamen aptalca bir nedenden ötürü
bir roman yazmak istiyor olsa da, bu bana kötü geldi. ve ona sadece, şunu
söyledim. “ben pek kitap okumadım, pek film izlemedim, ve senin bildiğin milyonlarca
teknik ve teorik bilgiden bi haberim moruk. ve gerçekten, senin gibi bir
insanın, bence yazabileceği milyarlarca şey olmalı, ama zihninin kafeslerine
takılıp kaldığın sürece, yazamayacaksın”. “çünkü” dedim ona, “gerçekten,
kişisel olan her şey politiktir, ve politik olmayan tek şey aşk olabilir”.“o halde?”“o halde, özel olmayı özelinde tut. ve
kendin için yazmayı dene”. anlamadı ama. ağlamaya başladı. abuk subuk bir
şeydi. gerçekten abuk subuk bir şey. gerçekten. napacağımı bilemedim. çünkü bi
çok durumda napacağını bilemeyen biriyim. aradan aylar geçti. bu arada, bir
şeyler kurgulamaktan vazgeçtim, aynen döküyorum olan biteni. aradan aylar geçti
ve herif değişti. bir e-posta daha. artık yazamıyordum. eskiden çok daha iyi
yazarken, artık yazamıyordum. artık, kendimi tekrar ediyordum. ve sıkılmıştı.
okumuyordu beni. ama yazmaya başlamıştı. nihayet, yazabiliyordu. gönderdi.
baktım. okudum. hiçbişi anlamadım. “özür dilerim ama benim kapasitem elvermiyor
bunları anlamaya” dedim. ve bunu söylerken, gerçekten samimiydim. anlamıyordum.
ama o da anlatamıyor olabilirdi. buna, entelektüel düzeyde doğru biçimde
gelişme göstermiş biri, daha doğru karar verebilirdi. her neyse sonra, şuna
karar verdim. kendini ne kadar çok önemser, şişirir, pohpohlar, bir bok zanneder,
övünür, varolduğunu zanneder, varolma savaşını kazandığını zanneder ve ölümü
düşünmezsen, es geçersen ölümü; o kadar az şey hissedebilir ve böylece o kadar
az acı çekebilirsin. bunun tam tersi olarak da, kendini hiçe sayıp, bir başkası
için yaşamaya çalışırsan, ve kendini hiç olarak var edip, bir başkasının
bütününde erimeye kafayı takarsan, acının şekli ve boyutu giderek artar. ve
kendin olmaktan vazgeçer, iradeni sıfırlarsın.size bu uzun örneği anlatmaya başlamadan
önce, ying yang ile ilgili bir örnek vereceğimi söylemiştim. verdim. tamamen
siyah veya tamamen beyaz olmak, doğru bir açı sağlamaz. siyah ve beyazı
birbirine karıştırıp, gri adında bir şey elde etmek ise, midemin bulanmasına
neden olur. çünkü, gri iğrençtir. o yüzden var ying yang. ve bana oldukça
anlamlı gelmekte. ki yinede, yani en ufacık olasılığı bile göz ardı etmeden,
-ama olasılıklara takılıp kalmadan- ve böylece hiç bir şeyden emin olmadan,
yaşamak, güzel. ki yine de bazen, tamamen siyahlara bürünüp, tamamen acı içinde
kıvranabiliyoruz. bu da güzel bence. ki yine de, bazen bembeyaz olup,
mutluluktan gebere-de-biliyoruz. bu da güzel. ki o yüzden, yaşamın rengi beyaz,
ölümün rengi siyahtır. ve bu noktada, hissedebilen veya hiçbir hissi olmadığı
halde, yani cansız olduğu halde, size bir şeyler hissettirebilen bir şeyi, bir
şekilde kaybetmek, ölüm veya başka bir şey, kaybetmek, acı demektir. ve acı,
öfkeye dönüşebilen bir şeydir. ve acınızın öfkeye dönüştüğü noktada, jiletinizi
kendinize tutuyorsanız, bu gerçekten, sizin, çok hassas bir insan olduğunuz
anlamına gelebilir. kendinizi, yaşanan her şeyden, suçlu bile olmasanız, suçlu
hissediyorsanız, bu sizin, çok hassas bir ruha sahip olduğunuz anlamına gelir.
o yüzden, “huzursuz olduğum için suçlu hissettiğimi söyle” der 2pac. ve o
yüzden, tepemizde gezinip vır vır konuşan ve hayatımızın içine eden insanlar,
bize “sakin olun” derler. “sakin olun, kemerleri biraz daha sıkalım, her şey
düzelecek”. ne zaman düzelecek amına koyayım?amına koyayım? evet, seksist bir küfür bu,
ve hiç sevmiyorum, ama başka türlü bir kelime icat edene kadar, bunu kullanmak
zorundayım. sikeyim, yerine, sokayım diyorum artık. bu, daha az seksist
çağrışımı olan bir kelime. ve anasını satayım yerine tanrısını satayım diyorum.
bu da daha iyi. ama amına koyayım demek zorundayım, çünkü gerçekten, acı
çekmemize neden olanların amına koymak zorunda hissediyorum kendimi. çünkü
artık, öfkeye dönüşen acıdan, içimde, kendime hasar verebileceğim bir parçam
kalmadı benim. ve yazar bozuntusuna bunu söylemiştim o gün. “acın, öfkeye dönüşücek”
dedim ona. “özgüvenin yeniden yerine geldiğinde” dedim “o hatundan nefret
etmeye başlayabilirsin. o gün öfkeni mantıklı bir şekilde kullanmalısın bence,
çünkü o hatunun nefret edilecek bir şey yaptığını da düşünmüyorum, seni ret
etmekle”. aradan aylar geçti ve kusa kusa bana kustu öfkesini. ağzıma sıçtı
resmen: “artık kendini tekrar ediyorsun girdap”.sokmuşum girdapın kendini tekrar eden
sarmal dokusundaki kıvılcıma yol açan çapraz bağına…ölüme dönelim tekrar. ve acıya. ve öfkeye.
ve isyana.size şu kadarını diyeceğim: ian curtis için
acı çekiyorum. cobain için acı çekiyorum. tupac amaru shakur için acı
çekiyorum. layne staley için acı çekiyorum. alex için ve adını hatırlayamadığım
veya bilmediğim veya sayamayacağım, intihar eden veya öldürülen veya ölmeye
terk edilen tüm hassas ruhlar için acı çekiyorum. gerçekten.ve intihar eden ya da ölüme terk edilen tüm
dostlarım için debir arkadaşımın köpeği öldü. öldürüldü de
diyebiliriz açıkça. çünkü bu noktada, konu biraz özele inip, hassas bir hal
alıyor. ve yukarıda bir yerlerde dediğim gibi, sizler, bizler, tüm insanlar,
her ne kadar kötü şartlarda düşük bir maaşa ve haddinden çok sürece çalışmak
zorunda bırakılsak da; yaptığımız iş, eğer,
hayati tehlikelere yol açabilecek veya birilerinin acı çekmesine neden
olabilecek bir içeriğe sahipse, doktorsak mesela, veya hastabakıcı, veya
hemşire, veya dadı veya öğretmen veya bir uçak ambarında hamal, veya bir hayvan
bakım evinde güvenlik görevlisi, veya veteriner veya başbakan, veya komutan,
veya köşe yazarı, veya mütahit her ne olursak olalım, kapitalizm ağzımıza
istediği kadar sıçsın, o işi doğru düzgün yapmak zorundayız. sağlam malzeme ile
bina yapmak gibi. arabanın vidalarını iyi sıkmak gibi. tam yapamıyorsak, hiç
yapmayalım. anlatabiliyor muyum? direk isyan edip çaışmayalım ve ekonomi direk
toplu grev ile yerle bir olsun… ki en doğrusu bu! yoksa, gerçekten ama
gerçekten, birileri öfkesini, doğru ya da yanlış bir bakış açısı ile
sentezleyip, intihar yerine cinayetlerle sonuçlandırmaya başlayabilir. bu
yüzden ölür insanlar zamanından önce. acı, öfkeye dönüşür çünkü. daima dönüşür.
kaçınılmaz bir süreçtir bu. intihar eder ya da bir cinayet işlersin.
cinnet? geçelim…7 sayfa oldu ve sigara üzerine sigara.
içimdeki cenin ölmek bilmiyor. doğmuyor da. sanırım bir bebek taşıyorum
karnımda. birileri beni hamile bıraktı. ruhuma tecavüz ettiler. bir sürü insan,
peşpeşe. ve acı. ve öfke. peş peşe, tekrar tekrar dönüşen evreler. bi kendine
bi onlara. bıçak üstüne bıçak. çizik üzerine çizik. 7 sayfa doldu ve meselenin
özüne geldik…ölüm, bu dünyada var olması en gerekli,
gerçeklik. çünkü diğer türlü, düşünsenize, ne kadar aptalca olurdu. ölümsüz
olup, yapmak istediğim her şeyi erteler, ve kordonda çimlerin üzerine sırtüstü
yatarak, beklerdim sonsuza dek. bi güneş, bi ay. beklerdim. hiçbir şey
yapmadan. sanırım cennete gitseydim, bunu yapardım. sokmuşum tanrının vaat
ettiği hurilere. ölüm anlamlı. sorun olan, öldürülmek. intihar ya da cinayet,
ya da ölüme terk edilmek, aralarında hiçbir fark göremiyorum. bu noktada, o yok
olan şeyi yok eden veya yok olmasına neden olan şeylere karşı öfke
duyuyorsunuz. ve size yardımcı olabilecek hiç kimse yok. çünkü yargı
sistemindeki görevli insanlar işini yapmıyor. çünkü yardım kuruluşları
söylediklerini yapmıyor. çünkü bir şeyleri korumak adına kurulan dernekler
söylediklerini yapmıyor. yalnızsınız. yapayalnız. dünyaya karşı ben. “me
against the world”. ve sonra hakkınızı aradığınız için suçlanıyor ya da aptal
yerine konuyorsunuz. şu bizim kafasına çuval geçirilen askerler geldi aklıma.
adamlar ölmedi diye yargılandı. ne salak bir dünyada yaşıyoruz.“muhakkak insan ziyandadır, velhasıl huzur
isyandadır!” mütrüp fanzin.acının öfkeye dönüştüğü noktada, intihar
yerine isyan etmek. ve gerçekten ama gerçekten, ölmesi gerekenleri
öldürebilmek. temizlik. faşizm? yo hayır, şaka yapıyorum. kimseyi öldürmüyoruz.
ama ölmüyoruz da. yaşıyor da sayılmayız bu arada. zaman geçiyor, ve sen,
gerçekten, geçen zamana aldırış etmeksizin, hayatta kalmaya devam ediyorsun.
yaşıyor da sayılmazsın bu evrede. ama ölmüyorsun da. bitkisin belki. bitki
doğru tanım. ama dikenlerin var. ve o dikenleri, eğer istersen, istediğin zaman
batırabilirsin. zaman zaman yapraklarını dökebilir, zaman zaman tekrardan
yeşerebilirsin. ve dikenlerin var. genellikle kıçına batan dikenlerin. ama
bazen de, fazlasıyla acımasız olup, ışıkkent hayvan barınağını, havaya
uçurabilmeyi, aklından geçirebilirsin, hayvanları dışarı çıkarıp. işe yaramaz
ama. çünkü, dünya da, havaya uçurulması gereken o kadar çok yapı ve o yapılar içinde
o kadar çok insan var ki, hepsine öldürmeye zamanın yetmez. enselenirsin. ya da
unabomber gibi sıkılıp “ben buradayım” dersin… anlatmayı denesen, konuşmayı ya
da yazmayı ya da müzik yapmayı ya da film çekmeyi ya da herhangi bir -sanatsal
olarak lanse edilen- ifade şeklini seçsen ve anlatmayı denesen, anlamalarını ve
dönüşmelerini, ve daha yaşanabilir bir dünyaya dönüştürmeyi, yaşamı
dönüştürmeyi. gene işe yaramaz, çünkü bu kez de ya sansürlenir ya da
öldürülürsün. çözüm yok. ve ölüm her daim kapıda. ve aslında yaşamıyoruz da.
bizler makineyiz. insan olma evresini geçtik. insanlar evrim geçirdi ve makine
oldu. programlanıyoruz. okula gidiyoruz. işe gidiyoruz. evleniyoruz. çocuk
yapıyoruz. falan filan. tao yok. wu wei yok. makine var. işe git-eve gel. acı çek
ama öfkelenme. sakin ol. her şey olacağına varır yavrum. hiçbir şey değişmez.
sisteme adapte olup yaşamın tadını, sana ayrılan sürede, tadabileceğin kadar
tatmaya çalış. söylenen bu bize. o halde siz, bunu yapmaya devam edin. ben
yapmıyorum. ben müzik dinliyorum. hepsi bu. arada bir zırvalıyorum bir de. ve
öleceğim. ve herkes ölücek. ama ölmeden önce, acıyla karışık öfke sotemi, sos
haline getirip, birilerinin başından aşağı dökmekten başka bir şey istemiyorum.
sonra da “özür dilerim, kazayla oldu” diyeceğim. hani üzerinize yanlışlıkla
elindeki tepsiyi deviren bir garson gibi. ya da üzerime bilerek devirdikleri
bir sürü saçmalıktan sonra özür dileyip farkında olmadıklarını söyleyen ve hala
farkına varmamış olan… lala lala la.. burada kesiyorum…hiç bir şey değişmez… değişmeyecek. ve
yunanistan’da, alex’in katledilişi sonucu patlak veren isyanlar gibi isyanların
tekrarları arasındaki periyot kısalıp, tehlikeli bir virüs gibi her yere
yayılana kadar da, öfkemiz dinmeyecek.ölen her şey için, öldürülen her şey için,
ölüme terk edilen her şey için, tüm yalnız insanlar için, ve tüm hayvanlar
için, ayrım gözetmeksizin tüm o harikulade varlıklar için, tüm hayvanlar –
insan hariç!bir kez daha.. burada. öfkemizi kendimize
yöneltmememiz gerektiğini vurgulamak istiyorum. intihar etmeyin. acıdan da
gebermeyin. bekleyin ve öfkeniz açığa çıktığında, sakinleşmeden, yapmanız
gerekeni yapın. benim çelebi holding adlı hırsızlardan bir alacağım var. sizin
de bir çok hırsızdan bir çok alacağınız vardır. o halde, ya alın, ya da
bağırın. avazınız çıktığı kadar bağırın. çığlık. acı bir çığlık. çok acı. pj
harvey, çok acı bağırıyor. hala bağırıyor. missed. hala bağırıyor. sakince
bağırıyor. ama acı dolu bir bağırış. kişisel olan her şey politiktir. ve punk;
insanın, kendine yakışanı giymesi değil, isyan etmesidir. ve saçlarımızı sıfıra
kazıyıp, ayağımıza geçireceğimiz postallarımızı kafanızda patlatınca, o zaman
anlayacaksınız kimin daha çok acı çektiğini. ölüm, yaşamın tek gerçek
anlamıdır. yani, harikulade hiçlik. harikulade bir kara deliktir ölüm. cennet
yok. cehennem yok. tanrı yok. başka bir hayat yok. başka bir dünya yok. bize
vaat ettikleri hiç bir şeyi de gerçekleştirmeyecekler. ve hiçbir şey değişmeyecek. o yüzden devrim
yok. sadece isyan var. bireysel veya toplumsal. hiç fark etmez. isyan,
isyandır… çünkü, tekrar ediyorum, kişisel olan her şey politiktir.* başlık, pj harvey’in bir şarkısının
adıdır.1 haziran 2009 – 06:00